Facebook’tan Reklam Verenlerin Elini Güçlendirecek Hizmet: Audience Direct 0

Artık sona ermeyeceğinden emin olduğumuz dijital dönüşüm, özellikle de bizi büyük veri (big data) kavramıyla tanıştırdığından beri dünyayı daha da hızlı bir şekilde değiştiriyor. Bu durum her alanda olduğu gibi sosyal ağları da keskin bir rekabete zorluyor ve geniş kitlelerin bulunduğu platformlar pastadan daha fazla pay alabilmek için yeni hizmetlerle reklamverenlerin karşısına çıkıyor.

Video içeriklerin internette ne kadar fazla rağbet gördüğünü artık bilmeyenimiz yok. Facebook da bunun farkında olan şirketlerden biri olarak harekete geçti ve Audience Direct hizmetini duyurdu. Yayıncılar ile reklam verenler arasında doğrudan iletişimi sağlayan bir köprü görevini üstlenecek hizmet, video yayıncılarının ellerindeki kullanıcı verilerini reklam verenlere satmasını sağlıyor. Hizmet böylece, yayıncıların videolardaki reklam alanlarını daha doğru bir hedeflemeyle reklam verenlere sunmasını amaçlıyor. Facebook buradaki potansiyeli önceden görüp gelecekteki çıktılarından emin olmuş olmalı ki daha şimdiden A&E Networks ve ESPN gibi bütün dünyaya ulaşan bazı yayıncılar bu sistemi denemeye başladılar bile.

Facebook Yayıncı Çözümleri Başkan Yardımcısı Brian Boland’a göre, reklam verenlerin Facebook’taki video izleyicilerinin yaş, cinsiyet, konum vb. verilerinden yararlanmasına olanak tanıyan Audience Direct, insan odaklı kurulan sistemi sayesinde yayıncıların reklam alanlarını doğrudan pazarlayarak reklam verenlerin hedeflediği kitleye en doğru şekilde ulaşmasını sağlayacak. Facebook, henüz beta sürümde olan hizmetten şimdilik bir ücret almıyor. Sosyal medya devi, hizmet beta sürümden çıktığında bu veriler üzerinden gerçekleşecek kullanıcı etkileşimlerinden ve olası diğer fırsatlardan yararlanarak gelir elde etmeyi planlıyor.

Audience Direct’in yayıncıların elini güçlendireceği ve reklam verenler için doğru kitleye doğru verilerle ulaşmak adına yeni ve önemli bir fırsat sunacağı açık. Facebook, her ne kadar halihazırda işleyen Facebook Audience Network üzerinden yayıncılarla veri alışverişi temelinde sürekli bir iletişim kursa da bu yöntemde yayıncıların veri envanterini açmasını umarak yayıncılar ile reklam verenler arasındaki iletişimi kendisi sağlamak zorunda kalıyor. Audience Direct’in bu süreci daha da hızlandırarak veri kullanımı temelinde her iki tarafın da daha az zamanda daha çok iş yapmalarını sağlayacağını söyleyebiliriz. Nitekim buradan gelecek bilgileri işleyecek reklam verenler, yayıncıların videolarındaki reklam alanları için içerik-reklam uyumunu daha iyi bir performansla yakalayabilecekler.

Sistem üzerinden yapılacak reklam satışları esasen açık artırma mantığına dayanıyor. Yayıncılar, reklam alanları için bir açık artırma başlatıyor ve Audience Direct otomatik olarak süreci başlatıyor. Facebook, Audience Direct hizmetinin video içerikler üzerinden reklam hedeflemede %90 gibi ciddi bir isabet oranının yakalanacağını iddia ediyor. Dijital dünyada diğer platformlardaki reklam satış işleyişine bakıldığında bu oran yakalanırsa, yayıncıların doğru insana doğru reklam gösterme performansının da ciddi bir şekilde artacağından kuşkumuz yok. Şüphesiz ki bu sürecin en önemli faktörü de Facebook’un elindeki yüksek sayıdaki ve işlenmeye uygun veri olacak. Zira kullanıcıların bıraktığı çerezler ve diğer sanal izler, yayıncıların ve reklam verenlerin tüketici profilleri üzerine yaptığı çıkarımlarda rol oynayacak.

Facebook, Audience Direct’i duyurarak internetin video içerik devi YouTube ile mücadeleden vazgeçmeyeceğini gösteriyor. Bakalım Facebook Audience Direct, video reklamcılığında ve veri işlemede rakibinin medya ortaklarıyla yaptığı iş birlikleri ve son dönemde duyurduğu YouTube TV ‘ye karşı beklenen etkiyi yaratacak mı?

Son dönemde video içeriklere daha fazla önem veren ve platformunu bu yönde şekillendiren Facebook, Google ile birlikte dijital reklam sektöründen en fazla gelir elde eden iki şirketten biri konumunda bulunuyor. Bununla ilgili haberimize buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

2009 yılında Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden, 2015'te ise Anadolu Üniversitesi Marka İletişimi Bölümü'nden mezun olan yazar, 2013 yılından beri pazarlama ve reklamcılık üzerine çalışıyor. Geleneksel ve dijital reklam ajanslarındaki çizgi altı ve üstü çalışmalarda metin yazarlığı yapan, ulusal ve küresel ölçekte birçok markayla birlikte çalışan yazar, bir yandan da Anadolu Üniversitesi'ndeki Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimine de devam ediyor. En büyük tutkusunun edebiyat olduğu biliniyor, şehirdeki festivalleri yakından takip ediyor. Bir gün Patagonya'ya gitmenin hayalini kuruyor.

Bir Cevap Yazın

Geleceğin Yabancı Dili: Kodlama 0

Dijital çağın petrolü artık “data (veri)”. Dünya hızla değişiyor. Yeraltı kaynakları eski itibarını kaybediyor. Günümüzün en değerli kaynağı olarak tabir edilen “Datayı” toplamak büyük bir iş. Bunu toplamakla da iş bitmiyor, tüm bu dataları doğru şekilde analiz edebilecek, çıkarımlar yapabilecek, gerekli şekilde kullanabilecek beceriye, insan yetisine de sahip olmak gerekiyor.
Bir başka önemli detayla devam edelim. Günümüzde dünyanın en değerli markaları artık enerji, finans, otomotiv firmaları değil.

Forbes dergisinin yayınladığı dünyanın en değerli şirketleri listesinde, 2017 itibarıyla dünyanın en değerli 10 şirketinin altısı teknoloji şirketi. Birinci sırada Apple, ikinci sırada Alphabet(Google), üçüncü sırada Microsoft, dördüncü sırada Facebook, altıncı sırada Amazon’un olduğu listede Samsung da onuncu sırada yer alıyor.

YAPAY ZEKA İŞLERİMİZİ ELİMİZDEN ALIYOR
Hepimiz artık biliyoruz ki “Gelecek” teknoloji üzerine kurulu. Üstelik 4. Sanayi Devrimi olarak tanımladığımız bu yeni dönemde yapay zeka pek çoğumuzun mesleğini yapma kapasitesine sahip olacak. Yoğun otomasyon sonucu pek çok sektörde milyonlarca insanın işsiz kalma ihtimali oldukça yüksek.

Bu noktada bir bilgi daha verelim; “Son dönemde sıkça dile getirilen bir öngörüye göre bugün ilkokula başlayan çocukların yüzde 65’i, üniversiteden mezun olduklarında şu anda mevcut olmayan meslekleri yapıyor olacaklar.”

Yani önümüzde bir yandan teknolojilerin yarattığı fırsatlarla dolu, ama diğer bir yandan da belirsizlik ve karmaşa içinde, kafa bulandıran bir gelecek var.

Bu yeni döneme en hızlı ve doğru şekilde adapte olmak için bizim de toplum olarak, farklı bazı meziyetlere sahip olmamız, yeni ve yüksek teknolojilerle dost olmamız, daha ötesi onların dilinden konuşmamız gerekiyor. Teknolojilerinin nimetlerinden sonuna kadar faydalanan ama bu teknolojileri sadece ithal edip kullanan değil, teknoloji üreten bir toplum haline gelmemiz çok önemli.

HEPİMİZE DÜŞEN SORUMLULUKLAR VAR
Bu noktada hem devlete, hem özel şirketlere, hem de birey olarak bizlere düşen pek çok sorumluluk var.

Devlete düşen öncelikle bitmek bilmeyen sistem, müfredat karmaşalarını sona erdirecek bir yapı oluşturmak. Gelecek vizyonu olan, dünyadaki gelişmelere paralel olarak düzenli şekilde içeriğini yenileyen, çocuklarımızı yeni dönemin yetilerine hazır şekilde yetiştirecek bir eğitim sisteminin oluşturulması gerekiyor. Bunu yaparken de artık Google’da çok rahat bulunabilecek bilgileri ezberleyen değil, bu bilgileri doğru şekilde analiz edip kullanabilecek, sorunları algılayıp çözümler üretebilecek nesiller yetiştirilmesi gerekiyor.

Yabancı dil öğrenmenin önemi yadsınamaz ama artık “kodlama / programlama” yeni yabancı dil. Basit bir dille kodlama “bilgisayar yazılımları oluşturmak için kullanılan elektronik dile” deniyor. Bugün kullanılan pek çok farklı kodlama dili var.

Makinaların dilinden anlamak için tüm çocukların “kodlama” öğrenmesi hayati öneme sahip. Milli Eğitim Bakanlığının yavaş yavaş müfredata almaya başladığı kodlama derslerinin daha yoğunlaştırılması, yaygınlaşması ve doğru bir şekilde öğretilmesi lazım. Bu aşamada da en çok yeni nesil öğretmenlere iş düşüyor sanırım.

Kodlama bilmek mesleki avantajlar sağlamak bir yana, çocuklara analitik düşünme, problem çözme, verimli çalışma, eleştirel bakabilme gibi pek çok beceri de kazandırıyor. Ama şüphesiz iş “müfredata kodlama dersi koyduk, halloldu” demekle olmuyor. Çocukların hayal kurmalarını destekleyecek bir öğrenme ve merak kültürü yerleştirmemiz büyük önem taşıyor.

Özel şirketlerin de bu teknolojik dönüşüm sürecinde yapısal olarak çevik, değişime açık, risk almaya yatkın olması gerekiyor. Dünyayı takip edip, teknolojik yeniliklere kapı açarken, insan kaynaklarının da çalışanlarını eğitimlerle destekleyecek projeler üretmesi çok önemli.

Birey olarak bizlere düşense hayatın her zaman “yeni bir öğrenme süreci” olduğunu unutmamak sanırım. Artık dijital dünyaya doğan yepyeni bir nesille karşı karşıyayız. Onların düşünme şekli, ihtiyaçları, talepleri bambaşka.

Yeni nesillerle doğru iletişim içinde olabilmek, aynı yöne bakabilmek için bizlerin de yeni dünyanın getirdiklerine adapte olmamız lazım. Hangi yaşta olursak olalım hayal etmekten, üretmekten ve soru sormaktan vazgeçmeyelim.

Bu yazı ilk olarak cnnturk.com’da yayımlanmıştır.

Süper Lig’de En Çok Hangi Takımın Forması Satıldı? 0

Futbol, özellikle 2000’li yılların başlangıcıyla beraber, diğer birçok spor dalı gibi çok büyük bir endüstri haline geldi. Milyon euro’ların havada uçuştuğu futbol endüstrisinde, bu paraları harcayan takımların da haliyle çok büyük giderleri bulunuyor. Öyle ki, Avrupa’nın büyük liglerindeki birçok takımın ve Spor Toto Süper Lig‘de zirveye oynayan takımların yıllık giderleri 9 haneli rakamları buluyor.

Bu kadar büyük giderleri bulunan takımların da buna göre birtakım gelir kalemleri mevcut. Bu gelir kalemlerinin başlıcaları bilet ve kombine gelirleri, yayın gelirleri, sponsorluk gelirleri ve tabii ki forma ve lisanslı ürün satışından elde edilen gelirler. Forma satışını etkileyen birçok unsur bulunuyor. Özellikle zirveye oynayan takımları baz alarak konuşursak; takımın bir önceki sezon şampiyonluk yarışınının içinde yer alıp almaması, ligdeki mevcut konumu ve tabii ki transfer edilen futbolcular.

Transfer edilen futbolcular, forma satışını o kadar etkiliyor ki; futbol kulüpleri zaman zaman bir oyuncu transfer ederken oyuncunun takıma katkı sağlamasının yanı sıra, taraftarları heyecanlandıracak ve forması satılacak bir isim olmasına da dikkat ediyorlar.

Forma satışının en çok olduğu dönemlerden biri sezon başlangıcı. Durum böyle olunca da sezonun henüz başında olduğumuz şu dönemde büyük takımların forma satış rakamları da merak edilebiliyor. Sputnik Türkiye, Spor Toto Süper Lig’de zirveye oynayan üç büyük takımın forma satış rakamlarını ve her takımda forması en çok satılan futbolcuları paylaştı. Sputnik Türkiye’nin paylaştığı verilere göre sezonun ilk 6 haftasında 16 puan toplayarak sezona iddialı bir giriş yapan Galatasaray, yaklaşık olarak 290.000 forma sattı. Onu 270.000 civarında forma satışıyla son iki sezonun şampiyonu Beşiktaş izledi. Fenerbahçe ise şimdiye dek yaklaşık 200.000 adet forma sattı.

Süper Lig’de Şu Ana Kadar Forması En Çok Satılan Futbolcu Gomis

Spor Toto Süper Lig’de en çok forması satılan futbolcu ise Galatasaray’ın Fransız forveti Bafetimbi Gomis oldu. Şu ana kadar 85.000 Gomis forması satıldı. Beşiktaş cephesinde ise en çok Ricardo Quaresma‘nın forması satıldı. Quaresma formalarının satış rakamı 50.000’e ulaştı. Fenerbahçe’de de ise en çok takımın Hollandalı golcüsü Robin van Persie‘nin forması satıldı. Hollandalı futbolcunun forma satış rakamı ise yaklaşık 30.000 civarında.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link
DIGITAL EXCELLENCE PROGRAM 

Dijital Mükemmelliği Yakalayın!

KAYDOL
close-link