Coca Cola’dan Yaratıcı Bir Pazarlama Çalışması: Festival Bileti Olarak Kullanılan Pet Şişe Ambalajı

Dünyanın en iyi pazarlama stratejilerine sahip markalarından (belki de en iyisi) Coca Cola, sadece ilgi çekici reklamlarıyla ya da sunduğu yeni ürünlerle değil, tüketiciye doğrudan dokunan ilk yer alan ambalajıyla da yaratıcılığını konuşturuyor. Marka şimdi de sökülüp takılabilen pet şişe ambalajıyla bileklik hâline gelerek festivallere giriş biletiniz oluyor.

Dünyanın dört bir yanındaki tüketicisine yeri geldiği zaman evrensel, gerektiği zaman da en iyi şekilde yerelleşerek seslenebilen dev marka, inovatif anlayışını yaratıcılıkla birleştirerek yepyeni bir öneriyle tüketicilerin karşısına çıktı. Alkolsüz içecek kategorisinin dev markası sökülebilen ambalajıyla, festival ruhunu içinde taşıyan ve yazın gelmesiyle kendini müziğin ritmine kaptırmaya hazırlanan gençleri hedefliyor. Uluslararası yaratıcı ajans McCann’in Bükreş ofisi tarafından sekiz farklı tasarımla gerçeğe dönüşen çalışma, markanın etkinlik odaklı tarafına son derece uygun bir kampanya örneği sunuyor. Böylece marka, tüketicilerin aidiyetini artırabilmek adına hem fiziksel bir temas kuruyor hem de hedeflediği genç kitlenin yaşayacağı eğlenceli ve müzik dolu anlara ortak oluyor.

Kampanyada elbette her Coca Cola şişesi ambalajından yapılma bileklik taşıyanın festival biletini kapma garantisi yok. Fakat marka, bunu da ilginç bir deneyime dönüştürmeyi başarmış. Zira tüketicilerin, ambalajlardan yaptıkları bileklikleri bu kampanya için hazırlanmış bir mobil uygulamaya taratması ve kazananlar arasında olup olmadığını öğrenmesi gerekiyor. Fakat giyilebilirlik deneyimi daha ilk adımdan genç tüketicileri çekiyor. Nitekim aynı zamanda küçük çaplı bir stil gösterisi sunan bilekliklerin getirisi, festival bileti kazanma şansı oluyor.

Aralarında, Avrupa Festival Ödülleri’nde “En İyi Avrupa Festivali” ödülüne uzanan Transilvanya Untold Festivali’nin de bulunduğu, Romanya’nın birçok önde gelen festivaliyle iş birliğine giden markanın bu çalışmasının ülkedeki gençlerin %75’ine ulaştığı ve Romanya’daki Coca Cola satışlarının %11 arttığı belirtiliyor. Çalışmadan önce, ülkedeki gençlerin %40’ının son bir ayda hiç Coca Cola içmediği ama geçen yaz en az bir festivale katıldığı verileri göz önüne alındığında, markanın ne kadar isabetli bir kararla bu iki durumu birleştirerek kendine avantaj sağladığını görebiliriz. Kampanyanın yayılmaya başlamasının ardından elde edilen bilgilere göre ise ilk ay 117.712 tekil tüketicinin bu deneyime katıldığı, süreç için yazılan özel uygulamanın Rumen kullanıcılar arasında Google Play’de en çok indirilen mobil uygulama olması da sürecin olumlu çıktıları olarak göze çarpıyor.

Coca Cola, yine dikkat çekici ve farkını ortaya koyan bir projeyle doğru kitleye, kolay ve anlaşılır bir kurguyla seslenmeyi başardı. Şüphesiz ki “dünya markası” olmak da bunu gerektirirdi. Bakalım marka, önümüzdeki dönemlerde hangi projelerle karşımıza çıkacak.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

2009 yılında Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden, 2015'te ise Anadolu Üniversitesi Marka İletişimi Bölümü'nden mezun olan yazar, 2013 yılından beri pazarlama ve reklamcılık üzerine çalışıyor. Geleneksel ve dijital reklam ajanslarındaki çizgi altı ve üstü çalışmalarda metin yazarlığı yapan, ulusal ve küresel ölçekte birçok markayla birlikte çalışan yazar, bir yandan da Anadolu Üniversitesi'ndeki Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimine de devam ediyor. En büyük tutkusunun edebiyat olduğu biliniyor, şehirdeki festivalleri yakından takip ediyor. Bir gün Patagonya'ya gitmenin hayalini kuruyor.

Bir Cevap Yazın

Lucky Strike Satışlarını Arttırmak İçin Kadınlara Yapılan Yeşil Propagandası

Günümüzün standart haline gelmiş modern pazarlama yaklaşımı, hedeflenen kitlenin bilinçdışı arzularına hitap etmek; kitleleri sunulan ürün ya da hizmeti istediğine ve hatta buna ihtiyaç duyduğuna inandırmak üzerine kuruludur. Ancak 1920’lere dek, tüketici için gerçekten var olmayan bir isteği veya ihtiyacı yaratmak diye bir konsept söz konusu değildi. İşte pazarlama alanına, seri üretim mallarını tüketicinin bilinçdışı arzularıyla ilişkilendiren bu manipülatif yaklaşımı sokan kişi; “Halkla İlişkilerin Babası”, Edward Bernays’tır. Bernays’ın psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’un özbeöz yeğeni olması da tesadüf olmasa gerek.

Edward Bernays (1891-1995)

1922’de New York’ta ilk halkla ilişkiler dersini veren, 1923 yılında Cyristallizing Public Opinion adlı kitabıyla da ilk halkla ilişkiler kitabını yazan Bernays’ın en bilindik çalışmalarından biri kadınları sigara içmeye ikna etmesidir. Kadınların sigara içmesinin uygunsuz görüldüğü bir dönemde, bir grup kadının ellerine sigara vererek yaptırdığı yürüyüş halkla ilişkiler dünyasında efsane olmuş bir eylemdir. Bu eylemle birlikte sigara ateşi “özgürlük meşalesi” olarak anılmaya başlamış, kadınlara sigara satışı artmıştır.

Sayısız başarılı halkla ilişkiler kampanyasının arkasındaki isim olan Bernays’ın en ünlü işlerinden bir diğeri de Lucky Strike için yürüttüğü yeşil kampanyasıdır. American Tobacco’nun en önemli markası olan Lucky Strike’ın satışları iyi gitmemektedir. Şirketin sahibi George W. Hill, yaptırdığı bir anketin sonucunda kadınların Lucky Strike’ı tercih etmediklerini, bunun sebebininse sigara paketlerinin rengi olan yeşilin kadınların kıyafetleriyle uygun olmaması olduğunu fark eder. Evet, Lucky Strike şirketi, elinde milyonlarca paket sigarayı bir renk yüzünden satamamaktadır.

George Hill, bu sorunu çözebilmesi için Bernays’la görüşür ve  paketlerin renginin değiştirmelerinin mümkün olmadığını en başından belirtir. Bernays şu cevabı verir : “Paketin rengini değiştiremiyorsak, biz de moda olan rengi değiştiririz.”

Böylece “yeşil kampanyası” ortaya çıkar. Kampanyanın esas amacı kadınların yeşil giymesini sağlamaktır. Bernays öncelikle yeşil rengi üzerine bir araştırma yapar ve Language of Color isimli kitapta yeşilin; umut, zafer ve bolluk anlamına gelen pozitif bir renk olduğunu görür. Sıradaki adımı, New York sosyetesinden fikir öncüsü olabilecek kadınlara yeşil rengini giydirmektir. Onlar yeşil giyinirlerse, diğer kadınlar da yeşil giyinecektir. Moda editörleri ikinci hedefidir, yeşil rengiyle ilgili teşvik edici hikayeler yazacaklardır. Bernays, 1934’te Waldorf Astoria’da yüksek sosyetenin katılacağı çok özel bir balonun düzenlenmesine önayak olur. Balonun tema rengi yeşil olacaktır; katılımcıların yeşil elbise giyme zorunluluğu vardır. Vogue, Harper’s Bazaar gibi önde gelen dergilerin bu etkinliğe gösterdiği ilgi sonucu, Barney’s hedefine ulaşır ve o yıl yeşil, gerçekten de moda renk haline gelir. Ve sonuç olarak bu durum kadınların sigara satın alırkenki tercihlerini etkiler ve yeşil renkli Lucky Strike paketlerinin satışında beklenen artış yakalanır.

İstediği sonuçları başarıyla elde edebilen, ilk kez Bernays tarafından kullanılan bu propaganda teknikleri günümüz reklam kampanyalarında hala kullanılıyor. Acaba hangilerine kanıyoruz, hangilerinin farkındayız?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link