Kara Cuma & Satın Almama Günü & Gri Pazartesi 0

“Üretilen veya yapılan şeylerin kullanılıp harcanması…” TDK’nın belki de güncelin en uzağında kalmış kelime tanımı. Aslında daha doğrusu, günümüz yaşantısının tanımı yetersiz kıldığı kelime: Tüketim.

Hemen her karşımıza çıktığı satırlarda yanı başında çılgınlığı da eksik etmiyor artık tüketim. Günümüzün birçok ruhsal ve hatta beraberinde fiziksel rahatsızlıklarının temelini oluşturmaya başlşadı tüketim çılgınlığı. Tüketimi, mutluluk aracı olarak görürken, mutsuzluk doğurduğunu artık birçoğumuz görüyoruz. Sayısız örneğe, hikâyeye sahibiz. Bunun en güzel teşhisi ise affluenza.

Kimimiz damlaya damlaya göl olur hesabı sessiz ve derinden çıldırırken, kimimiz tüm içtenliğimizle dışa vurarak çıldırıyoruz. Bağışıklık kazandığımız indirimler dışında bir indirim kokusu aldığımızda yüzlerce metreleri bulan alışveriş kuyrukları oluşturmaktan kaçınmayabiliyoruz.

İşte, çılgınlığımızı içimize atamadığımız durumların en meşhurlarından biri Amerika’nın Kara Cumasıdır. Kendi dilinde Black Friday olarak anılan bu Cuma, her yıl Kasım ayının son Cuması kutlanmakta! Şükran gününü takip eden ilk Cuma olan bu gün aslında Noel Tatiline kadar sürecek olan 1,5 aylık sürecin ilk günü. Bu 1,5 aylık süre, Amerika’daki toplam perakende satışının %20 ile %40’ı arasındaki hacmin yaratıldığı süre. Elbette bu sürecin en büyük hacmi ise Kara Cuma’ya ait. Aşağıdaki videoyu izlediğinizde, bu insanların 11 aydır tek bir harcama dahi yapmadığını düşünebilirsiniz!

http://www.youtube.com/watch?v=QnAosByFsZw

İnsanların rasyonel olma motivasyonu doğrultusunda %30-%40 daha uygun fiyatla alım imkânını değerlendirme noktasında bu kargaşayı biraz anlamlandırabilmek mümkün olmakla birlikte, yarış içerisine girilen, sinirlerin gerildiği ve nihayetinde kontrolün kaybedildiği gerçeği noktasında da rasyonel insanı ara ki bulasın seviyesine gelineceği de aşikâr. Kaç kişinin gerçek ihtiyaçları uğruna o kuyruklarda yer alıp, hedefe ulaşılması ardından yalnızca ihtiyacı olan ile oradan ayrıldığını ölçebilmek mümkün olsaydı, yüzdenin tekli sayılı sonuçlarına ulaşılacak olacağına yemin bile edebilirdim!  Elbette bunun farkında olan tek kişi de değilim. Ancak bu tüketim çılgınlığı öyle bir şey ki; öyle bileşenlere sahip ki, yarın o kuyrukların birinde benim de yer alıp almayacağımı da bilemiyorum…

Temelde hedefi tükettirmek olan pazarlamacılar da tüketimin her türlü sihrinden bu ve benzeri şekillerle istifade ediyorlar. Mesela, Kara Cuma’yı kaçıranlar için Siber Pazartesi’leri var! Cyber Monday dedikleri bu Pazartesi, Kara Cuma’yı takip eden ilk Pazartesi günü. Kara Cuma’da kaçırdıkları indirimli ürünleri Pazartesi günü internetten satın alma fırsatı sağlayan bu gün de, “şaşıracaksınız” ama Amerika’da internet üzerinden yapılan alışveriş hacminin en yüksek olduğu gün!

Tüketimin vardığı bu noktadan duyduğu rahatsızlığa aktivist yaklaşanlar da var elbet. Bunların en meşhurlarından biri Ted Dave.

Dave, eski (ve işinde çok başarılı olduğu söylenen) bir Kanadalı reklamcı. Birçok alışverişin (özellikle reklam sektöründe çalışması nedeniyle) insanların başkaları tarafından yönlendirilmesi nedeniyle kaynaklandığı inancını güçlendiren Dave, insanların ihtiyaçları dışında çok fazla alışveriş yaptığını ve bunun alışkanlığı da aşarak bağımlılık haline geldiğini ifade ediyor. Bu saatten sonra da Dave, insanların alışveriş yapması için değil, alışveriş yapmamaları için çalışmaya başlıyor. Bu bağlamda 1992 yılında Dave’in önderliğinde “Satın Almama Günü Buy Nothing Day” kutlanmaya başlıyor. Ve Dave, bu günü Kasım ayının son Cumartesi günü olarak belirliyor. Kara Cuma’nın ertesi günü!

24 saat boyunca hiçbir şey satın almamak şeklinde kutlanan bu günün asıl amacı elbette tüketim çılgınlığına dikkat çekmek. Bu gün, belki de dikkat çekiciliği yüksek olsun düşüncesi ile Kara Cuma ertesi olarak seçilmiş olsa da, Kara Cuma’da yeterince tüketmiş olanların Satın Almama Gününü kutlamasını da kolaylaştırıyor aslında.

Hangi gün tüketir, ne zaman dinlenirsiniz bilinmez ama hem temel hem de hazsal ihtiyaçlarınızı karşılarken makul olmanız; hem size, hem geleceğimize iyi gelecektir!

5 yildir bankacilik/finans sektorunde finansal analiz ve kredi degerlendirme profesyoneli olarak calisan yazar, 2007 yilindan itibaren de pazarlama uzerine yazilar yazmaktadir.

Bir Cevap Yazın

Markalar Neden Micro-Influencer’larla Daha Sık Çalışmalı? 0

Reklamlarda ünlü kullanımına güvenin azalmasıyla ve sosyal medyanın her geçen gün daha fazla alanı kaplamasıyla hayatlarımıza giren “influencer” kavramından daha önce bahsetmiştik.

İnfluencer kelimesi dilimize daha yeni yeni oturmuşken daha farklı ve etkili bir pazarlama taktiği ile karşı karşıyayız: “Mikro-influencer marketing.”

Micro-influencer’lar, influencer’lara nazaran sosyal mecralarda çok daha az takipçi sayısı ve bilinilirliği olan, alanlarında uzman ve sosyal medyayı aktif kullanan kişilerdir. Takipçi sayıları ile ilgili kesin bir sınır olmamasıyla beraber genelde 1000’den az veya 1000-50.000/100.000 arası takipçileri mevcut olabiliyor. Ama mikro kalmaları için milyonlara ulaşmamaları gerekiyor.

Peki markalar neden Micro-influencer’ları daha sık kullanmalı?

  • İstatistiklerde de görüldüğü gibi influencer’ların etkileşim oranları takipçi sayıları ile ters orantılı. Bunun sebebi ünlü kişilere ve macro-influencer’lara göre alanlarında daha profesyonel kişilerden oluşmaları ve haliyle takipçi kitlelerinin de konu ile alakalı, daha bilinçli kişiler olması. Yani ürün veya hizmet için doğru kişiyi seçtiyseniz hedef kitlenizi tam on ikiden vurdunuz demektir.
  • Micro-influencer’lara ayrılacak bütçe ünlülere ve milyonlarca takipçisi olan influencer’lara göre çok daha cüzi bir miktar olacaktır.
  • Micro-influencer’ların takipçileriyle etkileşimleri daha fazladır. Çift yönlü iletişimleri daha kuvvetlidir. Tüketiciler akıllarındaki soruları sorduğunda geri dönüş alma ihtimalleri çok daha yüksektir. Bu durum takipçilerin hem influencer’a hem de markaya sadakati arttıracaktır.
  • Daha az kitleye hitap eden micro-influencer’lar samimiyetlerinden ötürü takipçilerin satın alma kararlarını etkileyebilirler. Önerdikleri bir ürün veya hizmete güven çok daha üst boyutlarda olacaktır.
  • Micro-influencer’ların samimiyetleri markanızın da samimi algılanmasını sağlar. Tüketici ihtiyaçlarına ve fikirlerine öncelik verdiğinizin bir göstergesi olacaktır.
  • Micro-influencer’lar ünlülere kıyasla daha az sponsorlu reklam içeriği paylaşırlar dolayısıyla bu da reklamın etkileyiciliğini ve güvenilirliğini arttıran bir unsurdur.

Genellikle belli bir spor dalı ile uğraşan, belli bir sanat dalı ile ilgilenen, herkese hitap etmeyen ürün veya hizmetlerin hedef kitleleri sınırlıdır. Kendi konunuz ile ilgili doğru kanaat önderini seçerseniz onu takip eden kişilerin sayısı az da olsa doğrudan bu sınırlı uğraşlarla, işlerle ilgilenen kişiler olacağından tüketici ile etkileşiminiz çok daha fazla olacaktır.

Sorulması gereken soru aslında şu; Daha fazla insanın reklamımı görmesi için ünlülerin paylaştığı reklam içerikleri yeterince etkileşim alıyor mu? Bu demek değil ki her zaman fazla takipçi az etkileşim demektir. Milyonların ilgisini çeken bir ürününüz var ise, çok büyük ve genel bir marka iseniz milyonlara hitap etmeniz son derece normal ama sınırlı bir kitleye hitap ediyorsanız verdiğiniz reklamı milyonların görmesine ihtiyacınız yok, doğru kişilerin görmesine ihtiyacınız var. Bunun mantığı çok basit aslında, başımız ağrıdığında bütün ilaçları içmiyoruz sadece ağrı kesici içiyoruz ve ağrımızı kesiyor.

Kamp eşyaları üreten bir firmanın sadece takipçi sayısı çok olduğu için Demet Akalın’a reklam vermesi mi yoksa takipçi sayısı 15.000 olup kamp tatillerini paylaşan bir micro-influencer’a reklam vermesi mi daha fazla etkileşim sağlar?

 

 

 

Yardım Paketlerini Oyuncaklara Dönüştüren Proje: Inside the Box 0

Hepimiz biliriz, büyüklerin verdikleri kararlardan en fazla çocuklar etkilenir. Özellikle bahsettiğimiz savaş ya da göç gibi konular olduğunda çocukların bu durumlardan nasıl etkileneceği gündemde ilk sıraları kaplayamıyor. Ancak bir tasarımcı göçmenlere gelen yardım paketlerinin kartonlarını çocuklar için oyuncaklara dönüştürerek minik yüzleri güldürmüş.

 Inside the Box adını verdiği çalışması ile tasarımcı Lisanne Koning, göçmenlere giden yardım kutularını, göçmen çocuklar için oyuncağa dönüşebilecek bir şekilde tasarlamış. Farklı birçok renk ve şekilde olan oyun figürlerini kartonların üzerine basılarak kutuların amacını tamamlayıp çöpe gitmesini engellemiş.

Dışarıdan sade bir karton kutu görüntüsünde olan bu sihirli oyuncak kutuların iç kısımları renkli desenlerle kaplanmış Birden fazla oyun ve oyuncak tasarlayan iyi kalpli tasarımcı, oyuncak araba ya da kamyon gibi genelde çocukların kesip birleştirerek yaratabileceği 3 boyutlu oyuncakları tercih etmiş.

https://vimeo.com/241564856

Farklı yaş aralığındaki çocuklar için farklı seçenekler sunmaya çalışan Koning, küçük çocuklar için kolayca oynayabilecekleri karton üzerinde manzara deseni kullanmış. Daha büyük çocuklar için oyuncak araba gibi kesip katlayarak kendi oyuncaklarını yaratabilecekleri desenler ve son olarak beraber oynayabilecekleri farklı bir oyun fikrini kartonlarda gerçek hale getirmiş.

Koning’e göre, bu kartonları diğerlerinden ayıran sadece diğer kağıt parçalarını gibi atılıp gitmemesi değil,  oyuncağa dönüşen kutular, çocukları bir araya getirip, kaynaştırıyor da…

Hayatı yeterince zor yaşayan minik çocukları oldukları ortamın psikolojisinden bir nebze olsun uzaklaştırmayı hedefleyen, bu iyiliklerle dolu projeyi biz çok sevdik. Sizce nasıl olmuş?

 

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link


 

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link