Dijitalleşen Dünyada, Kartvizitlerimiz Rollerini Kaybediyor mu? 1

“Önemli İş toplantılarına giderken yanınıza alacağınız 3 şey nedir?” diye bir soru sorulsa bundan 5 sene önce çoğumuzun listesinin ilk üçünde kartvizit yerini alırdı. Peki bu soruyu ilk duyduğunuzda “kartvizit” hala aklınıza geliyor mu?  

Çok değil sadece 3-5 sene öncesine kadar kartvizitin bir kişiden nasıl alındığı, kartvizitin nasıl verilmesi gerektiği, alındıktan sonra ne yapılması gerektiği ile ilgili soruların cevaplarını verdiğimiz kısa eğitimler organize ediliyor, speed networking adı altında etkinlikler düzenlenerek, kişiler kartvizit değişiminde bulunup, networklerini genişletiyorlardı. Hatta kartvizitleri sadece çekmecenin köşesinde kalacak bir kağıt parçası olmaktan çıkarmak amacıyla değişik metodlar geliştiriliyordu.

Networking dediğimde aklıma gelen önemli isimlerden Ertuğrul Belen, “Networking” isimli kitabında, kişilerle kuracağımız bağlantılarımızı adeta bir sanat icra eder gibi kurmamıza tavsiyede bulunur. Kartviziti aldığımızda dört köşesine alacağımız küçük notlarla kartvizitin hatırlanabilir ve kullanışlı hale gelmesini sağlayan metodunu “Voltran Metodu” diye adlandırır.

00010kart

Sadece bir kağıt parçası olmasının ötesinde kullanımının aslında bir kültür olduğunu düşündüğüm kartvizitle ilgili son dönemlerde dikkatimi çeken bir durum var:

Minimum 1000 adet kadar basılıyor. Yarısından fazlası tüketilmeden ya ofis adresiniz değişiyor ya da unvanınız. En gerekli zamanlarda yanınıza almayı unuttuğunuzu fark ediyorsunuz. (Muhtemelen arabada ya da diğer ceketin cebinde kalmış oluyor ) Herhangi bir şekilde kartvizit değişimi yapıldıysa bile, o kişinin kartvizitine bakarak iletişim yolu bulmak yerine sosyal medya hesaplarında ismini aratarak ve mesaj göndererek iletişime geçmeyi tercih ediyorsunuz.

Hal böyle olunca soru net: “Kartvizitlerimizi boş yere mi yaptırıyoruz?” Dijital yollarla iletişim kurmanın rahatlığına ve hızına alıştığımız bu günlerde, acaba özenle tasarlanmış kartvizitlerimiz aktif kullanımını yitirecek mi? Yoksa kartvizit alışverişinde kurulan iletişim ve bir kişinin kartvizitine sahip olmanın ayrıcalığını yaşamaya devam edecek miyiz?

Kartvizit değişimi nasıl olmalıydı bir hatırlayalım;

Kartvizit değişimi genellikle toplantının başında, iletişimi ilk kurma yollarından biridir. Kartvizit alındıktan sonra kartvizite göz atılmalıdır. İsim iyice okunmalıdır. Ayrıca kişiye ait unvan, şirket logosu ve tasarımıyla ilgili noktalarda dikkat çeken bir detay var ise bunlar sohbet başlangıcına  sebep olması için de kullanılabilir.

Sosyal Medya hesaplarımızdan gün içerisinde onlarca mesaj alıyor ya da gönderiyor olabiliriz. Ancak kartvizitimizi verdiğimiz kişi özeldir. Kartvizit vermek “ben de sizinle kontak kurmak isterim” demektir. “Konuyla ilgili beni aramaktan çekinmeyin” demektir.

Bakın o 85×55 mm kağıt parçasının başka ne maharetleri var;

  • Kişi işe başladığında, ismini kuruma ait logonun yanında gördüğünde, kendini o kuruma ait hissetmeye başlar. Sorumluluğunu bir kez daha idrak eder. Kişinin önemsendiğinin göstergesidir.
  • Sosyal Medya hesabından iletişim kurmak, dijital mecralardan kişiyi takip etmek ve kişiyle iletişim kurmaya başlamak, yüz yüze tanışmadan da mümkün olabilir ancak iletişim kurmak istediğiniz kişinin kartvizitini almak ayrıcalık yaratır. Yine sosyal ağlardan kurabileceğiniz iletişimde kendinizi hatırlatmak için “benimle kartvizitinizi paylaşmıştınız” diyebilmeniz sizi farklı kılar ve kişinin dikkatini çekmenizi sağlar.
  • Ayrıca kartvizit tasarımı da önemlidir. Yapılan tasarımla, kağıt farklılığı ya da rengiyle akılda kalıcı olmak mümkündür. Yazılmış ismin, renklerin logoların arasında kaybolduğu bir kartvizit ise akılda kalıcılık konusunda genellikle başarılı değildir.

Dünya’nın diğer bir ucunda bile olsa, kontak kurmak istediğimiz kişilere sosyal hesaplarından ulaşabilmek, onlara mesaj yazabilmek hatta mesajlara cevap alabilmek günümüzde mümkün. Kişilerle ilgili bilgi alabilmek için onları sayfalarından takip edebiliyor ve daha detaylı bilgilere ulaşabiliyoruz. Ancak bu kadar kolay ulaşabiliyor olsak da kartvizite ulaşmak o kadar kolay olamayacağı gibi aynı etkiye de ulaşamıyoruz. Çünkü o kişiyle daha öncesinde yüz yüze tanışma şansı bulduğumuzu biliyoruz.

Ertuğrul Belen 360 derece networking e-kitabında “Kartvizitlerin devri geçti, artık imzalar bile elektronik” diye düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Kartvizitler, en güçlü networking araçlarındandır. Mutlaka yanınızda kartvizit bulundurun.” Diyor.

Katalogların e-kataloglara, kitapların e-kitaplara, eğitimlerin e-seminerlere dönüştüğü ve geleneksel olarak bildiğimiz her iletişim kanalının dijitalleşerek dört bir yanımızı sardığı bir dönemde olsak da kartvizit aktif kullanıldığında  henüz önemini yitirmemiş gözüküyor. Speed networking aktivitelerinin dijitale aktarılarak organize edilmesi ve dijital kart kullanımının (e-imza) artmasıyla popüleritesini ne kadar daha koruyacağı ise soru işareti.

1983 Eskişehir doğumlu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu ve Anadolu Üniversitesi Pazarlama Anabilim Dalı Yüksek Lisans öğrencisi. Televizyon Haberciliği, Prodüksiyon, Reklam ve Perakende Mağazacılık sektörlerindeki 10 yılı aşkın yöneticilik deneyimlerinden sonra girişimcilik serüvenine girenler arasında. Girişimiyle kurduğu ve Gıda üzerine faaliyet gösteren şirketinde ortaklığı devam etse de reklamcılık sektörüne bağlılığı sebebiyle şu an bir Reklam Ajansında Genel Koordinatör olarak çalışmakta ve iş hayatına Marka ve Kurumsal İletişim Yöneticisi olarak devam etmektedir. JCI, ESGGK, ESGİAD ve Eskişehir Ticaret Odası'nda devam eden üyelikleriyle edindiği deneyimlerini iş hayatına yansıtma çabasında. "Kendinden başkasını görmeyenin değil, gördüğünü paylaşanın peşine düş" fikrinden hareketle kendini yazarlar değil, yazanlar kategorisinde nitelendiriyor. https://medium.com/@ezgioktas

1 Comment

Bir Cevap Yazın

Cinemaximum Seyircileri Sınırsız Patlamış Mısırla Tavladı 0

Son birkaç yıldır Türkiye’deki sinema sektörünün önce konsolide olması, sonrasında ise tekelleşmesi mâlumunuz. Mars Entertainment Group’a bağlı Cinemaximum salonları, artık neredeyse her alışveriş merkezinde karşımıza çıkıyor. Bunun en büyük yansıması da sinema deneyiminin alışveriş merkeziyle eş anlamlı hâle gelmesi oldu. Her yerde Cinemaximum ve onun beraberinde getirdiği konsept olunca, birbirinin kopyası, özgün bir ortamı olmayan salonlar türemeye başladı. Üstüne bir de bu sinemaların yiyecek-içecek bölümlerindeki yüksek fiyatlar eklenince durum, bazı seyirciler tarafından çekilmez bir hâl almaya başladı.

Ülkemizin en büyük sinema zinciri muhtemelen bu gidişatı fark etmiş olacak ki yeni açılan alışveriş merkezlerinden olan Emaar Square Mall’daki salonunun cazibesini artırmak için kolları sıvadı. 20 Eylül 2017 tarihini “Kendi Kabıyla Gelene Sınırsız Popcorn” günü ilan etti ve saat 18:00’e kadar, izleyicilerin getirdiği kap ne kadar büyük olursa olsun, 5 TL karşılığında sınırsız patlamış mısır verileceğini söyledi.

Sınırsız Popcorn Günü, aslında ülkemizdeki kampanyacı ruhun bir yansıması.

İşin renkli tarafı, sınırsız patlamış mısır vaadini duyan izleyicilerin, sıra dışı paketler ve kaplarla gelmesi oldu. Giyim mağazasından alınan büyük karton torbalardan tutun da hasır sepetlere, yoğurt kutularına, ev yapımı kocaman paketlere kadar çeşit çeşit kaplarla Emaar Square Mall Cinemaximum’a gelen izleyiciler, toplumumuzdaki kampanyacı ruhun ne kadar üst düzeyde olduğunu kanıtladı.

Seyirciler, akla hayale gelmeyecek paketlerle salona geldiler.
Sınırsız patlamış mısır, her yaştan izleyiciyi çekmek için işe yarar bir fikre benziyor.

Bazı izleyiciler, Cinemaximum’un bu konuda yaptığı paylaşımların altına, 5 TL karşılığında patlamış mısırın satılabildiği bir yerde neden normal zamanda kendilerinden 20-25 TL arasında ücret alındığını sorgulasa da markaya günden kalan, izleyicilerin kaplarıyla oluşturduğu gülümseten kareler oldu.

Sınırsız patlamış mısırı duyanlar, getirdikleri “kap”larda da sınır tanımadı.

Sinema salonları çok kurumsal ortamlar sayılmaz. O yüzden kendi açımdan bu görüntülerin markanın imajına zarar verdiğini düşünmüyorum. Hatta belki de Apple’ın sinema salonlarındaki filmleri yayınlama isteğiyle daha zor şartlar altında faaliyet gösterecek sinema salonları seyircileri, gelecekte bu tür promosyonlarla salonlara çekmeye çalışacak. Çünkü keskin rekabet doğal olarak bunu gerektirecek.

Getirilen kaplar arasında ev yapımı olanlar da vardı.

Peki, Cinemaximum’un bu çalışması hakkında sizin görüşünüz nedir? Yoğurt kabıyla gelip patlamış mısır alan bir müşteri, bir sinema salonuna renk katar mı, yoksa tersine bir etki mi yaratır?

Walt Disney’in Minik Fareyle Başlayan Başarı Öyküsü 0

Çocukluk yıllarımızın vazgeçilmez çizgi film karakteri Mickey Mouse’un yaratıcısı Walt Disney’in minik bir fareyle tamamen değişen hayatı ve sizi mucizelere inandıracak kadar sefil bir hayattan karikatür filmlerinin öncüsü olmaya kadar yükselen başarı hikayesini anlatacağız.

İrlanda göçmeni bir ailenin oğlu olan Walt Disney, hasta olan babası çalışamadığından ve ekonomik durumlarının kötü olması nedeniyle sürekli çalışmak, para kazanmak zorundaydı. Ayrıca ailesi sürekli taşındığı için düzenli bir hayata da sahip değildi.

Disney, maddi yetersizlikten okula devam edemediği için herhangi bir mesleğe de sahip değildi. Bu nedenle girdiği işlerin hepsi geçici olduğu için ayrılmak zorunda kalıyordu. Babasının ölümü ile derin bir sarsıntı yaşayan Walt, babasını tedavi ettiremediği için kendini suçladı ve bir süre bunun etkisinden kurtulamadı.

Walt tam bir kitap kurduydu ve kazandıklarının bir miktarını kitaplara ayırıyordu. Bir gün kitapçıdan aldığı kitabın arasında bir reklam kağıdı gördü. Kağıtta “Kansas City Sanat Enstitüsü sizi ücretsiz kurslara çağırıyor yazıyordu. Yazıyı okuyan Walt hiç düşünmeden kursa yazılmaya ve çizim konusunda kendisini geliştirerek bir meslek edinmeye karar verdi. Üstelik kurs için herhangi bir ücret ödemek zorunda değildi.

Walt çizim dersleri öğreniyor hatta bazı ajanslara karikatür çizerek az da olsa para kazanıyordu. Kansas Sanat Enstitüsü’ndeki eğitimini tamamladıktan sonra ailesinin yanına dönen Walt, çizimlerini gazete ve dergilere yolluyor ancak hala bir sonuç alamıyordu. Bu kadar maddi imkansızlıkların ardından çalıştığı işinden de yeterince yaratıcı olmadığı için kovulan Walt tekrar karamsarlığa geri döndü.

Tüm olumsuzluklara rağmen vazgeçmeyen Walt çizim yapmaya devam etti ve bir gün çizim yaptığı sırada odasında küçük bir fare gördü. İlgisini çeken bu fareyi bir süre izlemeye ve beslemeye başladı. Ardından bu ikili arasında bir arkadaşlık oluştu ve bir gün onu çizmeye karar verdi. İşte bu çizim Walt Disney için bir dönüm noktasıydı.

Elindeki fare çizimleriyle Hollywood’a doğru yola çıktı ve Kansas Sanat Enstitüsü’den arkadaşı Iwerks’i bularak ona fare çizimlerinden söz etti. Walt bu fareye ilk olarak ‘Mortimer’ adı verilmiş ancak ilerleyen zamanlarda Walt Disney’in eşi Lilly’nin önerisiyle ‘Mickey Mouse’ olarak değiştirilmiş. Mickey Mouse adını verdikleri fare ilk olarak 1928 yılında ‘Steamboat Willie’’de yer aldı.

Walt Disney ve Iwerks ellerinde bulunan son paralarına kadar harcadıkları bu filmde büyük bir başarı elde ettiler ve film izlenme rekorları kırdı. İlk filmden sonra Walt Disney ve kardeşi Roy, Walt Disney Productions’ı kurdu. Ardından birçok çizgi film çekerek başarılarına başarı kattılar. Bir anda dünyanın en ünlü animasyonu haline gelen Mickey Mouse 100’den fazla çizgi filmde baş karakter olarak yer aldı. Bunu takip eden dönemlerde; Donald Duck (1934), Pinokyo (1940), Aslan Kral, Kayıp Balık Nemo, Külkedisi, Winnie The Pooh, Sindrella (1950), Uyuyan Güzel (1958), 101 Dalmaçyalı (1961) ve daha birçok başarılı çizgi filmde Walt Disney imzası yer aldı. 1938 yılında gösterime giren ve 1.5 milyon dolar harcanarak yapılan “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” 8 milyon dolarlık bir hasılata ulaştı.

1955 yılında Los Angeles’ta çalışanların çocuklarıyla birlikte eğlenebileceği büyük bir eğlence parkı olan Disneyland projesini hayat geçirdi. Walt Disney bu projenin yapımında çalışan mühendislere “Disneyland’ın dünyadaki en inanılmaz yer olmasını ve içinde parkı boydan boya gezen bir tren olmasını istiyorum dedi.

Walt Disney Productions bugün 30 milyar dolarlık yıllık gelire sahip. Walt Disney Company, American Broadcasting Company (ABC) ve Entertainment and Sports Programming Network (ESPN) gibi kuruluşları da bünyesine katıp Kaliforniya merkezli çalışan devasa bir medya şirketi haline geldi.

Hayatın getirdiği zorluklar karşısında yılmadan, yorulmadan mücadele eden, hayal ettiklerinden her ne pahasına olursa olsun vazgeçmeyen Walt Disney zoru başardı. Çizgi film dünyasına adını altın harflerle yazdırdı. 65 yaşında akciğer kanseri sebebiyle hayatını kaybettikten sonra ardında medya devi bir şirket bıraktı.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Hemen Kaydolun
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link