Havalar Isınıyor, Ülkemizdeki Dondurma Tüketimi Ne Durumda?

Türkiye’yi ilk endüstriyel ambalajlı dondurma ile tanıştıran marka %100  yerli sermayeli Panda markasıdır. Bugün Türkiye pazarının en büyük olan Algida 1990 yılında ülkemize giriş yapmıştır. 1999 yılında Algida’ya rakip olarak Türkiye piyasasına giren Almanların ünlü dondurma markası Schöller, pazardan umduğunu bulamayıp 2003 yılında (Bursa’daki) tesisini Ülker Golf’a satmıştır. Dondurma sektörüne Ülker’in de giriş yapmasıyla sektör ciddi bir anlamda ivme kazanmıştır. Türkiye’de gelişen dondurma sektörüne son olarak 2006 yılında Haagen-Dazs da dahil olmuştur.

Ülkemizde her sene gelişen bu sektör, istatistiklere bakıldığında pek de tatmin edici değildir. Diğer ülkelere kıyasla, ülkemizde dondurma tüketimi çok düşüktür. Özellikle sütün bol olduğu ülkemizde dondurma tüketimin az olması çok düşündürücüdür. Türkiye’de dondurma tüketiminin düşüklüğü için gösterilen ana neden ise, dondurma tüketiminin hala yaz aylarını kapsaması ve kışın tüketimin yok denecek kadar az olmasıdır. Araştırmacılar bu alışkanlığımızın kültürümüzle ilgili olduğunu söylese de, mevsimsel tüketim alışkanlığımız, yeni jenerasyonla birlikte değiştiğini göstermekte. Dondurma tüketim alışkanlığımızın, değişmesindeki en etkili faktörler de, önemli dondurma firmaların kış aylarında tüketime yönelik çıkarmış oldukları ürünler ve yayınladıkları reklamlardır. Firmalar, artık geleneksel tatlı lezzetlerini dondurmayla birlikte satışa sunarak, kış aylarında da dondurma tüketimini sağlamayı amaçlamaktadır.

httpv://www.youtube.com/watch?v=GZIWbIK-ijo

httpv://www.youtube.com/watch?v=ShObHFkXydc

Son olarak alınan dünya istatistiklerine göre, yılda toplam 17 milyar litre dondurma tüketiliyor. Bu tüketime 162 milyar liralık bir ciro eşlik ediyor. Türkiye’de dondurma sektöründe ulaşılan ciro 1.9 milyar lira olarak belirtiliyor. Genel tüketimde ise 215 milyon litre olmakla birlikte, kişi başı ortalama tüketim ise 4 litre olarak ifade ediliyor.

Türkiye pazarı ciro olarak ilk yirmi içinde 14’üncü, litre bazında bakıldığında ise 18’inci sırada yer alıyor. Hemen hemen önümüzdeki bütün Avrupa ülkeleri ve diğer ülkeler, 17 litreye kadar çıkan bir potansiyele sahiptir. Dolaysıyla ülkemiz için en azından iki kat daha büyüme potansiyeli söz konusudur. Türkiye’deki bu potansiyel bir çok yeni yatırımcıları da teşvik ederek, gelişen ekonomimizde bu sektörün ülkemize ciddi bir istihdam getireceğinden hiç şüphem yok.

Paylaş
Stratejik Pazarlama ve Marka Yönetimi Yüksek Lisans mezunu. Pazarlamayı bir bilim dalı olarak görüyor. Bilimin sonu olmadığı gibi pazarlamanın da sonunun olmadığını savunarak, kendisini bu alanda geliştiriyor.

CEVAPLA