Fast Food Dünyasının Kahve Merakı

Şahsi fikrim kahvenin fast food restoranlarına yakışan bir içecek olmadığı, son yıllarda yerel/uluslararası kahve zincirlerinin ve kahve çeşitlerinin hızla artması dolayısıyla da insanların kahveden beklentilerinin eskisinden çok daha fazla olduğu yönünde olsa da dünyanın ünlü fast food markaları benimle aynı fikirde değil.  Onlar her konuda olduğu gibi kahve konusunda da birbirlerinden geride kalmamanın, hatta mümkünse bir adım önde olmanın yarışı içinde.Yarışı başlatan da sektörün en büyüğü McDonalds.

McDonalds 1970’li yıllarda ilk kez kahvaltı menüsünü çıkarmış ve bu menü ile birlikte kahve satışına da başlamıştı.Daha sonra 1993’te McCafé (Türkiye’de McD Café) markasını yarattı ve dünyanın birçok ülkesinde McCafé ler açarak markasını önemli bir kahve zinciri haline getirdi.Öyle ki bazı ülkelerde Starbucks gibi bir devin liderlik bayrağını elinden aldı ve pastadan hatırı sayılır bir pay almayı başardı.

McDonalds’ın bu başarısı sektörün diğer oyuncularını harekete geçirdi.

Hepimizin bildiği gibi başarılı işlerin taklit edilmesi çok uzun sürmez. Biri cesaret edip bir maceraya atılır, rakipler sessizce izler ve sonucu bekler. İş tutmazsa rahat bir nefes alınır ama eğer iş tutar ve önemli bir başarı elde ederse apar topar aynı işe soyunulur. Vakit kaybetmemek gerektiği için de genellikle herhangi bir pazar araştırması yapılmaz. Bu maceranın getirisi-götürüsü hesaplanmaz. Bir de başarı sektörün en büyüğüne aitse, pazardan silinme korkusu şirketleri bir an önce taklit etme yoluna iter.

Durum fast food dünyasında da değişmedi. McDonalds’ın ardından diğerleri de bir şekilde kahve işine el attı. Ama hiçbiri McDonalds kadar başarılı olamadı. Belki de amaçları büyük başarılar elde etmek değil, sadece müşteri kaçırmamak, “maalesef kahvemiz yok” dememekti.

O ya da bu nedenle kahve girişiminde bulunan birkaç Fast Food markasına göz atalım:

indir (1)Whendy’s: 1995’te Kanadalı kahve ve donut devi Tim Hortons‘ı satın aldı. Şirket, Wendy’s çatısı altında kendi yoluna devam etti ve süreç içerisinde 1000 yeni restoran açtı. Wendy’s için ise işler pek yolunda gitmemiş olacak ki 2009 yılında hisselerini Tim Hortons’a geri sattı. Daha sonra da kendi kahve markası Redhead Roasters‘ı piyasaya sürdü.

images (3)images (2)


Burger King/Subway: Kahve pastasında aynı dilimi paylaşıyorlar. İkisi de restoranlarında Seattle’s Best Coffee kahveleri satıyor.

images (1)

Dunkin Donuts: Donut haricinde sandviç satışı da yapıyor ve en önemli fast food restoranlarından biri olarak kabul ediliyor. Kendi markasıyla kahve sunuyor. Odak noktası olmasa da kahvesi ortalamanın üzerinde.

Geçtiğimiz günlerde KFC de yazılı basında kahve reklamlarına başladı. Şirket Dünyaca ünlü kahve zinciri İtalyan Lavazza kahveleri satıyor. Hedefinde ise McDonalds’ın ulaştığı başarı var. Bu yüzden McDonalds’ın en güçlü olduğu yerlerden Birleşik Krallıkta taze çekilmiş kahve işine giriyor. Amaç;  önce buradaki McDonalds egemenliğini yıkmak daha sonra da sınırları genişletmek.

Diğerlerini bilmem ama bana göre KFC ne yaparsa yapsın kahvede başarılı olamaz. Her ne kadar tek bir ürünle anılmaktan sıkıldıklarını belirtseler de KFC markası akıllara “tavuk” kelimesiyle kazındı bir kere. Tavuk ve kahvenin aynı mekanda bulunması fikri de çok mantıklı gelmiyor. Bence KFC aklını McDonalds’ın “6 kahve alana 1 kahve bedava” kampanyasına karşılık “3 kahve alana 1 kahve bedava” kampanyası gibi ucuz rekabet yöntemlerine yoracağına bu işe hiç bulaşmamalı ve elindeki avantajların kıymetini bilmeli .Ürün çeşitlendirmek her zaman iyi bir fikir değildir. KFC zaten tavuk dolu kovasıyla oldukça farklı bir fast food zinciri, tavuktan başka alanlara yönelmenin marka için hiç hayırlı olmayacağı görüşündeyim.

Yazımın başında da söylediğim gibi  kahvenin yeri bence fast food restoranları değil. Fast Food’a ek olarak kahvaltı menüleri ne kadar mantıklı ve tamamlayıcı ise kahve satışı da bir o kadar gereksiz ve riskli. Fast food restoranları amacın dışındaki ürünleri menülerine eklemek yerine son yıllarda obeziteye dolayısıyla da fast food’un zararlarına yönelen suçlayıcı bakışlara karşı çözüm bulmaya odaklanmalı.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bir Cevap Yazın

Pazarlama ve Reklam Konularında Okunması Gereken 8 Kitap

Montesquieu “Okumayı sevmek, hayattaki can sıkıcı saatleri güzel saatlerle değiştirmektir” derken konuyu özetlemişti. Çünkü ilgilendiğiniz konu ne olursa olsun, iyi bir kalemden çıkmış, size her açıdan değer katacak, sizi yenileyecek, okuruyla bütünleşen bir içerik sunan her kitap ufkunuzu açar. Sadece okuyup geçmekle kalmadığınız, satır aralarında okuduklarınızın daha fazlasını keşfetmeye sizi davet eden, bugüne kadar bildiklerinizi sorgulatan ve okuyana yeni bir bakış açısı sunan kitaplar, hem günlük hayatınızda hem de kariyerinizde yol gösteren en önemli rehberlerdir. İş pazarlama ve reklamcılık alanına geldiğinde de böyledir. Biz de pazarlama kitapları ve reklamcılık üzerine yazılan kaynaklardan oluşan bir liste hazırladık. Bu alanda kariyer hedefleyen genç kuşak temsilcilerinin ve deneyimini bilgiyle yoğurmak isteyen profesyonellerin işine yarayacağını düşündüğümüz bu derlemeye birlikte bakalım mı?

Unmarketing

Dijital pazarlama ve reklamcılık henüz günümüzde geldiği noktanın çok uzağındayken bile öngörüleriyle dikkat çeken Scott Stratten’in yazdığı bu kitap, geleneksel reklam ve pazarlama yöntemlerinin yerini dijital dünyanın almasını yorumlarken, düşük maliyetle viral etki yaratmanın nasıl olabileceğine dair sorular soruyor. Özellikle sosyal medya hakkında önemli noktalara değinen Unmarketing, müşterileriyle bağ kurmak isteyen marka ekiplerine oldukça yararlı bir kaynak.

pazarlama

İsyan Pazarlanıyor

Küreselleşen dünyada herkesin refaha ulaşacağı beklenirken, kontrolsüz gelişen pazarlar ve yasal düzenlemelerin yetersiz kalması sonucu oluşan balon ekonomiler, ekonomi piramidinin altındakilerle üstündekiler arasındaki mesafeyi daha da açtı. Hatta kapitalizm, bu duruma verilen tepkileri bile metalaştırıp pazarlayarak toplumsal hareketlerden kazanç sağlar oldu. Piyasa ekonomisinin tek tipleştirdiği tüketim toplumu itirazını dillendiren idoller çıkarsa da onlar da bu düzene yenildi. Joseph Heath ve Andrew Potter ikilisinin yazdığı İsyan Pazarlanıyor, tam da toplumların haykırdığı isyanın yine onlara ”pazarlanışının” dramatik öyküsünü anlatıyor.

Bilinçaltımdaki Reklamlar

İzleyene ya da bakana fark ettirmeden yapılan reklamların hep en zor ve en güzel çalışmalar olduğunu düşünürüm. Robert Heath’in yazdığı Bilinçaltımdaki Reklamlar kitabı tam da bu noktadan hareket ediyor. Biz fark etmeden bilinçaltımızda bir yerlere ulaşan bazı reklamlar, verdiği bilinçaltı mesajlarla hiç ummadığımız bir yerde ve zamanda hafızamıza kazınıyor ve bizimle görünmez bir bağ kuruyor, dahası satın alma tutumumuzu değiştiriyor. Logolardan tabelalara, televizyon reklamlarından afişlere değin uçsuz bucaksız bir alanda maruz kaldığımız bu reklamlar, içgüdülerimizi harekete geçirebiliyor. Heath’in kitabında nörolojik ve psikolojik etki açısından yorumlarda da bulunduğu bu konu, aslında olayın ne kadar karmaşık ve algı yönetimi ağırlıklı olduğunu ortaya koyuyor.

Az Aslında Çoktur

Basit düşünmek, basit oynamak, az lafla çok şey söyleyebilmek, sadece giyimde değil hayatın her alanında “gösterişli bir sadeliği” yakalayabilmek; bunlar her pazarlamacının veya reklamcının harcı değil.
Leo Babauta’nın kaleminden çıkan Az Aslında Çoktur’un dikkat çekmek istediği asıl nokta da bu işte! Kitap özetle, her koşulda bolluğun, bir şeye fazla sayıda sahip olmanın daha iyi sayıldığı bir dünyada daha büyük evlerin, daha pahalı arabaların, ender bulunan kumaşlardan elbiseler giymenin, kocaman alışveriş merkezlerinde zaman öldürmenin bize öğretildiği gibi iyi olmayabileceğini anlatıyor. Bunu aşmak isteyenlere de az olanın gücünden yararlanmayı tavsiye ediyor.

Mad Men ve Felsefe

Madison Square’in dahi reklamcılarını bizimle tanıştıran, 50’li yıllardan 70’li yıllara varan nostaljik ama unutulmayacak bir serüveni bize hayranlıkla izleten Mad Men dizisini unutmak mümkün mü? Fakat bu sefer, idealist reklamcıların altın çağına götüren yapımın alt metinlerine odaklanacağız. James B. South ve Rod Carveth’in belki de türünün tek örneği sayılabilecek bu kitapta, diziyi izlerken sadece çarpık insan ilişkileri ve fırtınalı özel hayatları merak etmeyenlere güzel bir pencere açıyor. Amerikan halkının tüketimle olan ilişkisi, politik ve sosyal dinamiklerin reklam ajanslarındaki çalışma ilişkilerine etkisi, ırkçılık, tüketmeye zorlanan bir toplum ve daha pek çok şeyin altında, karakterlerin kişilik özelliklerinin yattığını vurgulayan eser, bu noktayı felsefi boyutlarda ele alıyor. Don Draper, Pete Campbell, Peggy Olson diğer Mad Men karakterlerine Platon, Nietzsche ve Aristoteles gibi filozofların objektifinden bakmak istiyorsanız, bu kitap tam size göre!

İknanın Psikolojisi

Bazı kitaplar zamansızdır, her dönemde okunabilir ve referans olma niteliğinden hiçbir şey kaybetmez. Robert Cialdini’nin zamana meydan okuyan kitabı İknanın Psikolojisi de zamana meydan okumayı başaran kült bir kitap olarak, hâlâ önemini koruyor. Kitap, markanın kitleyle bağ kurması ve sonrasında satın alma kararı oluşturması için izlediği yolda atması gereken ilk adım olan ikna etme sürecini yaşanmış örneklerden ve hatta laboratuvar deneylerinden yola çıkarak anlatıyor. Cialdini’nin anlaşılır bir dille yazdığı eser, kitle-ürün-marka üçgeninde pazarlama ekiplerine ve reklamcılara hâlâ çok şey söylüyor.

Bu Topraklardan Dünya Markası Çıkar Mı?

Eh, listemize bu topraklardan da kitaplar eklesek olmaz. Marka iletişimi ve satış psikolojisi üzerine oldukça derin bir birikimi olan, ülkemizin sayılı markalaşma uzmanlarından Güven Borça’nın yazdığı bu kaynak, aslında az sayıdaki Türkiye kaynaklı pazarlama ve reklamcılık kitapları arasında uzun süredir muazzam bir boşluğu dolduruyor. Yerel düzeyde olup da uluslararası kimliğe bürünme potansiyeli taşıyan pek çok kültürel değerimizin olduğunun altını çizen Borça, neden bunun küresel çapta bir başarı hikâyesine dönüşemediğini soruyor ve olası sebepleri kendince açıklıyor. Markalaşamamızın altında yatan alışkanlıklar, risk alamama güdümüz ve daha birçok noktaya dikkat çeken yazar, bu topraklardan bir dünya markası çıkıp çıkamayacağına kafa yoruyor ve buna bizim de ortak olmamızı istiyor. Kitabı okuduktan sonra, yine Borça’nın yazdığı “Bu Topraklardan Dünya Markası Çıkar Ama…” adlı eseri de okuyarak bilgilerinizi daha kalıcı hâle getirebilirsiniz.

Benden Sonra Devam

Biraz da iş dünyasına kulak verelim. Garanti Bankası Eski Genel Müdürü Akın Öngör’ün, kariyer basamaklarını nasıl çıktığını ve Türkiye’nin en büyük bankalarından birinin tepesinde yer alırken yaşadığı zorlukları ve mutlu anları anlattığı anı türündeki bu kitabı okurken; verilen büyük emeklerin ve birlikte çalışılan insanların profesyonel yaşamda nasıl başarıya dönüştüğünü göreceksiniz. “Benden sonra tufan” demek yerine “devam” demeyi seçen Öngör, tam da bu nedenle deneyimlerini yeni nesile aktarmak istemiş, bize de okuması kalmış.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Sırmagrup’tan Çalışanlarına Mola Yasağı

Birgün’ün haberine göre, Sırmagrup’un İnsan Kaynakları Müdürlüğü‘nün şirket çalışanlarına skandal bir mail attığı iddia edildi. Sosyal medyada paylaşılan mailde çalışanların suistimal ettikleri öne sürülerek 15’er dakikalık dinlenme molaların kaldırıldığı belirtildi.

Mailde ayrıca çalışanların sigara içme alanına ve kafetaryaya inmesinin de yasaklandığı iletildi.

Şirket çalışanlarının sosyal medyada paylaştıklarına göre “molaların suistimali” ile kast edilen mola sırasında çalışanların aralarında konuşması.

Şirkette çalışanların günde 2 kez 15’er dakikalık dinlenme molası hakkı bulunuyordu.

4857 sayılı kanuna göre dört saat veya daha kısa süreli günlük çalışmalarda verilmesi gereken ara dinlenmesi en az 15 dakika, dört saatten fazla ve yedi buçuk saatten az çalışmalar için en az yarım saat, günlük yedi buçuk saati aşan ve 11 saate kadar olan çalışmalar için en az 1 saat ve günde 11 saatten fazla çalışmalarda ise en az 1,5 saat.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link

MARKETING MEETUP 2018



Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
Erken Kayıt Fırsatı
close-link












Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
BU ETKİNLİKTE OLMALIYIM
19 Nisan'da Uniq Istanbul'da Sophia'nın da katılımı ile Marketing Meetup'ta buluşuyoruz.
close-link