Endüstri 4.0 Modası ve İnsan

Düşüncelerimiz bize ait değil.

Öyle olduğunu düşünüyoruz.

Neyin aklımızdan geçtiği üzerinde tam ve eksiksiz kontrol sahibi olduğumuza inanıyoruz.

Düşünmenin bireysel ve yalnız bir eylem olduğuna inanıyoruz.

Ancak durum bu değil.

Bireysellik / Kolektiflik ikilemine dair söylenmiş en güzel söz: "Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine"
Bireysellik / Kolektiflik ikilemine dair söylenmiş en güzel söz: “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine”

Kendini insanın toplumsal hayattaki yaşayışını anlamaya adamış birisi olarak kolektiflik ve bireysellik arasındaki kavgayı çok ilgi çekici buluyorum.

Tüketirken, üretirken, düşünürken, yaşarken popüler liberal ekonominin bize anlattığı ve çocukluktan itibaren öğrettiği gibi tam bir bireysellik içinde miyiz? Yuval Harrari bu yazının sonunda paylaşacağım konuşmasında liberalizmin de aslında bir tür “din” olduğunu öne sürüyor. Liberalizmin bir din olduğunu söylerken bunu Antik Yunan mitlerindeki gibi LİBEROS isimli gökleri gürleten bir tanrının varlığına bağlamıyor. Onun yaklaşımına göre, liberalizmin bir din olarak tanımlanabilmesi,  toplumun büyük bir kesimi tarafından tartışmasız bir gerçek olduğuna inanılmasından geçiyor.  İnsanın değerliliğini ve bireyin kendi içindeki istek ve arzuların üstünlüğünü her şeyin üzerine koyan bu yaklaşım adeta doğanın bir kanunu, tartışılamaz ve yadsınamaz bir kuralı olarak görüldüğü için onun gözünde bir din yakıştırması alıyor.

Her insanın yaşam hakkının kutsallığına, sadece insan olmasında kaynaklanan değerinin yüceliğine ben de katılıyorum. Bu bence tarihsel gelişimimizdeki en pozitif keşiflerden bir tanesi ve bizim bir canlı türü olarak olgunlaştığımızı gösteriyor. Ancak liberalizmin diğer tarafına, yani hayata ilişkin bilinecek tüm doğru ve gerçeklerin “içimizde” olduğuna ve en üst değerin “birey” olduğuna inanmıyorum. Ne yazık ki bu konu da içinde ikilikler barındıran ve karmaşık bir konu. Bizler ise doğruları ancak yaşadıkça görebiliyor ve analiz edebiliyoruz.

Bugün ne görüyoruz peki?

Paylaşım ekonomisini görüyoruz. Kolektif iş yapma biçimlerini görüyoruz. Aynı anda herkesin sahip olduğu (ve kullandığı) ama hiç kimsenin sahipliğini tek başına ilan edemediği ürünler, hizmetler, deneyimler görüyoruz.

Kevin Kelly, The Inevitable isimli kitabında artık bilginin tekil ürünler olarak değil stream’ler yani akışlar halinde hareket ettiğini anlatıyor. Twitter bilgi akışı, Instagram fotoğrafları akışı, Facebook’ta “newsfeed” ile haberlerin ve paylaşımların akışı. Bu akış içinde birisi gördüğü haberi tvitliyor, başka birisi üzerine yorum yazarak paylaşıyor, üçüncü bir kişi bunu görerek bir yazı yazıyor, dördüncü bir kişi ise bu yazının altına yorum yazıyor. Bu yeni dünyanın akışlarına, eski dünyanın bireysel sahiplik çerçevesi ile baktığımızda ve “bu kime ait?” sorusunu sorduğumuzda cevapsız kalıyoruz. Çünkü soru yanlış.

Youtube’da izlenmiş ve daha sonra editlenmiş ve remikslenmiş, tekrar yüklenmiş bir video kime ait? Ayda 168 Milyon ziyaretçi (unique visitor) alan Reddit’te koca bir kolektif tarafından küratörlüğü yapılmış ana sayfadaki haberler kime ait? Bu soruların doğru bir cevabı yok. Çünkü bu sorular, artık değişmekte olan, ve ancak gördükçe ne olduğunu çözmeye başladığımız yepyeni bir kitlesel iletişim, etkileşim, paylaşım ve üretim şeklinin soruları değil.

Son zamanlarda Endüstri 4.0 kavramı çok moda. Biz bu kavramın ne olduğunu düşünmek istesek de istemesek de artık gittikçe kolektifleşen ve düşünsel etkileşimin kaçınılmaz olduğu bu yeni dünyada zihnimize giriyor. Aklımızı meşgul ediyor. Düşündürüyor. Şu ana kadar düşünmediyseniz de benim sayemde (ya da benim yüzümden) şimdi sizin de aklınızda.

Geleneksel olarak Endüstri 4.0 geçmiş endüstri devrimlerindeki adımlardan bir sonraki olarak tanımlanıyor ve içinde otomasyon sistemlerindeki gelişmeleri, nesnelerin interneti kavramını ve bulut bilişimin öğelerini barındırıyor. Ancak bence bu bakış yeterli değil. Çünkü aslında Endüstri 4.0, endüstriyel gelişimin aşamalarındaki herhangi bir adım olmaktan çok daha fazla öneme ve ağırlığa sahip.  İnsanlık olarak tüm düşünce, iletişim kurma ve üretme şekillerimizin yeniden tanımlanması, insan-makine işbirliklerinin geçmişte hiç olmadığı seviyelere gelmesini anlatıyor.

Bu değişimlerden tek bir tanesine, son maddeye odaklanalım.

İnsan Makine İşbirlikleri

İnsan-makine işbirlikleri günümüzün ve dünümüzün dünyasında sadece ilginç bir sohbet konusuyken, yarının dünyasında hayatımızın dinamiklerini belirleyen en önemli konu olacak.

Neden?

Çünkü;

1-Toplumsal hayata entegrasyonumuzda bireysel hayatlarımızı şekillendirmemizdeki en önemli etken toplumsal üretim zincirinde nerede yer aldığımız? Diğer değişle, ne iş yaptığımız.

2-Yapay zeka, machine-learning, endüstriyel ve mikro otomasyon trendlerinin bir çıktısı olarak bugün istihdam sağlayan işlerin ezici bir çoğunluğu 50 yıl içerisinde makineler tarafından yapılıyor olacak.

3- Yarın, yani yakın gelecekte, insanların büyük bir çoğunluğu ya bugün yaptıklarından farklı işler yaparak istihdam bulmuş olacaklar. Ya da işsiz kalacaklar.

4-Değişen değer zincirleri sebebiyle eskiden çok gelir getiren prestijli işler sıradanlaşacak. Bugün hiç öngöremediğimiz ve saçma bulacağımız yepyeni iş alanları açılacak. (Sadece 30 yıl öncesinde birinin CRM Analyst veya Profesyonel Bilgisayar Oyuncusu olmak istediğini söylediğini düşünün, annesi babası ne tepki verirdi?)

5-Ancak en önemli değişim, ne ürettiğimiz değil, NASIL ürettiğimiz alanında yaşanacak çünkü bireysel işler bir ölçüde devam etse de, sayıları artan ve işleyişleri her gün gelişen bir araya getirici kolektif platformlar sayesinde (kickstarter, crew.co, goodreads vb. örnekler sınırsız) birbirini tanımayan insanlar bile birlikte, tek bir kişiye ait olmayan, paylaşılmak üzere üretilmiş (creative commons ürünü) işler yapacaklar.

Endüstri 4.0 trendi neyi değiştirecek derseniz, tek cümleyle, insanı değiştirecek.

Bundan 50 yıl sonra daha az savaşıyor olmasak da, daha huzurlu toplumlara sahip olmasak da insan olmak nedir sorusunu kendimize sorduğumuzda bambaşka cevaplar vereceğiz.

Verdiğimiz cevaplarda ise ben zamirinden daha çok biz zamiri olacak.

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Kendini bildi bileli meraklı birisidir. Hayatının merkezine iyi bir insan davranışı gözlemcisi olma hedefini almıştır. Türkçe ve İngilizce iki basılı kitabı vardır. Sosyoloji ve Psikoloji'ye bayılır. Kariyer ve iş yaşamı dinamiklerini çalışır. Tüm yazıları, çalışmaları ve bilgileri www.ozandagdeviren.com adresinde güncel olarak bulunabilir.

Bir Cevap Yazın

Fulltrip İle Dijital Tatil Dönemi Başladı

Türkiye’nin dijital seyahat platformu Fulltrip, uçtan uca tatil planlamaya imkan tanırken Turkcell’in Hızlı Giriş teknolojisi sayesinde siteye telefon numarası ile kolaylıkla üye olunabiliyor. Tatilini planlayan kullanıcılar ayrıca milli ödeme platformu Paycell ile güvenli bir şekilde ödemelerini yapabiliyor. Ayrıca sitedeki tüm işlemler için BiP’ten 7/24 destek imkanı bulunuyor. 2018 yazına özel yüzde 45’e varan erken rezervasyon indirimi sunan Fulltrip’te koşulsuz iptal seçeneği de yer alıyor.

Turkcell desteğiyle tamamen dijital hale gelen Fulltrip, 2018’de tatilcilere eşsiz bir deneyim sunmaya hazırlanıyor. Hafta sonları ve resmi tatillerle birlikte toplam 116 gün resmi tatilin bulunduğu bu yıla özel çalışmalarını da sürdüren Fulltrip, 2018’de seyahat ihtiyaçlarının tek bir adres üzerinden uçtan uca karşılanmasını amaçlıyor.

Fulltrip ile dijital tatil deneyimi yaşanıyor

Turkcell’in ürün ve servisleriyle tatil kavramına yeni bir anlayış getiren Fulltrip bu sayede tatilcilere dijital tatil deneyimi sunuyor. Dijitalleşmenin ilk adımı olarak internet sitesine giriş özelliğiyle fark yaratan Fulltrip, hızlı giriş teknolojisini kullanarak sektörde bir ilke imza atıyor. Bu sayede Fulltrip’e tüm operatör kullanıcıları sadece telefon numaralarını girerek üye olabiliyor. Bununla birlikte Fulltrip’te milli ödeme platformu Paycell altyapısı kullanılarak tüm kredi kartlarıyla güvenle satın alma işlemleri yapılıyor. Müşteri hizmetlerini de BiP ile dijitalleştiren Fulltrip, 7/24 anlık destek sağlıyor. BiP’te bulunan Fulltrip kanalı ile kullanıcılar, müşteri hizmetlerine online olarak ulaşılabiliyor.

Seyahat öncesi kullanıcılarının rotasına göre bir de özel dijital rehber hazırlayıp sunan Fulltrip.com bu özelliğiyle de farklılaşıyor. Türkiye’den ve dünyadan 120 şehir için hazırlanan ve Gezginin Defteri olarak adlandırılan bu rehberde şehrin önde gelen yeme-içme noktaları, restoran önerileri ve görülmesi gereken yerler bulunurken otel, eğlence adresleri, yazlık ve kışlık mekânlara özel tavsiyeler de yer alıyor.

Yüzde 45’e varan erken rezervasyon indirimi Fulltrip’te

Türkiye’nin dijital seyahat platformu Fulltrip, erken rezervasyon dönemine özel başlattığı kampanya kapsamında 28 Şubat 2018 tarihine kadar yüzde 45’e varan indirim sunuyor. Koşulsuz erken rezervasyon iptalinin de yapılabildiği Fulltrip’te kredi kartıyla peşin fiyatına 9 taksit imkanı da bulunuyor.

220 binden fazla otel, 120’den fazla havayolu şirketi, 4 binden fazla araç kiralama firması anlaşması ve 1000’den fazla tur seçeneği ile Fulltrip.com, uçak bileti alımlarında sınıf ve yemek seçimi yapabilme, online vize servisi ve seyahat rehberi gibi yeni özellikleri ile dijital seyahat sektörüne farklı bir bakış açısı getiriyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Oreo, Sizi Bisküvi Avına Çağırıyor

Mobil oyunlaşmaya gösterilen ilgi arttıkça, ihtiyaç duyulan teknik altyapının edinilmesi kolaylaştıkça ve ortaya çıkan masraflar düştükçe, markalar kendi artırılmış gerçeklik (AR) deneyimlerini geliştirmeye günümüzde daha eğilimli oluyor. Gerek özgün lezzeti gerekse de uyguladığı ilginç içerik pazarlaması taktikleriyle dünya çapında nam salmış bisküvi markası Oreo da bunun son örneği oldu. Marka bugünlerde, bisküvi avıyla kullanıcıları kendine bağlamayı hedefleyen Büyük Oreo Kurabiyesi Avı (The Great Oreo Cookie Quest) adlı mobil oyun uygulaması üzerine çalışıyor.

Söz konusu mobil oyunda marka, kullanıcıların dünyanın dört bir yanına gizlediği Oreo bisküvilerini bulmaları için bazı ipuçları veriyor. Nesne tanıma teknolojisini kullanan oyun zekası, doğru nesneleri tespit edebiliyor ve böylece saklanmış Oreo’ları buluyorsunuz. Günlük olarak verilen ipuçları, çeşitli sorularla kullanıcılara iletiliyor. Örneğin uygulama “Bileğinde ne var?” dediğinde, sizin bu soruyu o an bileğinize taktığınız kol saatini uygulamaya taratıp saklı Oreo’lardan birini bulmaya yormanız gerekiyor. Taratma sonucunda, akıllı telefonunuzun ekranında bir Oreo çıkarsa bu, gizli bisküvilerden birini avladığınız anlamına geliyor.

Maliyet azaldıkça ve teknik altyapıya erişim kolaylaştıkça, markalar kendi AR deneyimlerini oluşturmaya daha da sıcak bakar oldu.

Bulduğunuz her sanal Oreo, size verilen ipucunun zorluğuna göre puanlanıyor ve oluşturulan sıralamaya bakan kullanıcılar, av performanslarını Facebook ve Twitter’daki arkadaşlarıyla veya dünyanın geri kalanındaki kullanıcılarla kıyaslayabiliyor. Oyunu oynayanlar arasında gerçek Oreo bisküvilerini uygulamaya tanıtanlar ise Google’ın California’daki merkezinden tutun da Afrika’ya kadar uzanan farklı yerlere gezi kazanma şansını yakalıyor.

Gezilerden birinin Google binası olmasının nedeni ise oldukça basit ve doğal. Zira marka, bu proje için geçtiğimiz yılın Ağustos ayında Google ile iş birliği yapmış. Hâliyle bu durum oyunda verilen ödüllere de yansımış. Hatta öyle ki ödüllerin Google ile ilişkisi California’daki merkezle de sınırlı değil. Bulunan sanal Oreo’ların kullanıcılara getirdiği ödüller rastgele seçiliyor olsa da birçoğu Google ile ilgili durumda. Kazanılan Google Play puanları ve Pixel marka akıllı telefonlar, bu noktaya ilişkin açık birer örnek sunuyor. En çok da oyunun Avrupa ve Güney Amerika pazarlarında Android robotu imajı eşliğinde pazarlanması, bunu kanıtlıyor.

Oreo için hazırlanan oyunun mantığı, Pokemon Go’ya oldukça benziyor.

Oyun mantık olarak esasen Pokemon Go’ya benziyor. 2016’da ortaya çıkan bir artırılmış gerçeklik oyunu olan Pokemon Go, pek çok ülkede popüler olmuş ve insanlar kalabalıklar hâlinde, ellerinde akıllı telefonlarıyla sokaklarda pokemon arar olmuştu. Hatta çılgınlık hâline gelen bu durum, sayısız hayati riske davetiye çıkarmıştı. Anlaşılan o ki Oreo da bu potansiyeli görmüş ve bu yolda bir çalışmayla tüketicilerin karşısına çıkmak istemiş. Markanın Pokemon Go’ya özendiğini saklamadığını da söylemeliyiz. Çünkü oyunda yakalanan Oreo’ların saklandığı yere Cookiedex adını vermiş, yani tıpkı Pokemon’lara karşı tutulunca onların hakkında ayrıntılı bilgi veren Pokedex’ler gibi. Kaldı ki Oreo yetkilileri de oyunun Pokemon Go tecrübesinden ve insanların ona verdiği tepkiden çıktığını söylüyor.

Küresel ölçekli medya ajansı Carat ile sanal ve artırılmış gerçeklik üzerine çalışan Gravity Jack gibi iki önemli kuruluşun desteğini alarak projeyi hayata geçiren The Martin Agency’nin çalışmaları tamamlaması 6 ay almış. Geçen ayın sonunda Birleşik Krallık’taki IOS ve Android tabanlı cihazların kullanımına açılan oyun, burada göstereceği performansa göre Güney Amerika, Avrupa, Rusya ve belki ABD’de kullanıcılara ulaşacak. Ajans, Oreo damgası taşıyan mobil oyunun tanıtımı amacıyla biri televizyon, üçü ise sosyal medya platformlarında yayınlanmak üzere toplam dört video hazırladı.

Büyük Oreo Kurabiyesi Avı marka için her ne kadar sosyal yanı da olan ilk artırılmış gerçeklik oyunu olsa da markanın, nesne tanıma teknolojisinden ilk kez yararlanmadığını da belirtmeliyiz. Zira Oreo, tam bir yıl önce yine Google ile birlikte çalışarak Oreo Bandırma Yarışı () isminde bir projeye imza atmıştı. Bu projede tüketiciler Oreo bisküvilerini uygulamaya taratmış ve süte bandırmadan önce Oreo’ları Google Earth yardımıyla sanal olarak stratosfere fırlatmıştı.

Konuya dair görüşlerini paylaşan Oreo Marka Pazarlama Direktörü Justin Parnell ise insanların diğer cihazlara göre mobil cihazlarda daha çok zaman geçirdiğini ve bu cihazları eğlence amacıyla giderek daha fazla kullandığını söyleyip projenin çıkış amacını açıkladı.

Oreo
Oreo, nesne tanıma teknolojisinden ilk kez Oreo Dunk Challenge adlı çalışmasında yararlanmıştı.

Sizi bilmem ama zaten Pokemon Go gibi bunun yapılmış bir örneği varken ve ilk olmanın avantajıyla bütün ilgiyi toplayıp pastanın çoğunu almışken, Oreo’nun böyle bir çalışmayla çıkagelmesini pek mantıklı bulmuyorum. Böyle olması, elbette bundan sonra artırılmış gerçeklik temelinde mobil oyun oluşturulamayacağı anlamına gelmiyor. Fakat madem marka ille de artırılmış gerçeklik odaklı bir proje yapacaktı, bu daha farklı bir şey olabilirdi ya da en azından Pokemon Go mantığına yeni ama göze çarpacak bir şeyler ekleyebilirdi.

Oreo, kültürel kodları kullanmaktaki ustalığı ve bunu yaratıcı içeriğe dönüştürmedeki becerisiyle biliniyor.

Sosyal ağlardaki özgün içerikleriyle, gerçek zamanlı pazarlamadaki başarılarıyla ve kültürel kodları müthiş bir şekilde kullanmasıyla gönlümüze giren markanın, böyle bir yola tenezzül etmesini açıkçası doğru bulmuyorum. Kaldı ki Pokemon Go rüzgârının da ilk dönemindeki gibi esmediği de bir gerçek. Markanın evdeki hesabının çarşıya ne kadar uyacağını ise şimdilik bilmiyoruz, bekleyip göreceğiz.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link

MARKETING MEETUP 2018



Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
Erken Kayıt Fırsatı
close-link












Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
BU ETKİNLİKTE OLMALIYIM
19 Nisan'da Uniq Istanbul'da Sophia'nın da katılımı ile Marketing Meetup'ta buluşuyoruz.
close-link