Cumhurbaşkanlığı Yarışında Medya Kullanım Gücü

Bugünlerde doğal olarak ülke gündemimiz neredeyse tamamen Cumhurbaşkanlığı Seçimi.  İlk kez halk tarafından seçilecek olan Cumhurbaşkanı olmak için kıyasıya bir yarış söz konusu. Ve tabi ki seçilecek olan Cumhurbaşkanı ülkemizin geleceğini derinden etkileyecek.

Ben de bu yarışı adayların medyada yer alma oranlarına göre bir iletişimci gözünden değerlendirmek istedim. Çünkü bana göre ülkemiz siyasetinde ideolojilerden, etnik ve dinsel kimliklerden daha fazla etkili olan bir şey var: Popülarite. Aslında buna popülarite demek ne kadar doğru bilmiyorum ama en basit anlatım yoluyla bu böyle. Yani pazarlamada marka bilinirliği dediğimiz kavramın siyasetteki yansıması… Bu da iletişimin en temeli olan iknaya dayanıyor. Çünkü günlük yaşantımızda kaynaktan alıcıya gönderilen neredeyse her ileti ikna amaçlı gönderiliyor. Pazarlama iletişimi ve siyasal iletişim ise tamamen ikna amaçlı yapılıyor. İknanın en temel özelliklerinden biri ise sık tekrarlarla mesajınızı alıcıların zihnine kazımak. Bu konuda daha önce ayrıntılı bir yazı yazmıştım. Dilerseniz buradan ulaşabilirsiniz.

Pazarlama Örgütlenmektir!

Şimdi gelelim meselenin özüne. Ülkemizde son 10 yıl AKP yani Tayyip Erdoğan iktidarıyla geçti. AKP kuruluşundan itibaren ciddi bir örgütlenme yatırımı yaptı. En büyük şehirlerden en küçük köylere kadar örgütlendi ve yola öyle çıktı. Burada aslında pazarlamanın en temel kurallarından biri işliyordu. Pazarlamacıların 4P olarak tanımladığı P’lerden biri olan Place yani Dağıtım ağı çok incelikle oluşturuldu. Yani buna siyasal iletişim açısından bakacak olursak AKP’nin özellikle Anadolu örgütlenmesi belki de Cumhuriyet Tarihi boyunca hiçbir partinin olmadığı kadar güçlüydü. Peki bu örgütlenmenin Tayyip Erdoğan’ın popülaritesiyle ne ilgisi var? Bu örgütlenme sayesinde ülkenin metropolünden en uzak köyüne kadar Tayyip Erdoğan ve AKP afişleri, bilboardları kısacası tüm reklamları ulaştırıldı. Bir de bu noktalarda PR olarak tanımlayacağımız çalışmaları siz düşünün. (Tabi ki bütün bu örgütlenme yatırımının finansal kaynağını sorgulamak da başka bir konu.) Bugün bir araştırma yapılsa ülkenin en popüler insanının Tayyip Erdoğan çıkacağından hiç şüphem yok.

İşte bu durum karşısında CHP ve MHP çatı aday olarak -her ne kadar siyasi anlamda doğru kişi olsa da- ismi halk tarafından neredeyse hiç bilinmeyen bir adayı çıkardılar. Üstelik bu adayı seçime oldukça az bir vakit kala açıkladılar. Şimdi ülkenin en popüler adamı karşısında ismi milyonlar tarafından ilk kez duyulan bir adamla mücadele veriyorlar. Çok doğal olarak pazarlamadan da bildiğimiz gibi önce marka bilinirliği yaratmak zorundalar. Bu sürecin ise bu kadar kısa bir sürede olmayacağı bir gerçek. İnsanlar neden ilk kez duydukları bir markaya güvenip ona karşı olumlu tutum geliştirsinler ki? Tayyip Erdoğan gibi bildikleri, güvendikleri (kendi kitlesi için -%50-) bir adam varken neden karar değiştirme sürecinin oldukça zor (bazıları için imkansız) olduğu oylarını başka birine versinler? İşte bu yüzden pazarlama ve siyasal iletişimin temeli örgütlenmektir.

Bu seçim kampanyasının raporu henüz açıklanmadığı için isterseniz 31 Mart yerel seçimlerinde partilerin reklam tablolarına bakalım, oldukça açıklayıcı olacaktır. Mediacat’in çeşitli araştırma şirketlerinin sonuçlarından çıkardığı reklam tablolarına göre 31 Mart yerel seçimlerinde TV’de en çok reklam kullanan parti AKP olmuş. CHP’ye göre TV için 6,5 kat daha fazla bütçe harcayarak 641.769 saniye yer almış. Bu noktada AKP’nin bütçe genişliğinin verdiği rahatlıkla da TV’nin öneminin ne kadar farkında olduğunu görüyoruz. Her ne kadar TV artık eskisi kadar izlenmiyor, dijital TV’nin saltanatına son verdi desek de TV hala reklam dünyası için ana mecradır ve eğer ulusal bir marka olmak istiyorsanız TV’de reklamınızın dönmesi temel şartlardan biridir. TRT’nin AKP yandaşı bir yayın yaptığı iddiaları da bu yüzden önemli. Orta ölçekli, içinde TV reklamının da olduğu bir reklam kampanyasının bütçesinin de en az 1 milyar dolar olduğunu hatırlatalım.

Screen Shot 2014-08-01 at 12.25.58 AM

siyasetin-reklam-tablosu-mediacat-mayis-2014-2-gazeteler

Yine AKP’nin ulusal gazetelerde de en çok yer alan parti olduğunu görüyoruz. Toplamda 178.000 st/cm ile 13.852 reklam yapan CHP’nin oldukça önünde… TV’den sonraki en önemli mecra olan outdoor’da da AKP oylarıyla paralel şekilde %50’yi yakalamış. Outdoor şüphesiz TV’den sonraki en etkili mecralardan biri. Hatta yerine göre TV’den de etkili olabiliyor.

siyasetin-reklam-tablosu-mediacat-mayis-2014-3-acikhava

Aşağıdaki pankart özellikle AKP’nin güçlü olduğu bölgelerde asıldı. AKP seçmeninde nedense Tayyip Erdoğan’ın reisliği, ustalığı gibi kavramlar oldukça karşılık buluyor.

10487391_10203103552282429_568876222182791911_n

Bugün İstanbul’da neredeyse her sokakta Tayyip Erdoğan afişlerini görmek mümkünken, Ekmeleddin İhsanoğlu’nu sadece belli başlı bölgelerde görebiliyoruz. Selahattin Demirtaş ise bazı şehirler için neredeyse yok gibi. Adayınızın bilinirlik konusunda oldukça geriden başladığı bir mücadelede sesinizin yani reklamlarınızın bu kadar kısık çıkması da diğer bir handikap. Ki üstelik Tayyip Erdoğan meşhur mitinglerine başlamışken ona karşılık olarak miting yapmamak da öyle.

Bugün TV’yi, gazeteyi açtığınızda, sokağa çıktığınızda, otobüse veya trene bindiğinizde karşınıza Tayyip Erdoğan çıkıyor. Teoriye göre verdiğiniz mesaj yanlış veya eksik olsa bile sık tekrarlarla insanların kafasına yavaş yavaş o mesajın doğru olduğunu kazıyabilirsiniz. AKP ve Tayyip Erdoğan 10 yıldır bunu yapıyor. Bu yüzden Ekmeleddin İhsanoğlu ve Selahattin Demirtaş Tayyip Erdoğan’ın elindeki medya gücünden şikayet etmekte ve adil yarışılmadığını düşünmekte çok haklı. Ancak daha doğru ve daha planlı bir iletişim stratejisiyle en azından Erdoğan’ı daha fazla zorlayabilirlerdi. Erdoğan’ın medyanın “aday olacak mı olmayacak mı”yı tartışmasını keyifle izlerken bir yandan da çok planlı şekilde bu sürece hazırlandığı belli oluyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlamasyon.com Editörü

Bir Cevap Yazın

Personel Neden Gider ?

Yeni açılan bir kuruluşta çalışmak, MBA yapmak gibidir.

Bir kuruluşun açılış öncesinde, açılışında ve açılış sonrasında içinde bulunabilmek gerçekten oldukça öğretici. Büyümesini görmek, bu büyümenin içinde bulunmak güzel yanı. Ancak, tüm insan kaynağını kaybetmeye ve işin başında kilit eleman, bu adam çok iş yapacak, en önemli personelimiz olarak tanımlanan çalışanların sadece bir dişliden ibaret görülmeye başlanmasına tanık olmak ise acı verici.

Sektörel hastalıklar vardır, kariyerim sağlık hizmeti sunan kuruluşlarda ilerlediği için en iyi bildiğim sektör de burası. Temel sorun ise, nitelikli iş gücüne ulaşmak ve çalışanın devamlılığını sağlamak, insan kaynakları diliyle “turnover’ları düşük tutmak”

Kurumsal firmalarda işe alım süreçleri tam bir karmaşadır, defalarca görüşme yaparsınız, tecrübelerinizi anlatırsınız, yabancı diliniz test edilir, bazı kurumlar mantık testleri dahi yaparlar. Bunlar doğru kişiyi işe almak için yapılması gereken işlerdir. Ancak işin bir de personel tarafından bakmaya çalışalım, hayatınız boyunca asla bitmeyen, tekrarlayan işler vardır, bunlardan biri de “kendini kanıtlamaktır” yani eşimize, ailemize, sevgilimize, yöneticilerimize hatta astlarımıza kendimizi tekrar tekrar kanıtlamak zorundayız ve personel defalarca kendini anlatmak durumunda kalacak, tüm yetkinliklerini sergilemeye gayret edecektir, bunun sonucunda ise mutlu sona ulaşma niyetindedir. Peki, iş başı yaptıktan sonra neler oluyor ? Sanırım, burada bir sınır getirmeliyim özellikle ucundan kıyısından yaratıcı bir iş yapmaları beklenen, bütünleşik pazarlama olarak adlandırdığımız başlığın altında yer alan departmanların  -satış, kurumsal iletişim, crm, hakla ilişkiler vs.- çalışanları, oyun alanlarının ne kadar da dar olduğu, gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalırlar. Üstler ve diğer departmanların ilgililerinden şöyle cevaplar duymak oldukça muhtemeldir;

  • Bu yılki bütçede buna yer yok, maalesef.
  • O konuyu kaliteyle konuşmak lazım.
  • Burası, o tür çalışmalara pek uygun değil.
  • Biz çok konuştuk bunları ama üst yönetim sıcak bakmıyor.
  • Regülasyonlar elverişsiz.

Bu cümleler uzar gider. Özellikle belirttiğimiz uzmanlık alanlarında bu gibi durumlarla sıklıkla karşılaşılır, bu da personelin neden terk ettiği sorusunun cevaplarından biridir. İşin daha kötü yanı ise, müşterilerin de bu durumlardan haberdar olmasıdır. Şu soruyla bilmiyorum kaç kere karşılaştım “Mustafa bey o kurumda devam mı ?” Bazen inanarak bazen inanmayarak şöyle cevaplar veririm;

  • Biz hep buradayız hah hah ha
  • Tabii, biz topraktan girdik izzet bey :)

Tabii, personelin kurumu terk etmesinin onlarca nedeni olabilir;

Personel Nasıl Sadık Kalır?

Bu yazıya başladım, çünkü yeni mezun olarak işe aldığımız, bir yıl boyunca yetiştirdiğimiz bir arkadaşımızı, tam bir yılın sonunda rakiplerimizden birine teslim etmek durumunda kalmıştık. Meselenin sadece para olduğunu düşünmüyorum, mesele personelin değer görmediğini ve resmin bir parçası olarak hissetmediğinden kaynaklanmaktadır. Mesele bireysel değil, bu arkadaşın yerine farklı bir yeni mezun aldık, ancak bu durum beni oldukça sinirlendirdi. Ne yani, eğitip eğitip ayrılmalarını mı seyredeceğiz.

İlk çalıştığım kurumu evim gibi düşünürdüm, hala da çok farklı görmüyorum. Eğer çalışkan, istekli, kendini kanıtlama arzusu olan bir eleman yakalarsanız, işletme olarak kendinizi şanslı addetmelisiniz. Ancak tüm bu özellikler tecrübe eksikliğiyle birleştiğinde, ortaya beklenmedik sonuçlar çıkabilir. Personel, kendi alanının dışında veya üstünün yetki alanına girerek, iş yapma gayretine girebilir ve bu genelde pek hoş karşılanmaz. Bir işi başarmaktan daha mühimi o işi doğru yoldan tamamlamış olmaktır.

Şu da bir gerçektir ki, bir kurum sadece profesyonel ilişkilerle yönetilmez. Tüm yapılarda olduğu gibi, bireysel ilişkiler yapılacak tüm işleri etkileyecektir.

Sorduğumuz sorunun yanıtı vermeye gayret edelim. Personel nasıl sadık kalır? Önce doğru elemanları işe almakla başlamak gerektiği kesin. Ardından ise, onları oyunun bir parçası yapmak ve işlerinin karşılığını vermektedir. Samumed kurucusu Osman Kibar, Türk-Amerikan İş Konseyinde ki konuşmasında, iki kültüründe etkisinde büyüdüğünü ve Türk kültüründe “Brotherhood” “Kötü Gün Dostu” olarak tanımladığı kavramın kendisini en çok etkileyen özellik olduğunu belirtmiştir. Eğer şirketinize doğru personeli alıp, onları yapının bir parçası yapabilirseniz, kültürel yapımızdan dolayı sadece maddi avantajlardan dolayı sizi terk edip gitmeyeceklerdir.

Yöneticiler genelde bu durumun farkındadırlar ve size bu kurumun bir parçası olduğunuzu yılbaşı balosunda yada, bayram kutlamalarında tekrar tekrar söylerler. Ancak Fransız yazar Marcel Proust’un dediği gibi; Önemli olan söylenenler değil, davranışlardır.

How Google Works harika bir işletme ve insan kaynakları kitabı. Bir iki alıntı yaparak kapatalım;

  • General Patton şöyle demiş; “Herkes aynı şekilde düşünüyorsa, düşünmeyen biri var demektir.”
  • Adaya geçmişini sorduğunuzda, özgeçmişinde yazan okulunu, çalıştığı diğer yerleri ve deneyimlerini değil, tüm bunlardan neler öğrendiğini sorun.
  • Neden işe almayla sadece İK ilgilensin. Muhtemelen herkes harika birini tanıyordur, o harika kişiyi işe almak da herkesin görevi olmaz mı ? Bu bir döngü halini alır ve öyle devam eder.
  • Larry Page, bir yöneticinin geliştirmesi gerek en önemli özelliğin, işe alım olduğunu yazmış.

Personel nasıl sadık kalır, sorusunu sorarken, ayrıca şunu da düşünmemiz gerekmektedir; Peki kurum personeline sadık kalacak mı ? Starbucks Başkanı Howard Schultz şöyle demiş; Babamın hiçbir zaman çalışma şansı bulamadığı bir şirket kurmaya çalışıyorum. Babamın hiçbir patronuna sadakati yoktu, çünkü işverenleri işçilerine sadakat göstermemişti.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Puma’nın Tepki Çeken Uyuşturucu Temalı Partisi

Spor giyim markası Puma, İngiltere’deki en büyük spor ürünleri perakendecisi olan JD Sports ve Urban Nerds isimli pazarlama ajansıyla iş birliği yaparak, belediyenin yoksullara sunduğu konutlardan, uyuşturucudan ve sokaktaki diğer her şeyden esinlenerek oluşturulmuş olan bir parti düzenledi. Ancak Puma’nın “House of Hustle” (Fahişe Evi) isimli bu pazarlama etkinliği pek de iyi karşılanmadı.

Parti, Londra’nın Soho bölgesinde yer alan, duvar yazıları ve karartılmış pencerelerle süslenmiş olan bir evde düzenlendi. House of Hustle isimli bu ev, uyuşturucu alınıp satılan ve üretilen bir ev tarzında tasarlanmıştı. Parti katılımcıları, içerde “drill scene” (son derece açık sözlü ve şiddet içeren bir lirik içeriğe sahip olan hip hop türü) isimli hip hop türünde çalışmalara yapan bazı rap şarkıcılarıyla tanışma fırsatı yakaladılar. Bununla birlikte partide konuklara hizmet vermek üzere bekleyen dövmeciler ve kuaförler de bulunuyordu.

The Voice’ın paylaştığı habere göre, spor giyim markasının düzenlediği bu etkinlik, bazı kişiler tarafından suç kültürünü göz alıcı bir hale getirmeye yönelik zayıf bir girişim olarak görüldü. Londra’da savunmasız ailelerle birlikte çalışan sosyal hizmet görevlisi Amber Gilbert Coutts da bu etkinliği ağır bir dille eleştirdi. Coutts; sokak şiddeti, polis sayısının azaltılması ve toplumsal huzursuzluk arasında kalmış gençler açısından mevcut ortam ve etkinlik hakkındaki düşüncelerini sosyal medyada dile getirdi.

Özet olarak Coutts konuya ilişkin düşüncelerini paylaştığı Instagram paylaşımında, bu etkinliğin, kent kültürünün karanlık yüzünü yansıttığını ifade etti. Uyuşturucunun genellikle gençleri şiddete yönelttiğine dikkat çeken Coutts, Puma’nın dünyanın en büyük spor markalarından biri olarak sosyal sorumluluk konusunda çuvalladığını belirtti.

Coutts’un bu Instagram paylaşımı, sosyal medya üzerinde büyük bir etki yarattı. Birçok sosyal medya kullanıcısı, bu konuda Coutts’a destek verdi ve markanın bu başarısızlığını açık bir şekilde dile getirdiği için ona teşekkür ettiler.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link