Etki Ekonomisinin Yükselen Yıldızları: Mikro-Fenomenler

Güzel bir deyişimiz vardır: “Pekmezi baldan olanın, sineği Bağdat’tan gelir” derler.

Günümüzde 7’den 70’e herkesin, dijital iletişimin nimetlerini kullanarak içinden gelenleri “hikayeleştirdiği” ve birkaç “tık” ile sosyal medyada paylaşabildiği bir dönemdeyiz.

Bu kişiler arasında “pekmezi bala çevirebilme ve bunu satabilmenin” formülünü bulanlar ise, paylaşımları ile yüzbinlerce -hatta milyonlarca- takipçiyi kendine çekmeyi başarabilen ve fenomen (Influencer) olarak adlandırılan “etki önderleri” oldu.

Pazarlamada yeni bir yaklaşım

Fenomenler; geliştirdikleri özgün içerikler, takipçileri ile girdikleri sohbetler ve hiçbir mecranın kolay kolay sağlayamadığı yüksek etkileşim oranları ile kendi kategorilerinde “niş birer iletişim kanalı” olarak konumlandılar. Ve “nerede hareket, orada bereket” yasası gereği, kısa sürede markaların da radarına girdiler.

Bu sayede “Fenomen Pazarlaması” (Influencer Marketing) adı altında yeni bir pazarlama yaklaşımı da markaların tanıtım bütçelerine girerek kendisini gösterdi.

Fenomenlerin sorgulandığı günler

Özellikle arkalarına aldıkları “Instagram rüzgarı” ve markalar ile tüketicilerinin “ortak arkadaş”ları olmalarının akabinde yeni bir etki ekonomisi yaratan fenomenler, bu sayede yüksek gelirler elde ettiler ve görünen o ki bu konumlarının kaymağını yemeye devam ediyorlar.

1

Bununla birlikte bazı güncel gelişmeler; fenomenlerin büyük bütçeler talep edip, markalara kendilerinden beklenen yüksek dönüşleri sağlayıp sağlamadığı noktasında sorgulanmaya başladığını gösteriyor.

Bu sorgulamada benim de sorum şu olsun:

“Genel olarak 100 binden fazla takipçiye sahip olan fenomenler, pastadaki paylarını daha küçük ölçekli rakipleri olan -1.000 ile 100 bin arasında takipçiye sahip- “mikro-fenomenlere” mi (Micro-Influencer) kaptırmaya başladılar?”

sosyal-medya

Ne kadar az aslında o kadar çok mu?

Önce gelin fenomen pazarı ve etki ekonomisindeki bazı gelişmelere bir bakalım:

  • Büyük oyuncuların geçtiğimiz 2 yıl içinde fenomen platformlarına yaptığı yatırımlar dikkat çekici idi: Youtube fenomenlerini reklamverenlerle buluşturan Famebit’in Youtube tarafından satın alınması, benzer şekilde fenomenleri markalarla buluşturanHello Society ve Niche’in sırasıyla New York Times ve Twitter tarafından satın alınmasını etki ekonomisindeki yükselişin önemli göstergeleri olarak görebiliriz. (Satın alınan mecraların özellikle mikro fenomenlere odaklandığını gözden kaçırmayın.)
  • Bir fenomen pazarlaması ajansı olan Markerly’nin 2 milyon sosyal medya fenomenini inceleyerek gerçekleştirdiği araştırmaya göre;
    – 1.000’den az takipçiye sahip Instagram fenomenlerinin ücretsiz postlardaki beğenilme (like) oranı %8iken,
    – aynı oran 1.000 ile 10 bin arası takipçiye sahip fenomenlerde %4’edüşmekte.
    – Bundan sonrasını merak edenler için oran, 10 bin ile 100 bin takipçi arasında %2.4 ve 1 milyon takipçinin üstünde ise %1.7 olarak devam etmiş. (Takipçi sayısı düştükçe beğeniye benzer şekilde yorumlar ve sponsorlu içerik etkileşimlerinin de düştüğü gözlemlenmiş.)
  • İlgili araştırma sonuçları Kim Kardashianile Twitter’da yapılan bir markalama uygulaması ile de tutarlılık göstermiş: Kardashian’ın attığı tweet, ilgili markanın web sitesine sadece 1.200 ziyaretçi girişi sağlamış, bu ziyaretler her biri 30 $ sepet ortalaması olan 30 tane sipariş ile kapatılmış. (Kardashian’ın markalanmış her bir tweeti için 000 $’a yakın bir ücret aldığını düşündüğümüzde ROI’yi varın siz düşünün.)
  • Bir taraftan reklam engelleme yazılımlarının da yükselişte olduğunu görüyoruz. Bir araştırmayagöre; 2014’te ABD’de %15.7 olan reklam engelleme yazılımı kullanım oranı bu yıl itibariyle %26.3’e ulaşmış durumda. Bu yazılımları kullanmayanlar bile reklama özel bir körlük geliştirmiş durumda. (Bu durum display reklam gösterimlerinin düşüşe devam ettiği ve farklı kanal arayışlarının neden yükselişe geçtiğinin de bir göstergesi.)
  • Geçtiğimiz Temmuz ayında 500 milyon aktif kullanıcıyaulaşan Instagram’ın, özellikle gençliğin favori uygulamalarından olan Snapchat’ten esinlenerek geliştirdiği “Stories” özelliği, kullanıcıların paylaşımlarını sabit bir resim ya da videonun ötesine geçerek “hikayeleştirmesine” olanak verdi. (Platform içindeki etkileşim ve ortalama takipçi sayısını kuşkusuz arttıracak olan bu özelliği etkili kullananların da fenomen kategorisine daha kolay geçiş yapabileceğini gözden kaçırmayalım.)

Yukarıdaki veriler ışığında, agresif ve yüksek bütçeli bir fenomen pazarlaması sonrasında “ne kadar az, o kadar çok” prensibinin çok daha fazla konuşulur hale geldiğini ve mikro-fenomenlerin etki ekonomisinin yükselen yıldızları olduğunu söylemek mümkün görünüyor.

Sonuç

Peki mikro-fenomenleri markanız ile buluşturmak için işe nereden başlamalı?

  • Öncelikle mikro-fenomenleri bir nevi “startup”gibi düşünmenizde fayda var.
    – Kendi kategorisinde etki yaratmak için kendini geliştiren ve bu sayede o kategorinin en iyisi olmaya çalışan,
    – Büyüme beklentisi içinde olan ve bu yüzden oldukça azimli,
    – Markanızdan gelecek maddi katkının dışında ufak hediyeler, etkinlik davetleri vb. manevi ve paylaşım yönü daha ağır basan küçük şeylerle çok daha motive olabilecek yaratıcı bir kitleden söz ediyoruz.
  • Bir “top” ya da “mid” fenomene yüksek bütçeler ayırmak yerine, aynı bütçeyi daha fazla sayıda mikro-fenomene bölüştürerek, çok daha yüksek etkileşim ve verimli dönüşleralabilmeniz mümkün. Bunun için marka kimliğiniz ve kampanyanızla örtüşen kategorideki mikro-fenomenlere ulaşmanız gerekiyor.
  • Yukarıda gelişmelerde bahsi geçen yurtdışı fenomen ajanslarına benzer yapıdaki ajansları son bir yıldır ülkemizde de görmeye başladık. Markanıza uygun mikro-fenomenlere ulaşmak için bu ajanslardan destek almanız, hedeflerinize ulaşma konusunda oldukça işinize yarayacaktır.

Bu yazı konuk yazarımız “Güray Erişkin” tarafından kaleme alınmıştır.

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bir Cevap Yazın

Avrupa Dijital Reklam Yatırımları 5 Yılda 2 Katına Çıktı

  • Türkiye dijital reklam yatırımları, 2016 yılına göre yüzde 15,5 oranında artarak Avrupa’nın en hızlı gelişen ilk 10 pazarının içinde yer aldı.
  • Mobil display yüzde 40’dan fazla büyüyerek toplam display pazarının yüzde 42’sini oluştururken, video bunun dörtte birinden fazlasını oluşturdu.
  • Dijital reklam yatırımlarında en büyük pazar 15,6 milyar Euro ile İngiltere’de. 
  • İlgili yazı; ABD’de dijital reklam yatırımları, Türkiye’nin toplam reklamlarının 40 katı

Her yıl Interact konferansında açıklanan IAB Avrupa AdExbenchmark raporuna göre dijital reklam yatırımları 2017 yılında yüzde 13,2 oranında artarak 48 milyar Euro’ya yükseldi. 

Geçmişten Günümüze dijital reklam yatırımları

pastedGraphic.png

Toplam yirmi pazar çift haneli büyürken, çalışmaya katılan 27 ülkede Mobil çift haneli büyüme ile dikkat çekti. Mobil display yüzde 40’dan fazla büyüyerek toplam display’inpazarının yüzde 42’sini oluştururken, video bunun dörtte birinden fazlasını oluşturdu. Yüzde 38 büyüyen Sosyal medya,display’deki payını artırırken 4 kat büyüyen videonun yanında non-video display yüzde 35 büyüdü. Videodaki büyüme, yüzde 73,4’lük artış ile out-stream’den gelirken, in-stream’de yüzde 6,9 büyüme yaşandığı görüldü.  

Türkiye dijital reklam yatırımları, 2016 yılına göre yüzde 15,5 oranında artarak Avrupa’nın en hızlı gelişen ilk 10 pazarının içinde yer aldı.

2017 Avrupa Dijital Reklam Yatırımları

Dijital reklam yatırımlarında yüzde14,9’luk bir büyümeyle arama motoru ve ilan sayfaları çok yüksek bir performans gösterdi ve19,3 milyar Euro’ya ulaştı.

Arama motoru reklam yatırımları yüzde 14,4’lük bir büyüme oranıyla yılı 21,9 milyar Euro ile tamamladı ve böylece en büyük online reklam formatı olma özelliğini devam ettirdi.

IAB Avrupa CEO’su TownsendFeehand sonuçları şu sözlerle değerlendirdi:Dijital reklam yatırımları, bu yıl da Avrupa’da içeriğin ve tüketici deneyimlerinin önemini ispatlayarak çift haneli büyüme yaşadı. 3 gün sonra yürürlüğe girecek GDPR sektörümüz için bir dönüm noktası olacak. Kullanıcı deneyimlerini geliştirmeye devam ederek djital reklamcılığın Avrupa ekonomisine sağladığı katkıyı sürdürmeliyiz”.

IHS Technology Reklam Araştırmaları Direktörü Daniel Knapp ise görüşlerini şu cümlelerle paylaştı: “2017’de Sosyal medya, mobil, video ve arama motorureklamcılığı Avrupa online reklam yatırımlarının büyümesinde ana oyuncular oldu.Bağlantı,konum, duygu ve satın alma yolunun gücü dijital reklamları günümüzün markaları için çok yönlü ve vazgeçilmez kılıyor”.

2017’de CEE (Merkez ve Doğu Avrupa) bölgesinde en yüksek büyüme oranı yakalayan 3 ülke:

  1. Belarus – Yüzde 33,9
  2. Sırbistan – Yüzde 23,7
  3. Rusya – Yüzde 21.9

2017’de olgun pazarlarda da büyümenin devam etmesi (Avrupa ortalamasıyla orantılı veya üstünde) pazar doygunluğunun yenilik ve büyümeyi engellemediğini gösterdi. İngiltere (Yüzde 4,3), Norveç (Yüzde16,6), İsveç (Yüzde 18,4), İsviçre (Yüzde 12,5) ve Danimarka (Yüzde 9,7)’da çift haneli büyümeler gerçekleşti.

Dijital reklam yatırımları bakımından en büyük 10 Pazar:

  1. İngiltere – 15,6  milyar Euro
  2. Almanya – 6,6 milyar Euro
  3. Fransa – 5,1 milyar Euro 
  4. Rusya – 3,3 milyar Euro 
  5. İtalya– 2,6 milyar Euro 
  6. İsveç– 1,8 milyar Euro 
  7. Hollanda – 1,8 milyar Euro 
  8. İsviçre – 1,8 milyar Euro 
  9. İspanya – 1,8 milyar Euro 
  10. Belçika – 1 milyar Euro 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bu Bir Sosyal Kaçış Hikayesi: Sosyal Medyadan Kaçmak!

Forum zamanında büyüyen bir nesildik biz. MSN‘de ne dinlediğini paylaşan ama kimsenin ne yediğini umursamayan. Myspace‘de 2mp kameralık fotoğraflarımızı paylaşır forumlara yorumlar yazardık.

Bu bahsi geçen nesil en şanslısıydı belki de. 90larda çocuk olanlardan bahsediyorum elbette. Tüm hayatı akıllı telefona gömülmekten, hayatları sanal olmaktan yargılanan bu nesil elinde cep telefonu ile doğmadı ama bizler bu geçiş döneminin, teknoloji döngüsünün temel zincirini oluşturduk.

Ülkemizde filizlenen bir tohumdu sosyal medya ve bizler, aynı yaşlarda iki arkadaş gibi kendimize uyarlayarak dönüştürdük onu.

UP UP +Rep

Forumlarda muhabbetler eder, amatör müzik gruplarını keşfeder, çokça oyun oynar ve yorum yapardık bu oyunlar hakkında. Sonra bir gün o cümle girdi hayatımıza “Duydun mu Facebook diye bir şey varmış” Çok sevdiğimiz forumları kısa sürede terk etmeye başladık. Çünkü burada gerçek arkadaşlarımız vardı. Üstelik sıra beklemek ya da onay gerekmeksizin üye olup paylaşım yapabiliyorduk. Çok eğleniyorduk ve artık gizli saklı diye bir şey kalmamıştı.

Takibe takip

Aradan yıllar geçti ve çeşitlendi bu mecralar. Twitter, Instagram, Vine, Scorp, Periscope derken arttı da arttı. Hepsine de kolay uyum sağladık. Saatlerce tweet okuyup gülüyor, oraya buraya yorum yapıyorduk. Ama sonra biz eğlenen çocukların elinden aldılar bu eğlencenin tekelini.

Önce Facebook’a takım elbise giydirdiler, derken Twitter kravat takmaya başladı. Bu ailelerimizin bile profil açmasından tehlikeliydi. Çünkü artık eğlenmiyorduk. Biz büyümüştük. Yani Türkiye’de sosyal medyayı kendileri büyürken şekillendiren nesil büyümüş, düşünmeye veya hiç düşünmemeye başlamıştı.

İlk olarak kendi aramızda bölündük. Sonra bölünenler kendi aralarında. Daha sonra diğerleri… Derdini klavye başında anlatarak büyüyen nesil siyasi olayların tam ortasında kaldı böylece.
Evet, artık eğlenmiyorduk. Artık öyle bir konuma gelmiştik ki sadece bağırıyorduk.

Facebook: Ne düşünüyorsun?

Derdimizi anlatabilmenin tek yolu buydu ve bir şeylere tepki göstermemek de tepki göstermekti aslında. Bize ne düşündüğümüzü soran Facebook’a kinimizi ve nefretimizi döküyorduk. Twitter bile Ne yapıyorsun‘u Neler oluyor‘a çevirdi.

Sahi neler oluyordu?

O kadar bölünmüştük ve dönüşmüştük ki esas amacımızı unutur hale gelmiştik. Öfkeliydik, gamsızdık, nefret doluyduk. Ancak yaptıklarımızın sadece birkaç harfi bir araya getirmek olduğunu çoktan unutmuştuk. Durmadan eleştiriyorduk insanların bizim istemediğimiz kelimeleri birleştirmesini. En küçük bir fırsatta fırtınalar koparıyor sonra üzerine bir kedi videosu patlatıyor kendi dengemizi bozuyorduk.

Bu bir sosyal kaçış hikayesi

Artık orada bulunma amacımız sadece fikirlerimizi beyan etmek ve başkalarının fikirlerine saygı duymadan sert eleştirilerde bulunmak olmuştu. Başta Facebook olmak üzere zamanla kopmaya başladı bu dünyadan birçok kişi. Başlarda çok eğlenceli gelen bu dünya artık sadece canımızı sıkar hale gelmeye başlamıştı. Sadece ulaşılmak için profilini kapatmayan ancak elini eteğini bu mecralardan çeken insanların sayısı hızla arttı.

Artık anasayfalarımızda sadece siyasi gönderiler baş göstermeye başladığı, atılan tweetlerin sadece kötü haberler olduğu, Periscope videolarının sadece +18 içerikli olmaya başlaması ve de severek takip ettiğimiz fenomenlerin birer reklam yıldızı olmalarıyla bu mecra hem güvenimizi hem de keyfimizi kaçırmaya başladı.

İşin bir diğer kötü yanı ise bu yeni alanı kendine iş kolu olarak belirleyenlere vurdu. O ise bambaşka bir mesele. Bu hissiyatla sosyal medyadan uzaklaşan ancak iş gereği tam ortasına düşen ve de gündeme dokunmayan (fakat duyarlı da olması beklenen) yine de yaratıcı içerikler oluşturması istenen dijital emekçilerimize başarılar ve sabırlar diliyorum.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link