Farklı Jenerasyonlarla Anlaşmanın En İyi Yolu Nedir? 0

Önce nesil ayrımlarını iyi öğrenin, sonra bildiklerinizin tümünü unutun.

Asıl sorumuz şu: İşyerinde farklı nesiller arası “her iki tarafı geliştiren” İletişim nasıl kurulur? Ama öncesinde, bir kaç konuyu netleştirelim…

Kendi kimliğimizin mimarı olduğumuzu düşünürüz. Düşüncelerimizi, inançlarımızı, değerlerimizi kendi kendimize belirlediğimizi sanırız.

Aşağıda görmüş olduğunuz heykel, bir elinde çekici bir elinde çivisiyle kendi kendisini yaratan insanı anlatır.

Kendini inşa eden insan

Bu kuvvetli görsel mesajın arkasında yalın ama önemli bir düşünce var.

İnsan kendi kendinin mimarıdır.

Doğru.

Ancak Yarı-Doğru.

Bu işini diğer tarafının ise kişinin iç dünyası ile hiç de ilgisi yok. Tamamen toplumla yani kişinin “dış dünyasıyla” ilgili.

Bu doğrunun ikinci tarafına, yani “dış dünyaya” bakmadan farklı coğrafyalar, farklı kültürler ve farklı dönemler nasıl olur da farklı karakterde insanlar yaratırlar sorusuna cevap vermemiz mümkün değil.

İnsan kendi içsel düşüncelerinin, genetiğinin, ilk atılan kimlik tohumlarının ve psikolojisinin ürünü olduğu kadar, aynı zamanda çevresinin ürünüdür.

Bu yüzden (kimi zaman yanlış da olsa) şuralılar şu şekilde, buralılar bu şekilde gibi yargılarda bulunuruz.

Kendi Zamanının İnsanı

İnsanı etkileyen koşullara baktığımızda, mekandan daha çok zamana bakmak zorundayız. Bu belki 200 yıl öncesi için doğru değildi. Aynı topraklardaki insanlar 1200 ve 1400’lü yıllar arasında ya da 1600 ve 1800’lü yıllar arasında nispeten benzer hayatlar yaşıyorlardı. Bambaşka diyebilecekleri kültürlere sahip değillerdi.
Ancak bizim içinde bulunduğumuz 200 yıllık dilimde neredeyse her 50 yılda kökten kültür değişimlerine sahne oldu. 1900’lü yıllarda ergenliğe giren ve karakteri oturan bir genç ile; 1950 yılında ergenliğe giren bir kişinin gördükleri kültürler, bambaşka. Hele ki bunu 2000’li yıllar için karşılaştırırsanız, farklılık değil, benzerlik bulmakta zorlanabilirsiniz. Acıktığında telefonundaki uygulamadan bir tuşa basan, deniz kıyısında çalışan, ofisteyken çalışmak yerine tatildeki insanların fotoğraflarına bakan bir kültürden bahsediyoruz.

Jenerasyon Belirteçleri: BB – X – Y – Z – Ve Diğerleri

Her zamanın koşulları ve kültür öğeleri farklılaştıkça, ürettiği jenerasyonlar da farklılaşır.
Evet insanların bireysel iradesi önemlidir ve kendi yollarını önemli ölçüde kendileri çizerler. Ancak dediğimiz gibi, bu doğrunun sadece bir yarısı. Diğer yarısı ise şudur: Reddedilemez biçimde içinde bulunduğumuz dönemin kültürü bizim karakterimizi şekillendirir.

Bugün X jenerasyonuna (1960-80 arası doğanlar) atfedilen sıfatların tamamı aslında o dönemin gerçeklikleri içerisinde bulunabilir. İsyankarlıklarından tutun da aile değerlerine verdikleri öneme bunların tamamı büyüdükleri dönemin gerçeklerinde gizlidir.

Hikayenin karakterleri değişse de özü aynı. Örneğin; Y jenerasyonundaki kişiler (1980-1990/95 arası doğanlar) teknolojiyi daha iyi anlamakla, daha gelişmiş dijital okur-yazarlıkla sıfatlandırılıyorlar.

Buradaki mantık çok basit olmakla birlikte unuttuğumuz ve hatırlama ihtiyacı duyduğumuz bir konu.
Özünde jenerasyonlar, her zamanın(tarihsel dönemin) kendi kültürünü yarattığının ve insanların da kendi kişisel eğilimleri kadar içine doğdukları bu kültürün ürünü olduklarının göstergesidir.

Bu şekilde bakınca jenerasyon çatışmaları ne kadar da kolay çözülebilir olmalı değil mi?
Durmaksızın yaşanan çatışmalar, ebeveynler ve çocuklar arasında çıkan gerilimler, hem özel hem kamu kurum ve kuruluşlarında farklı jenerasyonlardan olan kişilerin arasında çıkan anlaşmazlıkların aslında hepsi bu basit gerçeği farkederek çözülebilir.

Farklı jenerasyonlardan insanlar olarak farklı doğrularımız var. Bu bir jenerasyonun doğrularının diğerinden üstün olduğunu, daha iyi veya daha kötü olduğunu göstermiyor.

Daha eski jenerasyonların tek doğru bizim doğrumuz diye görmesine, yeni jenerasyonların da ukalalık yapmasına gerek yok.

Ancak şunu da söylemek gerekli. Örneğin X jenerasyonuna ait birisi bir kaç yıllık bütçe planlaması yapmak ve tasarruflu geçinmek gibi bir konuda doğru kararları vermek için daha iyi adapte olmuş olabilir. Y jenerasyonuna ait birisi ise en doğru dijital iletişim stratejisi ne bunu belirlemek konusunda çok daha iyi olabilir, bir X-jen’in gördüğünden çok daha doğru ve detaylı bir resim görebilir.

Geleneksel olarak jenerasyonları doğdukları yıllara göre ayrıştırırsak durum şu şekilde.
1996 ve sonrası doğanlar: Z Jenerasyonu
1980 ile 1995 arası doğanlar: Y Jenerasyonu
1960 ile 1980 arası doğanları: X Jenerasyonu
1945 ile 1960 arası doğanlar: Baby Boomer Jenerasyonu

Her jenerasyon bazı karakteristik özellikler ile tanımlanıyor. Örneğin Y jenerasyonu için en çok söylenenlerin arasında bağımsızlık aradıkları, otoriteyi sevmedikleri, kuralları sevmedikleri, sosyal ağları etkin kullandıkları ve adalet duygusunun onlarda çok yüksek olduğu var.

Bunların içerisinde doğruluk payı tabi ki var. Ancak bu şekilde genellemeler yaparak fayda sağlamaktan çok zarar ediyor olabilir miyiz?

Sosyoloji ve psikoloji bilimlerinin ışığında bu konuya baktığımızda, söyleyebileceğimiz en doğru şey her dönemin insanının farklı olduğu ve bu farklılığın kısmen bireysel kimlikten, kısmen de toplumsal etkenlerden kaynaklandığıdır.  Farklı jenerasyonları birbirleriyle daha iyi anlaşmasının yolu, kağıt üzerinde bu nesillere ait sıfatları okumak ve ezberlemekten geçmiyor.

Çözüm, açık görüşlü ve önyargısız olmakta ve insanlara saygı duyarak iletişim başlatmakta.

Kişileri daha iyi tanımak ve özellikle profesyonel ortamda nesillerini hangi yönlerden farklılaştığını hissedebilmek için bu genel jenerasyon tanımlarından haberdar olmakta yarar var. Ancak sonrasında da bunları olduğu gibi unutmanızı öneririm.

Bu kaba kategoriler üzerinden insanları gruplamaya başladığımızda en fazla %50 oranda doğru tanımlama yapmış oluyoruz. İnsanları yanlış kategorilere koymak ve önyargı ile örülü bir iletişim başlatmak ise faydadan çok zarar veriyor.

İşyerinde En Verimli İletişim

Evet her neslin farklı özellikleri var. İş ortamında ise farklı özellikleri olan, hele ki farklı değerleri olan, kişileri bir araya getirdiğinizde bazı çatışmalar çıkması kaçınılmaz. X ve Y jenerasyonları nasıl olur da daha iyi anlaşır? sorusunu çok duyuyorum.  Bunun yöntemi, kesin olarak söyleyebiliriz ki, bu nesil özelliklerini kağıt üzerinde okumak ve öğrenmek değil.
Y veya X jenerasyonunu belirten sıfatları tam olarak ve eksiksiz bir şekilde öğrendiğimiz zaman dahi resmin büyük bir kısmı karanlıkta kalıyor.
Çünkü kişileri nasıl sadece kendi kimlikleri ve bireysel tercihleri yaratmıyorsa, çevre veya zaman koşulları da yaratmıyor.
Z jenerasyonuna doğmuş bir kişi, pekala da bazı durumlarda kendi bilinçli tercihi ile X jenerasyonuna uyan bir davranış, tutum veya inanç sergileyebilir. Bir Y jenerasyonu içinde bulunduğu ortama göre davranış değişikliği gösterebilir. İş yerinde daha “X gibi”, arkadaşlarıyla iken daha “Z gibi”, davranıyor olabilir.

Bu yüzden işin çözümü, önyargısız, açık-fikirli, anlayışlı ve en önemlisi, her jenerasyonun daha iyi bildiği bir şeyler olduğu konusunda tevazu sahibi olarak insanlara yaklaşmakta.
Gerçekten insanlara değer verdiğinizi hissettirebilir, onlardan öğreneceğiniz şeyler olduğu düşüncesini ve tevazusunu gösterebilir, kendi bildiklerinizi paylaşırken de bunu aşağılayarak değil de alçak gönüllülükle yapabilirseniz her jenerasyonla çok daha rahat iletişim kurabilirsiniz. Aynı zamanda bu şekilde kuracağınız ilişkiler de çok daha uzun vadeli ve güvene dayalı olacaktır.

Bir nesil bildikleri veya yaptıkları sebebiyle ötekine üstün değildir. Bu yüzden nesiller arası “çatışma”yı bırakıp, uzlaşmanın zamanı geldi. Ne kadar uzlaşırsak, o kadar birbirimizden öğreneceğiz.

Not: Bu yazı hem X, hem Z jenerasyonu gibi hisseden bir Y jenerasyonu tarafından yazılmıştır.

Kendini bildi bileli meraklı birisidir. Hayatının merkezine iyi bir insan davranışı gözlemcisi olma hedefini almıştır. Türkçe ve İngilizce iki basılı kitabı vardır. Sosyoloji ve Psikoloji'ye bayılır. Kariyer ve iş yaşamı dinamiklerini çalışır. Tüm yazıları, çalışmaları ve bilgileri www.ozandagdeviren.com adresinde güncel olarak bulunabilir.

Bir Cevap Yazın

Cinemaximum Seyircileri Sınırsız Patlamış Mısırla Tavladı 0

Son birkaç yıldır Türkiye’deki sinema sektörünün önce konsolide olması, sonrasında ise tekelleşmesi mâlumunuz. Mars Entertainment Group’a bağlı Cinemaximum salonları, artık neredeyse her alışveriş merkezinde karşımıza çıkıyor. Bunun en büyük yansıması da sinema deneyiminin alışveriş merkeziyle eş anlamlı hâle gelmesi oldu. Her yerde Cinemaximum ve onun beraberinde getirdiği konsept olunca, birbirinin kopyası, özgün bir ortamı olmayan salonlar türemeye başladı. Üstüne bir de bu sinemaların yiyecek-içecek bölümlerindeki yüksek fiyatlar eklenince durum, bazı seyirciler tarafından çekilmez bir hâl almaya başladı.

Ülkemizin en büyük sinema zinciri muhtemelen bu gidişatı fark etmiş olacak ki yeni açılan alışveriş merkezlerinden olan Emaar Square Mall’daki salonunun cazibesini artırmak için kolları sıvadı. 20 Eylül 2017 tarihini “Kendi Kabıyla Gelene Sınırsız Popcorn” günü ilan etti ve saat 18:00’e kadar, izleyicilerin getirdiği kap ne kadar büyük olursa olsun, 5 TL karşılığında sınırsız patlamış mısır verileceğini söyledi.

Sınırsız Popcorn Günü, aslında ülkemizdeki kampanyacı ruhun bir yansıması.

İşin renkli tarafı, sınırsız patlamış mısır vaadini duyan izleyicilerin, sıra dışı paketler ve kaplarla gelmesi oldu. Giyim mağazasından alınan büyük karton torbalardan tutun da hasır sepetlere, yoğurt kutularına, ev yapımı kocaman paketlere kadar çeşit çeşit kaplarla Emaar Square Mall Cinemaximum’a gelen izleyiciler, toplumumuzdaki kampanyacı ruhun ne kadar üst düzeyde olduğunu kanıtladı.

Seyirciler, akla hayale gelmeyecek paketlerle salona geldiler.
Sınırsız patlamış mısır, her yaştan izleyiciyi çekmek için işe yarar bir fikre benziyor.

Bazı izleyiciler, Cinemaximum’un bu konuda yaptığı paylaşımların altına, 5 TL karşılığında patlamış mısırın satılabildiği bir yerde neden normal zamanda kendilerinden 20-25 TL arasında ücret alındığını sorgulasa da markaya günden kalan, izleyicilerin kaplarıyla oluşturduğu gülümseten kareler oldu.

Sınırsız patlamış mısırı duyanlar, getirdikleri “kap”larda da sınır tanımadı.

Sinema salonları çok kurumsal ortamlar sayılmaz. O yüzden kendi açımdan bu görüntülerin markanın imajına zarar verdiğini düşünmüyorum. Hatta belki de Apple’ın sinema salonlarındaki filmleri yayınlama isteğiyle daha zor şartlar altında faaliyet gösterecek sinema salonları seyircileri, gelecekte bu tür promosyonlarla salonlara çekmeye çalışacak. Çünkü keskin rekabet doğal olarak bunu gerektirecek.

Getirilen kaplar arasında ev yapımı olanlar da vardı.

Peki, Cinemaximum’un bu çalışması hakkında sizin görüşünüz nedir? Yoğurt kabıyla gelip patlamış mısır alan bir müşteri, bir sinema salonuna renk katar mı, yoksa tersine bir etki mi yaratır?

Walt Disney’in Minik Fareyle Başlayan Başarı Öyküsü 0

Çocukluk yıllarımızın vazgeçilmez çizgi film karakteri Mickey Mouse’un yaratıcısı Walt Disney’in minik bir fareyle tamamen değişen hayatı ve sizi mucizelere inandıracak kadar sefil bir hayattan karikatür filmlerinin öncüsü olmaya kadar yükselen başarı hikayesini anlatacağız.

İrlanda göçmeni bir ailenin oğlu olan Walt Disney, hasta olan babası çalışamadığından ve ekonomik durumlarının kötü olması nedeniyle sürekli çalışmak, para kazanmak zorundaydı. Ayrıca ailesi sürekli taşındığı için düzenli bir hayata da sahip değildi.

Disney, maddi yetersizlikten okula devam edemediği için herhangi bir mesleğe de sahip değildi. Bu nedenle girdiği işlerin hepsi geçici olduğu için ayrılmak zorunda kalıyordu. Babasının ölümü ile derin bir sarsıntı yaşayan Walt, babasını tedavi ettiremediği için kendini suçladı ve bir süre bunun etkisinden kurtulamadı.

Walt tam bir kitap kurduydu ve kazandıklarının bir miktarını kitaplara ayırıyordu. Bir gün kitapçıdan aldığı kitabın arasında bir reklam kağıdı gördü. Kağıtta “Kansas City Sanat Enstitüsü sizi ücretsiz kurslara çağırıyor yazıyordu. Yazıyı okuyan Walt hiç düşünmeden kursa yazılmaya ve çizim konusunda kendisini geliştirerek bir meslek edinmeye karar verdi. Üstelik kurs için herhangi bir ücret ödemek zorunda değildi.

Walt çizim dersleri öğreniyor hatta bazı ajanslara karikatür çizerek az da olsa para kazanıyordu. Kansas Sanat Enstitüsü’ndeki eğitimini tamamladıktan sonra ailesinin yanına dönen Walt, çizimlerini gazete ve dergilere yolluyor ancak hala bir sonuç alamıyordu. Bu kadar maddi imkansızlıkların ardından çalıştığı işinden de yeterince yaratıcı olmadığı için kovulan Walt tekrar karamsarlığa geri döndü.

Tüm olumsuzluklara rağmen vazgeçmeyen Walt çizim yapmaya devam etti ve bir gün çizim yaptığı sırada odasında küçük bir fare gördü. İlgisini çeken bu fareyi bir süre izlemeye ve beslemeye başladı. Ardından bu ikili arasında bir arkadaşlık oluştu ve bir gün onu çizmeye karar verdi. İşte bu çizim Walt Disney için bir dönüm noktasıydı.

Elindeki fare çizimleriyle Hollywood’a doğru yola çıktı ve Kansas Sanat Enstitüsü’den arkadaşı Iwerks’i bularak ona fare çizimlerinden söz etti. Walt bu fareye ilk olarak ‘Mortimer’ adı verilmiş ancak ilerleyen zamanlarda Walt Disney’in eşi Lilly’nin önerisiyle ‘Mickey Mouse’ olarak değiştirilmiş. Mickey Mouse adını verdikleri fare ilk olarak 1928 yılında ‘Steamboat Willie’’de yer aldı.

Walt Disney ve Iwerks ellerinde bulunan son paralarına kadar harcadıkları bu filmde büyük bir başarı elde ettiler ve film izlenme rekorları kırdı. İlk filmden sonra Walt Disney ve kardeşi Roy, Walt Disney Productions’ı kurdu. Ardından birçok çizgi film çekerek başarılarına başarı kattılar. Bir anda dünyanın en ünlü animasyonu haline gelen Mickey Mouse 100’den fazla çizgi filmde baş karakter olarak yer aldı. Bunu takip eden dönemlerde; Donald Duck (1934), Pinokyo (1940), Aslan Kral, Kayıp Balık Nemo, Külkedisi, Winnie The Pooh, Sindrella (1950), Uyuyan Güzel (1958), 101 Dalmaçyalı (1961) ve daha birçok başarılı çizgi filmde Walt Disney imzası yer aldı. 1938 yılında gösterime giren ve 1.5 milyon dolar harcanarak yapılan “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” 8 milyon dolarlık bir hasılata ulaştı.

1955 yılında Los Angeles’ta çalışanların çocuklarıyla birlikte eğlenebileceği büyük bir eğlence parkı olan Disneyland projesini hayat geçirdi. Walt Disney bu projenin yapımında çalışan mühendislere “Disneyland’ın dünyadaki en inanılmaz yer olmasını ve içinde parkı boydan boya gezen bir tren olmasını istiyorum dedi.

Walt Disney Productions bugün 30 milyar dolarlık yıllık gelire sahip. Walt Disney Company, American Broadcasting Company (ABC) ve Entertainment and Sports Programming Network (ESPN) gibi kuruluşları da bünyesine katıp Kaliforniya merkezli çalışan devasa bir medya şirketi haline geldi.

Hayatın getirdiği zorluklar karşısında yılmadan, yorulmadan mücadele eden, hayal ettiklerinden her ne pahasına olursa olsun vazgeçmeyen Walt Disney zoru başardı. Çizgi film dünyasına adını altın harflerle yazdırdı. 65 yaşında akciğer kanseri sebebiyle hayatını kaybettikten sonra ardında medya devi bir şirket bıraktı.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Hemen Kaydolun
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link