Halkla İlişkileri (PR) özetle: “Kamuya  ya da özel sektöre ait kuruluşların olumlu bir imaja sahip olmaları için gerekli tanıtım politikasının saptanması, kuruluşların bu doğrultuda yönlendirilmesi, insan grupları ve kuruluşlar arasında bilgi akışının sağlanması ve bu bilgi akımının gerekli etkinliği kazanarak amaçlanan sonuca ulaşması için yapılan planlı faaliyetler olarak tanımlayabiliriz.

Sözlük tanımını geçip de gerçek hayata döndüğümüzde Halkla İlişkilerin meslek bazında kendisini insanlara açıklamaya, anlatmaya ihtiyacı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Özellikle ülkemiz için konuşacak olursak insanların Halkla İlişkiler dendiğinde çok farklı şeyler düşündüğünü, akıllarına çok farklı şeyler getirdiklerini görüyoruz.

Bankalardaki vezne çalışanları, hastanelerdeki hasta kabuller, danışmalar, hatta bazen güvenlik görevlileri”…

Bu örnekleri çoğaltabiliriz.  Peki burada suç insanların mı, yoksa kendini henüz tam anlamıyla konumlandıramayan kendilerini insanlara anlatamayan Halkla İlişkilercilerin mi? Mesleğin bu algısını değiştirmek adına ülkemizdeki Halkla İlişkiler meslek örgütlerine, ajanslara, bu işin yapan herkese büyük iş düşüyor.

Aslında farkında olmasak da neredeyse hemen hemen her gün farklı farklı Halkla İlişkiler çalışmalarına, kampanyalarına maruz kalıyoruz. Gündelik hayatımızda, sosyal medyada her yerde karşımıza çıkıyor bu kampanyalar. Ve bu kampanyalar dünyayı değiştiriyor, bu kampanyalar dünyanın algısını değiştiriyor.

Bu kampanyalar Hitler’in milyonlarca Alman halkını arkasına alıp, kendisine deliler gibi bağlayıp bir dünya savaşı başlatmasına neden oluyor. Bu kampanyalar Trump’ı Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanı yapıyor. Trump’ın kendi Halkla İlişkiler çalışmasına milyon dolarlar harcadığı biliniyor. Buna ülkemizden bir örnek verecek olursak Genç Parti ve Cem Uzan buna verilebilecek belki de en güzel örnektir.

pr

Cem Uzan, siyaset arenasına seçimlerden aylar öncesinde kurduğu bir partiyle girdi ve yaptığı Halkla İlişkiler çalışmalarıyla %7’lere varan oy aldı. Sunduğu vaatler, gömleğinin kollarını kıvırışı, mitinglerde insanlarla tokalaşması, mikrofon tutuşu, konuşmasına kadar bütün detaylar bu çalışmaların sonucuydu.

İşin bir de marka tarafına bakıldığında;

Bu kampanyalar bir markayı vezir de ediyor rezil de. Markalar, yaptıkları başarılı Halkla İlişkiler çalışmalarıyla insanların gözünde varsa olumsuz algısını olumluya çeviriyor, zaten var olan olumlu algılarını da bir kat daha arttırıyor. Tam tersi durumda da sosyal medyada, müşteri ilişkilerinde yaptıkları en ufak bir hata gün içinde ülkede o markanın konuşulmasına kadar olumsuz bir duruma yol açabiliyor.

Bu denli önemli işlevlere sahip bir mesleğin algısının bu denli kötü olması veya bu denli yanlış olması üzücü bir durum.  Ancak, burada bir suçlu aramak gerekiyorsa kesinlikle suçlu olanlar, Halkla İlişkileri danışmadan, vezneden ibaret gören insanlar değil; yaptıkları çalışmalarla insanların kararlarını etkileyebilen, onların ne düşünüp ne düşünmeyeceğine zemin hazırlayan hatta direkt etki eden ama yaptıkları mesleğin algısının kötü olmasına göz yuman Halkla İlişkilercilerdir.

Mesleğin algısını değiştirmenin zamanı geldi de geçiyor bile. Bakalım;

Dünyanın algısını değiştiren Halka İlişkiler kendi algısını ne zaman değiştirecek?

Bir Cevap Yazın