İkna Edici İletişimin Pazarlamadaki Yansımaları 0

İletişimin büyük bir bölümü ikna amaçlı yapılır. Karşımızdaki kişinin bir şekilde kendi istediğimize, düşüncemize, görüşlerimize inanması için çabalarız. Marka iletişiminin ise tamamı ikna amaçlıdır. Tabi ki temel amaç insanların markanızı ilk tercih olarak kullanması ve ürün ya da hizmetinizi satın almasıdır. Bu mesajlar temelinde markalar iletilerini tasarlarlar. Pazarlama 3.0 ile yükselişe geçen kurumsal sosyal sorumluluk anlayışının temelinde bile bu mesajlar yatar. Hatta marka iletişiminin başarısı ne kadar çok ürün veya hizmet sattırdığında değil, insanları o marka için ne kadar ikna ettiğindedir. Satış ise bu iknanın yalnızca bir sonucudur. Ki artık markalar için satıştan önce gelen şeyler var. Örneğin marka imajı bunlardan biri. Tasarladığınız iletiler insanların gözünde markanızı, güven veren, kaliteli ve ilk tercih boyutuna taşıyorsa marka iletişiminiz sağlam demektir.

Her şeyin olduğu gibi iknanın da çeşitli yöntemleri var. Aristo’dan bu yana pek çok düşünür tarafından iknanın yöntemleri çeşitli şekillerde tanımlanmıştır. Şimdi bu yöntemlerin pazarlama iletişimine nasıl yansıdığına bakalım:

1- Ortak payda

Aristo, ikna edilen ile eden arasında ortak bir payda olduğunda iknanın daha etkili olduğunu söyler. İknacının yani pazarlamacıların işi bu ortak paydaları bulup ikna edilecek kişinin tutum ve davranışlarında değişiklik yaratmak amaçlı iletişim tasarlamaktır. Aslında bu ortak payda maddesi reklamcıların her kampanyada peşinde oldukları “içgörü” kavramına yakın bir maddedir.

http://www.youtube.com/watch?v=1Z165lBhHLo

Bu reklamda doktorumuz “bir doktor ve anne olarak” tavsiyede bulunuyor. Zaten üzerindeki kıyafetlerden ve ortamdan doktor olduğunu anladığımız karakterimizin özellikle “anne” olduğunu vurgulaması burada birincil hedef kitle olan annelerle aynı “ortak payda”da olduğunu gösteriyor.

Yani bebekleri için hep en iyisini isteyen annelerle bir bağ kurulmaya çalışıldığı çok açık. Sadece bir doktor olarak da söyleyebilirdi bunu ancak burada iknanın etkisi bu söylemle artırılmaya çalışılıyor.

2- Uzmanlık

İnsanlar bir şeyi sıradan birinden duymak yerine o işin uzmanından duyarlarsa çok daha çabuk kabullenirler. Bu hepimiz için böyledir. Çocukluğumuzda her şeyi annemiz veya babamıza sorar, ne derlerse inanırdık. Daha sonra ilkokul öğretmenimiz bizim için uzman pozisyonuna geçmiştir. Büyüdükçe uzmanlık pozisyonundaki kişiler değişir. Yukarıdaki reklamda da markayı tavsiye eden bir uzman yani doktordur. Bu tekniği en sık diş macunu reklamlarında görürüz. İsviçreli bilim insanlarının tavsiye etmediği bir diş macunu var mıdır?

3- Yoğunlaştırma/Azaltma

İkna kuramcılarından Rank’in modeli olan yoğunlaştırma/azaltma tekniği de reklamlarda oldukça sık kullanılan tekniklerdendir. Teknik kısaca şöyledir: kendi güçlü yönlerini yoğunlaştırarak, zayıf yönlerini azaltarak aktar, rakibinin ise güçlü yönlerini azaltarak, zayıf yönlerini yoğunlaştırarak aktar. Bu teknikler ise şöyle kullanılır. Yoğunlaştırarak anlattıklarını sık sık “tekrar”la. Sık tekrar akılda kalmayı kolaylaştırır ve akılda kalma da tüketici tercihlerinde öne çıkmanızı sağlar. Markalar bu yüzden slogan, müzik, logo gibi imgeler kullanırlar. Ve bunları sık sık tekrarlayarak markalarını adeta insanların zihnine kazırlar. Bu tekniklerin kullanma yöntemlerinden bir diğeri de “çağrışım”dır. Çağrışıma vereceğimiz en temel örnek ise reklamda ünlü kullanımıdır. Markayı kullanırken reklamdaki ünlüyle tüketici kendini özdeşleştirir. Ürün tüketicide o ünlüyle ilgili çağrışım yapar. Böylece tüketici hayranı olduğu ve hep olmak istediği kişi gibi olabilir.

Diğer yandan yoğunlaştırma tekniği çerçevesinde markalar herkes tarafından bilinse dahi asla kendileri hakkında olumsuz bir şeyden söz etmezler. Örneğin Turkcell ne kadar pahalı olduğundan asla söz etmez. Bunun yerine en önemli özelliklerinden olan çekim gücüne vurgu yapar sık sık.

Azaltma tekniğinin de çeşitli kullanım yolları vardır. Bunlardan biri “ihmal etme”dir. Burada da bir markanın kötü bir özelliğini dillendirmediğini görürüz. Örneğin bir bulaşık deterjanı markası diğerlerine göre çok daha az miktar deterjanla çok daha fazla bulaşık yıkıyordur ancak içinde kimyasal olarak güçlü bir madde bulunuyor olabilir. Marka bunu tabi ki söylemez. Ama güçlü olan özelliğini rahatça dile getirebilir.

Azaltma tekniğinin diğer bir uygulama biçimi de “karıştırma”dır. Bu yöntem de yukarıdaki reklamda kullanılmıştır. Hem anne hem doktor olan karakterimiz çocuğunu doktora getirmiş anneye “hipoalerjenik sıvı deterjan” öneriyor. Peki hipoalerjenikin ne olduğunu kaç kişi biliyor? Ancak insan beyni böyle durumlarda geçiştirmeyi tercih ettiği için bunun ne olduğunu sormaz bile. “İyi bir şeydir herhalde” deyip geçer. Çünkü “hem bir doktor hem de bir anne” öneriyor. Nasıl kötü bir şey olabilir ki.

http://www.youtube.com/watch?v=3F4OKuMBpjs

4- Seçenekleri sınırlandırma

Bu teknikte tüketiciye 2 seçenek sunulur. Bunlardan biri tabi ki zayıf olan marka yani sıradan marka, diğeri de kendi markamızdır. İkisi arasında karşılaştırma yapılır. Doğal olarak kendi markamız daha üstün çıkacaktır. Peki neden sadece 2 marka arasında seçim yapılması istenir tüketiciden? Sadece 2 tane deterjan markamız mı var bizim? Tabi ki hayır. Ama tüketiciyi reklamda diğer markaya göre bizim markamızın daha iyi olduğuna inandırdığımızda doğal olarak markette de ilk bizim markamız gözüne çarpacaktır.

http://www.youtube.com/watch?v=Xb1WIikD9Is

5-Önce/Sonra

Bu yöntem bir klasiktir. Ürünü kullanmadan önce ve kullandıktan sonrası arasındaki fark tüketiciye gösterilir. En klasik örnekleriyse -hemen aklınıza gelmiştir- kellik ilacı reklamlarıdır

http://www.youtube.com/watch?v=N5sPHcAGyRY

6- Olumlama

Olumlama tekniğinde markadaki olumlu bir parçanın tüketici algısında bütün markaya transfer edilmesine çalışılır. Buna da en güzel örnek ülkemizdeki reklamlarda sıkça kullanılan çocuklardır. Çocuklar veya bebekler marka ne olursa olsun insanlarda olumlu duyguların oluşmasına sebep olur. Bunu çok iyi bilen pazarlama iletişimcileri de sıklıkla bu yolla markalarının olumlu bir imaja bürünmesi için çabalarlar. Alakalı veya alakasız birçok reklamda bebeklerin ve çocukların kullanılmasının asıl nedeni budur.

http://www.youtube.com/watch?v=bDUm_zre8iM

Daha birçok ikna tekniği var. Ancak pazarlama iletişiminde en sık kullanılanları bunlar. Siz de aklınıza gelen örnekleri bizimle paylaşabilirsiniz.

Pazarlamasyon.com Yönetici Ortağı - Pazarlama da örgütlenmektir!

Bir Cevap Yazın

İyi İçerik Her Zaman Kazandırır mı? 0

Birçok alanda, insanların dikkatini herhangi bir yöne çekmek oldukça güçtür. Toplum açısından algı; her geçen gün daha iyi, daha güzel veya daha kaliteli gibi tanımlamaları eskisinden daha bilinçli bir yönelimle gerçekleştirme yolunda ilerliyor.

Hal böyle olunca sektörde her geçen gün içeriğe ve farklılığa erişebilme kavramı, öncesinden daha önemli bir konuma erişti. Gerek marka açısından, gerekse yazılı mecra bazında ‘iyi içerik’ kavramı ön plana çıktı.

İnsanlar artık sabit fikirlere dayalı yazıları okumaktan hoşnut değil. Gereksiz marjinallik de değil aradıkları. İçeriğin kalitesinin, birçok alanda okuyucuyu ya da marka bazında kullanıcıyı sarmak zorunda olduğu bir dönemden geçiyoruz.

Peki ya ‘iyi fikir’ ya da ‘iyi içerik’ her zaman kesin bir dönüş getirir mi?

Bu sorunun cevabı aslında ne ‘evet’ ne de ‘hayır’

222190_10150170344199457_197177969456_6706827_324648_n

Eminim hepimizin geçmişten hatırladığı, an itibariyle sektördeki yerinde yeller esen, dönemin şahane ünlü markaları mevcuttur. Gelişimi bu kadar hızlı fakat olgunluk evresi bu kadar ters yönde etkilenen bir marka için, yukarıdaki soruya hangi cevabı verirdiniz?

Peki iyi içerik ne kadar süre bize dönüş getirir?

Sosyal medyada da işler aslında bu şekilde işliyor. Markanızın, çalışmanızın ya da herhangi bir yazınızın bir anda parlayıp getireceği başarının garantisi nedir? Elbette stratejilerle paralel, fakat belki de iyi içeriği yanlış zamanda sunmuşsunuzdur.

Araştırmalara göre atılan tweetlerin %80’i 30 gün içinde asla tekrardan atılmıyor. Peki ya sizin içeriğinizin de bu yüzdenin bir parçasını oluşturabileceğini hiç düşündünüz mü? Elbette bu oranın bu kadar yüksek olmasındaki en büyük etken, hem tembellikten kaynaklı geriye dönük içerik taraması yapmamamız, hem de Twitter spami görüntüsünden bir hayli ürküyor olmamızdır.

Fakat tüm bu etkenlerin yanında, çoklu paylaşımların ya da aynı içeriği birden fazla kez paylaşıma sunmanın ilk yapılan paylaşım kadar etki getirebileceğini biliyor muydunuz?

multiple-social-sharing-600x105

Elbette bu konuda dikkat edilmesi gereken noktalara değinmek koşuluyla:

Otomasyon ve Takvimler

Aslında bu işin en büyük engeli rutin iş yükü arasında geriye dönememek. Diğer bir deyişle içerik karmaşası ve aradığını bulamama. Çünkü iyi içeriğin yalnızca kendisi belirlidir, zamanı değil… Ve eğer siz belirleme kısmında hatalı iseniz, zamanı asla yakalayamayacaksınız demektir. Bu nedenle içerik takviminizi oldukça iyi takip ediyor olmalısınız.

Markalarda da durum aynı şekilde gerçekleşir. Bugün Retro marketing kavramı da aslında tam olarak iyi içeriğin ya da iyi ürünün tekrar zamanını değiştirmek koşuluyla gerçekleştirmekten başlar. Birçoğumuzun bildiği eski model ya da unutulmuş ürünlerin, bugüne uyarlanmasından bahsediyorum aslında.

migros

 

Kısmen Değiştirin

İçeriğinizin tamamı mı işe yaramaz, yoksa bir bölümü mü? Mesela başlığı ilgi çekmemiş olabilir mi, ya da markanız için slogan veya logo. İlk izlenim tüketici veya okuyucuda 7 saniyede gerçekleşiyor. Yani 7 saniyelik bir başarısızlık toplam görüşü yerle bir etmeye yeterli. Ufak bir değişiklik ise, çoğu zaman tüm içeriği kurtarabilir. Hal böyle olunca, bu işin değer yargısını sizler de tahmin edersiniz…

Paylaşım Sıklığına Dikkat!

Hepimiz sosyal medyada art arda paylaşılan, artık hepimizi sıkılma noktasında isyana taşıyan birçok içerikle karşılaşmışızdır. Bu işin en kritik noktası da aslında zaten bu. İyi içerik çıkarmaya çalışırken, bir anda insanlar sizin başka içerik çıkarmadığınız kanısına varabilir. Bu nedenle paylaşım sıklığınız kitlenin nabzını tutarken, aynı oranda kendinizin de nabzını tutmalı.

Bir reklam arasında dört kez üst üste ya da kısa bir arayla tekrar verilen reklamlara olan sevginiz nedir? İşte bu noktada bir süre sonra, tüketici için ne içerik kalıyor ne de yaratıcılık . Bu da hem markalar, hem de içerik için en büyük tehditlerin başını çekiyor.

Gerek kendi ürettiklerimiz adına, gerekse var olan veya yaratılabilecekler açısından; ‘iyi’ olanı görmenin çok da kolay olmadığının hepimiz bilincindeyiz. Bu açıdan herhalde herkes gibi benim de temennim, bu gibi tavsiyeler veya çalışmalar ışığında, ‘iyi’ olanı bulmanın biraz daha ‘kolay’ olduğu dönemler yaşamak olabilir.

2016-2017 Sezonunda Türkiye Süper Lig’in Gelir Oranları 0

Türkiye’nin en büyük özel sermayeli yatırım bankası Aktif Bank, Türk futbolunun gelirlerini ve ekonomik görünümünü mercek altına aldığı Futbol Ekonomisi Raporu EkoLig’in ikinci sayısını yayınladı.

Türk futbolunun finansal verilerini Avrupa’nın önde gelen ligleri ile karşılaştırmalı olarak sunan rapora göre, Süper Lig; maç günü gelirleri, naklen yayın gelirleri ve ticari gelirler açısından son iki sezonda yüzde 15 büyüdü. 2015-2016 futbol sezonunda yaklaşık 2 milyar TL olan Süper Lig’in gelirleri, 2016-2017 futbol sezonu sonunda 2,3 milyar TL’ye ulaştı.

Ceyhun Kazancı: “Futbol ekonomisi son bir yılda yüzde 15 büyüdü”

Raporun öne çıkan sonuçlarını basın mensupları ile paylaşan Passolig Genel Müdürü Ceyhun Kazancı ise, “Türk futboluna ilişkin elimizde bulunan önemli bilgi birikimini sektör ve kamuoyu ile paylaşmaya devam ediyoruz. Geçtiğimiz yıl gördük ki, EkoLig futbol ekonomisi için çok önemli bir ihtiyacı karşıladı. Bu yıl daha da derinleştirdiğimiz bu rapor, futbol kulüplerinin de mali yapıları ve gelir kalemleri açısından doğru strateji izlemeleri için bir kaynak rapor niteliğinde olacaktır.

Kazancı, bu yılki raporda yer alan veriler çerçevesinde, Türk futbolunun gelir yapısı hakkında şu bilgileri verdi: “Rapora göre, Türk futbol ekonomisi büyümeye devam ediyor. Süper Lig’in toplam geliri 2,3 milyar TL’ye ulaştı. Dört büyükler geçtiğimiz sezon 1,4 milyar TL, son 3 futbol sezonunda ise toplam 3,8 milyar TL gelir elde etti.

Süper Lig, 3 büyük gelir kaleminden biri olan naklen yayın gelirlerinden 2016-2017 futbol sezonunda 1 milyar TL’lik gelir elde ederek Avrupa’nın en fazla yayın geliri kazanan 6. büyük ligi oldu. Yenilenen naklen yayın ihalesi rakamlarını dikkate aldığımızda, bu sezon sonunda da Süper Lig’in naklen yayın gelirlerindeki artışın devam edeceğini öngörmekteyiz. ”

Toplam gelirlerde Beşiktaş öne geçti

Rapora göre; Beşiktaş, üst üste elde ettiği 2 şampiyonlukla birlikte bütün gelir kalemlerinde ciddi bir yükseliş elde etti. 2016-2017 futbol sezonunu hem sahada hem de finansal tablolarda lider tamamladı. 2015-2016 futbol sezonuna göre toplam gelirlerini yüzde 61 oranında artıran siyah beyazlılar, gelirlerini 521 milyon 100 bin TL’ye ulaştırdı.

Trabzonspor yeni stat ile gelirlerini katladı

Trabzonspor, Şenol Güneş Spor Kompleksi Medical Park Stadyumu’nun açılmasıyla birlikte maç günü gelirlerinde ciddi bir artış elde etti. 2015-2016 futbol sezonunda 3,1 milyon TL kazanan bordo mavili ekip, 2016-2017 futbol sezonunda maç günü gelirlerini 18,7 milyon TL’ye ulaştırdı.

Sezon sonunda toplam gelirlerde yüzde 81’lik oranda bir artışla 147 milyon 700 bin TL kazanan

Trabzonspor, sadece dört büyükler arasında değil ligin tamamında gelirlerini en fazla artıran kulüp oldu.

Medipol Başakşehir FK başarı öyküsüne imza attı

Süper Lig’i 2016 – 2017 sezonunda ikinci sırada bitiren Medipol Başakşehir naklen yayın ve maç günü gelirlerinde yüzde 41,6’lık bir artış elde etti. Naklen yayın gelirlerinde üç büyüklerden sonra en fazla

kazanan takım oldu. Seyirci ortalamasını 2 bin 285’den 3 bin 271’e çıkararak, yüzde 43 oranında seyirci artışı elde etti ve Lig’in başarı öyküsüne imza attı.

Rakamlarla EkoLig

  • Son iki sezonda toplam 5,2 milyon kişi Süper Lig maçlarını stadyumlarda seyretti.
  • Süper Lig’in 2015-2016 futbol sezonunda 8.395 olan seyirci ortalaması, 2016-2017 futbol sezonunda yüzde 6 oranında artarak 8.940 oldu.
  • 2015-2016 futbol sezonu sonunda 2 milyon olan Passolig Kart adedi, 2016-2017 futbol sezonu sonunda 2,8 milyona ulaştı.
  • 2016-2017 futbol sezonunda Süper Lig pastasının büyüklüğü 2,3 milyar TL’ye ulaştı.
  • Dört büyükler 2016-2017 futbol sezonunda 1,4 milyar TL gelir elde ettiler.
  • Beşiktaş 30.446 seyirci ortalaması ile ligin en fazla seyirci ortalamasına sahip takımı oldu.
  • Süper Lig’in en fazla gelir elde eden takımı: Beşiktaş’ın toplam geliri: 521 milyon 158 bin TL
  • Süper Lig’in maç günü gelirleri en fazla olan takımı Beşiktaş oldu (69,9 milyon TL).
  • Süper Lig’in ticari gelirleri en fazla olan takımı Fenerbahçe oldu (208 milyon TL).
  • 2015-2016 sezonunda olduğu gibi, 2016-2017 futbol sezonunda da ligin en fazla naklen yayın gelirleri elde eden takımı (Ziraat Türkiye Kupası dahil) Fenerbahçe oldu (114,3 milyon TL).
  • 2015-2016 futbol sezonuna göre naklen yayın gelirlerini yüzde 42 oranında artıran Medipol Başakşehir FK, Süper Lig’in yayın gelirlerini en fazla artıran takımı oldu.
  • Süper Lig’in en fazla seyirciye ev sahipliği yapan stadyumu: VODAFONE PARK – 825.968 kişi.
  • 4 büyüklerin bilet başına elde ettiği ortalama gelir: 99,5 TL.
  • 4 büyükler dışındaki takımların bilet başına elde ettiği ortalama gelir: 35,2 TL.
  • Son 3 futbol sezonunda 4 büyük takım 3,8 milyar TL gelir elde etti.
GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link


 

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link