Her Pazarlamacının İzlemesi Gereken 8 Mükemmel Film

Hızlı bir tempoda stresle dolu yaşanan hayatlar, fikir ayrılıkları, inişler ve çıkışlar pazarlamacılar için neredeyse birer hayat tarzı olmuş durumda. Böyle bir dünyada biz pazarlamacılar için belki de en büyük motivasyon kaynağı ise sinema filmleri. Tabii boş zamanlarımızda “acaba bugün hangi filmi izlesem?” repliğini de sürekli aklınıza getiriyorsanız yaklaşın, bu yazım tam size göre!

Her – Aşk | Imdb Puanı: 8.0

Telefonunun işletim sistemine aşık olan asosyal bir yazarı konu alan filmin başrolünde de işletim sisteminin kendisi oynuyor :) Hatta işin daha da garibi işletim sistemi ile başlayan ilişkilerinde ayrılan taraf işletim sisteminin kendisi oluyor. Gerçekten düşündürücü ve derinliği olan bir film.

Thank You For Smoking | Imdb Puanı: 7.6

Büyük tütün firmaları için lobicilik yapan Nick Naylor, hayatını sigara üretmeye ve içmeye teşvik ederek kazanıyor hikayemizde. Bir yandan ürünü tutundurmanın peşinde olan Naylor, diğer yandan da 12 yaşındaki çocuğuna örnek bir baba modeli çizmek durumunda.

Savunduğunuz şey dünyanın en savunulamaz şeyi dahi olsa, eğer ağzınız iyi laf yapıyorsa karşınızdakilerin ezberini bozup, onları düşünmeye zorlayabilirsiniz.

MoneyBall | Imdb Puanı: 7.6

Pazarlamacının en büyük engeli nedir? Benim aklıma ilk olarak “Bütçe” kelimesi geliyor. Ah bize o bütçe verilse ne kampanyalar yapacağız, nasıl da uçuracağız markayı! Şaka bir yana, bütçe herkesin problemi ve aslolan sınırlı bütçe ile büyük işleri başarmakta.

İşin ilginci, bu film gerçek hayattan esinlenilmiş bir Beyzbol filmi. Brad Pitt‘in oynadığı Billy Beane lig düşmek üzere olan bir takımın koçu oluyor. Takımın sıkıntısı şu: Takım en iyi adamları yetiştiriyor, tam adamlar işe yarar hale gelmişken büyük takımlar parayı bastırıp bu oyuncuları alıyor. Eski yönetimin aklına gelen çözüm klasik: Paranın yettiğince en iyi adamı almak, gerisini de bir şekilde halletmek. Billy Beane ise beyzbola istatistik ve veri analizini getirerek ufak çapta bir devrim yapmaya çalışıyor: En iyi puanlı oyuncuyu yüksek fiyata almak yerine, sadece kendi alanında en iyi olan vasat oyunculardan bir takım kurmak.

Olayı beyzboldan arındırıp kendi işinize kanalize ettiğinizde şaşırtan sonuçlara varabilirsiniz. Sizi bir süre düşündürecek sonuçlar…

Silicon Valley | Imdb Puanı: 8.4

The Big Bang Theory’yi çok mu seviyorsunuz? Sheldon sizin için gerçek bir geek mi? Bir de Ünlü Silikon Vadisi’ni konu alan bu diziyi deneyin. 80’li yılları konu alan dizi Jobs, Wozniak gibi isimlere de çokça gönderme yapıyor.

The Social Network | Imdb Puanı: 7.8

Günümüzün en iyi bilinen dijital markalarının başında gelen Facebook’un doğum hikayesi olarak lanse edilen The Social Network, aslında etik bir problemi irdeliyor: Ürün üretenin midir yoksa ürün fikrini ilk bulanın mı? Yeni ürün geliştirmek isteyenlere de bir çeşit yol haritası çıkarılıyor. Mark Zuckerberg, Facebook’u yaratmadan önce de Facebook’un hedef kitlesinde yer alıyor. Basit düşünüyor. Bilirsiniz; tüketim malzemeleri 3’e ayrılır: İhtiyaç duyulanlar, İstenenler ve Arzulananlar.

Facebook ilk çıktığında aslen bir “İstenen”. Girişin kısıtlı olması, başta sadece Harvard’a sonra da sadece Amerika’daki bazı önemli okullara ait mail adresiyle kayıt olunabilmesi içeridekilerin “seçkin” gençler olduğu algısını yaratıyor ve Facebook bir anda bir “Arzu” nesnesine dönüşüyor. Sonrasını ise zaten hepimiz biliyoruz.

Jobs | Imdb Puanı:5.9

JOBS‘da, Ashton Kutcher‘ı Apple’ın efsanevi yaratıcısı Steve Jobs olarak izliyoruz. Ben film eleştirmeni değilim, ama yine de şunu söylemem gerek: Bu filmi izlerken zevk alacak kişilerin geneli İş ve Pazarlama Dünyası mensupları olacaktır. Bu konulara ilgi duymayan biri için fazla yavaş bir film.

JOBS ile The Social Network arasında çok fazla benzerlik var aslında. Aynı soruyu sorduruyor: Ürün yaratanın mıdır? Fikir aklına gelenin midir? Yeni bir soru ekleniyor: Ürün, bu ürünü pazarlayanın olabilir mi?

Steve Jobs aslen bir bilgisayar mühendisi değil. Diplomalı bir pazarlamacı da değil ama belli ki doğuştan pazarlamacı ve vizyon sahibi bir kişi. (Kişisel hayatında ise o kadar başarılı bir insan olmadığını görebiliyoruz. Bu da konumuzdan uzak apayrı bir etik tartışmanın başlığı olabilir.) Bu filmde hissedeceğiniz vurgular: Basitlik (Kullanım kolaylığı), Farklılaşma ve ürünü önce kendin sev sonra başkaları da sever. Steve Jobs’ın başarılarından da hatalarından da çıkarılacak çok ders var.

The Pursuit Of Happyness | Imdb puanı 8,0

Gerçek hayattan bir hikayenin konu alındığı The Pursuit of Happyness, Christopher Gardner (Will Smith) karısı tarafından terk edilmiş, iflas etmiş ve bunların yanında bakmak zorunda olduğu bir oğlu olan bir kişidir. Geçim sıkıntısı çeken ve hayatta kalma mücadelesi veren bir baba oğulun sevgi dolu, duygusal ve inançlı hikayesini anlatıyor.

İş hayatınızda yaşadığınız zor bir dönemde size sabırlı olmanız ve karşınıza çıkan herşeyin bir sebebi olduğuna inanmanız gerektiğini anlatan bir film olduğu için pazarlama alanıyla ilgilenen kişileri doğru motive edecektir.

Wall Street  – 1987 | Imdb puanı 7,4

1980’lerin iş dünyasının perde arkasının anlatıldığı sürükleyici filmde, hırslı ve genç bir borsacı (Charlie Sheen) Wall Street efsanesi Gordon Gekko tarafından baştan çıkarılıyor ve yasa dışı ancak son derece kazançlı bir dünyaya adım atıyor. Bu filmde canlandırdığı Gordon Gekko karakteriyle Michael Douglas Oscar ödülüne layık görülmüştür. Film oldukça anlamlı ve derin diyaloglardan oluşurken, ana hatlarıyla kapitalizmi “kazananlar” tarafından ele alıyor.

Bonus: Senaryosu Yapay Zeka Tarafından Oluşturulan İlk Film: The Sunspring

Yapay zeka hakkında yazılmış gerilim dolu senaryolara sahip bir çok film izledik bugüne kadar. Aşağıda izleyeceğiniz 9 dakikalık kısa film de bunlardan biri. Geleceğe dair distopik bir öngörü ve gerilimin de bol bol yaşandığı bu kısa filmin senaryosu yapay zekaya ait.

Her zaman film konusunda görmeye alışkın olduğumuz yapay zeka bu sefer senarist koltuğunda. Sunspring ismini alan bu kısa filmin senaryo sürecinde Jetson ismi verilen bir yapay zeka algoritması kullanılırken yönetmen koltuğunda Oscar Sharp ve başrolde Thomas Middleditch var.

Sonralarda ismini Jetson’dan vazgeçerek Benjamin olarak değiştiren program bilim kurgudan esinlemesinin yanısıra birçok metin ve 30.000’i aşkın pop şarkısından beslenmiş. Sonrasında seri bir şekilde senaryoyu yazmış, rolleri aktörlere tayin etmiş hatta eseri için müzikal bir ara bile hazırlamış.

Hepimiz senaryosu yapay zeka tarafından oluşturulan bir filmin ne kadar ilginçlik barındırabileceğini düşünüyoruz eminim. Şöyle ki film isimleri H , H2 ve C olan üç kişi arasında uzay ya da ona benzer bir evrende geçiyor. Aralarında bir aşk ilişkisinin var olduğu ya da olmadığı da muallak. Gelecekte büyük oranda işsizlik yaşanacağı için gençlerin kanlarını satarak geçinmek zorunda kalınacağına dair bir öngörüsü bulunuyor Benjamin’in…

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlama alanında Türkiye'nin en çok okunan blogu : Pazarlamasyon'un kurucusu.

Bir Cevap Yazın

Fulltrip İle Dijital Tatil Dönemi Başladı

Türkiye’nin dijital seyahat platformu Fulltrip, uçtan uca tatil planlamaya imkan tanırken Turkcell’in Hızlı Giriş teknolojisi sayesinde siteye telefon numarası ile kolaylıkla üye olunabiliyor. Tatilini planlayan kullanıcılar ayrıca milli ödeme platformu Paycell ile güvenli bir şekilde ödemelerini yapabiliyor. Ayrıca sitedeki tüm işlemler için BiP’ten 7/24 destek imkanı bulunuyor. 2018 yazına özel yüzde 45’e varan erken rezervasyon indirimi sunan Fulltrip’te koşulsuz iptal seçeneği de yer alıyor.

Turkcell desteğiyle tamamen dijital hale gelen Fulltrip, 2018’de tatilcilere eşsiz bir deneyim sunmaya hazırlanıyor. Hafta sonları ve resmi tatillerle birlikte toplam 116 gün resmi tatilin bulunduğu bu yıla özel çalışmalarını da sürdüren Fulltrip, 2018’de seyahat ihtiyaçlarının tek bir adres üzerinden uçtan uca karşılanmasını amaçlıyor.

Fulltrip ile dijital tatil deneyimi yaşanıyor

Turkcell’in ürün ve servisleriyle tatil kavramına yeni bir anlayış getiren Fulltrip bu sayede tatilcilere dijital tatil deneyimi sunuyor. Dijitalleşmenin ilk adımı olarak internet sitesine giriş özelliğiyle fark yaratan Fulltrip, hızlı giriş teknolojisini kullanarak sektörde bir ilke imza atıyor. Bu sayede Fulltrip’e tüm operatör kullanıcıları sadece telefon numaralarını girerek üye olabiliyor. Bununla birlikte Fulltrip’te milli ödeme platformu Paycell altyapısı kullanılarak tüm kredi kartlarıyla güvenle satın alma işlemleri yapılıyor. Müşteri hizmetlerini de BiP ile dijitalleştiren Fulltrip, 7/24 anlık destek sağlıyor. BiP’te bulunan Fulltrip kanalı ile kullanıcılar, müşteri hizmetlerine online olarak ulaşılabiliyor.

Seyahat öncesi kullanıcılarının rotasına göre bir de özel dijital rehber hazırlayıp sunan Fulltrip.com bu özelliğiyle de farklılaşıyor. Türkiye’den ve dünyadan 120 şehir için hazırlanan ve Gezginin Defteri olarak adlandırılan bu rehberde şehrin önde gelen yeme-içme noktaları, restoran önerileri ve görülmesi gereken yerler bulunurken otel, eğlence adresleri, yazlık ve kışlık mekânlara özel tavsiyeler de yer alıyor.

Yüzde 45’e varan erken rezervasyon indirimi Fulltrip’te

Türkiye’nin dijital seyahat platformu Fulltrip, erken rezervasyon dönemine özel başlattığı kampanya kapsamında 28 Şubat 2018 tarihine kadar yüzde 45’e varan indirim sunuyor. Koşulsuz erken rezervasyon iptalinin de yapılabildiği Fulltrip’te kredi kartıyla peşin fiyatına 9 taksit imkanı da bulunuyor.

220 binden fazla otel, 120’den fazla havayolu şirketi, 4 binden fazla araç kiralama firması anlaşması ve 1000’den fazla tur seçeneği ile Fulltrip.com, uçak bileti alımlarında sınıf ve yemek seçimi yapabilme, online vize servisi ve seyahat rehberi gibi yeni özellikleri ile dijital seyahat sektörüne farklı bir bakış açısı getiriyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Oreo, Sizi Bisküvi Avına Çağırıyor

Mobil oyunlaşmaya gösterilen ilgi arttıkça, ihtiyaç duyulan teknik altyapının edinilmesi kolaylaştıkça ve ortaya çıkan masraflar düştükçe, markalar kendi artırılmış gerçeklik (AR) deneyimlerini geliştirmeye günümüzde daha eğilimli oluyor. Gerek özgün lezzeti gerekse de uyguladığı ilginç içerik pazarlaması taktikleriyle dünya çapında nam salmış bisküvi markası Oreo da bunun son örneği oldu. Marka bugünlerde, bisküvi avıyla kullanıcıları kendine bağlamayı hedefleyen Büyük Oreo Kurabiyesi Avı (The Great Oreo Cookie Quest) adlı mobil oyun uygulaması üzerine çalışıyor.

Söz konusu mobil oyunda marka, kullanıcıların dünyanın dört bir yanına gizlediği Oreo bisküvilerini bulmaları için bazı ipuçları veriyor. Nesne tanıma teknolojisini kullanan oyun zekası, doğru nesneleri tespit edebiliyor ve böylece saklanmış Oreo’ları buluyorsunuz. Günlük olarak verilen ipuçları, çeşitli sorularla kullanıcılara iletiliyor. Örneğin uygulama “Bileğinde ne var?” dediğinde, sizin bu soruyu o an bileğinize taktığınız kol saatini uygulamaya taratıp saklı Oreo’lardan birini bulmaya yormanız gerekiyor. Taratma sonucunda, akıllı telefonunuzun ekranında bir Oreo çıkarsa bu, gizli bisküvilerden birini avladığınız anlamına geliyor.

Maliyet azaldıkça ve teknik altyapıya erişim kolaylaştıkça, markalar kendi AR deneyimlerini oluşturmaya daha da sıcak bakar oldu.

Bulduğunuz her sanal Oreo, size verilen ipucunun zorluğuna göre puanlanıyor ve oluşturulan sıralamaya bakan kullanıcılar, av performanslarını Facebook ve Twitter’daki arkadaşlarıyla veya dünyanın geri kalanındaki kullanıcılarla kıyaslayabiliyor. Oyunu oynayanlar arasında gerçek Oreo bisküvilerini uygulamaya tanıtanlar ise Google’ın California’daki merkezinden tutun da Afrika’ya kadar uzanan farklı yerlere gezi kazanma şansını yakalıyor.

Gezilerden birinin Google binası olmasının nedeni ise oldukça basit ve doğal. Zira marka, bu proje için geçtiğimiz yılın Ağustos ayında Google ile iş birliği yapmış. Hâliyle bu durum oyunda verilen ödüllere de yansımış. Hatta öyle ki ödüllerin Google ile ilişkisi California’daki merkezle de sınırlı değil. Bulunan sanal Oreo’ların kullanıcılara getirdiği ödüller rastgele seçiliyor olsa da birçoğu Google ile ilgili durumda. Kazanılan Google Play puanları ve Pixel marka akıllı telefonlar, bu noktaya ilişkin açık birer örnek sunuyor. En çok da oyunun Avrupa ve Güney Amerika pazarlarında Android robotu imajı eşliğinde pazarlanması, bunu kanıtlıyor.

Oreo için hazırlanan oyunun mantığı, Pokemon Go’ya oldukça benziyor.

Oyun mantık olarak esasen Pokemon Go’ya benziyor. 2016’da ortaya çıkan bir artırılmış gerçeklik oyunu olan Pokemon Go, pek çok ülkede popüler olmuş ve insanlar kalabalıklar hâlinde, ellerinde akıllı telefonlarıyla sokaklarda pokemon arar olmuştu. Hatta çılgınlık hâline gelen bu durum, sayısız hayati riske davetiye çıkarmıştı. Anlaşılan o ki Oreo da bu potansiyeli görmüş ve bu yolda bir çalışmayla tüketicilerin karşısına çıkmak istemiş. Markanın Pokemon Go’ya özendiğini saklamadığını da söylemeliyiz. Çünkü oyunda yakalanan Oreo’ların saklandığı yere Cookiedex adını vermiş, yani tıpkı Pokemon’lara karşı tutulunca onların hakkında ayrıntılı bilgi veren Pokedex’ler gibi. Kaldı ki Oreo yetkilileri de oyunun Pokemon Go tecrübesinden ve insanların ona verdiği tepkiden çıktığını söylüyor.

Küresel ölçekli medya ajansı Carat ile sanal ve artırılmış gerçeklik üzerine çalışan Gravity Jack gibi iki önemli kuruluşun desteğini alarak projeyi hayata geçiren The Martin Agency’nin çalışmaları tamamlaması 6 ay almış. Geçen ayın sonunda Birleşik Krallık’taki IOS ve Android tabanlı cihazların kullanımına açılan oyun, burada göstereceği performansa göre Güney Amerika, Avrupa, Rusya ve belki ABD’de kullanıcılara ulaşacak. Ajans, Oreo damgası taşıyan mobil oyunun tanıtımı amacıyla biri televizyon, üçü ise sosyal medya platformlarında yayınlanmak üzere toplam dört video hazırladı.

Büyük Oreo Kurabiyesi Avı marka için her ne kadar sosyal yanı da olan ilk artırılmış gerçeklik oyunu olsa da markanın, nesne tanıma teknolojisinden ilk kez yararlanmadığını da belirtmeliyiz. Zira Oreo, tam bir yıl önce yine Google ile birlikte çalışarak Oreo Bandırma Yarışı () isminde bir projeye imza atmıştı. Bu projede tüketiciler Oreo bisküvilerini uygulamaya taratmış ve süte bandırmadan önce Oreo’ları Google Earth yardımıyla sanal olarak stratosfere fırlatmıştı.

Konuya dair görüşlerini paylaşan Oreo Marka Pazarlama Direktörü Justin Parnell ise insanların diğer cihazlara göre mobil cihazlarda daha çok zaman geçirdiğini ve bu cihazları eğlence amacıyla giderek daha fazla kullandığını söyleyip projenin çıkış amacını açıkladı.

Oreo
Oreo, nesne tanıma teknolojisinden ilk kez Oreo Dunk Challenge adlı çalışmasında yararlanmıştı.

Sizi bilmem ama zaten Pokemon Go gibi bunun yapılmış bir örneği varken ve ilk olmanın avantajıyla bütün ilgiyi toplayıp pastanın çoğunu almışken, Oreo’nun böyle bir çalışmayla çıkagelmesini pek mantıklı bulmuyorum. Böyle olması, elbette bundan sonra artırılmış gerçeklik temelinde mobil oyun oluşturulamayacağı anlamına gelmiyor. Fakat madem marka ille de artırılmış gerçeklik odaklı bir proje yapacaktı, bu daha farklı bir şey olabilirdi ya da en azından Pokemon Go mantığına yeni ama göze çarpacak bir şeyler ekleyebilirdi.

Oreo, kültürel kodları kullanmaktaki ustalığı ve bunu yaratıcı içeriğe dönüştürmedeki becerisiyle biliniyor.

Sosyal ağlardaki özgün içerikleriyle, gerçek zamanlı pazarlamadaki başarılarıyla ve kültürel kodları müthiş bir şekilde kullanmasıyla gönlümüze giren markanın, böyle bir yola tenezzül etmesini açıkçası doğru bulmuyorum. Kaldı ki Pokemon Go rüzgârının da ilk dönemindeki gibi esmediği de bir gerçek. Markanın evdeki hesabının çarşıya ne kadar uyacağını ise şimdilik bilmiyoruz, bekleyip göreceğiz.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link

MARKETING MEETUP 2018



Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
Erken Kayıt Fırsatı
close-link












Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
BU ETKİNLİKTE OLMALIYIM
19 Nisan'da Uniq Istanbul'da Sophia'nın da katılımı ile Marketing Meetup'ta buluşuyoruz.
close-link