Haberimiz Dahi Olmadan Websitelerin Hakkımızda Edindiği 5 Özel Bilgi

  • Farkında olmadan birçok özel bilgimizi websiteleri ile paylaşıyoruz. Yaşımız cinsiyetimiz, adres ve telefon bilgilerimiz de bunların arasında.
  • Bunu en aza indirgemek için yapmamız gerekenler ise bazı küçük noktalara dikkat etmek.
  • Benzeri yazılar için; Facebook Hesabınızı Silmeden Kişisel Verilerinizi Korumanın Yolları

Hepimizin her gün yaptığı bir aktivite olan internette dolaşmak düşündüğümüz kadar masum bir aktivite değil. Çünkü artık hepimiz son yaşadığımız skandallardan sonra verilerin itina ile toplanıp türlü türlü çalışma için kullanıldığını biliyoruz.

Peki sadece gezinirken, bir şeyler okurken o web siteleri bizden ne gibi bilgiler topluyor olabilir ve biz bunun için ne yapabiliriz?

Nerede Yaşadığımız Bilgisi

Bir websitesinin sizden edinebileceği en kolay bilgi IP adresiniz yardımıyla adresinizi elde etmek olabilir. O sitede vakit geçirdiğiniz süre boyunca takip ederek elde edebilecekleri tüm bilgileri edinmek ve kullanıcıların çoğu için uygun içerikler sunmayı hedeflerler.

Sadece IP adresiniz sizin hangi ülkede hangi şehirde yaşadığınızı ve hangi internet servis sağlayıcısını kullandığınızı gösterir. Kendinizinkini kontrol etmek için: IPLocation.net

IP adresinizi saklamak için VPN programları ve IP adresinizi gizleyecek tünel programlarından faydalanabilirsiniz. Ancak bu hizmetlerden faydalanırken bilgilerinizi VPN servisleri ile de paylaştığınızı unutmamalı bu nedenle kendinizi kötü VPN servislerinden de korumalısınız.

Sistem ve Demografik Bilgiler

Birçoğumuz web tarayıcılarımız websitelere hangi bilgileri sağladığını bilmiyoruz. Ancak websiteler kullandığımız tarayıcı, işletim sistemi, ekran çözünürlüğümüz gibi birçok bilgiye sahip olabiliyorlar. Ve hatta internette gezinirken Google hesabınıza giriş yaptıysanız Google yaşınız ve cinsiyetinize bağlı arama davranışınızı da tahmin etmeye çalışıyor.

Bu bilgilerin hepsi Google Analytics ekranında tam olarak şöyle görünüyor;

Peki bunları nasıl gizleyebiliriz?

Verilerimize dayalı reklam gösterimlerini engellemek için ad-blocker kullanabiliriz, hatta kullanıyoruz da. VPN kullanabiliriz ve internette gezinirken Google hesabımıza bağlı olmamayı deneyebiliriz. Ve bilgi paylaşımını kısıtlayan DuckDuckGo gibi arama motorlarını tercih edebiliriz.

Aile ve Arkadaşlarınızla Alakalı Bilgiler

Cambridge Analytica skandalı sonrası hepimiz bilgilerimizin paylaşıldığını hem de hiç iyi amaçlar için paylaşılmadığı gerçeğinin farkına vardık değil mi? Özellikle sosyal mecra entagrasyonu olan websiteler sizden giriş izni isteyerek kişisel bilgilerinize, arkadaşlarınız ve ailenize, beğendiklerinize, hobilerinize çok kolay ulaşabilir.

Facebook ayarlar kısmındaki uygulama ve websitelerine verdiğiniz izinleri tekrar kontrol etmenizi öneririz. Skandal sonrası yazdığımız yazıda kendinizi Facebook hesabınızı silmeden nasıl koruyabileceğinizi uzun uzun anlatmıştık. 

Adresiniz, E-mailiniz ve Telefon Numaranız

Sosyal mecralardaki varlığınızın web sitelerine ne kadar fazla bilgi verdiğinden artık haberdarsınız. Bununla beraber bazı sitelere üye olmak için verdiğiniz e-mail bilgileriniz başka amaçlar için kullanılıyor, satılıyor da olabilir. Hiçbir websitesine üye olmayın ya da herhangi bir online forma adres ve e-mail bilgilerinizi yazmayın demek saçma olacaktır ama bunu olabildiğince az tutun ve güvendiğiniz sitelerde doldurmaya çalışın.

Çerez Meselesi

Artık hepimiz “daha iyi hizmet verebilmek adına çerezleri kabul edin” uyarıları ile sıkça karşılaşmaya başladık değil mi?

Çerezler basit anlamda dolaştığınız web sitesindeki bilgilerinizi ve şifrenizin kaydedildiği text dosyalarıdır ve sizi o siteye bağlanırken tekrar bilgi girme zahmetinden kurtarsa da içerdiği bilgiler itibariyle önem arz ederler. Çerezler hakında daha ayrıntılı bilgi için buraya tıklayın. Bu nedenle sık aralıklarla temizlenmelidirler.

Üçüncü parti çerezler ise tarayıcınız tarafından tutulan ve reklam faaliyetleri için kullanılan çerezlerdir. Yani Google’ın sizin girdiğiniz websitesinin tuttuğu bilgilere sahip olarak Adsense ile size alakalı reklamlar göstermesi de tam olarak bununla alakalı.

Tehlikeli diyemeyiz, çünkü siz bir websitesinin çerez isteğini kabul ederken paylaşmaya gönüllü olduğunuz bilgileri üçüncü parti çerezlerle de paylaşıyor olursunuz. Arama geçmişinizi ya da kredi kartı bilgilerinizi depolamaz ancak yine de reklam ve pazarlama aktiviteleri için verileriniz kullanılıyor olur.

Üçüncü parti çerezleri engellemek için;

Çoğumuzun kullandığı büyük arama motorlarının üçüncü parti çerezleri engelleme özelliği bulunuyor. Örneğin Chrome için; Ayarlar-Gelişmiş Ayarlar- İçerik Ayarları kısmında Gizlilik tabi altından Çerezlere ulaşabilir, Üçüncü Parti Çerezleri engelle kısmını aktif hale getirebilirsiniz.

Bunu engellemek hala websitesinin düzgün çalışması için gereken birinci parti çerezleri çalıştırıyor olur ancak reklam ya da diğer faaliyetler için kullanılan üçüncü parti çerezlerden kurtulmuş olursunuz.  Tabi bunu engellemeniz Google’ın sizin web gezinme davranışınızı takip etmenizi engellemediğini belirtmek fayda var. Chrome tarayıcıda Google Hesabınız açıkken hala web gezinme davranışınızın takip edildiğini hatırlatmak isteriz.

Artık hepimiz paylaştığımız bilgilerin ve bunları elimizden geldiğince nasıl engelleyebileceğimizin farkında olarak aksiyon almaya başlayabiliriz.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlamasyon Pazarlama, Sosyal medya, Marka Yönetimi, Pazarlama İletişimi, Dijital Pazarlama ve İş Dünyası konularına odaklı bilgi kaynağı.

Bir Cevap Yazın

Lucky Strike Satışlarını Arttırmak İçin Kadınlara Yapılan Yeşil Propagandası

Günümüzün standart haline gelmiş modern pazarlama yaklaşımı, hedeflenen kitlenin bilinçdışı arzularına hitap etmek; kitleleri sunulan ürün ya da hizmeti istediğine ve hatta buna ihtiyaç duyduğuna inandırmak üzerine kuruludur. Ancak 1920’lere dek, tüketici için gerçekten var olmayan bir isteği veya ihtiyacı yaratmak diye bir konsept söz konusu değildi. İşte pazarlama alanına, seri üretim mallarını tüketicinin bilinçdışı arzularıyla ilişkilendiren bu manipülatif yaklaşımı sokan kişi; “Halkla İlişkilerin Babası”, Edward Bernays’tır. Bernays’ın psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’un özbeöz yeğeni olması da tesadüf olmasa gerek.

Edward Bernays (1891-1995)

1922’de New York’ta ilk halkla ilişkiler dersini veren, 1923 yılında Cyristallizing Public Opinion adlı kitabıyla da ilk halkla ilişkiler kitabını yazan Bernays’ın en bilindik çalışmalarından biri kadınları sigara içmeye ikna etmesidir. Kadınların sigara içmesinin uygunsuz görüldüğü bir dönemde, bir grup kadının ellerine sigara vererek yaptırdığı yürüyüş halkla ilişkiler dünyasında efsane olmuş bir eylemdir. Bu eylemle birlikte sigara ateşi “özgürlük meşalesi” olarak anılmaya başlamış, kadınlara sigara satışı artmıştır.

Sayısız başarılı halkla ilişkiler kampanyasının arkasındaki isim olan Bernays’ın en ünlü işlerinden bir diğeri de Lucky Strike için yürüttüğü yeşil kampanyasıdır. American Tobacco’nun en önemli markası olan Lucky Strike’ın satışları iyi gitmemektedir. Şirketin sahibi George W. Hill, yaptırdığı bir anketin sonucunda kadınların Lucky Strike’ı tercih etmediklerini, bunun sebebininse sigara paketlerinin rengi olan yeşilin kadınların kıyafetleriyle uygun olmaması olduğunu fark eder. Evet, Lucky Strike şirketi, elinde milyonlarca paket sigarayı bir renk yüzünden satamamaktadır.

George Hill, bu sorunu çözebilmesi için Bernays’la görüşür ve  paketlerin renginin değiştirmelerinin mümkün olmadığını en başından belirtir. Bernays şu cevabı verir : “Paketin rengini değiştiremiyorsak, biz de moda olan rengi değiştiririz.”

Böylece “yeşil kampanyası” ortaya çıkar. Kampanyanın esas amacı kadınların yeşil giymesini sağlamaktır. Bernays öncelikle yeşil rengi üzerine bir araştırma yapar ve Language of Color isimli kitapta yeşilin; umut, zafer ve bolluk anlamına gelen pozitif bir renk olduğunu görür. Sıradaki adımı, New York sosyetesinden fikir öncüsü olabilecek kadınlara yeşil rengini giydirmektir. Onlar yeşil giyinirlerse, diğer kadınlar da yeşil giyinecektir. Moda editörleri ikinci hedefidir, yeşil rengiyle ilgili teşvik edici hikayeler yazacaklardır. Bernays, 1934’te Waldorf Astoria’da yüksek sosyetenin katılacağı çok özel bir balonun düzenlenmesine önayak olur. Balonun tema rengi yeşil olacaktır; katılımcıların yeşil elbise giyme zorunluluğu vardır. Vogue, Harper’s Bazaar gibi önde gelen dergilerin bu etkinliğe gösterdiği ilgi sonucu, Barney’s hedefine ulaşır ve o yıl yeşil, gerçekten de moda renk haline gelir. Ve sonuç olarak bu durum kadınların sigara satın alırkenki tercihlerini etkiler ve yeşil renkli Lucky Strike paketlerinin satışında beklenen artış yakalanır.

İstediği sonuçları başarıyla elde edebilen, ilk kez Bernays tarafından kullanılan bu propaganda teknikleri günümüz reklam kampanyalarında hala kullanılıyor. Acaba hangilerine kanıyoruz, hangilerinin farkındayız?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Güney Kore Marketlerinde Satılan Muzlardan Kullanıcı Deneyimi Dersi

Muz buz dolabında dahi olsa çabuk kararan ve çabuk olgunlaşıp çürüyen bir meyve. Bu durum muzu tüketenler için bir problem olsa da muz satıcıları için çok büyük bir problem değil çünkü muzlar zaten satılmış ve parası ödenmiş oluyor…

Ancak muzların çabuk bozulmasını dert edinen ve tüketicilerinin memnuniyetini artırmak isteyen tedarikçiler de var. Aşağıda göreceğiniz paket muzlar Güney Kore marketlerinde haftalık muz ihtiyacınızı karşılayacak sayıda satılıyor ve pakette haftanın sonuna doğru yiyeceğiniz muzlar henüz olgunlaşmamış halde bulunuyor. Böylece paketteki tam olgunlaşmamış muzlara sıra gelene kadar geçen sürede muzlarınız yenilebilecek kıvama geliyor. Olgun muzları da ilk günlerde tükettiğiniz taktirde hiçbir muz ziyan olmuş olmuyor ve muzlarınızı istediğiniz kıvamda yiyebiliyorsunuz.

Ne kadar basit ve pratik bir çözüm değil mi? Bu markanın muzlarından alan birinin memnun kalmaması eğer başka çok büyük bir problem yoksa pek mümkün gözükmüyor. “Alt tarafı muz satıyoruz” diye düşünmeden bir marka olmayı başarmış ve müşterilerine en iyi hizmeti vermeye çalışan “Bana Valley”i bu iç görüsü için tebrik ediyoruz.

Buradan çıkaracağımız ders çok açık: Hangi ürünü satarsanız satın öncelikli olarak düşünmeniz gereken şey müşterilerinizin memnuniyetidir. Ürünü veya hizmeti kendiniz satın alıyormuşsunuz gibi üşündüğünüzde ve buna göre aksiyon aldığınıza gerisi kendiliğinden gelecektir. Müşteriye diğer markalardan farklı bir deneyim yaşatır ve kaliteli bir hizmet sunarsanız bunun maliyeti her ne olursa olsun kazanan siz olursunuz. Müşteri memnuniyeti ve marka sadakati işte böyle oluşturulur…

Siz ne düşünüyorsunuz, bu fikri sevdiniz mi?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link