Kurumsal “Hayatta Kalma” Rehberi – Bölüm 4: Kısır ve Bereketli Döngüler

Hedef Koymak, Kısır ve Bereketli Döngüler, Motivasyon

Bir Paradoks…

İnsan davranışı üzerine bu kadar kafa yorduktan sonra hala cevap veremediğim, ve kafamı en çok kaşıtan soru şu: Mutlu olmak için gelişmek şart mıdır? Bunu neden bir paradoks olarak gördüğümü ve neden bu kadar önemli bir ölüm-kalım sorusu olduğunu düşündüğümü açıklayayım…

İnsanlığın konuşmayı öğrendiği, soyut düşünceyi keşfettiği ilk andan beri en kuvvetli dürtüsü içinde bulunduğu koşulları geliştirmek olmuştur.

İnsanın diğer hayvanlardan en büyük farkı nedir? Hayvanlar bulundukları ortama uyum sağlamaya çalışır, uyamadıklarında da ya yer değiştirir, ya da ölürler. İnsanlar ise hayatta kalma dürtüsünün (ki insan içindeki en kuvvetli dürtüdür) bir uzantısı olarak bulundukları ortamı değiştirerek kendilerine daha uygun, daha rahat, daha güvenli ve daha faydalı hale getirmek için uğraşırlar.

İnsanlar, çevrelerini ve kendilerini değiştirebileceklerine ve geliştirebileceklerine inanırlar. Gelişmek, hayatta kalmanın bir yöntemi olarak algılanır. Bu gelişme ihtiyacı, en kuvvetli dürtü olan hayatta kalma ihtiyacıyla kemikleşmiş ve doğrudan bir bağlantı içindedir. İşte bu yüzden insanın gündelik hayattaki en kuvvetli motivasyon kaynaklarından bir tanesidir gelişme ihtiyacı.

Öte yandan, gelişmek ve değişmek, ilk olarak mevcut koşullardan (en azından bir ölçüde) tatminsizliği ve mutsuzluğu gerektirir. Bunu kesin bir şart koşar. Mevcut halinden ve durumundan son derece memnun olan kişi, değişim için gerekli motivasyonu bulamaz.

Özetle, şu ikisinden ya biri ya öteki olur.

  • Ya insan mevcut koşullarından yüksek derecede memnundur, tam bir tatminiyet hali içindedir. Bu durumda gelişim motivasyonu yoktur. Varsa da çok zayıftır, kalıcı değildir.
  • Ya da, sürekli gelişimi hayatının merkezi felsefesi haline getirebilmişse de, bunu yapacak enerjiyi ancak mevcut durumunu değiştirmek istemesinden bulabilir. Yani sürekli gelişim, bedel olarak mutluluktan dönemsel tavizleri talep eder.

Bu iki konuyu kafasında netleştirmiş, bağdaştırmış ve birbiriyle barıştırmış kişiler olabilir. Ben onlardan biri değilim. Dedim ya, bunu bir paradoks olarak görüyorum.

Kısır Döngü & Bereketli Döngü

Gelişimin felsefesine ilişkin bu keyifli(!) sorgulamadan sonra, asıl konuya girelim: Hedef koymak.

Sayısız bilimsel araştırma gösterdi ki, insanlar kendilerine bir “yapılacak işler” listesi çıkarıp, o listedeki maddeleri tamamladıkça ve üstlerini çizdikçe mest oluyorlar. Vücut, tamamlanan iş karşısında dopamin salgılıyor.  Bunu hiç yaşamamış olan var mı? Yoğun geçen bir iş günü içerisinde en önemli iş maddelerinden bir tanesinin yanına koca bir “tik” attığınızı veya üstünü koyu kırmızı bir kalemle bastıra bastıra çizdiğinizi düşünün. O anda aldığınız, açıklanamaz zevkin sorumlusu, işte vücudun salgıladığı dopaminden başkası değil. [Kaynak]

Ancak işin en önemli noktası şu; araştırmalar gösteriyor ki aslında dopamin bir zevk nörotransmitter’i değil, asıl işi motivasyon! Evet, tamamlanan bir hedef karşısında salgılanarak kişiyi ödüllendiriyor ama asıl görevi, bu işin tekrar yapılmasını sağlamak! Ayrıca zaten biliyoruz ki, dopamin ilaç desteği olarak verildiğinde kişinin kalp ritmini ve tansiyonunu yükseltmeye yarıyor. Bu ikisi de savaş-kaç-hareket geç durumunda vücudun doğal olarak verdiği tepkiler, rahatlama anında değil.

ofistemutlulugun11sirri-620x371

“Dopaminin işi keyif vermek değil, harekete geçirmektir!”

Bakın burada, bağımlılık yapıcı maddelerin nasıl etkili olduğunun cevabı bile var. Sigara başta olmak üzere tüm benzer maddeler, dopamin sistemini ele geçiriyorlar.

Hedef -> hedefe ulaşma -> dopamin -> hedefi tekrarlama isteği, başa dön.

2013 yılında yapılan şu araştırma dopaminin zevk vermeye yaradığı mitini tarihin sayfaların gömdü. Kanıtladıkları üzere, bu maddenin asıl işi “kişilerin motivasyonunu regüle etmek, negatif veya pozitif bir şey elde etmek için harekete veya savunmaya geçmelerini sağlamak.”

İnsan vücut kimyasının, sinir ve davranış biliminin, psikolojinin, yapılan araştırmaların hep birlikte iş dünyasına verdiği ve bağıra bağıra söyledikleri bir gerçek var.

“Hedef koymadan motive olamazsınız!”

Ne kadar çok hedef koyar ve tamamlarsanız, o kadar daha motive olursunuz.

Hedef yok = Motivasyon Yok.

Motivasyon yok = Harekete geçme, iş yapma, sorun çözme, üretme isteği yok.

İş yapma ve üretme isteği yok = Başarı ihtimali yok.

Aslında denklem çok basit. Buna yaklaşım şekilleri ve tercihleri itibariyle bu noktadan sonra insanlar ikiye ayrılıyor.

Bir grup, buna A Grubu diyelim, kendi geçmişlerinden onlara ilham veren, özgüven veren, heyecan veren başarı örnekleri bulamıyorlar… Geçmişte başarı olmayınca, gelecekte hedef koyma isteği olmuyor. Bu, kelimeni tam anlamıyla bir kısır döngüKısır çünkü üretken değil, döngü çünkü buna kendini kaptıran dışına çıkamıyor. Nihayetinde bu gruptaki insanlar kendilerinin başarısız olduklarına, iyi olmadıklarına, yeteneksiz olduklarına ilişkin yanlış inanışlar da geliştiriyorlar. Hayatlarının geri kalanında ise başarısızlık kaderleri gibi davranıyorlar.

İkinci grup, buna B Grubu diyelim, kendi geçmişlerinden onlara ilham veren, özgüven veren, heyecan veren başarı örneklerini kolaylıkla çekip çıkarabiliyorlar. Geçmiş başarılarını, nasıl hedef koyduklarını ve o hedeflere nasıl ulaştıklarını düşünüyorlar. Hedefi tamamladıklarında hissettikleri yüzlerce olumlu duyguyu (farkında olmasalar da) hayal diyorlar ve motive oluyorlar! Buna da bereketli döngü diyelim. Bereketli çünkü ürettikçe daha çok üretmek istiyorlar. Döngü çünkü başarının tadını aldıkça daha çok mücadele ediyorlar. Gelecekte daha çok hedef koyup, daha çok başarı istiyorlar.

Aslında bu iki gruptaki insanların yetenekleri, iletişim becerileri, zekaları, karizmaları, kurnazlıkları veya algı seviyeleri arasında büyük farklar yok! Önemli tek bir fark var: Bir kısmı kendisine nasıl hedefler koyarak motivasyonunu sürekli hale getirebileceğini çözmüş ve bereketli döngü yaratmış insanlar; bir kısmı ise bu mücadeleyi kaybettiğini inanmış, kısır döngüye saplanmış insanlar.

Ne Tür Hedef Koyacaksınız?

Küçük.

Kendinize küçük hedefler koyun.

İnsanın hayatında uzun vadeli, hayat hikayesine bağlanan, büyük hedefler olması gerektiği doğrudur. Ancak biz enerjimizi ve odağımızı tamamıyla bunlara odaklıyoruz ve orada kaybediyoruz.

Gündelik hayatımızın akışı içerisinde en küçük hedeflere ulaşmanın verdiği tatmin, büyük hedeflere ulaşmanın verdiği tatmin ile boy ölçüşecek seviyede.

Bunu hayata geçirmenin en yaratıcı tekniklerinden bir tanesi olarak Nörolog Judy Willis bu yazıda, Oyun Modeli’ni öneriyor. Önerdiği modele göre, tüm bilgisayar ve telefon oyunlarında olduğu gibi ilk seviyelerde basit başlamalısınız. En basit seviyelerde başarı kazandıkça, dopamin ateşleyicileri harekete geçecek. Ardından, daha zor bir bölüm, daha büyük engel ve daha büyük başarı hazzı! Ardından daha zor bölüm, daha büyük hedef! (Candy Crush isimli oyunun neden bu kadar bağımlısı var diye merak ediyorduysanız, tam olarak bu sebepten.)

Aslında bahsettiği şey, Mihaly Csikszentmihalyi’nin ünlü kavramı Akış’tan başkası değil. (Akış kavramı, mutluluk, dopamin, ve hayatta doğru hedef koymaktan ilk kitabım Sert: Sorgulayarak Mutlu Kalma Sanatı’nda bahsetmiş ve Türk insanı ve Türk kültürü özelinde detaylı olarak incelemiştim.)

Özetle büyük düşünmeden önce küçük düşünün! Örneğin:

  • Öğleden sonra en önemli müşterilere dönme hedefi koyun.
  • Cuma’ya kadar tüm işleri önceliklendirme ve ilk üçteki işten en az birini tamamlama hedefi koyun.
  • Bugün bir saatlik verim kazanma hedefi koyun.
  • Önümüzdeki hafta şirket içinde saygı duyduğunuz bir kişiyle yemek yeme ve ondan bir şeyler öğrenme hedefi koyun.
  • Ay sonuna kadar ulaşacağınız proje adımını belirleyin, ve ona doğru çalışın.
  • Haftada iki defa on dakika koşma hedefi koyun.
  • İş dışında yapmak istediklerinizi planlayın. Bu ay hangi arkadaşınızla nasıl ortak bir hedef koyabilirsiniz?
  • İki ay içinde sizi etkileyen bir düşünür veya yazarın eserlerini inceleme hedefi koyun.
  • Daha toplu olmak için her masanızdan kalktığınız, tek bir eşyayı eski yerine koyun.

Seçenekler sonsuz. Bunlar gibi yüzlerce örnek verilebilir, küçük düşünün ve düşündükleriniz size özel olsun.

Ayrıca, “söz uçar, yazı kalır” sözünün doğruluğundan, bunlar yazılı olmalı, ve bu hedefleri yazdığınız defter (ya da dijital notlar) her zaman elinizin altında olmalı.

Ancak bunları yaptıktan ve hedefe ulaşmanın tadını aldıktan sonra hedef büyütün. Bir anda değil, yavaş yavaş. Zamanı gelince işinize ilişkini çeyreklik ve yarı-yıllık hedefler koyun. Sonra kariyerinize ilişkin yıllık ve beş yıllık hedefler koyun.

Gelecekle ilgili her tahmininiz doğru olmayacağı gibi, koyduğunuz hedeflerin bazıları da doğru olmayacaktır. Çoğu tavsiyenin aksine, ben yazdığınız bir hedefi ne olursa olsun gerçekleştirmeniz gerektiğini düşünmüyorum. Hedefler koyulduğu gibi, bazı hedeflerden de vazgeçilebilir. Siz olgunlaşırsınız, bakışınız değişir, istek ve ihtiyaçlarınız değişir, etrafınızdaki iş ortamı veya ülkenin koşulları değişir. Hedefler revize veya tamamen iptal edilebilir. Önemli olan, bir hedeften neden vazgeçtiğinizdir! Hedefe ulaşmakta zorlanıyor olmanız geçerli bir sebep değildir. Fakat, objektif olarak o hedefin artık doğru olmadığını görüyorsanız, bu geçerli bir sebeptir. Böyle bir durumda kafanız karışıyorsa, (ki hepimiz yaşarız itiraf etmesek de) çevrenizde güvendiğiniz insanlara açılın ve danışın. Tahmin ettiğinizden daha yardımsever olacaklarını garanti ediyorum.

duman

Son olarak şunu tekrarlamakta fayda var; Ateş olmayan yerden duman çıkmadığı gibi, hedef olmayan yerden başarı çıkmaz.

Bonus: Çok işe yarayan bir “yapılacak işler listesi” yöntemi.

Okuyuculara not: 2016 yılını bitirirken yeni bir yazı dizisi oluşturmaya karar verdim. Şu ana kadar teker teker yazdığım yazılardan farklı bir şey olacağını tahmin ediyorum. Okuduğunuz yazı, yedi parçadan oluşmasını planladığım “Kurumsal Hayatta Kalma Rehber” bütünlüğünde olacak yazı dizisinin dördüncü yazısıydı. Bir sonraki bölümler de, Performans Görüşmeleri, İstifa-Çıkış Süreci gibi konuları inceleyeceğim. Derinlemesine araştırmamı ve yorumlamamı/yazmamı istediğiniz bir konu olursa, lütfen yorum kısmında bana önerin. Bu diziyi ilgili olacağını düşündüğünüz kişilerle paylaşın.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Kendini bildi bileli meraklı birisidir. Hayatının merkezine iyi bir insan davranışı gözlemcisi olma hedefini almıştır. Türkçe ve İngilizce iki basılı kitabı vardır. Sosyoloji ve Psikoloji'ye bayılır. Kariyer ve iş yaşamı dinamiklerini çalışır. Tüm yazıları, çalışmaları ve bilgileri www.ozandagdeviren.com adresinde güncel olarak bulunabilir.

Bir Cevap Yazın

Facebook ve Google’ın Siyasi Reklamlarla Başı Dertte

Facebook

Facebook, Google ve diğer çevrimiçi platformlarda yayınlanan siyasi propaganda içerikli reklamlar, artık Federal Seçim Komisyonu tarafından çizilen çerçeve kapsamında ve daha sıkı kurallarla denetlenmek isteniyor.

Komisyonda Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Demokrat Parti üyesi Ellen Weintraub’un paylaştığı teklif radyoda, televizyonda ve basılı reklamlarda yayınlanan siyasi içerikli reklamlarda olduğu gibi, internette yer alan politik reklamların da kaynağının açıklanmasını şart koşuyor. Kongre, konuyla ilgili ciddi bir düzenleme olarak kabul edilen tasarıyı, 8 Mart’taki halka açık oturumda tartışacak.

Siyasi içerikli internet reklamları ABD’de oldukça popüler durumda.

Hatırlayacağınız üzere, Rusya’nın Donald Trump’ın kazandığı 2016 yılındaki ABD Başkanlık Seçimi‘ni sosyal ağlarda ve dijital ortamlarda manipüle ettiğine, Amerikan halkı üzerinde algı operasyonu yaptığına, hatta belli yöndeki propagandalara seçim sonuçlarını değiştirecek derecede maddi destek verdiğine dair iddialar hâlen sürüyor.

Kongrenin gündemine getirilen tasarı buradan hareketle, hem bu iddiaları daha yakından inceleyebilmek hem de benzer şüphelerin tekrarlanmaması için Facebook ve Google gibi dijital alandaki dev platformların, yayınladıkları siyasi içerikli reklamların sponsorlarının kim olduğu, bu reklamlara ne kadar para harcandığı, reklamların hangi kesimleri hedeflediği ve benzeri birçok noktada hem Beyaz Saray’a hem de Kongre’ye açıklama yapması kuralını getiriyor.

Federal Election Commission
Federal Seçim Komisyonu’nun gündeme getirdiği tasarı, siyasi içerikli internet reklamlarına sıkı denetim getiriyor.

Federal Seçim Komisyonu’nun teklifi, siyasal propaganda çalışmalarını, siyasi partileri ve teknoloji şirketleri de dahil olmak üzere federal seçimleri etkileyebilecek diğer kurumları kapsıyor. Bu durumda, söz konusu kapsamda faaliyet gösteren taraflara ait platformların ilgili mevzuata uyum sağlayacak hâle gelmesi gerekecek.

Yine de hikâyenin burada başlamadığını, konunun tâ 2011’e kadar uzandığını da belirtmemiz gerekiyor. Facebook o yıl, reklamlardaki “sponsorlu” ifadesinin sponsorun kimliğine dair bilgi vermediğini ve sponsorun internet sitesine yönlendirme yapmadığını belirterek Federal Seçim Komisyonu’ndan bu konuda muafiyet talep etmişti. Konu komisyonda görüşülmüş ama herhangi bir karar bağlanamamıştı.

Vladimir Putin
Rus manipülasyonuyla ilgili başı en çok ağrıyan platformlardan biri de Facebook.

2015 ve 2016 yıllarında Facebook, Google ve diğer bazı önemli internet sitelerinin Ruslar tarafından, Amerikan halkını politik konularda etkilemek amacıyla kullanıldığının ortaya çıkması, doğal olarak bu konunun komisyon tarafından yeniden gündeme getirilmesine yol açtı. Açıkçası komisyon bu sefer, sert kurallar koymakta ve sıkı denetim getirmekte kararlı görünüyor.

Nitekim söz konusu tasarı, internette metin veya görsel grafik biçimindeki siyasi içerikli reklamlarda reklamverenin adının yeterli büyüklükte ve açıkça okunabilir harflerle yazılmasını zorunlu tutuyor. Dijital müzik platformları ve internet radyolarında verilen politik reklamlar da düzenlemeden nasibini alacak. Zira buralarda verilen siyasi reklamlar sözlü feragatnameleri içermek zorunda olacak ve çevrimiçi video ve sesli mesaj yoluyla reklam veren adayların ad ve soyadlarını tam olarak belirterek “Bu mesajı onaylıyorum” ifadesini ekleyecek. Tasarı yasalaşırsa, internetteki ücretsiz içerikleri de etkileyecek. Örneğin YouTube’a ücretsiz bir şekilde video yükleyen siyasi kuruluş veya kişi, içerikten sorumlu olduğunu belirtecek. Mevcut yasada bu durum yalnızca reklamlı olarak paylaşılan politik videolarda sınırlı.

Tasarı yasalaşırsa, yeni düzenlemeden YouTube da derinden etkilenecek. Sponsorlu ya da sponsorsuz her siyasi reklamda yeni kıstaslar aranacak.

Komisyondan geçmesi için Cumhuriyetçi Parti’nin desteği gereken tasarı, sanal ve artırılmış gerçeklik konuları da dahil olmak üzere, teknolojik gelişmelerin yasal çerçevede düzenlenmesi yolunda önemli bir adım olarak kabul ediliyor.

Federal Seçim Komisyonu’nun (FEC) internetteki politik reklamların yasal yönden düzenlenmesine ilişkin ilk girişimi elbette bu değil. Komisyon 2006 yılında Youtube’dan, bu platformda bireyler veya kimi gruplar tarafından satın alınan çevrimiçi siyasi reklamların ne kadara mal olduğuna dair bilgi vermesini istemişti. Hatta bu istek, başka sitelerde banner olarak bulunan ücretli politik reklamların tamamını da kapsar nitelikteydi. Komisyon, blog ve benzeri kişisel görüş içeren bazı dijital iletişim kanallarını ise bundan muaf tutmuştu.

Görünüşe göre, 2011 yılında FEC’in taleplerine direnen Facebook’u bu sefer daha zor bir mücadele bekliyor.

Tasarının yasalaşıp yasalaşmayacağı şimdilik meçhul. Fakat kendi durumumuza dönüp baktığımızda, bilişim hukuku konusunda henüz yeterli sayıda ve nitelikte insan kaynağının bile olmadığı ülkemizde, buna benzer çalışmaları görmek şimdilik yalnızca bir hayal olarak duruyor. Çünkü bilişim hukukunun genellikle sansüre yasal dayanak olarak kullanıldığı ve bunun kanıksandığı bir ortamda, politik reklamların kaynağını sorgulamak üst düzeyde bir şeffaflık ve hesap verebilirlik anlayışı ile özel uzmanlık gerektiren kalifiye insan kaynağına ihtiyaç duyar.

Peki, ABD’de gündeme gelen bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Siyasi amaçla verilen çevrimiçi reklamların kaynağının ayrıntılı bir şekilde sorgulanması ve en derin noktalarına kadar devlet kurumlarına bilgi verilmesi bir şeffaflık göstergesi mi, yoksa siyasi propaganda özgürlüğünü gelecekte kısıtlayabilecek bir düzenleme mi?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Tüketicilerin %72’si Videolu İçerikleri Tercih Ediyor

Yeni bir yılın başlangıcıyla önümüzde ki bu 12 aylık sürenin, video pazarlamacılar açısından  nasıl bir süreç olacağını görmenin zamanı geldi.

Sizler için tam dört yıllık video pazarlama anketi sonuçları Wyzowl’da yayımlandı. Ortaya çıkan sonuçlara göre hem video pazarlamacılar hem tüketiciler açısından bu yıl büyük bir yıl olacak.

Paylaşacağımız istatistikler 2017’nin Aralık ayında 570 tane farklı katılımcıyı araştırarak toplandı. Katılımcılar hem pazarlama uzmanlarından hem çevrimiçi tüketicilerden oluşuyordu. Katılılımcılar pazarlamacılar ve tüketiciler olarak iki kategoriye ayrıldı.

Video kullanımı artıyor

İşletmelerin %81’i videoyu pazarlama aracı olarak kullanıyor. (2017)

Video kullananların %99 ise 2018’de de kullanmaya devam edeceğini söylüyor.

Video kullanmayanların %65’i ise 2018’de başlayacaklarını söylüyor.

Birçok video izliyoruz

İş yerinde izlediğimiz video içeriğine, çevrimiçi gösterilen video hizmetlerine kadar video hayatımızın bir parçası haline geldi. Bizde katılımcılara özellikle tipik bir günde ne kadar video izlediklerini sorduk. Sonuçlarda günde ortalama 1.5 saat video izlendiği sonucunu bulduk. Ayrıca katılımcıların %15’i ise günde 3 saatten fazla video izlediklerini söylediler.

Pazarlamacılar işlerini yapmalarına yardımcı olmak için videoya güveniyorlar

 Pazarlamacıların %97’si videonun ürün veya hizmetlerin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olduğunu söylüyor.

%76’sı ise videonun satışları arttırmada etkili olduğunu söylüyor.

%47’sı video sayesinde gelen soruların azaldığını söylüyor.

%76’sı trafiğin artmasına yardımcı olduğunu söylüyor.

%80’i videonun web sitelerinde kalma süresini arttırdığını söylüyor.

%95’i insanlar bir ürünü almak istediklerinde onun hakkında daha fazla bilgi almak için açıklayıcı videolara ihtiyaç duyuyorlar.

%81’i insanlar bir markanın videosunu izleyerek onu almaya daha kolay ikna oluyorlar.

%85’i markalardan daha fazla video görmek istediklerini söylüyor.

Tüketiciler videoyu seviyor

Videolar müşterilerimiz gibi bizler için önemli değere sahip. Hem videonun hem yazının bulunduğu bir sayfada müşterilerin %72’si videoyu tercih ediyor.

Paylaşmayı seviyoruz

İnsanlar genelde eğlenceli videoları paylaşmayı seviyorlar. Yapmanız gereken ise belirli bir kitlenin ilgileneceği video içeriğini oluşturmak. Bu sayede tüketicilerin %83’ü bunu kendi sitelerinde arkadaşlarıyla paylaşacaktır.

Linkedln 2018’de uçmak için hazır

Katılımcılarımıza farklı platformlar hakkında sorular sorduk. Facebook, Youtube, Snapchat, linkedln gibi… Şaşırtıcı bir şekilde ilk sırada linkedln geldi. Şuanda pazarlamacıların yalnızca  %38’i videolarını linkedln üzerinden paylaşırken 2018’in devamında %55’inin yani yarısından fazlasının da kullanacağını söylediler.

Kaynak: blog.hubspot.com

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link

MARKETING MEETUP 2018



Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
Erken Kayıt Fırsatı
close-link












Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
BU ETKİNLİKTE OLMALIYIM
19 Nisan'da Uniq Istanbul'da Sophia'nın da katılımı ile Marketing Meetup'ta buluşuyoruz.
close-link