Dizimag’in Ardından Tartışılması Gerekenler

Aralık operasyonları gündeminin arasında internet ve yayıncılık dünyası için önemli bir gelişme yaşanmıştı. Dizimag 2010 yılında başladığı yayınına, Warner Bros tarafından fikri mülkiyet hakları konusunda göndermiş olduğu bir yazının ardından sonverildi. Sitenin illegal olarak yayınladığı pek çok dizinin altında imzası olan yapımcı firma Warner Bros’un bu hamlesinin ardından, bu operasyonun ülkemizde bu şekilde yayına devam eden diğer sitelere de sıçrayacağı aşikar. O nedenle bugünlerde girişimcilerin, internet ekosisteminin üyelerinin en çok sorduğu soruların başında “Şimdi ne olacak?” sorusu yer alıyor.

Şimdi ne olacak? sorusuna yönelik akla gelen ilk cevap müzik endüstrisi oluyor. Daha önceleri TTnet Müzik ve Turkcell Müzik gibi girişimler ile başlayan legal müzik dinleme kanalları, Spotify ve iTunes gibi global oyuncuların pazara dahil olması ile birlikte çoğaldı. Yayınlanan verilere göre de Türkiye’de korsan müzik dinleme ve indirme oranlarında ciddi düşüşler mevcut. Bir de ABD’de Netflix, Hulu gibi web yayıncılarının elde ettiği başarılar da düşünüldüğünde, Türkiye’nin de böyle bir girişime ihtiyacı olduğu ve burayı dolduracak olan oyuncuların önemli getiriler elde edeceği dile getiriliyor.

Ancak ortada fikri mülkiyet hakları gibi Türkiye’de maalesef hala tartışmalı ve çözülmemiş bir konu var. 2004 yılında son yapılan değişiklikler ile daha iyi hale gelse de, son dönemde yaşanan teknolojik gelişmelere uygun bir Fikri Mülkiyet Hakkı Kanunu mevcut değil. 2014 yılında böyle bir kanunun gündeme gelmesi olası ancak yerel seçimlerden önce böyle bir girişim mümkün olmayacaktır. Fikri mülkiyet konusunda uygulanabilirliği ve koruyuculuğu olan bir yasal dayanağın olmaması nedeniyle, yurt dışı kaynaklı yapımcıların internet girişimlerine yönelik güvensizliği olası. Genel olarak yayın hakları da Digiturk gibi platformlar ve CNBC-e gibi geleneksel yayıncılara veriliyor.

Tabii ki sorunlar sadece yasal dayanaklar etrafında oluşmuyor. İllegal yayıncıların Türk kullanıcılara sunduğu güncel ve hızlı içerik onları sabırsız hale getirdi. Ancak legal sistemlerde işleyecek süreçler nedeniyle bu hıza yetişmek pek olası gözükmüyor. ABD’de gece yayınlanan bir dizinin, sabaha kadar çevrilip yayınlanması geçtiğimiz yıla kadar televizyonda dahi mümkün değildi. Ancak internetten izlenme ile mücadele için CNBC-e en son bazı önemli dizileri yayın saatinden 24 saat sonra yayınlamaya başlamıştı. Ancak internetten böyle bir yayın yapılmıyor.

Geçtiğimiz hafta sonu, bir VPN programı ile Netflix UK’e ulaştım ve üyelik satın alarak denemeye koyuldum. Türk kullanıcılar için güncellik en önemli özellik olduğundan hemen bunu deneyimleye karar verdim. Fanatiği olduğum Sherlock dizisinin sayfasına gittiğimde ise, Türkiye’de TV’de yayınlanmış olmasına rağmen, Netflix’te 3. sezonunun olmadığını gördüm. Yine güncel dizilerden Game of Thrones ise sitede dahi bulunmuyordu. Breaking Bad, Dexter gibi yeni sona ermiş dizilerin ise tüm arşivleri mevcut. Yine devam eden ancak yayınlarının üzerinden 1 ay kadar geçmiş dizilerin de son bölümleri mevcut. Filmler konusunda da önemli bir arşiv sunsa da güncelliği yine illegal servisler ile yarışamayacak seviyede. Konu ile ilgili olmasa da Netflix’in çocuklar için olan bölümü gerçekten çok kullanışlı ve güzel.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Netflix ücretsiz bir seçenek sunmuyor. İngiltere üzerinden 6 sterlin ödeyerek satın aldığım abonelik ile 5 ayrı kullanıcı hesabı ile sınırsız erişim sağlayabiliyorum. Ancak Türkiye’de Spotify’ın dahi stream için bol reklamlı ve ücretsiz bir seçenek sunduğunu düşünecek olursak, mutlaka böyle bir seçenek de bizim için olmalı. Bu sebeple, ABD’de bir diğer fenomen Hulu’yu test etmeye koyuldum. Hulu, Netflix’e göre sunduğu ücretsiz ve reklamlı seçenekte dizilerde 8-10 dk’da bir 1 dk’lık reklamlar giriyor. Dizinin önemli anlarında bu biraz can sıksa da en azından elde edilen bu gelirler ile telif haklarının ödendiğini ve yeni internet dizilerine fon aktarıldığını biliyorsunuz. Hulu’nun Originals bölümünde yapımcısı olduğu pek çok güzel dizi mevcut. Keza Netflix’in House of Cards’ı zaten bir fenomen olmuş durumda. Ülkemizde ki dizi sektörünü, şartlarını ve yayınlarını düşününce böyle bir girişimin bizde çok önemli olacağını düşünüyorum.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hazır ülkemizdeki yapımlardan ve yapımcılardan bahsetmişken, girişimciler için işin bir de bu ayağını ele alalım. Türkiye’de televizyonlarda yayınlanan dizilerin, internetteki izlenme oranlarının daha yüksek olması yapımcıları endişelendirse de onlar hala bildiklerini okumaya devam ediyor. Çünkü reklam verenler ve RTÜK buna çanak tutuyor. Düşünün 90 dakikalık bir dizi izlemek istediğinizde en az 2.5 – 3 saatinizi TV başında harcamak zorundasınız. Haliyle izleyiciler özellikle genç izleyiciler Türk dizilerini dahi internetten izlemeyi tercih ediyor. TV’de rating kurbanı olan dizilerin internette izlenme rekorları kırmasının altında da bu neden yatıyor. Önceleri sadece yabancı dizileri takip etmek için internete, torrentlere yönelen kullanıcılar şimdi Türk dizilerini dahi internetten takip ediyor.

Bunun haricinde yapımcıların ve kanalların kaçırdığı bir diğer nokta da, üretilen içerik sadece bana ait olsun mantığı. Günümüz dünyasında bunun mümkün olmadığını üretilen içeriğin her kanaldan izleyiciye ulaşacak şekilde paylaşılmasının (yani satılmasının) aslında üreticiler için daha karlı olduğunu gözden kaçırıyorlar. Buna ek olarak bir de, internet yayıncılarına güvensiz davranarak onların gelişmesinin önünü istenen yüksek ücretler ile kesiyorlar. Sonra ise illegal servislerden dert yanarak her şeyin yasalarla insanları korkutarak hallolacağını düşünüyorlar. Halbuki bu konuda istekli girişimciler ile ortaklaşa çalışarak, ürünlerini hem karlı hale getirip hem de illegal hizmetleri çöp noktasına getirecek adımları atsalar bugün “Şimdi ne olacak?” sorusunu sormuyor olabilirdik.

Yayın hakları sahiplerinin istediği yüksek ücretler nedeniyle bu işe girenler, yatırım yapanlar kısa sürede vazgeçip kaçıyorlar. Çünkü hem istenen yüksek ücretler makul değil, hem de yayın hakları sahipleri sizin rekabet ettiğiniz illegal sitelerle mücadelenizde yardımcı olmuyorlar. İlk paragraflarda bahsettiğimiz güncellik ve hız konusunda size sorunlar çıkarmaları sebebiyle on-demand streaming’de girişimciler bugünlerde beklemeyi tercih ediyor. Tabi bir de ücretsiz ve sınırsız içeriğe ulaşmaya alışmış bir kitle var. TV’de yayınlanıp reklamdan parayı kırmış bir işe biz niye tekrar para verelim diye düşünen pek çok kullanıcı mevcut, fakat illegal yolların kapanması ve makul fiyatlar ile kaliteli hizmetin birleştiği noktada muhtemelen onlar da bu sevdadan vazgeçmek zorunda kalacaklar. Hatırlayalım bir zamanlar Cine5’e para mı vereceğiz, diyenler bugün evlerinin dört bir köşesine Digiturk kurdular.

Kullanıcıların göz ardı ettikleri diğer nokta da, izledikleri diziler sayesinde milyonlarca lira kazanan site sahipleri. Hiç bir vergi, telif hakkı ödenmeden kazanılan milyonlarca lira. Bu da bir yolsuzlukluk ve hepimizin sırtından kazanılıyor. Legal bir oluşum ile bu yüksek gelir, orada çalışacaklar, yayın hakkı sahipleri ve devlet ile paylaşılacak bu da göz ardı etmememiz gereken önemli bir detay. Tabi bu yüksek gelirlere neden olanlar da reklam verenler. Medya planlama ajansları “Ne yapalım herkes orada.” açıklaması ile önemli markaların reklamlarını paylaştıkları bu illegal mecraların palazlanmasında onların da payı var. Şirketlerinin sosyal sorumluluklarından bahsedip daha sonra reklamlarının bu sitelerde gözükmesi hoş değil. Bu nedenle gelecek dönemde reklam verenlerde bu konuda daha duyarlı olmalılar.

Uzun uzun yazdığım detayların ardından anlaşıldığı üzere kullanıcı, içerik sahipleri ve reklam verenlerin yer aldığı üçlü bir sac ayağın her üyesinin bu illegaliteyi sonlandırmak için özverili ve fedakar olması gerekiyor. Bugün ülkemizde kullanıcıları illegal servislere yönlendiren bir sistem var ve bu kırılmadığı sürece herkesin başını ağrıtacak. Bu üçlüye ek düzenleyici kurulların ve yasal dayanakların geliştirilip güncel alışkanlıklara uygun hale getirilmesi ile de hem içerik sahipleri bu girişimlere daha olumlu bakabilir hem de yabancı oyuncular pazara girip bizlere bu işin nasıl yapıldığını gösterebilirler. Ülkemizde Tvyo, Turkcell TV gibi girişimler yer alsa da henüz ABD’li oyunculara göre gidecekleri çok yol var. Bu iki oyuncunun nasıl davranabileceği üzerine de önümüzdeki günlerde bir yazı yazmayı planlıyorum. Maalesef fikri mülkiyet konusunda sorunlarımızı kendimiz çözemiyoruz, birilerinin yine gelip öğretmesi gerekecek gibi gözüküyor.

Yazı oldukça uzun olduğundan yayın kalitesi hakkında pek yorum yapmadım. Ülkemizde fiber altyapsıı sayesinde hızlarımız artmış durumda. Bu nedenle ben ABD’li yayıncıların içeriklerini HD kalitede sorunsuz izledim. Her ikisi de yayın ve alt yazılar konusunda oldukça iyiler. Sitelerinin kullanımı da oldukça basit ve kendinizi ayrıcalıklı hissettiriyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

İnternet yayıncılığı, içerik yönetimi üzerine çalışmalar yapar.

Bir Cevap Yazın

Yüz Tanıma Teknolojisi ile Niyet Okumak

BBC Türkçe’nin paylaştığı habere göre; “Polisler artık duygularınızı yüz tanıma sistemiyle tespit edebilecek”. Başlığı okur okumaz insanın aklına “nasıl olabilir?” sorusu gelirken aynı zamanda bir tedirginlik de hakim olmuyor değil…

Basit yüz tanıma teknolojileri bile pek çok tartışmaya yol açarken ileride pek çok alanda kullanılması muhtemel duygu tanımlama, potansiyel suçlu tespiti gibi teknolojik gelişmeler konuşulmaya hatta kısmen uygulanmaya başlanmış durumda. Yüz tanıma teknolojisi uzun bir zamandır vardı ve bazı durumlarda sabıka kaydı olan, polis veya mahkeme tarafından aranan suçluların yüzleri kameralar aracılığıyla tespit edilerek suçluların yakalanmasını hızlandırabiliyordu. Fakat şimdi tartışılan durum biraz daha farklı, güvenlik güçleri tarafından potansiyel suçlular için kullanılabileceği gibi satış, pazarlama hatta hırsızlık gibi ticari amaçlar için de kullanılabilecek ve  hızla gelişen bir “niyet ölçme teknolojisi”nden bahsediyoruz.

Öncelikle potansiyel suçlu kavramına değinmek istiyorum. Bir insanın ileride suç işleyebileceğini biliyor olmak o insanı cezalandırmak için yeterli değildir ancak suç işleme potansiyeli olan kişilere farklı yardım ve takviyeler ile işleneceği suçlar önlenebilir.

İşin ticari boyutu ise çok daha tehlikeli. Zaten artık reklama maruz kalmadığımız herhangi bir alan yokken, gelişen bu teknolojiler sayesinde markalar herkesle ilgili her şeyi tüketici davranışlarına göre algoritmalar oluşturarak bilebiliyordu ancak artık tüketicilerin duyguları da tespit edilebiliyor ve bu duyguları tespit edebilen markalar satışlarını bu duyguları kullanarak gerçekleştirmeye çalışıyor.

Örneğin; pazar araştırması şirketi Kantar Millward Brown, ABD’li Affectiva şirketi tarafından geliştirilen teknoloji ile tüketicilerin TV reklamlarına tepkisini analiz edebiliyor. Şirketin inovasyon direktörü Graham Page “Bu teknolojiyle reklamın hangi kısmının tam istenen sonucu verdiğini, insanların bir reklamın hangi noktasında ne hissettiğini net olarak görebiliyoruz” diyor. Şirket bu uygulamayı kullanıcıların izniyle yapsa da bu izin alma olayı ne kadar sürer ya da söz konusu kazanç olduğunda kaç kişi etik gözetir bundan emin olamayız.

Zira IHS Markit analiz şirketinin video gözetim uzmanı Oliver Philippou da duygu gözetiminin doğruluk oranı konusunda şüpheli:

“Basit bir şekilde yüz tanımlama yapıldığında bile büyük hata payları var, en iyi şirketler insanları yüzde 90-92 oranında doğru eşleyebiliyor. Duyguları teşhis etmeye çalıştığınızda hata payı büyük oranda artacaktır.” diyor.

Bu durum yüz tanıma teknolojisiyle yanlış veya önyargılı kararlar alınmasından endişelenen mahremiyet savunucularını rahatsız ediyor.

Yakın bir zamanda Brezilya’da yüz tanıma teknolojisi ile metroya konumlandırılan panolara gelen tepkileri ölçmeye çalışmışlardı ve bu bile bir panik ortamına yol açarak metro kullanan vatandaşları rahatsız etmişti. 

Bahsettiğimiz teknolojiler hala gelişme aşamasında olduklarından yasal olarak kullanımlarıyla ilgili düzenlemeler yapılmış değil. Bu boşluktan faydalanılabilir ancak sonrasında bu konuyla ilgili yasal düzenlemelerin gelmesi gerekecek. Aksi taktirde distopik bir ortam oluşabilir ve kimse kendisini güvende hissetmeyebilir. Birilerinin ne hissettiğinizi sürekli anlamaya çalıştığını düşünsenize, bu sizi rahatsız eder miydi?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Duygusal Yapay Zeka, Kullanıcı Deneyimini Kişiselleştirecek

  • Duygusal yapay zeka, günlük nesnelerin, insanların duygusal durumlarını ve ruh hallerini algılamasına, analiz etmesine, işlemesine ve bunlara tepki vermesine imkan tanır. Bu teknoloji, daha kişiselleştirilmiş kullanıcı deneyimleri meydana getirmek için kullanılabilir.
  • Gartner’ın Araştırmadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Annette Zimmerman’a göre, 2022 yılı itibarıyla kişisel cihazlarımız, duygusal durumumuz hakkında kendi ailemizden daha fazla şey bilecek.
  • Sanal kişisel asistanlara duygu algılama yetenekleri eklemek, bu cihazların yüz ifadelerinden, ses tonlamalarından ve davranış biçimlerinden veri noktalarını analiz etmesine olanak sağlayacak ve bu da kullanıcı deneyiminin büyük ölçüde geliştirilmesine ve daha rahat ve doğal kullanıcı etkileşimlerinin oluşturulmasına imkan verecektir.
  • “Nevermind” isimli video oyunu, herhangi bir oyuncunun ruh halini saptamak ve oyun seviyelerini ve zorluğu buna göre ayarlamak için Affectiva’nın duygu tabanlı biyo-geribildirim teknolojisini kullanıyor. Oyuncu ne kadar korkarsa, oyun o kadar zorlaşıyor.
  • İlgili Yazı: Duygu Takibi, Tüketici Davranışlarını Anlamaya Nasıl Yardımcı Oluyor?

Son dönemde yapay zekanın her alanda ön plana çıktığını sürekli olarak konuşuyoruz. Yapay zekanın fark yaratacağı alanlardan biri de duygu takibi. Dünyanın en büyük araştırma ve danışmanlık şirketlerinden biri olan Gartner’ın belirttiğine göre, “duygusal programlama” olarak da bilinen “duygusal yapay zeka”, günlük nesnelerin, insanların duygusal durumlarını ve ruh hallerini algılamasını, analiz etmesini, işlemesini ve bunlara tepki vermesine imkan tanır. Bu teknoloji, daha kişiselleştirilmiş kullanıcı deneyimleri meydana getirmek için kullanılabilir. Örneğin bu teknolojiyi bünyesinde barındıran bir akıllı buzdolabı, duygusal durumunuza göre size yiyecek önerebilir.

Gartner‘da araştırmadan sorumlu başkan yardımcısı olarak görev yapan Annette Zimmerman‘ın duygu takibi teknolojileriyle ilgili çok önemli bir öngürüsü var. Zimmerman, “2022 itibarıyla kişisel cihazınız, duygusal durumunuz hakkında kendi ailenizden daha fazla şey bilecek.“ diyor. Bu tahmin, bazılarına çok uçuk gelebilir; ancak yılın hemen başında gerçekleştirilen tüketici elektroniği fuarı CES 2018‘de tanıtılan ürünler, duygusal yapay zekanın, Zimmerman’ın bu öngörüsünü rahatlıkla gerçeğe dönüştürebileceğini gösterdi.

Bunların yanı sıra Annette Zimmerman, bu konuyla ilgili olarak şunları ifade ediyor:

Gelecekte daha fazla akıllı cihaz, belirli veri ve gerçekler ile ilgili olarak insan duygularını ve ruh hallerini yakalayabilecek ve durumları buna göre analiz edebilecek. Teknoloji stratejik planlamacıları, geleceğin cihaz portfolyosunu oluşturmak ve pazarlamak için bu teknolojiden yararlanabilirler.”

Sanal Kişisel Asistanlara Duygu Algılama Yetenekleri Eklemek

Duygusal yapay zekanın yetenekleri mevcut olmasına rağmen, bu yetenekler henüz yaygın değildir. Apple‘ın Siri‘si, Microsoft‘un Cortana‘sı ve Google Assistant gibi sanal kişisel asistanların popülaritesi nedeniyle, sohbet sistemlerinde onların ilgi çekmeleri için doğal bir yer mevcut. Sanal kişisel asistanlar, sözlü komutları ve soruları işlemek için doğal dil işleme ve doğal dil anlamayı kullanırlar. Ancak kullanıcıların duygusal durumlarını anlamak ve onlara yanıt vermek için gerekli olan bağlamsal bilgiden yoksundurlar.

Duygu algılama yetenekleri eklemek, sanal kişisel asistanların yüz ifadelerinden, ses tonlamalarından ve davranış biçimlerinden veri noktalarını analiz etmesine imkan sağlayacak ve bu da kullanıcı deneyiminin önemli ölçüde geliştirilmesine ve daha rahat ve doğal kullanıcı etkileşimlerinin meydana getirilmesine olanak tanıyacaktır. Bu alanda zaten prototipler ve ticari ürünler mevcuttur. Beyond Verbal’in ses tanıma uygulaması ve bağlantılı ev sanal kişisel asistanı Hubble Connected, bu alanda ilk olarak akla gelen ürünlerden ikisidir.

Apple’ın Sanal Kişisel Asistanı Siri’nin iPhone’daki Arayüzünden Bir Görünüm

Bununla birlikte kişisel asistan robotlar da duygusal yapay zeka geliştirmek için en önemli adaylardır. Bunların çoğu, halihazırda farklı duygusal bağlamlara ve insanlara adapte olabilen kişisel asistan robotlar meydana getirmek için genişletilebilecek bazı insan karakteristiklerini bünyesinde barındırır. Bir kişisel asistan robot, belirli bir kişi ile ne kadar çok etkileşimde bulunursa, bir kişilik geliştirmesi de o kadar kolay olacaktır.

IBM gibi tedarikçiler ve Emoshape gibi girişimler, robotik sistemlere insan benzeri nitelikler eklemek için teknikler geliştiriyorlar. Qihan Technology’nin Sanbot ve SoftBank Robotics’in Pepper isimli robotları, insanların değişen duygusal durumlarını birbirlerinden ayırmak ve bunlara tepki vermek için kişisel asistan robotlarını eğitiyorlar. Örneğin bir kişisel asistan robot, bir etkileşimde hayal kırıklığı tespit ederse, özür dileyerek cevap verecektir.

Duygu Algılama Teknolojisi ile Müşteri Deneyimine Değer Katmak

Duygusal yapay zekalar; eğitim ve tanı yazılımı, video oyunları ve otonom araçlar da dahil olmak üzere, sıkça kullanılan diğer tüketici aygıtları ve teknolojisi için yakın gelecekte görmemizin mümkün olduğu bir teknolojidir. Her biri şu anda geliştirme ya da pilot aşamasındadır.

Örneğin “Nevermind” isimli video oyunu, herhangi bir oyuncunun ruh halini saptamak ve oyun seviyelerini ve zorluğu buna göre ayarlamak için Affectiva’nın duygu tabanlı biyo-geribildirim teknolojisini kullanıyor. Oyuncu ne kadar korkarsa, oyun o kadar zorlaşıyor. Buna karşılık oyuncu ne kadar rahat olursa, oyun da o kadar kolay oluyor. Bunun yanı sıra sürücünün algıladığı kaygı düzeyine göre otomobilin frenlerinin cevap verebilirliğine uyum sağlayabilen araç içi sistemler de mevcut. Her iki durumda da, gerçek zamanlı duygu analizine imkan tanımak için görsel sensörler ve yapay zeka tabanlı duygu izleme yazılımı kullanılır.

Bir duygu ölçüm teknolojisi şirketi olan Affectiva’nın geliştirdiği otomotiv yapay zeka sistemi, yedi duygusal metriği ve sürücülerde ve yolcularda 20 kadar yüz ifadesi metriğini tanıyabiliyor.

Otomotiv ve sağlık hizmeti endüstrilerindeki şirketler, duygu algılama özelliklerini benimsenip benimsenmeyeceğini ve bu teknolojinin ne kadar uzak olduğunu değerlendirenlerin arasında en fazla ön plana çıkan kuruluşlardır. Hemen yukarıda verdiğimiz örnekte de görüldüğü gibi, otomobil üreticileri, araç içi duygu algılama sistemlerinin hayata geçirilmesi için çalışıyorlar. Annette Zimmerman, bu konuyla ilgili olarak ise “Bu sistemler, sürücünün ruh halini algılayacak ve duygularının farkında olacaklar. Bunun karşılığında sürücünün öfkesini, hayal kırıklığını, uyuşukluğunu ve kaygısını yöneterek yol güvenliğini artırabilirler.” diyor.

Sağlık alanında ise duygu algılama özelliğine sahip giyilebilir cihazlar, kesintisiz olarak hastaların ruh sağlıklarını izleyebilir ve gerekirse doktorları ve hasta bakıcıları anında uyarabilirler. Aynı zamanda izole edilmiş yaşlı insanlara ve çocuklara da ruh sağlıklarını izleme konusunda yardımcı olabilirler. Ayrıca bu cihazlar, doktorların ve hasta bakıcıların ruh sağlığı modellerini izlemelerine ve bakımları sırasında insanlarla ne zaman ve nasıl iletişim kurabileceklerine karar vermelerine imkan tanıyabilirler.

Duyguları tespit etmek ve bunlara yanıt vermek için mevcut platformlar, genel olarak özeldir ve birkaç yalıtılmış kullanım senaryosu için uygun hale getirilmiştir. Aynı zamanda bunlar, geçtiğimiz yıllarda ürün ve marka algısı çalışmaları için pek çok global marka tarafından kullanılmıştır.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link