Dijital Dönüşüm Sadece Endüstri 4.0’dan mı İbaret? 2

Şüphesiz ki iş dünyasında, 2016’nın en fazla konuşulan konusu Endüstri 4.0 veya diğer adı ile Sanayi 4.0 (4. Sanayi Devrimi) oldu. Üzerine çok makaleler yazıldı, zirveler düzenlendi. Hepsinde ortak nokta şu: “Endüstrideki bu değişime ayak uyduramayan her işletme önümüzdeki 5 yıl içerisinde tarih olacak”. Modern otomasyon sistemlerini, veri alışverişlerini, üretim teknolojilerini, nesnelerin internetini kullanan işletmeler endüstride yaşanan bu değişim sürecini tamamlamış gibi görünseler de onları tarih olmaktan kurtaracak değişimi tam anlamıyla başarmış sayılmazlar. Bunun nedeni işletmelerin ayakta kalmalarını sağlayacak dönüşümün sadece Endüstri 4.0’dan ibaret olduğu yanılgısı.

İşletmeleri ayakta tutacak ve rakiplerinden sıyrılmasını sağlayacak dönüşümün kendisi aslında Dijital Dönüşüm. Endüstri 4.0 dediğimiz ise Dijital Dönüşümün gerçekleşmesine yardımcı olan, nesnelerin interneti, internet ve siber sistemlerden oluşan bir değerler bütünüdür.

Dijital Dönüşüm Nedir ve Bu Dönüşüme Neden İhtiyaç Duyuldu?

Dijital Dönüşüm dediğimiz aslında teknolojiden yararlanarak müşteri odaklı sisteme geçmek için yapılan İş Dönüşümüdür. Yani amaç, müşteri beklentilerini karşılayacak tüm iş süreçlerini değiştirmek.

Bildiğiniz gibi teknolojinin gelişmesine bağlı olarak tüketicilerin beklentileri, alışkanlıkları oldukça değişim gösterdi. Haliyle de beklentileri ve alışkanlıkları bu derece değişen tüketicileri memnun eden firmalar rekabet savaşını kazanmış oluyor. İşte Dijital Dönüşüme geçme ihtiyacı tam da bu noktada hayat buluyor.

Mükemmel Müşteri Deneyiminin Sırrı: AARRR Metrikleri!

AARRR adını müşteri deneyimini en iyi şekilde yakalamak için yaratılan döngüdeki Acquisition (Edinim), Activation (Aktivasyon), Retention (Bağlılık), Referral (Tavsiye), Revenue (Gelir) başlıklarının baş harflerinden alıyor. Modern pazarlama dünyasına Steve McClure tarafından kazandırılan bu döngünün basamaklarına kısaca göz atalım.

Müşteri Edinimi: Bu basamakta aslında ürün veya hizmetiniz için hedef kitlenizi belirliyorsunuz. Hedeflediğiniz tüketicinin demografik özellikleri, kullandığı dil, ilgi alanı, ihtiyacı bu basamakta analiz edilmesi gerekiyor. Yani bu basamakta potansiyel müşterileri tanıyor ve onlara ulaşmaya çalışıyoruz.

Müşteri Aktivasyonu: Hedef kitlemizi doğru bir şekilde edinim basamağında tespit ettiğimizi ve bizi ziyaret ettiklerini var sayalım, sıra bu kitleyi müşteriye dönüştürmede, yani hedef kitlenizi ürün veya hizmetlerinizi satın almaya ikna etmede. Bunu yapmak için yaptığınız her aktivite bu süreci oluşturuyor.

Müşteri Bağlılığı: Ürünleriniz veya hizmetleriniz ne kadar iyi olursa olsun ilk kazandığınız müşteriler, satın alma işlemini sürekli yapmıyorsa satış başarısından bahsetmek pek mümkün değil. Çeşitli stratejilerle müşteri bağlılığını sağlayıp satın alma davranışını sürdürülebilir hale getirdiğinizde gerçek başarıyı yakalamış oluyorsunuz.

Müşteri Tavsiyesi: En güzel reklam kulaktan kulağa yayılan haberlerle yapılan reklamdır diye boşuna söylemiyorlar. Müşterilerinizin sizi başkalarına tavsiye etmesi daha çok müşteri kazanımı demektir.

Müşteri Geliri: Ürün/hizmetinizden gelir elde etme basamağıdır. Potansiyel müşterilerinizin dikkatini nasıl çekersiniz ve ödeme süreçlerinizde nelere önem vermelisiniz gibi soruların cevaplarını aradığınız ve buna göre stratejiler geliştirmeniz gereken basamaktır.

İşte bu metrikteki başlıkların gerçekleştirilebilmesi, işletmenizdeki tüm süreçlerin müşteri odaklı olarak dönüştürülmesinden geçiyor yani bir Dijital Dönüşüm Yol Haritanız olmazsa ve sadece akıllı fabrikalardan ibaret bir dönüşüm gerçekleştirdiyseniz, satış sürdürülebilirliğiniz pek de mümkün görünmüyor. Sanayi 4.0’a geçmeniz rakipler ile başa çıkmanıza yetmeyebilir.

Unda Kurumsal Çözümler - Kurucu Ortak / Yönetim Danışmanı & Eğitmen

2 Comments

Bir Cevap Yazın

Yemek Yerken Sohbet Edin Diye: Mc Donald’s Telefon Kilitleri 0

Akıllı telefonların hepimizi yalnızlaştırdığı şu dönemde aile ve arkadaşlarla geçirilen vaktin kalitesinin de göreceli olarak düştüğünü söyleyebiliriz. Artık arkadaşlarımızla buluştuğumuzda bile telefonumuza gelen o bildirimi kontrol etmek için içimizde önüne geçilemez bir istek duyuyor, yemeklerimizi Twitter eşliğinde yiyor, gittiğimiz konserlerde grubu dinlemek yerine kaydetmeyi tercih ediyoruz.

Peki bu durum nereye kadar sürecek dersiniz? Biz dur diyene, sohbet etmenin keyfine tekrar ihtiyaç duyduğumuz ana kadar sürecek. Evrensel bir nitelikte olan bu probleme fastfood lideri McDonald’s eğlenceli bir şekilde dur demiş.

Mc Donald’s Singapur şubelerinden birisine müşterilerin yemek yemeye geldikleri zaman akıllı telefonlarını kilitleyebilecekleri bir dolap yerleştirmiş. Maksat kişiler yemek yerken telefonlarıyla değil, beraber geldikleri kişilerle vakit geçirsin, sosyalleşsin..

Dürüst olun boş vaktinizi kim daha çok hak ediyor, telefonunuz mu yoksa aileniz mi? Sorusunu soran şirket, mağazasına yerleştirdiği 100 farklı kilitli alanı bulunan bu büyük dolap ile müşterilerine telefondan uzak aile ile geçirilebilecek dolu dolu zamanlar yaratmayı hedeflemiş.

Şirketin ‘Phone Off, Fun On’  kampanyası kapsamında en sevdiklerinizle yemek yerken geçirebileceğiniz eğlenceli vakitler yaratan Mc Donald’s sadece kilitli akıllı telefon dolapları değil, aynı zamanda telefonunuzu masanın en köşesine koyarak muhafaza edebileceğiniz tabiri caizse telefon park alanı gibi bir sistemi de hayata geçirmiş.

Daha öncesinde de Mc Donald’s Hindistan 2015 yılında benzer bir kampanya gerçekleştirerek gençleri telefonlarını yemek yerken bir kenara bırakmaları konusunda desteklemişti. Müşteriler sonrasında ne kadar zaman telefonları ile ilgilenmedikleri ve o süre zarfında ne yaptıklarını tweet atmışlardı. Sonrasında şirket tarafından seçilen tweetin sahibi dört arkadaşı ile beraber bir tatil kazanmıştı.

Ne dersiniz siz telefonlarınızı kilitler miydiniz?

Burger King, Şiddete Karşı “Junior”ların Yanında 0

Edebiyatta olsun, pazarlama iletişimi çalışmalarında olsun, bir duyguyu harekete geçirebildiği ve saçma olmadığı sürece kelime oyunlarına bayılırım. Hele bu oyunlar, toplumsal farkındalığa dikkat çekmek için yapılmışsa, daha da beğenirim. Burger King, destek verdiği No Bully hareketi için hazırladığı videoda, junior sözcüğünün hem “küçük yaştaki çocuk” hem de küçük boy Whooper’ı tarif etmesinden yola çıkarak, çocukların uğradığı fiziksel şiddete dikkat çekmek istemiş. Bunu yaparken de aradaki eş sesliliği kullanıp zorbalıkla karşılaşan çocukların düştüğü durumu, Whooper Jr. üzerinden nesneleştirmiş.

Video, birkaç çocuğun sosyal çevreden gelen fiziksel sataşmalar konusunda yaşadıklarını anlatmasıyla başlıyor. Bu kısa bölümün ardından, Burger King’ın yaptığı sosyal deney başlıyor. Arkadaşlarıyla birlikte menülerini yiyen çocuk, onların el ve kol hareketleriyle sataşmalarına maruz kalıyor. Onunla alay eden arkadaşları durumu iyice çığrından çıkarıp işleri tabureden itmelere ve çocuğun aldığı yiyecekleri suyla ıslatmaya kadar götürüyor. O anda restorandakiler durumu fark etse de iki kişi dışında hiçbiri müdahale etmiyor.

İki olay arasında verilecek tepkileri ölçüp karşılaştırmak isteyen Burger King çalışanları, sipariş veren müşterilerin Whooper Jr. hamburgerlerini kasten ezip parçalayarak veriyor. Düzgün paketlenmiş ama içi paramparça olan hamburgeri gören müşteriler, servis alanına dönüp durumdan yakınıyor. Bilerek ilgisiz görünen ve normal şartlarda olsa yüzsüz diyebileceğimiz bir tavırla konuşan çalışanlar ise hiç mi hiç oralı olmuyor. Restoran müdürünü çağıranlar mı dersiniz, küfredenler mi, sinir bozukluğundan gülenler mi dersiniz, müşterilerde hepsi var. Çalışanlar da altta kalmıyor tabii. Gözünüzün önünde hamburgerinizi parçalayan bir Burger King elemanı görseniz ne yapardınız?

Erdal İnönü’nün (Evet, neyse ki bilinenin aksine “futbol dehası” Aykut Kocaman’ın değilmiş) veciz sözünde olduğu gibi “Gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır” Yani diyeceğim o ki toplumsal ikiyüzlülük saklanamaz, çok sürmeden bir şekilde gözler önüne serilir.

Video aslında “Bir çocuğun, bir Whooper Jr. kadar değeri yok mu?” yönünde, bencilliği hedef alan bir içgörü taşıyor.

Burada da öyle oluyor. Şiddete uğrayan çocuğa ancak göz ucuyla bakıp istifini bozmayanlar, kendilerine gelince küçük bir hamburgerin bile hesabını sorabiliyor. Sonuç mu? Restorandakilerin %95’i, hamburgerle ilgili sorunu şikayet olarak iletirken, sadece %12’si söz konusu çocuğun içine düştüğü zor duruma müdahale ediyor, onunla ve arkadaşlarıyla iletişim kurmayı deniyor. Videonun sonuna doğru izlediğimiz konuşmalarda, hem müdahale eden iki kişinin sözlerini dinleme hem de diğer çocukların duruma nasıl baktığını öğrenme fırsatı yakalıyoruz.

Video başlarken, her yıl dünyadaki öğrencilerin %30’unun fiziksel sataşmalara ve şiddete maruz kaldığını belirten marka, çalışmanın sonunda ise “Hiçbir ‘junior’ zorbalığı hak etmez.” İfadesiyle karşılıyoruz ve Burger King izleyenleri, nobully oluşumuna destek vermeye davet ediyor.

Akıllıca kurgulanmış, doğal görünen ve toplumun ikiyüzlülüğü ile bilerek ya da bilmeyerek yansıttığı aşırı bireyselleşmeyi yüze vuran bu çalışmayı hazırlayan Burger King, hikâye anlatıcılığı rolünün hakkını vermiş. Dileyelim ki bu tür kurumsal sosyal sorumluluk özellikli içerikleri daha çok izleyelim ve hatta ülkemizde de benzerlerine daha çok tanık olalım.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link


 

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link

Marketing Meetup Intelligence

Erken Kayıt için Son Tarih: 30 Ekim
BU ETKİNLİKTE OLMALIYIM
Zekanın Pazarlama ve Teknoloji Dünyasına Neler Getireceğini Konuşuyoruz
close-link