Farklılaş ya da Kızıl Okyanusta Boğul!

Birçok disiplini ilgilendirse de aslında pazarlamanın temel dinamiklerini çok ama çok yakından ilgilendiren bir stratejidir “Mavi Okyanus Stratejisi”. W. Chan Kim ve Renee Mauborgne tarafından “Mavi Okyanus Stratejisi – Çekişmesiz Pazar Alanı Yaratmak ve Rekabeti Etkisiz Kılmak” isimli kitapta ortaya konulan strateji, içgüdüsel olarak birçok şirket tarafından uygulanmaya çalışılsa da kendisi net sınırlarla belli değildi, ta ki bu iki yazar çıkıp gelene kadar…

En genel tanımıyla, yoğun rekabetlerden kaçınıp mevcut piyasa ile rekabet, yani kızıl okyanus, yerine mevcut piyasayı genişletmek veya yoğun rekabetten uzaklaşmak olarak tanımlanan mavi okyanus stratejisi günümüzde uygulanması hem zor hem de zor olduğu kadar şirketlere katma değer katan bir disiplin.

maviokyanus1Disiplinin derinine girmeden önce Kızıl Okyanus ile Mavi Okyanus arasındaki başlıca farklara göz atalım. Mavi Okyanus, Kızıl Okyanustan özellikle rekabet noktasında ayrışıyor. Çünkü Kızıl Okyanusta rekabette yer alıp, galip gelmeye odaklanılırken; Mavi Okyanusta rekabeti devreden çıkarıp daha rahat bir oyun alanı oluşturulması hedefleniyor. Rekabet konusunun hem zor hem de besleyici olduğu düşülünürse, Mavi Okyanusun şirketleri körlüğe itebilmesi söz konusu. Ancak Mavi Okyanusun tutarlı bir şekilde sürdürülebilmesi için Kızıl Okyanusa dönüştüğü her noktada müdahale edilmesi gerekliliği, şirketleri rekabete daha az toleranslı hale getirip yaratıcılık ve dikkatlerini üst düzeye çıkarabiliyor.

Mavi Okyanus, Kim ve Mauborgne tarafından ortaya atılsa da kökeni daha derinlerde yer almaktadır. Bundan 100 yıl öncesini düşündüğümüzde, bugünkü teknolojik aletlerin hemen hemen hiçbiri piyasada değildi. Ne bir cep telefonu, ne bir bilgisayar… Şu anki endüstriler de mevcut değildi tabii; ne otomotiv, ne havacılık… Sürekli gelişim ve değişim içerisinde olan endüstrilerin bir noktasında şirketler kendini tekrar eder ve rekabetin büyülü rüzgarına kapılıp gider. Rekabet içerisinde kendini konumlandırmaya devam edenler ise Kızıl Okyanusta boğulmaya ya da olağan yaşamaya başlarlar.

Oysa ki Mavi Okyanus üzerine yoğunlaşan şirketler ve girişimler faydalarının büyüklüklerini daha da arttırabilirler. Örneğin, “Anadolu Ateşi” olarak bilinen dans grubunu Türkiye’de  bilmeyen yoktur. “Dansın Sultanları” adıyla başlayan ve Türkiye’de dansı bir endüstri haline getiren bu grup Mavi Okyanus stratejisini başarıyla uygulayanlara örnek gösterilebilecek türde.

Gelelim asıl meselemiz olan Mavi Okyanus stratejisinin pazarlama ile ilişkisine… Görülmesi biraz karmaşık olsa da, pazarlama disiplini hemen her yerde Mavi Okyanus stratejisini kullanıp kendine özgü bir oyun alanı yaratmayı isteyen küçük, yaramaz bir çocuk gibi davranır. Çünkü yoğun rekabetin içerisinden pay almaya çalışmak, kendine özgü bir alanda oyun oynamaktan çok daha zordur. Bu nedenle inovatif pazarlama fikirleri, iletişim kanalları üzerine birçok çalışma yürütülmektedir.

downloadPazarlamanın 4P kuralı olarak tanınan, Product (ürün), Place (konumlandırma), Price (fiyat noktası) ve Promotion (promosyon) herhangi bir tüketiciye dokunacağı noktada özellikle denenmemişi denemeyi, farklılık yaratmayı ilke edinir. Bir reklam filmi senaryosundan, bir promosyon çalışmasının ya da açıkhava çalışmasının fikrine kadar hemen hemen her noktada özgün bir değer sunulması pazarlamanın, Mavi Okyanusu en güzel benimseyen disiplinlerden biri olmasıyla bağdaşlaştırılabilir.

Mavi Okyanus, özellikle uygulamaya geçmeden önceki kısmı kapsasa da, tüm pazarlama dinamiklerini ilgilendiren bir stratejidir. “En iyi savaşçı savaşmadan kazanandır.” der Sun Tzu, Savaş Sanatı adlı kitabında, ki Mavi Okyanusu en büyük destekleyen sözlerden birisidir. Çünkü Mavi Okyanusta savaşa girmek öğütlenmez, savaştan kaçınıp kendine bir sanat yaratmak öğütlenir. Bu şekilde farklı düşünmek üzerine yoğunlaşıldığında, genellikle rekabete odaklanmak zaafına tutulan pazarlamanın genlerinde olan bir gücü ortaya çıkartmak gerekir.

Mavi Okyanus, 4P’nin her birinde kendine bir yer bulabilir. Örneğin, bir ürünü konumlandırırken (Place) mutlaka rakiplerden ayrışacak bir nokta hedeflenir. Ya da bir ürün (Product) ortaya çıkarılırken yenilikçi ya da daha önce rekabet oluşturmamış ürünler yaratılması hedeflenir. Mavi Okyanus, işin daha ilk ayağından son adımına kadar her yerde uygulanabilecek; hatta belki de uygulanması zorunlu bir stratejidir.

Günümüzün bilgi kirliliğine maruz kalması yüksek karakterinde Mavi Okyanusu uygulayabiliyor olmak, şirketlere ve ürünlere ekstra değerler katmak için en önemli yöntemdir. Kısaca rekabete bakıp yeni stratejiler geliştirilirken, bir de rekabete dışarıdan bakabilecek bir strateji olan Mavi Okyanus, hayatımızın her anına, alanına dokunabilecek kapasitede olmaya ve her geçen gün değeri artan bir şekilde ilerlemeye devam etmektedir.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

ODTÜ İşletme Bölümü mezunu olan Cemil Hayri Durgun, 2012 yılından bu yana Pazarlamasyon'da yazar hayatını sürdürmekte. Bunun yanı sıra 2013 yazından beri PTV direktörlüğü ve yönetim kurulu üyeliği sorumluluklarını yerine getirmektedir. Profesyonel yaşamına PepsiCo bünyesinde pazarlama ve yeni ürün süreçlerini yönetme gibi kritik bir görevde başlayan Cemil, şimdi ise kıdemli marka müdür yardımcısı olarak İçim kahvaltılık kategorisi ekibinde görev almaktadır.

1 Comment

  1. Teşekkürler, emeğinize sağlık fakat;
    “Pazarlamanın 4P kuralı olarak tanınan, Product (ürün), Place (konumlandırma), Price (fiyat noktası) ve Promotion (promosyon)….” 4P’nin bu şekilde olduğuna emin misiniz?

Bir Cevap Yazın

Kind, Cesur Pazarlama Faaliyeti Kapsamında 10.000 Kişiye Rakiplerinin Ürünlerini Gönderdi

Bir markanın ürününe sonuna kadar güvenmesi çok önemli bir olaydır. Markalar sürekli olarak kendi ürünlerinin en iyisi olduğunu ve ürünlerine güvendiklerini söyleseler de, bu güveni göstermek yürek ister. Kind isimli marka ise son yaptığı pazarlama faaliyetiyle böyle bir yüreğe sahip olduğunu gösterdi.

Protein barı ve granola bar gibi sağlıklı atıştırmalıklar üreten bir marka olan Kind, protein barı pazarına girişini doğrudan rakiplerini hedef alan bir pazarlama hamlesiyle duyurdu. Yeni ürününü insanlara denettirmek isteyen marka, internet sitesi üzerinden kayıt olan 10.000 kişiye kendi ürününden göndermekle kalmayıp kendisi gibi protein barı üreten Clif, Quest, ThinkThin ve Power Crunch gibi çeşitli rakiplerinin ürünlerinden de gönderdi. Tabii ki Kind’in bunu yapmaktaki amacı, insanların iki ürünü de deneyip hangisinin daha iyi olduğuna karar vermelerini sağlamaktı.

Kind, kendi protein barlarında ana protein kaynağının fındık olduğunu ve bu yüzden otomatik olarak kendi protein barlarının, yoğun olarak yapay protein karışımları, yapay tatlandırıcı ve şeker alkolü barındıran diğer protein barlarından daha iyi olduğunu belirtiyor. Kind şirketinin entegre iletişimden aorumlu başkan yardımcısı Drew Nannis, bu pazarlama faaliyetiyle ilgili olarak şunları ifade etti:

“Yeni bir kategoriye girdiğimizden beri, insanları ilgi uyandıran bir şekilde değişiklik yapma konusunda ikna etmeye ihtiyaç duyuyoruz. Tat oldukça subjektiftir, bu yüzden insanların ürünümüzü denemelerini sağlayarak iyi bir etki yaratmak için elimizden gelenin en iyisini yapmak istedik.”

Protein barları, marka için net bir büyüme fırsatı barındırıyor. Bununla birlikte Kind, kendisini meydan okuyan bir marka olarak görüyor ve yerleşik rakiplerle boy ölçüşmekten hiçbir şekilde kaçınmıyor. Ayrıca belirtilene göre bu pazarlama faaliyetleri onlar açısından oldukça iyi sonuç verdi. Bununla ilgili bir örnek vermek gerekirse, Drew Nannis’in belirttiğine göre bu pazarlama faaliyetinin başlatıldığı hafta boyunca şirketin internet sitesinin trafiği %61 oranında arttı.

Tüm bunların yanı sıra Kind, Korkunç Bir Film’deki Cindy Campbell rolüyle tanınan Anna Faris’in rol aldığı bir dijital reklam kampanyası da yürütüyor. Bu reklam videosunda Anna Faris, Amazon kullanıcılarının piyasada yer alan lider protein barları hakkında yaptıkları ve tamamen gerçek olan kötü yorumları okuyor. Birkaç farklı dijital kanal üzerinden yayımlanan bu reklam videosunu aşağıdan izleyebilirsiniz.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Basitlikten İlhamla WeTransfer’in Ortaya Çıkma Hikayesi

“Odaklanma ve basitlik benim mantralarımdan biridir. Basit olan, karmaşık olandan çok daha zor olabilir. Basitleştirmeyi başarabilmek için düşüncelerinizi arındırabilmeniz onun için de çok çalışmanız gerekir. Ancak kesinlikle buna değer, çünkü sonunda bunu bir kez başardığınızda önünüzde hiçbir engel kalmayacaktır.”

Steve Jobs

***

Steve Jobs’ın Apple’ının, Cupertino’daki küçük ofisinden çıkıp dünyanın en çok kar eden şirketi olmasında tasarıma, teknolojiye ve kişiselleştirmeye verdikleri önemin rolü büyüktü elbet ama kuruldukları günden bugüne hiç taviz vermedikleri bir konu onları dünya çapında üne kavuşturdu; basitlik. İşte bu yüzden yukarıdaki söz ile başlamak istedim.

Nalden

Şimdi gelelim asıl konumuza. Size biraz Nalden’den bahsetmek istiyorum. Kendisi Wetransfer’in kurucusu. Asıl ismi Ronald Hans ancak o kendini Nalden; yani dijital yerli olarak tanımlıyor. 2008 yılında Nalden’in babası kendisine bir bot alıyor ve fotoğraflarını oğlu ile paylaşmak istiyor. Ancak ortada bir sorun var. Fotoğrafların boyutu yaklaşık 6 megabyte ve o yıllarda bu boyutlar oldukça büyük.

Babası bir web sitesi yardımı ile göndermeye çalışıyor. Ancak bu hizmeti sağlayan websitelerinin arayüzleri o kadar kullanışsız ve reklam tabalı ki, bir türlü o sitelerden de gönderim sağlanamıyor. Nalden da bu alanda birçok websitesi olmasına rağmen hiçbirinin son kullanıcıyı düşünmediğini ve uğraştırdığını fark ediyor. Çünkü girdiği websitelerin tamamında popuplar, sağa sola yerleştirilmiş bannerlar ve kullanıcıların kafalarını karıştıran mesajlar bulunuyor.

Wetransfer’in Arayüzü

Bunun üzerine Nalden, hiçbir reklamın olmadığı, sadece dosya göndermeye yarayan minik bir alanın olduğu bir site tasarlıyor. Öyle ki, bu siteyi ilk görenler masaüstü arkaplanı sanıyorlar. Nalden, siteye gelen kullanıcının birkaç saniye içerisinde, süper kolay bir şekilde dosya gönderip alabilmesine olanak tanıyor. Öyle ki, sitede ne bir banner alanı ne de bir içerik alanı var. Sitedeki tek alan; dosya gönderim alanı.

Basit bir içgörü ile doğan Wetransfer, kurulduğu andan itibaren çok yüksek bir ivme ile büyüyor.  2017 itibari ile 40 milyon aktif kullanıcıya, 100 milyondan fazla dosya alışverişine sahip. Şu anda dünyanın en çok ziyaret edilen ilk 1000 sitesinden biri. Bir dosya gönderim platformu için inanılmaz bir rakamlar, öyle değil mi?

Uzun lafın kısası basitlik ve sadelik bugünün dünyasındaki kalabalıkta ön plana çıkabilmek için kullanılabilecek yegane araç. Çünkü insanların büyük bir kısmının kapasitesi, komplike bir şekilde verilen mesajı anlamakta yetersiz kalıyor. O yüzden tüm projelerin 6 yaşındaki bir çocuğun anlayabileceği şekilde tasarlanması gerekiyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link