Çağımızın Salgını FOMO: Pazarlama Dünyasındaki Başarısının Ardındaki Gerçekler

FOMO’yu daha önce duydunuz mu?

Duymadıysanız, olan biteni kaçırdınız demektir.

2013 yılında Oxford sözlüğüne de giren FOMO, olan biteni kaçırma korkusu anlamına gelen “fear of missing out” akronimidir. İlk defa pazarlama stratejisti Dan Herman tarafından dile getirilen bu kavram, “özellikle Y kuşağı ve sonrası jenerasyonun beyninde, söz konusu olayın/nesnenin/durumun yokluğunda meydana gelebilecek sonsuz “eğer” ihtimallerini düşünerek oluşturduğu geri kalmışlık hissinin yarattığı psikolojik anksiyete (endişe)” durumunu ifade ediyor.

Çağımızın salgını FOMO, sosyal medyanın hayatımıza bu denli yerleşmesi ile birlikte girdi. Instagram, Facebook, Twitter ve Snapchat gibi sosyal platformlar hayatımıza girdiğinden beri, yaşama şekillerimiz tamamen değişti. Özellikle Snapchat’in 24 saat içerisinde kaybolan içeriklerinin Instagram gibi diğer popüler platformlara yayılmasıyla, olan biteni kaçırmışlık baskısını iyiden iyiye hissetmeye başladık. Hepimiz anı gerçekte kaçırmak pahasına egzotik gün batımını, favori restoranlarımızdaki iştah açıcı yemekleri ve arkadaşlarımızla eğlendiğimiz geceleri sosyal medya hesaplarımıza yüklemenin ve takip etmenin telaşındayız. Doğal olarak, hepimizin sosyal medya hesapları idealize edilmiş içeriklerden ibaret. Dahası, her gün zaman akışımızda karşımıza çıkan bu muhteşem tatilleri, lüks mutfakları, fit vücutları ya da kusursuz selfieleri gördükçe kendimizi daha da yetersiz hissediyoruz. Neden biz de bu muhteşem anlardan geri kalalım ki? Kalmayalım. Bu yüzden daha çok satın alalım, daha çok tüketelim, daha çok deneyimleyelim hatta en çok biz deneyimleyelim!

Aslında psikoterapislere göre FOMO, ilkel hayatta kalma dürtülerimize dayanıyor. Diğer insanların bizden daha fazla hayatı yaşadığını algıladığımızda beynimize güvensizlik ve tehdit altında olduğunu hissettiren sinyaller gönderiliyor. Küçük gruplar halinde yaşadığımız ilkel çağlarda “bilinenin içinde olmak” hayatta kalmaya yardımcı oluyordu. Örneğin; yeni bir besin kaynağının farkında olmak ölüm ve yaşam arasındaki çizgiyi temsil ediyordu. Bu yüzden evrimsel süreçte homosapiensler olarak, doğru zamanda doğru yerde olmaya ve hatta dedikoduların içinde olmaya programlandık. Evet, belki bugünlerde arkadaşınızın doğum günü partisini kaçırmanız ölüm-kalım meselesi değil ancak atalarımızın savaş ya da kaç tepkisinin genetik kodlarımızdaki güncel etkisi, FOMO’nun kaynağı olmaya yeterli. Bu durumda, hayatımızın kontrolünü elimizden kaçırdığımız yönünde hissetmeye ve plansız satın alma gibi irrasyonel davranışlarda bulunmaya başlıyoruz.

Psikolojik fenomen ve sosyal medyanın son moda kelimesi haline gelen FOMO, yeni trend olarak çoktan pazarlamacıların da radarına girdi.  Yapılan araştırmalar, FOMO’nun satın alma davranışını derinden etkileyebileceğini gösteriyor. Kanada’da yapılan bir araştırma, Y kuşağının yüzde 68’inin, başkalarının deneyimini gördükten sonraki 24 saat içinde FOMO nedeniyle, gerici bir satın alma yaptıklarını söylediğini ortaya koydu. Y kuşağı, FOMO’nun çoğunlukla geziler (yüzde 59), partiler/eventler (yüzde 56) ve gıda (yüzde 29) ile ilgili içeriği nedeniyle tetiklendiğini belirtti.

FOMO Pazarlaması Neden Başarılı Oluyor?

1.  Kıtlık İlkesi: Çok basit, satın alamayacağımızdan korktuğumuz her şeyi istiyoruz. Aslında, aciliyet fikrinden yararlanmak pazarlamacılar için her zaman değerli bir taktik olmuştur. Ancak olan bitenden eksik kalma korkusu salgın haline geldiğinden beri, pazarlamacılar bu durumu daha etkili kullanmaya başladılar. Hepimiz son bir adet kalan o çantayı, sınırlı sayıdaki koleksiyon ürünlerini veya yalnızca belli süre satışta olan konser biletini satın almaya daha fazla güdüleniyoruz. Örneğin; dünyaca ünlü hızlı moda perakendecisi Zara, iki haftada bir yenilediği koleksiyonlarında mağazada görüp çok beğendiğiniz o kazağın bir sonraki hafta karşınıza çıkmayacağı fikrini zihninize yerleştirerek, tüm dünyada giyim sektörünün öncüsü durumda geldi. Hatta bu “kıtlık” imajını korumak uğruna, stokları tükenmeyen ürünleri dahi reyondan çektiği biliyor muydunuz? Peki ya 19 yaşındaki Kylie Jenner’ın rujlarının tüm dünyada bu kadar büyük bir etki yaratmasının ardında, Snapchat üzerinden duyurduğu sınırlı süre ve sayıdaki satış taktiğinin olması bir tesadüf mü? Tabii ki, hayır.

2.  Sosyal Kanıt: İnsan bulunduğu sosyal çevredekilerle benzer davranışlarda bulunma ve bunu kanıtlama eğilimindedir. Aslında küçükken herkes gittiği için geri kalmak istemediğimiz okul gezisine izin almak adına ebeveynlerimize karşı “ama tüm arkadaşlarım gidiyor” argümanını kullanırken FOMO’ nun sosyal kanıt etkisini çoktan doğrulamıştık. Arkadaşlarımız Game of Thrones, Narcos, Black Mirror ya da Westworld gibi son zamanların popüler dizilerinden bahsederken, konuşmanın bir parçası olmak istiyoruz. Bu durumun farkında olan Netflix, ağızdan ağza pazarlamanın gücünden de yararlanarak herkesin takip ettiği popüler serilerin parçası olmamız için elinden geleni yapıyor. Öyle ya, bizler de bir çok insanın hakkında konuştuğu söz konusu dizilerle ilgili mimlerin, şakaların ya da kritiklerin bir parçası olmalıyız ve hemen Netflix satın almalıyız.

3.  Ayrıcalıklı Hissettirme: İnsanlar kendilerine özel ürün ve hizmetlerle şımartılmaktan ve diğerlerinden ayrıcalıklı olduklarını bilmekten hoşlanırlar. Markalar bunu iki şekilde yapabilirler. İlk olarak sundukları ürün veya hizmetin kendisi özel olabilir. Örneğin; Pinterest ilk açıldığı zaman yalnızca bir arkadaşınızın davetiyesi ile üye olabiliyordunuz. Bu durumda, markanın yarattığı ayrıcalık hissi popüler ve trend uygulama olmasına yol açtı. Bunun dışında, sadakat programları ve özel ödüller de müşterilerin kendilerini ayrıcalıklı hissetmesine neden olabilir. Birçok banka, özel ayrıcalıklara sahip seçilmiş müşteriler için özel sadakat programlarına sahip ve müşterilerini alışveriş yaptıkça daha fazla satın almaları yönünde teşvik eden Garanti Bankası’nın Bonus puanlarına benzer çeşitli kampanyalar yapıyor.

Son zamanlarda “Y kuşağı ev ya da araba almak yerine, tatile gitmeyi tercih ediyor” tarzı haberlere ne kadar sıklıkla denk geldinizi fark ettiniz mi? Deneyim ekonomisinin ortasındayız ve insanlar  artık “şeylere” değil, deneyimlere para harcıyorlar. Teknolojiye doğmamış olan bebek patlaması kuşağındakileri unutun. Çünkü onlar başkalarının hayatlarıyla ilgilenmiyor ancak 1980 ve sonrası kuşak için, olan biteni kaçırmamak hayati önem taşıyor.

Günün sonunda; deneyimlerinizi başkalarıyla paylaşmanın yanlış bir yanı yoktur. İnternet ve sosyal medya sayesinde tüm dünyayı bağlayabilir ve başkalarıyla paylaşabiliriz. Zaten, sosyal medya tüm bu nedenlerle bu kadar güçlüdür. Ancak unutmamamız gereken tek şey, hepimiz farklıyız. Hepimiz farklı isteklere, ihtiyaçlara, arzulara, motivasyonlara ve başarılara sahibiz. Bu yüzden, yalnızca başkaları yapıyor diye bir şeyleri yapmaya çalışmayın.

Kendiniz olun. Yeterli olun. Anda olun!

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bir Cevap Yazın

2020’de Mobil Reklamların Yüzde 63’ü Native Olacak

 

IHS’in yayınladığı rapora1 göre, 2020 yılında dünya çapındaki medya satın almacılar mobil reklama 84,5 milyar dolar harcayacak. Tüm dijital reklam harcamalarının yüzde 75,9’u ise mobil reklama harcanacak.

Mobil reklamcılığın gelişimindeki en önemli unsurun doğal reklamlar olduğuna işaret eden FreakOut Türkiye Ülke Müdürü Okay Tuğ, “Beklentilere göre, mobil reklamların yüzde 63’ünden fazlası doğal reklamlardan oluşacak. Doğal reklamların bu kadar tercih edilmesinin başlıca sebepleri arasında en belirleyici faktör ise etkileşim oranları. Doğal reklamlar, banner reklamlara kıyasla yüzde 20 ila 60 arasında daha fazla etkileşim sağlıyor” dedi.

Yapılan araştırmalara göre, mobil cihazlardaki ekranlar her ne kadar küçük olsa da kullanıcıların göz hareketleri incelendiğinde banner bulunan alanların göz ardı edildiği, doğrudan içeriğe odaklanıldığı görülüyor. Doğal reklamlar tam da bu noktada internet kullanıcılarını rahatsız etmeden, keyif alabilecekleri içerikleri barındırarak kullanıcıların dikkati çekmeyi başarıyor.

Türkiye’de doğal reklam yatırımları hızla artıyor [2017 ilk 6 ay]

IAB’nin rakamlarına göre, Türkiye’de doğal reklamcılık (native) son bir yıl içerisinde yüzde 32’nin üzerinde artış göstererek 2017 yılının ilk 6 ayında 35 milyon TL’lik hacme ulaştı. Aynı dönemde mobil reklam yatırımları ise yüzde 59 oranında artarak 454 milyon TL’nin üzerine çıktı.

Display reklam yatırımları 2017’nin ilk 6 ayında yüzde 13 büyüyerek 618 milyon TL oldu. Display reklamlar kategorisinde en büyük payı 460 milyon TL ile Gösterim ya da Tıklama Bazlı Reklam Yatırımları aldı. Video reklam yatırımları yüzde 33,7’lik büyümeyle 122,7 milyon TL olarak gerçekleşti.

Ücretli Sıralama Yatırımlarını içeren Arama Motoru Reklam Yatırımlarının büyüklüğü 387 milyon TL olurken, İlan Sayfaları Reklam Yatırımları 49,8 milyon TL’ye çıktı. Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un etkisine bağlı olarak geçtiğimiz dönemlerde küçülme gözlemlenen E-posta yeniden büyüme trendine geçti ve ilk ayda 2,9 milyon TL oldu. Oyun İçi reklamlar ise 5,8 milyon TL’lik büyüklüğe erişti.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Facebook’un ve Markaların Gözünden Dijital Marka İletişiminin Geçmişi ve Geleceği

Marka yöneticileri olarak bizler genelde dijital marka iletişimine kendi penceremizden bakma eğiliminde oluyoruz. Sosyal medya tarafında bir içerik paylaşınca sayfadaki herkesin hemen “like” etmesini, tıklayıp sitemize gelmesini ya da yüklediğimiz videoyu izlemesini bekliyoruz ama bu artık neredeyse hiç böyle olmuyor.

Facebook, Instagram, Twitter, Snapchat vb. tüm sosyal ağların aslında birer ticari ve kar etmesi gereken markalar olduğunu gözden kaçırmayarak konuya girelim.

Türkiye’de sosyal medya odaklı dijital marka iletişimine başladığımız 2009 yılından 2012’li yıllara kadar Facebook’un gelir modeli markalara hayran satmak üzerine kuruluydu. Öyle ki, o yıllarda rakip markalar arasında amansız bir hayran sayısı rekabeti vardı. Erişimi kimse sorgulamıyordu çünkü marka ve bireysel profil sayısı şimdiki kadar fazla değildi. Haliyle erişimde de problem yoktu.

Facebook yıllar geçtikçe, biraz daha olgunluğa erişti ve gelir modelini reach yani erişim olarak değiştirdi. Yani Facebook güncellemeleriyle adeta dedi ki; “Hayran kazanmak için para harcadınız ve kazandınız da. Fakat üzerimde artık çok fazla marka ve bireysel profil iyi – kötü içerik paylaşmaya başladı. Benim kullanıcıları Facebook’ta tutabilmem için gerçekten ilgilenebilecekleri, iyi içerikleri göstermem lazım. Bunun için de artık filtrelemeye gidiyorum. Markalar olarak sizler ya kullanıcılara çok ekstra fayda sağlayan, dikkat çeken sıra dışı içerikler paylaşmalısınız ya da para ödeyip içeriğinize reklam vermelisiniz. Benim amacım insanların mümkün olduğunca Facebook’ta zaman geçirmesini sağlamak. Buna fayda sağlayan en güzel içerik modeli nedir? Video. O halde siz markalar olarak reklam vermek istemiyorsanız en azından kullanıcıların Facebook’ta daha fazla zaman geçirmesine ve dolaylı yoldan benim daha fazla reklam tükettirmeme fayda sağlayacak videolar paylaşırsanız ben de karşılığında videonuzun erişimini artırırım. Böylelikle daha çok kişiye ulaşır, etkileşiminizi artırma şansı yakalayabilirsiniz.”

Geleceği görmeye çalışırsak, şu değişiklik ile birlikte Facebook’un zaten ortalamada %10 – %20’lerde olan organik erişimi tamamen bitirebileceğini tahmin etmek hiç zor değil. Elbette, siz marka veya kişi olarak, insanları Facebook’ta konuşturan, çok sıra dışı içerikler üretebiliyorsanız bunun Facebook tarafında her zaman bir karşılığı olacak. Çünkü dinamikler belli. Facebook sizin sayenizde insanların Facebook’ta daha çok zaman geçirdiğini düşündüğü her an önünüzü açacaktır. Platformdan bağımsız, geçmişte de böyleydi; gelecekte de böyle olacak.

Hali hazırda akıllı telefonlar içerisinde yer alan sosyal medya uygulamaları %60, %70 oranında dış dünya ile ilişkimizi kesiyor ve bu oran, gelecekte takacağımız bir VR gözlük üzerinden Facebook Spaces‘ta %90’lara çıkacak. Şimdilerde bağımlısı olduğumuz akıllı telefonları elimize alıvakit geçirmek bize belki de çok sıkıcı gelmeye başlayacak. Oculus gözlükler olmadan gezemeyeceğiz zamanlar sanıyorum çok uzakta değil. Çünkü inceleyenler bilir, Facebook Spaces ile hem marka tarafında hem bireysel tarafta bilinen tüm alışkanlıklar değişmeye başlayacak. Bu süreçte ise Facebook, Spaces’ın kullanımının yaygınlaşması için ilk etapta birçok kişi ve sonrasında markalara ekstra erişim desteği sağlayacağını tahmin edebiliriz. Reklam satın almaları da bildiğimiz Facebook’tan, Spaces’a doğru kayacaktır. O yüzden markalar; desktop, mobil cihaz tabanlı, alışmış olduğumuz dijital marka iletişiminin belki de bu son evrelerinde organik erişimsiz olmayı kabul edip ya reklam stratejisiyle ya da kullanıcıları Facebook’ta tutmaya fayda sağlayacak videolar ile ilerleyerek Facebook Spaces’ın sunacağı fırsatları şimdiden araştırmaya başlayabilirler.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link