Femvertising: Reklamcılığın Geleceği

Femvertising– feminist reklamcılık.

Daha önce bu kelimeyi duymamış olmanız çok normal. Çünkü reklamcılık (advertising) ve feminizm (feminism) kelimelerinin birleşiminden türetilmiş olan bu kelime, hayatımıza son yıllarda dahil oldu diyebiliriz. Ancak yeni bir şeyler öğrenmeye hevesliyseniz ya da vicdanlı bir tüketici olduğunuzu düşünüyorsanız, söz veriyoruz bu konu oldukça ilgilinizi çekecek.

Tüm bunlardan bahsetmeden önce, feminizmin gerçekten ne olduğunu anlamak gerekiyor. Dünya, özellikle kadın-erkek hakları bakımından maalesef ki eşit bir yer değil. Kadın-erkek eşitsizliği, ülkeden ülkeye oldukça değişse de henüz gelişmiş ülkelerin bile aşamadığı bir sorun. Eminim, neredeyse herkes “feminizm” kelimesini duymuş, hatta bir çoğunuz kadınların erkeklerden üstün olduğu şeklinde bir dezenformasyonla ilişkilendirmiş durumdasınız. Oysa ki feminizmkadınlara ve erkeklere entelektüel ve sosyal her türlü hak bakımından eşit davranılması gerektiğini savunan bir ideolojidir. Sosyal akım olarak feminizm, tüm dünyaya dolayısıyla da endüstrilere yayılarak, feminist pazarlama uygulamaları ile reklamcılık sektöründe de yıkıcı bir etkiye yol açtı.

2015 İlkbahar/Yaz Chanel defilesi.

Femvertising akımının öncesinde reklamlarda erkekler; çekingen, sakin, güzel, rüya gibi, bakımlı, çaresiz ve hizmetkar kadın profiline kıyasla daha güçlü, prestijli ve egemen roller oynamaktaydılar. Erkeklerin aktif ve baskın karakterler olarak sunulduğu reklamlarda kadınlar daha pasifize edilmekteydi. Yıllardır reklamcılık sektörü, bu stereotip cinsiyet rolleri üzerinden yürütüldü. Bu zihniyetin günümüzde yıkılmaya başlamasının en önemli nedeni ise feminizm gibi ideolojilerin toplumda yaygınlaşarak önem kazanması ve reklamlardaki kadınlara yönelik negatif cinsiyetçiliğin, özellikle kız çocuklarının benlik ve öz saygı gelişimini olumsuz etkilediğinin düşünülmesi oldu.  Bu doğrultuda 2012 yılında Avrupa Parlamentosu da reklamlardaki cinsiyet eşitliğine dikkat çekmeye başladı.

Femvertisingi kısaca; reklamcılıkta kadınsı mesajlaşma” olarak tanımlayabiliriz. Reklamlarda feminist ve stereotiplendirilmemiş mesajlara sahip içeriklerin yaratılmasına dayalı bu akım; kadınlar için olumlu, güçlü ve güçlendirici etkilere sahip. Femvertising akımı, reklamcılıkta nesneleştirmeyi sona erdirmeyi, neden olduğu zararı durdurmayı, kadınlara değerlerinin vücutlarının ağırlığından veya diğer fiziksel görünümlerinden ibaret olmadığını, kim olduklarını, ne istediklerini ve neler yapabileceklerini keşfetmelerini sağlamayı amaçlıyor. 

Aslında 20. yüzyıl kadın hakları bakımından önemli gelişmelere sahne oldu. Yakın geçmişte iş ve moda dünyasında yıkıcı etkiye sahip bir isim olarak Coco Chanel, pantolonların yalnızca erkekler için üretilmiş kumaş parçaları olmadığını dünyaya öğretti. Coco Chanel, güçlü, kendine güvenen, iyi eğitimli, bağımsız ve başarılı kadınların öncüsü haline geldi. İş hayatında korse kısıtlamalarından kurtaran, daha rahat ve sportif tasarımlarıyla kadınları “özgürleştirerek” devrim yarattı. Kişiliği ve ruhu ile 20. yüzyılın kadınları için rol modeli haline geldi. Ancak Coco Chanel, yalnızca bulunduğu devir için mükemmel bir örnek değil, moda dünyası ve feminizm hareketi için zamansız ve uzun süren etkisiyle günümüzde hala etkileri süren güçlü bir figür oldu.

Coco Chanel

Feminizm, Coco ile sona ermedi hatta ivme kazandı. 20. yüzyılın sonlarında küreselleşmenin yaygınlaşması ile birlikte feminizm mücadelesi, tüm dünyaya yayılmaya başladı. Spice Girls grubu 90’larda “kız gücünü” gösteren önemli figürlerden biri olarak karşımıza çıktı. Bugünlerde ise kadınlar için eşit ücret talep eden Jennifer Lawrence, feminist hareketi savunan dizileri ile Lena Dunham, konserlerinde feminizmi ön plana çıkaran Beyonce ve #heforshe adlı feminist organizasyonun temsilcisi olarak Emma Watson  gibi ünlüler bu akımı sürdürmeye devam ediyor.

Dünyada ve Türkiye’de Femvertising

Son yıllarda influencerlar tarafından bu kadar gündeme getirilmesi feminizmi, pazarlamacılar için daha önemli hale getirdi. Pazarlamacıların “trend” olarak gördüğü bu ideolojiyi reklamcılığa taşıyan ilk marka ise 2004 yılında gerçekleştirdiği “Gerçek Güzellik-Real Beauty” kampanyası ile Dove oldu. Kampanyada çeşitli fiziksel özelliklere ve yaşlara sahip kadınlar bir araya getirilerek, farklı mecralarda reklamlar oluşturuldu.

Dove-Gerçek Güzellik Kampanyası

Procter & Gamble’nin, Always (Orkid) adlı ped markası için hazırladığı “kız gibi- like a girl” kampanyası ise dünyada en çok ses getiren femvertisinglerden biri oldu. Yetişkinlerden kız gibi koşmaları istendiğinde, kadınlar ve erkekler alaycı şekilde davranırken, çocukların aynı edimleri olması gerektiği gibi gerçekleştirdiği kampanya Türkiye’de de aynı isimle uyarlandı.

Her ne kadar Orkid kampanyasında çocukların cinsiyet eşitliği konusunda yetişkinler kadar yozlaşmadığı görülse de bu algının çocukluktan itibaren zihinlere yerleştiği, önemli bir gerçeklik. Kızların Barbie bebeklerle oynarken, erkeklerin araba ya da diğer mühendislik araçlarıyla oynaması ya da kızların pembe erkeklerin mavi giymesi bunun en tipik örneklerinden biri değil mi? GoldieBlox, kız çocukların oyuncaklarındaki pembe algısını yıkarak, dünyanın ilk kız mühendis karakterini yaratan ödüllü bir multimedya şirketi. Bu anlamda, kızların kendine güvenini artıracak, hayallerini ve geleceklerini kurmalarına yardımcı olacak oyuncaklar, kitaplar, uygulamalar, videolar ve animasyonlar yaratıyor. GoldieBlox CEO’su ve kurucusu Debbie Sterling’in de dediği gibi; “Mühendislerin %89’u  erkek ve bu demektir ki biz erkeklerin dünyasında yaşıyoruz. Henüz hala popülasyonun yarısı kadınlardan oluşuyor. Bu yüzden daha iyi bir dünyada yaşamak istiyorsak kızların da icat etmesini sağlamalıyız!”

Bu anlamda gerçekleştirilen en güzel örneklerden bir diğeri de Dollar Shave Club’un, kadın ve erkek tıraş bıçaklarının, tıpkı hakları kadar eşit olduğunu gözler önüne serdiği reklam kampanyası oldu. Belki erkekler bu konuda bilgili değiller, ancak kadın bıçakları erkeklerinkiyle aynı fonksiyonlara sahip olmasına karşın, pazarda çok daha yüksek olarak fiyatlandırılıyorlar. Oysa ki pembe olması dışında başka hiç bir fonksiyonel üstünlük sunmayan bıçakları, kadınlar için de konumlandırmak oldukça akıllıca ve eşitlikçi bir strateji.

Milli basketbolcu Işıl Alben, milli tenisçi İpek Soylu, milli triatlet Esra Gökçek ve kikboksçu Funda Diken Alkayış’ın yanı sıra oyuncu olan ama amatör olarak spor yapan influencer Dilan Çiçek Deniz ve Elvin Levinler’in de yer aldığı Nike’nin “Bizi böyle bilin” reklam filmi ise Türkiye’de femvertisingin son zamanlardaki en iyi örneklerinden biri olarak karşımıza çıktı.

Dünyada ve Türkiye’de yaygınlaşan femvertising hareketleri, sadece daha eşit bir topluma ulaşmak meselesi değil aynı zamanda markalaşma meselesi. 18-34 yaşlarındaki kadınlar arasında gerçekleştirilen araştırmada femvertising’in sosyal medyada beğenilmesi, paylaşılması veya yorumlanması olasılığının % 80 daha yüksek olduğu bulgulandı (Google Tüketici Anketi, 2016 Wojcicki, 2016). Bunun yanı sıra, kadınların % 50’den fazlasının reklamlarda kadınlara yönelik güçlendirici etkiye sahip markaları satın aldığı ortaya çıktı. Bu noktada, femvertisingin reklamcılığın geleceği olduğu görüşü güçleniyor. “Seks, sattırır” mottosu da yerini “feminizm, sattırır” mottosuna bırakıyor.

Günün sonunda kadınlar ve erkekler, farklı nedenlerle, farklı zamanlarda ve farklı şekillerde ürün ve hizmetleri kullanıyorlar. Feminist pazarlama, kadınların kendi seslerini duyurmak için mücadele ettiği uzun, kültürel ve psikolojik bir savaşın ürünü olsa da bu noktada bilmemiz gereken en önemli şey, tüm bu etiketleri yaratanların yine bizler olduğu. Tüm bu reklamlar bağımsız ve güçlü kadınların daha üstün olduğunu ifade etmiyor. Feminizm kelimesinin gerçekten taşıdığı anlamı hatırlayın- kadın veya erkek birbirinden üstün değil, haklar bakımından eşittir. Kısacası; karşılaştırmayın, yarıştırmayın ve sırtlarımıza yük olan etiketler yaratmayın.

Carl Sagan’ın dediği gibi; ne de olsa hepimiz yalnızca, evrenin sonsuzluğu karşısında çok küçük bir sahne olan dünya adlı soluk mavi gezegenin sakinleriyiz!

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bir Cevap Yazın

Personel Neden Gider ?

Yeni açılan bir kuruluşta çalışmak, MBA yapmak gibidir.

Bir kuruluşun açılış öncesinde, açılışında ve açılış sonrasında içinde bulunabilmek gerçekten oldukça öğretici. Büyümesini görmek, bu büyümenin içinde bulunmak güzel yanı. Ancak, tüm insan kaynağını kaybetmeye ve işin başında kilit eleman, bu adam çok iş yapacak, en önemli personelimiz olarak tanımlanan çalışanların sadece bir dişliden ibaret görülmeye başlanmasına tanık olmak ise acı verici.

Sektörel hastalıklar vardır, kariyerim sağlık hizmeti sunan kuruluşlarda ilerlediği için en iyi bildiğim sektör de burası. Temel sorun ise, nitelikli iş gücüne ulaşmak ve çalışanın devamlılığını sağlamak, insan kaynakları diliyle “turnover’ları düşük tutmak”

Kurumsal firmalarda işe alım süreçleri tam bir karmaşadır, defalarca görüşme yaparsınız, tecrübelerinizi anlatırsınız, yabancı diliniz test edilir, bazı kurumlar mantık testleri dahi yaparlar. Bunlar doğru kişiyi işe almak için yapılması gereken işlerdir. Ancak işin bir de personel tarafından bakmaya çalışalım, hayatınız boyunca asla bitmeyen, tekrarlayan işler vardır, bunlardan biri de “kendini kanıtlamaktır” yani eşimize, ailemize, sevgilimize, yöneticilerimize hatta astlarımıza kendimizi tekrar tekrar kanıtlamak zorundayız ve personel defalarca kendini anlatmak durumunda kalacak, tüm yetkinliklerini sergilemeye gayret edecektir, bunun sonucunda ise mutlu sona ulaşma niyetindedir. Peki, iş başı yaptıktan sonra neler oluyor ? Sanırım, burada bir sınır getirmeliyim özellikle ucundan kıyısından yaratıcı bir iş yapmaları beklenen, bütünleşik pazarlama olarak adlandırdığımız başlığın altında yer alan departmanların  -satış, kurumsal iletişim, crm, hakla ilişkiler vs.- çalışanları, oyun alanlarının ne kadar da dar olduğu, gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalırlar. Üstler ve diğer departmanların ilgililerinden şöyle cevaplar duymak oldukça muhtemeldir;

  • Bu yılki bütçede buna yer yok, maalesef.
  • O konuyu kaliteyle konuşmak lazım.
  • Burası, o tür çalışmalara pek uygun değil.
  • Biz çok konuştuk bunları ama üst yönetim sıcak bakmıyor.
  • Regülasyonlar elverişsiz.

Bu cümleler uzar gider. Özellikle belirttiğimiz uzmanlık alanlarında bu gibi durumlarla sıklıkla karşılaşılır, bu da personelin neden terk ettiği sorusunun cevaplarından biridir. İşin daha kötü yanı ise, müşterilerin de bu durumlardan haberdar olmasıdır. Şu soruyla bilmiyorum kaç kere karşılaştım “Mustafa bey o kurumda devam mı ?” Bazen inanarak bazen inanmayarak şöyle cevaplar veririm;

  • Biz hep buradayız hah hah ha
  • Tabii, biz topraktan girdik izzet bey :)

Tabii, personelin kurumu terk etmesinin onlarca nedeni olabilir;

Personel Nasıl Sadık Kalır?

Bu yazıya başladım, çünkü yeni mezun olarak işe aldığımız, bir yıl boyunca yetiştirdiğimiz bir arkadaşımızı, tam bir yılın sonunda rakiplerimizden birine teslim etmek durumunda kalmıştık. Meselenin sadece para olduğunu düşünmüyorum, mesele personelin değer görmediğini ve resmin bir parçası olarak hissetmediğinden kaynaklanmaktadır. Mesele bireysel değil, bu arkadaşın yerine farklı bir yeni mezun aldık, ancak bu durum beni oldukça sinirlendirdi. Ne yani, eğitip eğitip ayrılmalarını mı seyredeceğiz.

İlk çalıştığım kurumu evim gibi düşünürdüm, hala da çok farklı görmüyorum. Eğer çalışkan, istekli, kendini kanıtlama arzusu olan bir eleman yakalarsanız, işletme olarak kendinizi şanslı addetmelisiniz. Ancak tüm bu özellikler tecrübe eksikliğiyle birleştiğinde, ortaya beklenmedik sonuçlar çıkabilir. Personel, kendi alanının dışında veya üstünün yetki alanına girerek, iş yapma gayretine girebilir ve bu genelde pek hoş karşılanmaz. Bir işi başarmaktan daha mühimi o işi doğru yoldan tamamlamış olmaktır.

Şu da bir gerçektir ki, bir kurum sadece profesyonel ilişkilerle yönetilmez. Tüm yapılarda olduğu gibi, bireysel ilişkiler yapılacak tüm işleri etkileyecektir.

Sorduğumuz sorunun yanıtı vermeye gayret edelim. Personel nasıl sadık kalır? Önce doğru elemanları işe almakla başlamak gerektiği kesin. Ardından ise, onları oyunun bir parçası yapmak ve işlerinin karşılığını vermektedir. Samumed kurucusu Osman Kibar, Türk-Amerikan İş Konseyinde ki konuşmasında, iki kültüründe etkisinde büyüdüğünü ve Türk kültüründe “Brotherhood” “Kötü Gün Dostu” olarak tanımladığı kavramın kendisini en çok etkileyen özellik olduğunu belirtmiştir. Eğer şirketinize doğru personeli alıp, onları yapının bir parçası yapabilirseniz, kültürel yapımızdan dolayı sadece maddi avantajlardan dolayı sizi terk edip gitmeyeceklerdir.

Yöneticiler genelde bu durumun farkındadırlar ve size bu kurumun bir parçası olduğunuzu yılbaşı balosunda yada, bayram kutlamalarında tekrar tekrar söylerler. Ancak Fransız yazar Marcel Proust’un dediği gibi; Önemli olan söylenenler değil, davranışlardır.

How Google Works harika bir işletme ve insan kaynakları kitabı. Bir iki alıntı yaparak kapatalım;

  • General Patton şöyle demiş; “Herkes aynı şekilde düşünüyorsa, düşünmeyen biri var demektir.”
  • Adaya geçmişini sorduğunuzda, özgeçmişinde yazan okulunu, çalıştığı diğer yerleri ve deneyimlerini değil, tüm bunlardan neler öğrendiğini sorun.
  • Neden işe almayla sadece İK ilgilensin. Muhtemelen herkes harika birini tanıyordur, o harika kişiyi işe almak da herkesin görevi olmaz mı ? Bu bir döngü halini alır ve öyle devam eder.
  • Larry Page, bir yöneticinin geliştirmesi gerek en önemli özelliğin, işe alım olduğunu yazmış.

Personel nasıl sadık kalır, sorusunu sorarken, ayrıca şunu da düşünmemiz gerekmektedir; Peki kurum personeline sadık kalacak mı ? Starbucks Başkanı Howard Schultz şöyle demiş; Babamın hiçbir zaman çalışma şansı bulamadığı bir şirket kurmaya çalışıyorum. Babamın hiçbir patronuna sadakati yoktu, çünkü işverenleri işçilerine sadakat göstermemişti.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Puma’nın Tepki Çeken Uyuşturucu Temalı Partisi

Spor giyim markası Puma, İngiltere’deki en büyük spor ürünleri perakendecisi olan JD Sports ve Urban Nerds isimli pazarlama ajansıyla iş birliği yaparak, belediyenin yoksullara sunduğu konutlardan, uyuşturucudan ve sokaktaki diğer her şeyden esinlenerek oluşturulmuş olan bir parti düzenledi. Ancak Puma’nın “House of Hustle” (Fahişe Evi) isimli bu pazarlama etkinliği pek de iyi karşılanmadı.

Parti, Londra’nın Soho bölgesinde yer alan, duvar yazıları ve karartılmış pencerelerle süslenmiş olan bir evde düzenlendi. House of Hustle isimli bu ev, uyuşturucu alınıp satılan ve üretilen bir ev tarzında tasarlanmıştı. Parti katılımcıları, içerde “drill scene” (son derece açık sözlü ve şiddet içeren bir lirik içeriğe sahip olan hip hop türü) isimli hip hop türünde çalışmalara yapan bazı rap şarkıcılarıyla tanışma fırsatı yakaladılar. Bununla birlikte partide konuklara hizmet vermek üzere bekleyen dövmeciler ve kuaförler de bulunuyordu.

The Voice’ın paylaştığı habere göre, spor giyim markasının düzenlediği bu etkinlik, bazı kişiler tarafından suç kültürünü göz alıcı bir hale getirmeye yönelik zayıf bir girişim olarak görüldü. Londra’da savunmasız ailelerle birlikte çalışan sosyal hizmet görevlisi Amber Gilbert Coutts da bu etkinliği ağır bir dille eleştirdi. Coutts; sokak şiddeti, polis sayısının azaltılması ve toplumsal huzursuzluk arasında kalmış gençler açısından mevcut ortam ve etkinlik hakkındaki düşüncelerini sosyal medyada dile getirdi.

Özet olarak Coutts konuya ilişkin düşüncelerini paylaştığı Instagram paylaşımında, bu etkinliğin, kent kültürünün karanlık yüzünü yansıttığını ifade etti. Uyuşturucunun genellikle gençleri şiddete yönelttiğine dikkat çeken Coutts, Puma’nın dünyanın en büyük spor markalarından biri olarak sosyal sorumluluk konusunda çuvalladığını belirtti.

Coutts’un bu Instagram paylaşımı, sosyal medya üzerinde büyük bir etki yarattı. Birçok sosyal medya kullanıcısı, bu konuda Coutts’a destek verdi ve markanın bu başarısızlığını açık bir şekilde dile getirdiği için ona teşekkür ettiler.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link