Canbebe Comfort Dry, Deneyimli Anne Kozunu Oynuyor

Geçen haftaki başarılı Coca Cola reklamından sonra, pazarlama araştırmalarına bütçe ayrılarak ortaya çıkan gerçek bir içgörü etrafında, başarılı bir başka reklamla karşılaşmanın sevincini yaşıyorum.

Bebek bezi sektörü rekabetin en yoğun olduğu pazarlardan biri. Prima, Molfix, Huggies, Evy Baby gibi markalar anneleri etkilemek için ellerinden geleni yapıyor. Prima’nın pazar lideri olduğunu söylemek mümkün. Ardından diğer markalar geliyor.

Ülkemizin köklü bebek bezi markalarından Canbebe, 1990 yılında, Astel Kağıtçılık çatısı altında bebek bezi sektörüne adım atarak sektörün ilk üreticilerinden biri oldu. Sonrasında bebek kozmetik ürünleri ve ıslak temizlik havlusu serileriyle ürün yelpazesini genişleten Canbebe, yalnızca bebek bezinde değil, bebek bakımının tamamında söz sahibi markalardan biri haline geldi. 2000 yılında Avrupa’nın hijyenik ürünler devi Ontex International bünyesine katılmasıyla büyümesi ivme kazandı.

Canbebe son reklam kampanyasında IPSOS‘un İstanbul, Ankara ve İzmir’de 0-3 yaş arasında birden fazla çocuğu olan 300′ü aşkın anne arasında yaptığı araştırmanın sonuçlarından yola çıkarak reklam filminde kendisini deneyimli annelerin tercihi olarak konumlandırıyor. Araştırmaya göre farklı marka bebek bezi kullanan ve Canbebe’yi deneyen her 10 deneyimli anneden 8’i Canbebe’yi tavsiye ediyor.

Markanın kendisini bu şekilde tanımlaması, pazardaki güçlü rakiplerine karşı annelerin gözünde ayrışması için başarılı bir adım olarak değerlendirilebilir. Rakiplerine karşı “Ben de sızdırmıyorum. Benim de emici x özelliğim var.” demesi bir yol olabilir tabi ama bu tüketici gözünde ayrışmada hayli zorluk yaratacaktır. Bunun yerine “deneyimli annelerin tercihi” demek daha akılcı bir stratejik karar.

Yapılan araştırmaya ek olarak şunu da belirtmek isterim. Geçen yıl Temmuz ayında Reklamcılık Vakfı Vodafone Free Zone Çaylak Kampı seminerine katılmıştım. O seminerde Güzel Sanatlar Saatchi&Saatchi Stratejik Planlama Direktörü Yelda Aktuna bizlerle deneyimlerini paylaşmıştı. Kendisi annelerle ilgili şu anektodu aktarmıştı:

yelda_aktuna

Anneler ilk çocuklarında pahalı bebek bezi markaları kullanır. 2. çocuklarında ise daha uygun fiyatlı bebek bezlerini tercih eder. Çünkü ilk çocukta anneler çok tedirgin ve evhamlı oluyor ama 2. çocukta ise biraz daha rahatlayıp “Nasıl olsa bir şey olmuyor. Masraflar da fazla biraz daha uygun fiyatlı bir bebek bezi alayım.” diye düşünüyor.”

Canbebe Comfort Dry’ın bu reklamını izlediğimde direkt Yelda Hanım’ın o sözleri aklıma geldi. IPSOS’un yaptığı araştırmada da muhtemelen benzer bir sonuç çıktı. Kendisi böyle bir araştırmadan haberdar mıydı bilmiyorum ama araştırmanın onu haklı çıkardığı kesin.

Rafa bebek bezi almak için giden anne pazar lideri Prima’yı seçerken biricik yavrusunun cilt sağlığı için endişelenerek, duygusal bir kararla pahalı markayı satın alıyor. Aslında her ne kadar mantıklı (ürünün temel faydası olan sızdırmazlık ve emicilik özelliği için satın alma) gibi görünse de o kararın arkasında duygusal bir sebep olan “annelik içgüdüsü ile koruma” yer alıyor. Anne raf önünde “Ya ucuz olan pişik ederse, neyse 3-5 lira fazla olsun, çocuğum rahat etsin.” diye düşünüyor.

Canbebe Confort Dry pazar lideri ya da pahalı markalara karşı verdiği savaşta işte bu annelere;

 “Korkmayın, endişelenmeyin. Bakın 2. çocukları olan annelerin hepsi sizin gibi ilk çocuklarında bu endişeyi yaşamışlardı. Fakat her 10 deneyimli anneden 8’i artık Canbebe Comfort Dry kullanıyor. Bizim ürünümüz de en az pahalı markalar kadar çocuğunuzun cilt sağlığını koruyor. Üstelik aile bütçenizi de koruyor.” diye sesleniyor. Deneyimli anneler yardımıyla yeni annelere tanık gösterme stratejisi yoluyla mesaj veriliyor.

picture-2

Bu sözler markanın genel stratejisi etrafında söylenmeye çalışılan sözler. Reklam filmi özelinde Canbebe Comfort Dry’ın özellikleri ‘anne dili’yle anlatılıyor. Deneyimsiz anneler ile bebeklerinin yaşadığı tatlı problemlerden ilham alınarak hazırlanan filmde, bebeğinin sürekli huzursuz ve rahatsız olmasından mutsuz olan bir anne, deneyimli bir anneden aldığı tavsiye üzerine Canbebe kullanıyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık bölümünden 2013 yılında mezun oldum. Marka İletişimi ve Stratejik Planlama üzerine çalışmalar yapıyorum. Bu topraklarda dünya markası çıkarma gönüllüsüyüm. Ayrıca siyasete, bilime ve tarihe özel bir ilgim var.

Bir Cevap Yazın

Listeli İçerikleri Daha Çok Sevmemizin 5 Nedeni

Son dönem trend içerikler sunan birçok sitenin çok sevilmesinin en büyük nedenlerinden biri, oluşturdukları listeli içeriklerdi. Bu içerikler o kadar popüler hale geldi ki, haber sitelerinde, pazarlama bloglarında vb. birçok yerde bu tarz yazılarda patlama yaşandı.

Etkili başlık oluşturmanızı sağlayan 7S kuralından belki de en önemlisi olan sayıların, listeli içeriklerin başlıklarında mutlaka yer alması da bu içeriklerin başarıya ulaşmasını kolaylaştırdı. Peki nedir bu sayıların sırrı? Neden bu tarz içeriklere daha fazla tıklanıyor?

 

1-) Düzeni Seviyoruz

aa

Blog yazıları için “Yazılarınızı paragraflara ayırın”, “Alt başlıklar kullanın” gibi bazı tüyolar vardır. Bu tüyoların altında yatan ana sebep, düzenli yazıların daha fazla okunabilir olmasıdır. Çünkü insanlar okuması kolay ve bölümleri arasında rahat geçişler yapabileceği yazıları daha çok seviyor. Yazı başlığında listeleme yönteminin işareti olan bir rakam (bu yazının başlığındaki gibi) gördüğümüzde, madde madde düzenlenmiş bir yazının çekiciliği bizi yakalıyor.

2-) Netlik İstiyoruz

150413113851_lists_624x351_bbc_nocredit

İnsan beyni her zaman belirsiz olan yerine net olanı tercih eder. Bu yüzden “Güne zinde başlamak için ipuçları” başlığına sahip bir yazı yerine başlığı “Güne zinde başlamak için 7 ipucu” olan bir yazı daha çok ilgimizi çekiyor. Çünkü nettir, yazıya tıkladığında karşınıza 7 tane madde çıkacağını bilirsiniz. Diğer başlık ise içerikle alakalı herhangi net bir şey vaat etmediği için insanlardaki tıklama dürtüsünü daha zor harekete geçirir.

3-) Merak Ediyoruz

merak

Karşımızda içinde sayı içeren bir başlık gördüğümüzde, ister istemez bilinçaltımızda “Neymiş o 4 ipucu?”, “Acaba 8 başarılı örnek hangisiymiş?” gibi düşünceler oluşuyor. Çünkü sayılar, merak duygusunu tetikliyor. Bu merak duygusu yazıya tıklamayı beraberinde getiriyor. Hatta çoğu web sitesi bu merak duygusunu kullanarak, daha fazla sayfanın görüntülenmesi için listeli içeriklerini adım adım (galeri formatında) veriyor. Adeta “makas kesmiyor” diyerek bizden her seferinde 1 tıklama daha istiyor.

4-) Sınırlandırılmak İstiyoruz

sınır

Bu kötü olarak algılanmasın. Gün içerisinde hepimiz koşuşturma halindeyiz ve bu yüzden zamanımız çok değerli. Vakit bulup da internette dolaştığımız zaman da bir yazıyı okumak için çok fazla zaman ayıramıyoruz (istisnalar dışında). Başlıklarda yer alan sayılar ise o içeriğin kapsamı hakkında bize bilgi veriyor. Tabii ki her yazının bir sonu vardır ancak sınırların baştan çizilmiş olmasıçok uzun olmadığını, uzun olsa bile belirtilen sayı kadar başlık olduğunu

5-) Güven Duyuyoruz

Güven verin

Sayılara; gerek sunumlarda, gerek haberlerde, gerek bir şeyi ispatlamaya çalışırken çok fazla ihtiyaç duyarız. Sayılar ilgi çekicidir ve karşı tarafta güven duygusunu uyandırır. Bu yüzdendir ki “Sosyal mecraların kullanım sayıları” vb. yazılar, geçmişte yüzlerce defa yazılmış olsa bile hala ilgileri toplayabiliyor.

Sayıların yarattığı bu güven duygusu, listeli içeriklerdeki başlıklarda da işe yarıyor. “Gripten korunmanın etkili yolları” başlığı yerine “Gripten korunmanın 9 etkili yolu” başlığı daha çok ilgi çekiyor. Çünkü söz konusu maddelerin belli bir araştırma ve emek sonucunda ortaya çıkarıldığı, bazı ispatlara dayandırıldığı hissiyatı oluşuyor.

Sonuç

Listeli içeriklerin başlığını her gördüğümüzde yukarıdaki 5 psikolojik etkinin hepsinin birden devreye girdiğini iddia edemem. Ama her tıklamamızda bu 5 etkenden bir ve birkaçının bizi harekete geçirdiğini düşünüyorum. Yazımı, listeli içeriklerin ne kadar popüler duruma geldiğini gösteren, Serdar Kuzuloğlu’nun sunumundan bir kare ile sonlandırıyorum. =) (Parantezin içine dikkat)

liste içerik serdar k

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Marlboro’yu Batmaktan Kurtaran “Efsane” Strateji

Kesin olarak doğruluğundan emin olamasak da Marlboro’nun batmaktan kurtulabilmek için çok uzun yıllar önce  yaptığı viral bir kampanya hikayesi var. O yıllarda böyle bir kampanya yapılmışsa eğer amacından mütevellit duyurulmaması çok makul. Ancak bahsedilen kişinin Philip Morris olması işleri biraz karıştırıyor. Biz efsaneyi size anlatalım doğrulamak veya yalanlamak size kalmış. 

Gerilla Pazarlama Dehası

Hikayeye göre Marlboro firması ilk kurulduğunda işleri hiç de yolunda gitmiyormuş. Şirketin iflasın eşiğinde olduğu günlerden adamın biri, bir teklifle çıkagelmiş: “Satışları bir ayda üç katına çıkartırım. Bunun karşılığında da şirkete %50 ortak olurum. Bu vaadimi gerçekleştiremediğim takdirdeyse ömrümün sonuna dek fabrikanızda bedavaya tütün sararım.” 

Zaten çıkmaz sokakta olan Marlboro sahipleri, “Bir haftaya kadar iflas bayrağını çekeceğiz, kaybedecek bir şeyimiz yok” deyip, bu teklifi kabul etmişler. Adam hemen kolları sıvamış; şirketin deposuna inmiş, binlerce boş Marlboro kutusu ayağıyla tek tek ezmiş. Bir gece herkes evinde uyurken, kendisine tahsis edilen uçaktan tüm Kuzey Amerika şehirlerinin üzerine bu kutuları bırakmış. Sabah uyananlar, sokaklarda boş Marlboro paketlerini görünce “bu kadar çok tüketildiğine göre iyidir” diye düşünerek Marlboro satın almaya yönelmişler.

Bu cin fikirli adam böylece, kârını üç değil beşe katlayan şirketin ortağı oluvermiş. Peki bu gerilla pazarlama dahisi kimmiş dersiniz? Evet, bu adam Philip Morris imiş.

Hakiki Philip Morris 

Philip Morris (1835–1873)

Bu hikaye ortaya atılırken gerçeklikten ne kadar sapıldığını görmek için küçük bir araştırma yapmak yeterli oluyor. Zira Almanya’da İngiltere’ye göçen bir ailenin oğlu olarak 1835’te Londra’da doğan Philip Morris, yaşamı boyunca hiç ABD’de bulunmuyor. Morris, 1854’te Londra’da kendi ürettiği sigaraların satışına başlıyor. 1873’teki ölümü üzerine şirketin idaresini eşi Margaret ve kardeşi Leopold devralıyorlar. 

Şirket hisselerinin Amerikalı ortaklarca satın alınması, logosunun değiştirilmesi ve üretimin Londra’dan, Amerika’nın Virginia eyaletine taşınmasıysa 1919 yılını buluyor. Yani Philip Morris’in ölümünün üzerinden yaklaşık yarım yüzyıl geçtikten sonra. Marlboro markasıysa 1924 yılında ortaya çıkıyor ve zamanla şirketin en önemli markası haline geliyor.

İnternette; Forbes’a göre, günümüzdeki net değeri 176 milyar dolar olan şirketin doğuşuna dair türetilen bu efsanenin daha uç versiyonlarını bulabilmek de mümkün. Aşağıda, şirketi batmaktan kurtaran Philip Morris’in aslında 19. yüzyılda Osmanlı topraklarında doğmuş, Manisalı hayırsever iş adamı Moris Şinasi olduğunu iddia eden videoya ulaşabilirsiniz.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link