Facebook ve Google’ın Siyasi Reklamlarla Başı Dertte

Facebook

Facebook, Google ve diğer çevrimiçi platformlarda yayınlanan siyasi propaganda içerikli reklamlar, artık Federal Seçim Komisyonu tarafından çizilen çerçeve kapsamında ve daha sıkı kurallarla denetlenmek isteniyor.

Komisyonda Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Demokrat Parti üyesi Ellen Weintraub’un paylaştığı teklif radyoda, televizyonda ve basılı reklamlarda yayınlanan siyasi içerikli reklamlarda olduğu gibi, internette yer alan politik reklamların da kaynağının açıklanmasını şart koşuyor. Kongre, konuyla ilgili ciddi bir düzenleme olarak kabul edilen tasarıyı, 8 Mart’taki halka açık oturumda tartışacak.

Siyasi içerikli internet reklamları ABD’de oldukça popüler durumda.

Hatırlayacağınız üzere, Rusya’nın Donald Trump’ın kazandığı 2016 yılındaki ABD Başkanlık Seçimi‘ni sosyal ağlarda ve dijital ortamlarda manipüle ettiğine, Amerikan halkı üzerinde algı operasyonu yaptığına, hatta belli yöndeki propagandalara seçim sonuçlarını değiştirecek derecede maddi destek verdiğine dair iddialar hâlen sürüyor.

Kongrenin gündemine getirilen tasarı buradan hareketle, hem bu iddiaları daha yakından inceleyebilmek hem de benzer şüphelerin tekrarlanmaması için Facebook ve Google gibi dijital alandaki dev platformların, yayınladıkları siyasi içerikli reklamların sponsorlarının kim olduğu, bu reklamlara ne kadar para harcandığı, reklamların hangi kesimleri hedeflediği ve benzeri birçok noktada hem Beyaz Saray’a hem de Kongre’ye açıklama yapması kuralını getiriyor.

Federal Election Commission
Federal Seçim Komisyonu’nun gündeme getirdiği tasarı, siyasi içerikli internet reklamlarına sıkı denetim getiriyor.

Federal Seçim Komisyonu’nun teklifi, siyasal propaganda çalışmalarını, siyasi partileri ve teknoloji şirketleri de dahil olmak üzere federal seçimleri etkileyebilecek diğer kurumları kapsıyor. Bu durumda, söz konusu kapsamda faaliyet gösteren taraflara ait platformların ilgili mevzuata uyum sağlayacak hâle gelmesi gerekecek.

Yine de hikâyenin burada başlamadığını, konunun tâ 2011’e kadar uzandığını da belirtmemiz gerekiyor. Facebook o yıl, reklamlardaki “sponsorlu” ifadesinin sponsorun kimliğine dair bilgi vermediğini ve sponsorun internet sitesine yönlendirme yapmadığını belirterek Federal Seçim Komisyonu’ndan bu konuda muafiyet talep etmişti. Konu komisyonda görüşülmüş ama herhangi bir karar bağlanamamıştı.

Vladimir Putin
Rus manipülasyonuyla ilgili başı en çok ağrıyan platformlardan biri de Facebook.

2015 ve 2016 yıllarında Facebook, Google ve diğer bazı önemli internet sitelerinin Ruslar tarafından, Amerikan halkını politik konularda etkilemek amacıyla kullanıldığının ortaya çıkması, doğal olarak bu konunun komisyon tarafından yeniden gündeme getirilmesine yol açtı. Açıkçası komisyon bu sefer, sert kurallar koymakta ve sıkı denetim getirmekte kararlı görünüyor.

Nitekim söz konusu tasarı, internette metin veya görsel grafik biçimindeki siyasi içerikli reklamlarda reklamverenin adının yeterli büyüklükte ve açıkça okunabilir harflerle yazılmasını zorunlu tutuyor. Dijital müzik platformları ve internet radyolarında verilen politik reklamlar da düzenlemeden nasibini alacak. Zira buralarda verilen siyasi reklamlar sözlü feragatnameleri içermek zorunda olacak ve çevrimiçi video ve sesli mesaj yoluyla reklam veren adayların ad ve soyadlarını tam olarak belirterek “Bu mesajı onaylıyorum” ifadesini ekleyecek. Tasarı yasalaşırsa, internetteki ücretsiz içerikleri de etkileyecek. Örneğin YouTube’a ücretsiz bir şekilde video yükleyen siyasi kuruluş veya kişi, içerikten sorumlu olduğunu belirtecek. Mevcut yasada bu durum yalnızca reklamlı olarak paylaşılan politik videolarda sınırlı.

Tasarı yasalaşırsa, yeni düzenlemeden YouTube da derinden etkilenecek. Sponsorlu ya da sponsorsuz her siyasi reklamda yeni kıstaslar aranacak.

Komisyondan geçmesi için Cumhuriyetçi Parti’nin desteği gereken tasarı, sanal ve artırılmış gerçeklik konuları da dahil olmak üzere, teknolojik gelişmelerin yasal çerçevede düzenlenmesi yolunda önemli bir adım olarak kabul ediliyor.

Federal Seçim Komisyonu’nun (FEC) internetteki politik reklamların yasal yönden düzenlenmesine ilişkin ilk girişimi elbette bu değil. Komisyon 2006 yılında Youtube’dan, bu platformda bireyler veya kimi gruplar tarafından satın alınan çevrimiçi siyasi reklamların ne kadara mal olduğuna dair bilgi vermesini istemişti. Hatta bu istek, başka sitelerde banner olarak bulunan ücretli politik reklamların tamamını da kapsar nitelikteydi. Komisyon, blog ve benzeri kişisel görüş içeren bazı dijital iletişim kanallarını ise bundan muaf tutmuştu.

Görünüşe göre, 2011 yılında FEC’in taleplerine direnen Facebook’u bu sefer daha zor bir mücadele bekliyor.

Tasarının yasalaşıp yasalaşmayacağı şimdilik meçhul. Fakat kendi durumumuza dönüp baktığımızda, bilişim hukuku konusunda henüz yeterli sayıda ve nitelikte insan kaynağının bile olmadığı ülkemizde, buna benzer çalışmaları görmek şimdilik yalnızca bir hayal olarak duruyor. Çünkü bilişim hukukunun genellikle sansüre yasal dayanak olarak kullanıldığı ve bunun kanıksandığı bir ortamda, politik reklamların kaynağını sorgulamak üst düzeyde bir şeffaflık ve hesap verebilirlik anlayışı ile özel uzmanlık gerektiren kalifiye insan kaynağına ihtiyaç duyar.

Peki, ABD’de gündeme gelen bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Siyasi amaçla verilen çevrimiçi reklamların kaynağının ayrıntılı bir şekilde sorgulanması ve en derin noktalarına kadar devlet kurumlarına bilgi verilmesi bir şeffaflık göstergesi mi, yoksa siyasi propaganda özgürlüğünü gelecekte kısıtlayabilecek bir düzenleme mi?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

2009 yılında Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden, 2015'te ise Anadolu Üniversitesi Marka İletişimi Bölümü'nden mezun olan yazar, 2013 yılından beri pazarlama ve reklamcılık üzerine çalışıyor. Geleneksel ve dijital reklam ajanslarındaki çizgi altı ve üstü çalışmalarda metin yazarlığı yapan, ulusal ve küresel ölçekte birçok markayla birlikte çalışan yazar, bir yandan da Anadolu Üniversitesi'ndeki Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimine de devam ediyor. En büyük tutkusunun edebiyat olduğu biliniyor, şehirdeki festivalleri yakından takip ediyor. Bir gün Patagonya'ya gitmenin hayalini kuruyor.

Bir Cevap Yazın

Bir Yaz Daha Yaşandı Bitti Saygısızca

Bütün bir yıl beklenen ve özlenen koskoca bir yazın daha sonuna geldik. Ülkemizin 3 bir tarafı denizlerle çevrili olmasaydı nereye gidecekti bu insanlar dedirten kalabalık, trafiği bol 2 büyük bayram tatilini de 2018 yazına sığdırdık, çok şükür acısıyla tatlısıyla ikisini de atlattık. Peki şimdi ne olacak? Herkes tıpış tıpış işine dönecek ve bir sonraki yazı bekleyeceğiz elbette…

Tatil iyi güzel de sanki tatil yapmadık da çok önemli bir misafiri ağırladık ülkece. Tatile gitmenin huzuru şöyle dursun ekstra bir huzursuzluk sardı dört bir tarafımızı. Tatilin amacı olan gezme, görme, dinlenme fonksiyonlarından hiçbirini yerine getiremedik. Tüm kıyı şeridi 34, 06, 16, plakalı araçlarla doldu, haberler feribot kuyruklarını, trafik kazalarını bas bas bağırdı. Bir telaş koşturmaca ile tatile gittik aynı şekilde de geri döndük. Bütün bir yaz bayram tatilini bekledik beklerken başka yerlere kaçamak gittik geldik ve sonuç olarak bayram tatili de yaz da bitti gitti.

Bu durum tabii ki sadece Kurban Bayramı ile alakalı değil. Yani Kurban Bayramı son birkaç senedir yaz dönemine denk geldiğinden son birkaç yazımız bu şekilde geçiyor olabilir ama yaz dönemi ve yaz tatili genel olarak çalışanlar için ekstra bir telaş haline geliyor. Özellikle büyük şehirlerde yaşayanların hayatlarında sürekli bir hız ve koşturmaca var ve bu insanların dinlenebilmek için tek şansları genelikle yazın yapacakları deniz tatilleri oluyor. Fakat bu yaz özelinde konuşacak olursak, memleketimizden tatil manzaralı hiç de iç açıcı değildi. Sosyal medyada sürekli kirletilen plajları, kışın inin cinin top attığı yerlerde arabayı park etmek öyle dursun arabayı hareket ettirecek alan kalmadığını ve denizlerde bırakın yüzmeyi adım atacak yer olmamasına rağmen denize akın eden insanları gördük. Bu durum sadece nüfus artışı ile açıklanamaz bence. Bu manzara bütün bir kışı çalışmaktan bıkarak geçirmiş ve adeta hırçın dalgalar gibi kıyıya vuran insanların manzarasıydı.

Büyük şehirlerin karmaşasını, gürültüsünü ve hızını şirin küçük tatil kasabalarına, huzurlu kıyı şehirlerine taşıyoruz kendimiz huzur bulacağımıza onları da huzursuz ediyor ve aynı kaosa tıpış tıpış geri dönüyoruz. Birbirimize saygı duymuyoruz örneğin. Sanki tek yorulan bizmişiz bu tatili sadece biz hak etmişiz gibi bencilce tatil yapıyoruz. Hem başka insanlara hem de doğaya ve hayvanlara zarar veriyoruz. Tatil anılarımızdan en güzellerini sosyal medyamızda paylaşıyor ve eski yaşamımıza geri dönüyoruz. Hiçbir şey değişmiyor, dinleneceğimize daha çok yoruluyor, eğleneceğimize daha çok sıkılıyor ama bir yandan da görevimizi tamamış ve bir sonraki etaba hazır hissediyoruz.

Günlük hayattaki stresimizi atmak gerçekten bir çöp kamyonunun çöpleri büyük bir çöplüğe götürüp boşaltması gibi olmamalı ancak biz tam olarak bunu yapıyoruz. Sinirimizi, stresimizi somut bir hale büründürüp, çıkarıp kenara koyuyoruz ve oraya bırakıp gidiyoruz. Başka birisi beğenip alıyor ve bu döngü böylece sürüp gidiyor.

Bunları söylemenin ya da konuşmanın ne faydası var tatil de mi yapmayalım, herkes aynı anda tatil yapıyor diye biz mi suçluyuz? Veya hepsi kabul ama bunun çözümü nedir, bundan sonra bayramlarda tatile mi gitmeyelim? Tabii ki hayır. Ben sadece kendimizi kaosa ne kadar kaptırdığımızı ve alıştırdığımızı bunun da yaptığımız işten bağımsız hayatımızın her alanına nasıl taşındığını göstermek istedim. Huzurun ne olduğunu unuttuk ve gelecek nesillere maddi-manevi bir enkaz bırakıyoruz. Bunu değiştirmek yine bizim elimizde. Önce kabullenmek sonra da çözümünü birlikte aramak gerek… Konuyu tatil yapmaktan veya yaz tatilinden daha geniş kapsamlı düşünmek lazım çünkü eğer sahilimizdeki çöpleri başka ülkelerden gelen turistler rahatsız olup topluyorsa gerçekten değiştirmemiz ve düzeltmemiz gereken şeyler var demektir.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Google’ın İlk Günleri Hakkında 5 İlginç Gerçek

  • Bu yazımızda, kuruluşunun üzerinden tam 20 sene geçen Google’ın kurulduğu ilk günlerle ilgili bazı ilginç gerçekleri sizlerle paylaştık.
  • Google’ın ilk sunucusu, Lego parçalarından yapılmış bir kasa içerisinde yer alıyordu.
  • Google’ın tarihteki önemli olayları ya da kişileri anmak için hazırladığı doodle’ların ilki, Burning Man festivalini temsil eden bir sopa figürüydü. Bu, şirketin ziyaretçilerine, tüm çalışanlarının festivalde olduğunu ifade etme şekliydi.
  • İlgili Yazı: Google, Alibaba’nın Rakibine 550 Milyon Dolarlık Yatırım Yaptı

Şu anda dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden biri olan Google, bundan tam 20 sene önce üniversite yurt odalarında çalışan iki doktora öğrencisinin bir arama motoru geliştirme fikriyle ortaya çıktı. Bir Silikon Vadisi yatırımcısından 100.000 dolarlık bir yatırım alan Google, 4 Eylül 1998’de faaliyetlerine başladı ve sadece birkaç yıl içinde birçok kişinin bildiği bir şirket haline geldi. Şu anda ise Google, 50 ülkede yaklaşık olarak 60.000 çalışanı bulunan dev bir şirket. World Economic Forum geçtiğimiz günlerde paylaştığı bir yazıda, ABD’li teknoloji şirketinin ilk günleri hakkında bilmiyor olabileceğiniz bazı ilginç gerçekleri paylaştı.

1. Google’ın Kurucuları, Brin, Page’e Okulu Gezdirirken Tanıştılar

Dünyanın en başarılı şirketlerinden biri olan Google’ın arkasındaki iki adam, ilk kez 1995 yılında Stanford Üniversitesi’nde birbirleriyle karşılaştılar. İkinci yıl bilgisayar bilimi öğrencisi olan Sergey Brin, kampüsü potansiyel öğrenci adaylarına göstermek için gönüllü oldu. Bu sırada Larry Page de kampüsü gezenlerden biriydi ve ona kampüsü gezdiren kişi de Brin idi. Brin, Wired dergisine Page ile olan ilk zamanlarını anlatırken “İkimiz de birbirimizi iğrenç bulduk.” gibi ilginç bir itirafta bulundu. Ancak ikili, buna rağmen tanışmalarından kısa bir süre sonra bu kalıcı ortaklığın ilk adımlarını attılar.

2. Google’ın İlk Sunucusu, Lego’dan Yapılmış Bir Kasadaydı

1996 yılında, doktora öğrencileri Page ve Brin, Stanford Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Bölümü’nün Dijital Kütüphane Projesi kapsamında Pagerank algoritmalarını geliştirdiler. İkili, algoritmalarını test etmek için o anda mevcut olan 4 GB maksimum disk kapasitesinden daha fazla depolama alanına ihtiyaç duyuyordu. Her zaman alışılmadık iş uygulamalarıyla tanınan ikili, 10 adet 4 GB diski, Lego parçalarından yapılmış düşük maliyetli, parlak renkli bir kasaya sığdırdı ve böylece dünyanın ilk arama motoru ortaya çıktı.

3. Google’ın Orjinal İsmi Backrub (Sırt Masajı) İdi

Google arama motorunun ilk adı Backrub (sırt masajı) idi. Ancak neyse ki, bu isim kalıcı olmadı. Arama motorunun şimdiki ismi olan Google, aynı zamanda bir fiil görevi görüyor. “Google’lamak” fiili özellikle yurt dışında yıllardır yaygın bir şekilde kullanılıyor. Ancak arama motorunun orijinal ismi kalmış olsaydı, onu fiil olarak kullanmamız biraz garip olabilirdi.

4. Google İsmi, Çok Büyük Bir Sayı Olan “Googol” İfadesinden Türetildi

Backrub isminden vazgeçerek yeniden adlandırılan arama motoru yeni ismini bir kelime oyunundan aldı. Daha da spesifik olmak gerekirse, Google ismi, 1 sayısının yanına 100 adet sıfır eklendiğinde ortaya çıkan sayısı ifade etmek için kullanılan matematiksel bir terim olan “googol” kelimesinden türetilmiştir. Zira googol’un büyük ölçeği, şirketin bilgi dünyasını organize etme, işleme ve buna erişme hedefini yansıtıyor gibi görünüyordu.

5. Google’ın İlk Doodle’ı, Burning Man Festivalini Temsil Eden Bir Sopa Figürüydü

Google’ın, tarihi figürlerin başarılarını kutlamak ya da dünya tarihindeki önemli olayları anmak için zaman zaman ana sayfasında yer verdiği doodle’ları mutlaka hatırlıyorsunuzdur. Ancak doodle’ın ilk kullanım amacı aslında bu değildi. Google’ın ilk doodle’ı, 1998 yılında Burning Man festivalinin temsili kuklasını tasvir eden bir sopa figürü olarak kendini gösterdi. Bu doodle, Google’ın site ziyaretçilerine, tüm personelin Nevada çölündeki etkinliğe katılmak için görevlerini terk ettiğini söyleme şekliydi.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?