Kadınlara Yönelik Pazarlamanın Önemi

Günümüz toplumunda satın alma karar süreçleri, kadının değişen rolü ile gittikçe değişti. Yapılan araştırmalara göre kadınların satın alma kararını verdiği ürün ve hizmetlerin toplamı ortalama olarak, ülkelerin ulusal gelirinin yüzde 70’i civarında. Kısaca, kadınların tüketim direksiyonunu elinde tutuğu bir dünyada yaşıyoruz diyebiliriz. Ortada bu denli büyük bir pazar alanı olmasına rağmen, “kadınlara pazarlama” alanında uzmanlaşmış fazla sayıda pazarlamacı bulunmuyor. Benim naçizane tavsiyem, pazarlama ve marka yönetimi alanında kariyer yapmak isteyen bayan arkadaşlarımızın bu alanda yoğunlaşmalarıdır. Şimdi neden sadece bayanlar diye sorabilirsiniz? “Siz erkeler bizi ne zaman anladınız ki?” erkeklerin bayanlardan sıkça duyduğu sitem dolu bir sözdür. Farklı düşünüp aynı olaylara çok farklı tepkiler vermekteyiz. Bunun aksini savunan bence yoktur.

Öncelikle kadınlara pazarlama alanında, Temel Aksoy’un pazarlamacılara vermiş olduğu 3 tane güzel öneriyi paylaşmak istiyorum.

1- Etnografik araştırmalardan da yararlanarak, bir kadının yirmi dört saatini gözlemleyip, geçirdiği vaktin “ön yargısız” bir analizini yapmamız gerekiyor.

2- Bir kadının günlük hayatındaki zorlukları tek tek ortaya çıkarıp, bu zorlukları nasıl kolaylaştırabileceğimiz üzerine düşünmeliyiz; çünkü kadınlar erkeklere kıyasla daha fazla “desteklenmek” istiyorlar.

3- Eğer markamız ya da şirketimiz bir kadın tarafından yönetilseydi ne tür farklılıklar olurdu? Eğer markamız çocuğumuz olsaydı, onu nasıl yetiştirirdik? Tek başımıza mı, yoksa eşimizin yardımıyla mı? Sorularını kendimize sormalıyız.

Tüm bu önerileri göz önünde bulundurarak, bir pazarlama planı hazırlandığı takdirde, birçok markanın daha farklı sonuçlar alacağından şüphem yok. Geçmişte bu alana odaklanıp başarılı olmuş birçok marka mevcut. Bunların başında Şölen çikolatanın başarısından söz edebiliriz.

Bilindiği üzere çikolata herkes tarafından sevilerek tüketilen bir yiyecek. Fakat çikolatanın kadınlar üzerindeki etkisi, biraz daha duygusal boyuttadır. Çikolata kadınlar için sadece bir yiyecek olmadığı gibi, onların üzüntülü anlarında destek olan tek dosttur. Şölen çikolata bu fırsatı iyi değerlendirerek Biscolata markasının tüm pazarlama faaliyetlerini değiştirip kadınlara göre kurguladı.

Şölen çikolata, Türkiye’de radikal sayılabilecek “Biscolata Erkeği” konsepti ile tüm ilgileri bir anda üzerine çekmeyi başardı. Reklamlarda hep alışık olduğumuz manken kızların yerine erkeklere yer verildi. Bu başarılı konsept, markanın sokakta ve sosyal medyada konuşulmasını sağlayarak marka bilinirliğini fazlasıyla artırmış oldu. Şölen çikolata uygulamış olduğu kadınlara yönelik pazarlama stratejileri ile gelenekselleşmiş marka konumundan hızla yukarı çıkarak, çikolata sektörünün güçlü markalarının yanında konumlanmayı başardı.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bir Cevap Yazın

Cif’ten Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Vurgu Yapan Proje

  • Bu zamana kadar genelimize dayatılmış ve öğretilmiş olan ”ev işlerini kadın yapar” mottosuna karşı son zamanlarda markaların toplumsal cinsiyet eşitliğine daha fazla değindiği görüyoruz.
  • Cif’te hepimizin elinde projesiyle aslında bu mottoyu yıkmak isteyen markalardan biri.
  • İlgili Yazı: Hornbach’tan Cinsiyetçi Klişileri Yıkan Reklam Filmi

Hepimizin elinde projesi  17 Ekim Çarşamba günü Unilever Ev Bakım Kategorisi Pazarlama Direktörü Duygu Ersoy ve proje elçisi  Arzum Onan’ın katıldığı basın toplantısı ile tanıtılmıştı. Proje ev işlerinin yalnızca kadına ait olmadığı ve aile bireyleri arasında dağılımın yapılması gerektiği vurguluyor. Kadınların iş ve sosyal hayatta daha fazla yer almasını ve bu projeyle bir farkındalık yaratmak Cif markasının ana amaçlarından biri olarak gözüküyor.

Kadının Görevi

Verilere göre insanların yüzde 86’sı ev işlerini, yüzde 77’si temizliği, yüzde 79’u çamaşır yıkamayı, yüzde 69’u bulaşık yıkamayı, yüzde 72’si ise yemek yapmayı ‘kadın görevi’ olarak tanımlıyor.

Kadın, reklamda gerçek dışı bir varlık olarak tanımlanıyor. Ayrıca reklamda bugüne kadar sıkça duyulan ”kadın dediğin parfüm değil, çamaşır suyu kokacak arkadaş”, ” yemek yapmayı,bulaşık yıkamayı bilmeyen kendine kadın demesin” gibi söylemlere ironik bir eleştiri yapılırken, kadın görevi diye adlandırılan, kadınlardan beklenen temizlik işlerinin verileri sıralanıyor. Reklamda gördüğümüz heykel ise,  farkındalık artırmayı hedefleyen bu proje için Arzum Onan tarafından yapılan gerçek üstü kadın heykeli olarak adlandırılan heykel. Altı kolu ve dört bacağı bulunan kadın heykeli, ev işleri konusunda kendisinden beklenen tüm sorumlulukları en iyi şekilde yerine getirmeye çalışan gerçek üstü güçteki bir  kadını temsil ediyor.

 

 

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Hz. İsa’lı Organ Bağışı Reklamı, Tartışma Yarattı


Organ bağışı, dünya çapında çok sayıda kar amacı gütmeyen kuruluşun üzerinde durduğu son derece hassas bir konu. Bu kuruluşlar, sürekli olarak yaptıkları kampanyalarla, insanları organ bağışı konusunda bilinçlendirmeye çalışıyorlar. Avustralya’da bu tarz bir organizasyonun yayımladığı dini temalı bir organ bağışı reklamı büyük bir tartışmanın fitilini ateşledi.

Design Taxi’nin haberine göre, “Hz. İsa Ne Yapardı?” başlıklı reklam, aslında “Yaşamak İçin Ölmek” isimli belgeselin tanıtımını yapmak için hazırlanmıştı. Reklamda iki silahlı muhafız, Hz. İsa’ya çarmıha gerildikten sonra organlarını bağışlamaya razı olup olmayacağını soruyor. Muhafızlardan biri, “Anladık. Kimse ölüm hakkında konuşmak istemiyor. Ama organların altı kişinin hayatını kurtarabilir.” diyor ve Hz. İsa, “Bunu yapacağım apaçık. Ben İsa’yım.” şeklinde karşılık veriyor. Bunun üzerine muhafızlar, Hz. İsa’ya organ bağışçısı kaydını imzalamak için internete girmesi gerektiğini söylüyorlar. Daha sonra muhafızlardan biri, bir akıllı telefonu mızrağına tutturuyor ve böylece Hz. İsa kaydını girebiliyor. Ve reklam, “İsa’nın yapacağını yap.” ifadesiyle sona eriyor.

The Daily Telegraph’ın yaptığı habere göre, organ bağışının önemine dikkat çekmeyi amaçlayan bu reklam çeşitli kesimlerden farklı tepkiler aldı. Avustralya’nın İslami Dostluk Derneği’nin kurucusu olan Keysar Trad, reklamın “saygı gösterilen bir şahısa karşı saygısızlık gösterdiğini” ve Müslümanlarla Hristiyanlar arasında bir dargınlığa neden olabileceğini ifade etti. Ancak, Anglikan Piskoposu Michael Stead aynı fikirde değildi. Stead, reklamın itici gelme potansiyeline sahip olabileceğini söyledi, ama halkın bunun yerine reklamın altında yatan mesaja odaklanması gerektiği konusunda ısrar etti.

Film yapımcısı Richard Todd ve yaratıcı ajans Revolver iş birliğiyle hazırlanan bu reklam, Avustralyalılar’ın %70’inin organlarını bağışlama eğiliminde olduğunu, ancak sadece %36’sının kayıtlı organ bağışçısı olduğunu ortaya koyan bir araştırmanın sonucunda ortaya çıktı. Todd, Avustralyalılar için dyingtolive.com.au adresinden online kayıt yaptırarak dönor olmak için uygun olup olmadıklarını bilmelerinin önemli olduğunu açıkladı.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?


8 Haftada Dijital Mükemmeliği Yakalayın!
Eğitimi İncelemek İstiyorum
Digital Excellence Program'da Erken Kayıt Fırsatından Yararlanın
close-link