KFC, Kanada’nın 150. Yaşını Adını Değiştirerek Kutladı

Tavuk ve fast food kelimelerini düşündüğümüzde aklımıza ilk gelen marka, kuşkusuz ki Kentucky Fried Chicken (KFC) oluyor. Son olarak Game of Thrones‘un Hodor‘unu reklam yüzü yapan tavuk fast food’unun lideri, son olarak Kanada’nın kuruluşunun 150. yılına atfen yaptığı isim değişikliğiyle gündeme geldi.

Marka, 150. Kanada Günü (Canada Day) kutlamaları şerefine adını K’ehFC olarak değiştirdi ve bunu logosu üzerinde tipografik bir değişiklikle de yansıttı. Yaz ayları boyunca taşıyacağı bu yeni adı için yeniden markalama süreci (rebranding) başlatan marka, bu kapsamda bir de internet sitesi oluşturdu. KFC ya da K’ehFC, yeni ismini yeni tasarlanacak kova menü ambalajlarında da kullanacak.

Kampanya ilk olarak, KFC’nin Kanada’da açtığı ilk restoranda başlatıldı.

“Eh” ifadesi, Kanadalıların günlük konuşmalarında sıkça kullanması nedeniyle bu toplumun kültürel simgelerinden biri hâline gelmiş. Sözcük, genellikle “Öyle değil mi?”, “Nasıl?”, “Ne gibi?” vb. onay beklentisi ya da tam anlaşılmamış ifadelere karşı konuya ilginin devam ettiğini belirten bir ünlem görevinde kullanılıyor.

Marka, yeni adını göstermeye 1955 yılında Kanada’da açtığı ilk restoran olan Saskatoon’daki 8. Cadde’de yer alan şubesinden başladı. KFC’nin Reklam ve Medyadan Sorumlu Kıdemli Pazarlama Müdürü Stephen Scarrow bu kampanyayla birlikte, şirketin Kanada’daki 62 yıllık geçmişini vurguladıklarını ve 1955 yılından beri Kanadalı müşterileriyle aynı güçlü duyguyu hissettiklerini ve bunu, markanın ve Kanada’nın ortak renkleri olan kırmızı ve beyazla göstermeyi amaçladıklarını belirtti. Scarrow ayrıca, Kanada Günü’nün ülkedeki beraberlik hissini gösteren bir gün olduğunu, kampanyada Amerikan ve Kanada toplumlarının arasındaki dostluk ve aile bağlarından hareket edildiğini dile getirdi.

Öyle görünüyor ki KFC, “küresel düşün, yerel davran” ilkesinden hareketle ilgi çekici bir kampanyaya imza atmış. Hatta diyebiliriz ki, böylesine özel bir günün 150. yıl dönümünde Kanadalılar’ın duygularına damardan girmiş. Büyük markaların doğru konjonktür yakalandığında yerel kültürle nasıl harmanlanabileceğine güzel bir örnek olan K’ehFC değişiminin, logosunu bir tık büyüterek şöhretini de büyüteceğini düşünen ülkemizdeki birçok markaya iyi bir yol gösterici olacağını umuyorum.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

2009 yılında Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden, 2015'te ise Anadolu Üniversitesi Marka İletişimi Bölümü'nden mezun olan yazar, 2013 yılından beri pazarlama ve reklamcılık üzerine çalışıyor. Geleneksel ve dijital reklam ajanslarındaki çizgi altı ve üstü çalışmalarda metin yazarlığı yapan, ulusal ve küresel ölçekte birçok markayla birlikte çalışan yazar, bir yandan da Anadolu Üniversitesi'ndeki Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimine de devam ediyor. En büyük tutkusunun edebiyat olduğu biliniyor, şehirdeki festivalleri yakından takip ediyor. Bir gün Patagonya'ya gitmenin hayalini kuruyor.

Bir Cevap Yazın

Coca-Cola Rotasını Kenevire Çevirebilir

  • Her sene farklı pazarlar için farklı üretim yapan Coca-Cola uzun zamandan sonra rotasını kenevire çevirebilir. 
  • Coca-Cola’nın, tıbbi kenevir üreticisi Aurora Cannabis Inc. ile görüşme halinde olduğu belirtiliyor.

  • İlgili yazı: Coca Cola’dan Renksiz, 0 Kalori Bir Yenilik: Coca Cola Clear

Çok yakın bir zamanda sizlerle Coca-Cola’nın eskiden kokain içerdiğini paylaşmıştık. Coca-Cola, 1800’lü yıllarda morfine ve onun bağımlılık yapıcı niteliklerine alternatif olarak ilk çıktığında, büyük ölçüde kokain içeriyordu ve 20. yüzyılın başlarına kadar kokain içeceğin bileşenlerinden biri olarak kalmıştı. 1903 yılında koka yaprağına veda eden Coca-Cola, uzun bir aradan sonra rotasını kenevire çevirebilir. 

BNN Bloomberg’in haberine göre, Coca-Cola ve Aurora Cannabis Inc. arasındaki “ciddi” görüşmeler, CBD içeren içecekleri kapsıyor. Yani, üretilmesi gündemde olan bu içecekler tüketici tarafından içildiğinde “kafa yapmayacak” zira kenevir bitkisinde doğal olarak bulunan CBD (kannabidiol); başta Kanada ve ABD’nin bazı eyaletleri olmak üzere az sayıdaki ülkede tıbbi amaçlarla, enflamasyon ve ağrıların tedavisinde kullanılıyor. CBD’nin, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülkede tıbbi ya da diğer amaçlarla kullanılması ise suç teşkil ediyor.

Aurora, Kanada’nın en büyük üçüncü pot şirketidir ve pazar değeri 8,7 milyar C $ ‘dır. Edmonton, Alberta merkezli şirket Kanada’daki diğer pot stokları ile birlikte ülke çapında ilerledi ve ülke, 17 Ekim’de esrarı yasallaştırmak için ilk yedi ülke grubunu oluşturdu. BI Canada Esrar Rekabetçi Akranlar Endeksi, iki kattan fazla arttı. Geçtiğimiz 12 ay, 2018’de hisse senetlerinin aşırı değerlenme endişesiyle yüzde 24 düşüş yaşamıştır.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Küresel Ticaret Savaşlarının Yeni Cephesi: Marka ve İtibar Yönetimi

Ticaret savaşlarıyla birlikte dünyada kartlar yeniden karılırken, şirketler, marka ve itibar riski taşıyan kriz durumlarını yönetemediklerinde yıllar içerisinde elde ettikleri kazanımlarını bir çırpıda kaybedebiliyor. Bu konuda hazırlıklı olmak risk yönetimini şirket içi bir kültür olarak benimsemek ve profesyonel danışmanlık almaktan geçiyor.

Son dönemde kutuplaşan dünya ve başlatılan küresel ticaret savaşları ile birlikte, marka itibarı konusu iş dünyasında hiç olmadığı kadar dikkatleri üzerine çekiyor. Yönetim Kurulu toplantılarının gündemlerinden neredeyse hiç düşmeyen marka itibarı konusu büyük ve köklü şirketlerin bile her an karşı karşıya kalabileceği riskleri de beraberinde getiriyor. Risk, sigorta, reasürans, emeklilik, insan kaynakları çözümleri, sağlık ve yan haklar konularında profesyonel hizmetler sunan Aon’un 64 ülkedeki 33 farklı sektörde faaliyet gösteren 1843 şirketin katılımıyla gerçekleştirdiği Aon 2017 Global Risk Yönetimi anketine göre marka ve itibar riskleri birinci sırada yer alıyor. Ancak, anket sonuçları önemli bir gerçeği de gözler önüne seriyor: Araştırmaya katılan şirketlerin yüzde 51’i marka ve itibar riskleriyle baş etmeye yeterince hazır olduklarını düşünüyor.

Bu sonucu değerlendiren Aon Risk Yönetim Danışmanlığından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Eryaman şunları söyledi: “Aon’un Global Risk Yönetimi anketinden çıkan sonuçların geneli bugüne kadar risk yönetim uzmanlarının ve hemen hemen tüm sektörlerin aşina olduğu risklerden oluşuyor. Ancak, detaylı bir inceleme yaptığımızda firmaların yeni yeni konuşmaya başladığı marka ve itibar riski gibi risklerin geleneksel olarak gündemden düşmeyen risklerle iç içe geçerek firmalar nezdinde daha ciddi endişelere yol açtığını görüyoruz. İş dünyasının başarılı ismi Warren Buffet’ın o meşhur sözü marka ve itibar konusunun önemini en güzel şekilde özetliyor: ‘İtibar kazanmak 20 yıl sürer; kaybetmekse 5 dakika!’ Şirketler, yıllar içinde çok yoğun çaba ve dikkatle oluşturdukları tüm varlıkları, itibar ve marka değeri riski doğuran kriz durumlarını doğru şekilde yönetemediklerinde bir çırpıda yitirebiliyor. Bu noktada marka ve itibar risklerinin ön görülerek hesaplanması ve bu konuda gerekli profesyonel çözüm ve danışmanlık hizmetlerine başvurulması büyük önem arz ediyor. Bizim de tecrübe edip gözlemlediğimiz üzere risk yönetimini şirket politikalarında önceliklendirip kültür haline getiren ve risk yönetimi ve transferi konusunda profesyonel danışmanlık alan şirketlerin marka itibarı yükseliyor. Dünyanın önder marka değerlendirme şirketi Brand Finance’in Türkiye’nin 2018’deki En Değerli 100 Markası raporunda ilk 50 sırada yer alan markaların büyük bir kısmının profesyonel risk yönetim ve hizmetlerine başvurarak risk yönetimini kurum içi stratejik politikalarla önemli bir odak noktası haline getirdiklerini görüyoruz.”

Aon’dan, marka ve itibar risklerine karşı şirketlere 5 etkin tavsiye

Aon, şirketleri iflas ve batma noktasına götürebilecek büyük çaplı siber saldırılar, veri ihlalleri, kaçınması zor endüstriyel kazalar ve skandallara karşı şirketleri öngörülmesi zor marka ve itibar kayıplarına karşı hazırlayacak önemli öneriler sunuyor.

  1. Geçmiş krizlerden ders çıkarmak: Kurumlar geçmişi anlayarak ve hatalarından ders çıkararak, marka ve itibar riski içeren kriz durumlarında doğru hareket edebilme imkanına sahip olabilir. Bunun için kurumların, ne tür zafiyetlere sahip olduklarını ve faaliyet gösterdikleri sektörün ne tür krizli durumlara eğilimli olduğu, geçmişte yaşanan olaylardan yola çıkarak bütüncül bir yaklaşım ile analiz etmesi önem arz ediyor.
  2. Stratejik ekipler kurmak: Her şeyden önce, kurumların kriz durumlarında koordineli, hızlı ve etkin bir şekilde harekete geçebilmesi gerekiyor. Bu sebeple Aon, kriz zamanında ilk elden sorumluluk alması gereken strateji takımları oluştururken, özellikle iç ve dış iletişimin doğru ve etkili yönetimi için kurumsal iletişim ekiplerinin yanı sıra, Hukuk ve Uyum departmanları ile İnsan Kaynakları departmanlarından da temsilcilere bu ekipler içerisinde yer verilmesini öneriyor. Organizasyonun kilit noktalarından temsilcileri bir araya getirecek strateji ekipleri kriz durumunun doğru koordine edilebilmesini ve kararların doğru ve hızlı bir şekilde alınmasını mümkün kılıyor.
  3. Kriz eğitimleri planlamak: Kurumların karşılaşabilecekleri kriz türlerine dair sahip oldukları güçlü farkındalık ile, krize müdahaleye yönelik tatbikatlar, müdahale senaryoları ve uygulamalı eğitimler düzenlemesi büyük önem arz ediyor. Bu tür eğitim ve hazırlıklar krizin oluşmasına engel olmasa da kurumların doğru tepki vermesine ve krizin etkilerinin azaltılmasına yardımcı oluyor.
  4. Müşteri ve çalışanlara kulak vermek: Günümüzde kesintisiz bilgi akışı ve sosyal medyanın egemen konumu, kurumların iletişim kanallarını hiç olmadığı kadar büyük bir dikkat ile ele alması gerekliliğini de beraberinde getiriyor. Kurumların, kriz iletişim stratejilerini, müşterilerin ve çalışanların endişe ve sorunlarını dikkate alarak şekillendirmeleri krize müdahalede etkili sonuçlar elde edilmesini sağlıyor.
  5. Sosyal medyayı etkin kullanmak: Kriz dönemlerinde, sosyal medyanın baş edilmesi zor bir faktör olduğu düşünülse de aslında etkili bir sosyal medya kullanımı kriz iletişiminde son derece önemli bir rol oynuyor. Sosyal medya kanallarını etkin kullanmak, şirketin krizle ilgili tepkileri ve krizin nasıl bir seyir gösterdiğini gerçek zamanlı olarak tespit etmesini sağlıyor. Aynı zamanda, kamuoyuyla doğrudan ve kısa sürede diyalog oluşturmak için gerekli zeminin oluşturulmasına yardımcı oluyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?