Netflix Sizi Gözetliyor, Farkında Mısınız?

Netflix

Çoğumuzun kullandığı dev sosyal ağlar ve akıllı telefon döneminin başlamasıyla tanıştığımız mobil uygulamalar, gün geçtikçe bizden daha çok bilgi talep ediyor. Yaşımızı, cinsiyetimizi, nerede yaşadığımızı, arabamızın olup olmadığını merak ediyor; zamanımızın çoğunu nerelerde geçirdiğimizi bilmek istiyor, telefon rehberimizdeki kişilere ulaşmak için can atıyor, hatta konuşmalarımızı dinledikleri iddia ediliyor. Her ne kadar bunda kullanıcıların dikkatsizliği ve önem vermemesinin de büyük payı olsa da kullanıcılar, aldıkları hizmetlere karşılık istenen bilgiler istemeyerek de olsa veriyor. Bunun son örneği ise Netflix tarafından paylaşılan bir tweet oldu.

Netflix ABD’nin resmi Twitter profilinden geçtiğimiz Pazar günü paylaşılan içerikte, “Son 18 günde A Christmas Prince’i her gün izleyen 53 kişi, sizi kim incitti?” (“To the 53 people who’ve watched A Christmas Prince every day for the past 18 days: Who hurt you?) ifadesi yer aldı. Söz konusu paylaşım, kullanıcı bilgilerinden yararlanması nedeniyle, hatrı sayılır sayıda kişiden tepki çekti. Tweet, bir Netflix yetkilisi tarafından da doğrulandı.

big data
Netflix’in kişisel verileri kullanım tarzını tartışmaya açan tweet, Big Data’nın tam olarak ne olup ne olamayacağı sorusunu da hatırlattı.

Netflix’in tweet’i bu konudaki sayısız örnekten sadece biri olsa da, 109 milyon aboneye sahip çevrimiçi video platformunun kullanıcılara verilerini nasıl çektiğine ve bunları perde arkasından nasıl kullanabileceğine dair tartışmaya açık bir durum yaratıyor. Böylesine kalabalık bir veri topluluğu içinden alınan küçük bir parçanın bile ne kadar ayrıntılı olabileceğini görmek, birçok kullanıcıyı korkutuyor.

Aslında Netflix gibi çevrimiçi birçok platform, abonelerinin beğeneceğini düşündükleri uygun içerikleri veya ürünleri önermek adına, çok sayıda veri topluyor. Bu noktadan hareket ettiğimizde, Netflix’in hangi içeriği, ne sıklıkla izlediğinizi bilmesi sıra dışı sayılmaz. Hatta platform, kısa bir süre önce 2017 yılında hangi içeriğin, kaç kişi tarafından, hangi yollarla izlendiğine dair bir rapor yayınlamıştı.

Stranger Things
Netflix en çok da orijinal yapımlarıyla öne çıkıyor ve abonelerini bu yolla çekiyor. Platformun son dönemde en dikkat çeken yapımlarından biri de Stranger Things.

Yine de insanların, belli bir fayda karşılığında bilgilerini paylaşabileceklerini de göz önüne almalıyız. Zira, Netflix’teki geniş içeriklere saniyeler içinde ulaşmak ve tercihlerimize uygun yapımlarla kolayca karşılaşmak, kişisel verilerin korunması konusunda kullanıcıları, kendilerini savunmasız hissettikleri bir ikilemde bırakıyor. Günümüzde birçok şirket bu duyarlığı göstermemekle ve hatta işlenen kişisel verilerin tüketici aleyhine kullanımıyla eleştiriliyor.

Netflix’in paylaştığı tweet, belki okyanusta bir damla boyutunda görülebilir. Fakat damlası buysa, okyanusta daha ne kadar işlenebilir veri olduğunu tahmin edememek ve bunun gelecekte ne yönde kullanılacağından emin olmamak, akıllarda oldukça büyük soru işaretleri oluşturuyor.

Konunun elbette yasal yönden de ele alınması gerekiyor. Hükümet yetkilileri her ne kadar kişisel verilerin korunması ilkesi gereğince, Netflix, Spotify vb. dijital formatlı içerik platformlarının veri işleme iznini sınırlamaya çalışsa da hem önemli bir mali güce sahip olan hem de dünyanın dört köşesindeki milyonlarca kişiye ulaşmayı başaran bu şirketlerin direnciyle karşılaşıyor.

Netflix ve benzeri dijital platformlar her ne kadar özgün ve zengin içerikler sunsa da topladıkları devasa boyutta kişisel veri nedeniyle, kullanıcıları endişelendiriyor.

Örneğin Netflix, ABD’de 1988 yılında çıkarılan ve video kiralama dükkânlarının kapanmasını önlemeyi amaçlayan Video Gizliliğini Koruma Yasası’na karşı, 2013 yılında lobi faaliyetleri başlatmıştı. Şirket, mevcut işleyişin Facebook ile izleyici verisi paylaşmada engel oluşturduğunu öne sürmüş, abonelerinden yetkililere baskı yapmalarını istemişti. Çalışmalar sonuç vermiş, yasa aynı yıl içinde Netflix lehine yeniden düzenlenmişti.

Sözün özü, Netflix tarafından paylaşılan tweet ilk bakışta esprili görünebilir. Fakat azalan gizliliğin şirketleri ne denli güçlendirdiğini göz önüne alırsak, gelecekte bu platformları kullanan kişilerin nelerle karşılaşacaklarını tahmin etmemiz hâlâ çok zor ve bu belirsizliğin kullanıcıların pek de lehine olmayacağı bir gerçek.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

2009 yılında Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden, 2015'te ise Anadolu Üniversitesi Marka İletişimi Bölümü'nden mezun olan yazar, 2013 yılından beri pazarlama ve reklamcılık üzerine çalışıyor. Geleneksel ve dijital reklam ajanslarındaki çizgi altı ve üstü çalışmalarda metin yazarlığı yapan, ulusal ve küresel ölçekte birçok markayla birlikte çalışan yazar, bir yandan da Anadolu Üniversitesi'ndeki Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimine de devam ediyor. En büyük tutkusunun edebiyat olduğu biliniyor, şehirdeki festivalleri yakından takip ediyor. Bir gün Patagonya'ya gitmenin hayalini kuruyor.

Bir Cevap Yazın

Lucky Strike Satışlarını Arttırmak İçin Kadınlara Yapılan Yeşil Propagandası

Günümüzün standart haline gelmiş modern pazarlama yaklaşımı, hedeflenen kitlenin bilinçdışı arzularına hitap etmek; kitleleri sunulan ürün ya da hizmeti istediğine ve hatta buna ihtiyaç duyduğuna inandırmak üzerine kuruludur. Ancak 1920’lere dek, tüketici için gerçekten var olmayan bir isteği veya ihtiyacı yaratmak diye bir konsept söz konusu değildi. İşte pazarlama alanına, seri üretim mallarını tüketicinin bilinçdışı arzularıyla ilişkilendiren bu manipülatif yaklaşımı sokan kişi; “Halkla İlişkilerin Babası”, Edward Bernays’tır. Bernays’ın psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’un özbeöz yeğeni olması da tesadüf olmasa gerek.

Edward Bernays (1891-1995)

1922’de New York’ta ilk halkla ilişkiler dersini veren, 1923 yılında Cyristallizing Public Opinion adlı kitabıyla da ilk halkla ilişkiler kitabını yazan Bernays’ın en bilindik çalışmalarından biri kadınları sigara içmeye ikna etmesidir. Kadınların sigara içmesinin uygunsuz görüldüğü bir dönemde, bir grup kadının ellerine sigara vererek yaptırdığı yürüyüş halkla ilişkiler dünyasında efsane olmuş bir eylemdir. Bu eylemle birlikte sigara ateşi “özgürlük meşalesi” olarak anılmaya başlamış, kadınlara sigara satışı artmıştır.

Sayısız başarılı halkla ilişkiler kampanyasının arkasındaki isim olan Bernays’ın en ünlü işlerinden bir diğeri de Lucky Strike için yürüttüğü yeşil kampanyasıdır. American Tobacco’nun en önemli markası olan Lucky Strike’ın satışları iyi gitmemektedir. Şirketin sahibi George W. Hill, yaptırdığı bir anketin sonucunda kadınların Lucky Strike’ı tercih etmediklerini, bunun sebebininse sigara paketlerinin rengi olan yeşilin kadınların kıyafetleriyle uygun olmaması olduğunu fark eder. Evet, Lucky Strike şirketi, elinde milyonlarca paket sigarayı bir renk yüzünden satamamaktadır.

George Hill, bu sorunu çözebilmesi için Bernays’la görüşür ve  paketlerin renginin değiştirmelerinin mümkün olmadığını en başından belirtir. Bernays şu cevabı verir : “Paketin rengini değiştiremiyorsak, biz de moda olan rengi değiştiririz.”

Böylece “yeşil kampanyası” ortaya çıkar. Kampanyanın esas amacı kadınların yeşil giymesini sağlamaktır. Bernays öncelikle yeşil rengi üzerine bir araştırma yapar ve Language of Color isimli kitapta yeşilin; umut, zafer ve bolluk anlamına gelen pozitif bir renk olduğunu görür. Sıradaki adımı, New York sosyetesinden fikir öncüsü olabilecek kadınlara yeşil rengini giydirmektir. Onlar yeşil giyinirlerse, diğer kadınlar da yeşil giyinecektir. Moda editörleri ikinci hedefidir, yeşil rengiyle ilgili teşvik edici hikayeler yazacaklardır. Bernays, 1934’te Waldorf Astoria’da yüksek sosyetenin katılacağı çok özel bir balonun düzenlenmesine önayak olur. Balonun tema rengi yeşil olacaktır; katılımcıların yeşil elbise giyme zorunluluğu vardır. Vogue, Harper’s Bazaar gibi önde gelen dergilerin bu etkinliğe gösterdiği ilgi sonucu, Barney’s hedefine ulaşır ve o yıl yeşil, gerçekten de moda renk haline gelir. Ve sonuç olarak bu durum kadınların sigara satın alırkenki tercihlerini etkiler ve yeşil renkli Lucky Strike paketlerinin satışında beklenen artış yakalanır.

İstediği sonuçları başarıyla elde edebilen, ilk kez Bernays tarafından kullanılan bu propaganda teknikleri günümüz reklam kampanyalarında hala kullanılıyor. Acaba hangilerine kanıyoruz, hangilerinin farkındayız?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Airbnb, Trump’ın Pislik Yuvası Olarak Tanımladığı Ülkelerin Reklamını Yaptı

Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanlık koltuğuna oturduğundan beri, yaptığı birçok hamle hem kendi ülkesindeki hem de dünya çapındaki çok büyük bir kesim tarafından eleştirilen Donald Trump, zaman zaman da belli kesimlere yönelik olarak yaptığı aşağılayıcı yorumlarla dikkatleri üzerine çekiyor. Kendisinin bu kapsamda son olarak yaptığı açıklama da oldukça tepki topladı.

Donald Trump, iddia edildiğine göre geçtiğimiz hafta Beyaz Saray’da gerçekleştirilen bir toplantı sırasında Haiti, El Salvador ve bazı Afrika ülkelerini hafifletilmiş tabirle “pislik yuvası” olarak tanımladı. Doğal olarak bu açıklama, son günlerde medyada kendine fazlaca yer buldu ve birçok kişi, Donald Trump’ın bu açıklamasına tepki göstererek söz konusu ülkeleri savundu. İnsanların konaklama yeri bulmasına yardımcı olan bir online platform olan Airbnb de kritik bir hamleyle Amerika Birleşik Devletleri başkanının bu açıklamasını bir reklam kampanyasına dönüştürdü.

Fortune’un yaptığı habere göre Airbnb, Donald Trump’ın kötülediği bu ülkelerin reklamını yapmak için en az 100.000 dolar katkıda bulunacağına söz verdi. Airbnb’nin kurucu ortağı ve CEO’su olan Brian Chesky, resmi Twitter hesabından attığı tweet’lerle bu ülkelerin kendileri için olan önemine dikkat çekti ve dolaylı bir şekilde de olsa Trump’ın açıklamasını eleştirdi. Brian Chesky; Haiti, El Salvador ve Afrika’nın belli bölgelerinde yaklaşık olarak 75.000 ev sahibi bulunduğunu ve toplamda 2,7 milyon Airbnb kullanıcısının Haiti, El Salvador ve Afrika ülkelerinin “ziyaret etmeye yetecek kadar güzel” olduklarına karar verdiklerini vurguladı.

Airbnbn CEO’su, attığı tweet’lerden birinde bu ülkelerde bulunan 75.000 ev sahibinin toplamda 170 milyon dolar gelir elde ettiğini de belirtti.

Bununla birlikte Brian Chesky, söz konusu ülkelerin güzelliklerini ön plana çıkartmak için bu ülkelerden bazı manzaraların yer aldığı fotoğraflar paylaşmayı da ihmal etmedi.

Ayrıca Airbnb’nin resmi Instagram hesabı da aynı şekilde benzer şekilde bahsi geçen ülkelerin bazılarının fotoğraflarını paylaştı.

Bu, bir markanın, Donald Trump’ın açıklamasından faydalandığı ilk olay değil. Daha önce de fast food restoran zinciri KFC, Trump’ın Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’a yönelik olarak attığı bir tweet’i kullanarak McDonald’s’a göndermede bulunmuştu.

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link