Bütçe Çaresizlerin Bastonudur, Sizin Değil!

Televizyon döneminde, reklam tarihi boyunca yapılmış en kötü reklamı bile üretmiş olsanız, medya planlamacınız size bu reklamın milyonlarca kişiye ulaştığı raporunu verebilirdi. Çünkü o dönemde markaları ayakta tutan şey yapılan işin kalitesi değil kasalarından çıkan paraydı. Büyük bütçeleri olan şirketler, herkesin konuştuğu cümlelerin öznesi olurken, bütçesi olmayan şirketler için o cümlelerin içerisine girmek neredeyse imkansızdı.

O dünya artık geride kaldı. Dijitalleşme süreci, her alanda olduğu gibi bu alandaki doğruları da değiştirdi. Artık bir şirketin adını duyurması için milyonlarca dolarlık reklam harcamalarına değil, yaratıcı bir fikre ve yeni medya kanallarını verimli kullanmaya ihtiyacı var.

dünyanın en değerli markaları
Dünyanın en değerli markaları

1997’de hayatta dahi olmayan ancak şu anki değeri 60 milyar doların üzerinde olan Google’ı düşünün. Sektörlerinin lideri olabilmek için onlarca yılını harcayan Coca cola, General Electric, Volkswagen gibi birçok dev şirkete nazaran çok kısa bir süre içerisinde tüm dünyanın tanıdığı bir marka yaratan arama devinin bu seviyelere gelmesindeki en büyük etmen, dijitalin yeni kurallarını büyüme stratejisinin merkezinde konumlayan, yenilikçi anlayışıydı.

Google geleneksel pazarlama faaliyetlerinde hiç bulunmadı. Hatta geleneksel reklam mecralarına 1 sent bile harcamadı. Peki her yıl kasasındaki milyonlarca doları TV, radyo, açık hava reklamları gibi geleneksel mecralarda eriten dünya devleri, nasıl oldu da geçmişi olmayan, geleneksel mecralara hiç yatırım yapmayan bir yeni yetmenin gerisinde kaldı?

Google, “reklama ne kadar yatırım yaparsan, o ölçüde kazanırsın” klişesinin aksine genişleme rotasını harcayarak değil, stratejik ortaklıklara imza atarak çizdi. Şirketin öncelikli hedefi American Online, nam-ı diğer AOL oldu. Google’ın adını duyurmaya başladığı dönemlerde ABD ve dünyanın en büyük internet servis sağlayıcılarından olan AOL ile önemli bir stratejik ortaklık anlaşması yapıldı.

Bu anlaşma sayesinde Google’ın arama kutucuğu AOL’un anasayfasındaki bir bölümde yer almaya başladı. Bir anda 36 milyon internet kullanıcısının karşısına çıkıp “internet üzerinde aramak istediğiniz ne varsa Google ile ulaşabilirsiniz.” demekti bu bölümde yer almak.

Google’ın tek stratejik ortağı AOL değildi elbette. yıllar içerisinde Disney, Samsung, Facebook, Twitter gibi onlarca dünya devi ile ortaklığa giderek yayılımını devam ettirdi. Her bir stratejik ortaklıktan sonra daha da güçlendi ve bugünkü marka değerinin temelini oluşturdu. Bu ortaklıklar sonucunda ulaştıkları kullanıcılar arasında o kadar popüler hale geldi ki, şirketin adı “aramak” anlamına gelen “google it” fiilinin öznesi olarak kullanılmaya başladı.

WillitblendiPhoneKısa bir süre içerisinde ABD’nin en büyük blender üreticilerinden biri haline gelen Blendtec de tıpkı Google gibi yeni medyaya olan yatırımı ile kendi hikayesini yaratan şirketlerden biri.  

Şirket 1975’te Utah’ta kuruldu. Otel, restaurant gibi toplu yemekler sunan şirketler için blendr üreten şirket, kaliteli ve sağlam blendrlar üretmesine rağmen uzun yıllar boyunca bir türlü istediği marka bilinirliğine ulaşamadı. 2006 yılına geldiğimizde ise şirket yetkilileri Blendtec’in rakiplerinin, Blendtec kadar iyi ürünler üretememesine rağmen dünya çapında yüksek satış rakamlarına ulaştığını ve bu duruma karşı herhangi bir aksiyon alınmaması halinde şirketin batma aşamasına gelebileceğini raporladılar.

Her şey tam da bu noktada tersine dönmeye başladı. Şirketin Pazarlama Müdürü George Wright’ın aklına o zamanlar yapılması yadırganabilecek, ilginç bir video projesi geldi: Şirketin CEO’su yenemeyecek sertlikteki çeşitli popüler objeleri Blendtec’in içerisine koyup parçalarına ayıracak ve bu sayede ürünün sağlamlığı kanıtlanırken viral bir etki ile milyonlara ulaşılacaktı.

 

 Serinin ilk videosu

Fikir yönetim kurulu tarafından kabul edildi ve hazırlıklara başlandı. “Will it blend?” (Parçalayacak mı?) adı verilen konseptin ilk videosunda sadece 100 dolarlık bir maliyetle şirketin CEO’su Tom Dickson 50 adet misketi Blendtec’in içinde bir güzel parçalıyıp ve toz haline getirdi. Bu video, şirketin hayal dahi edemeyeceği bir sürecin başlangıcı oldu ve birkaç gün içerisinde Youtube’da onbinlerce kişi tarafından izlendi.

Videonun ilgi çektiğini gören şirket ikinci ve üçüncü videolar için de kolları sıvadı.  Misketle başlayan seri, golf topları, kredi kartları, iPhone ve iPad gibi objelerle devam ederken, ‘willitblend.com’ adında bir web sitesi oluşturularak çekilen videolar bir araya getirildi. Tüm bu süreç sonunda ise milyonlarca insanın aklına Blendtec ismi  kazınmıştı.

Blendtec, blendr pazarındaki zayıf olan konumunu %700’lük bir satış artışı ile güçlendirdi. Halen yayımlanan videolar ise neredeyse sıfır maliyet ile toplamda 200 milyonu aşkın kişi tarafından izlendi.
Blendtec, Google gibi birçok markanın dijital çağ ile birlikte, geleneksel mecralara bir kuruş dahi yatırım yapmadan dünya tarihinde iz bırakabileceğini deneyimledik. En berbat reklamının bile milyonlarca kişiye izletilebileceği bir çağdan böyle bir çağa geçiş, tüm pazarlamacıların önüne, kazananı bütçelerin değil; yaratıcılığın belirlediği yepyeni bir cephe açtı. Markanız bu cephede savaşmaya hazır mı?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlama alanında Türkiye’nin en çok okunan blogu : Pazarlamasyon‘un kurucusu.

1 Comment

  1. Google geleneksel reklam yapmasa da reklam için büyük bütçe harcamıştır bu da gözden kaçınılmaması gerekir.

Bir Cevap Yazın

Amazon’dan Bahçe İşlerinizi Kolaylaştıracak Dijital Bahçe Uygulaması Geliyor

Amazon, yetiştirdiğiniz bitkilerin fotoğraflarını çekip atabileceğiniz ve size bitkilerle ilgili öneride bulunabilecek bir sistemin patentini aldı. Sürdürülebilirlik açısından da oldukça önemli olabilecek bu hizmet bitkilerle ilgili bildiği her şeyi size aktarıyor.

Şirket bu sistemle algoritmaları ve görüntü tanıma yazılımını kullanarak öneriler yapabiliyor. Kendi yetiştirdiği sebzelerle yemek pişirmek istediği için Seattle’da bahçeli bir eve taşınan Evelyn’i örnek olarak gösteriyor. Evelyn bahçesindeki sebzeleri nasıl tanıyacağını ve pişireceğini bilmiyor. Bahçe servisi bu gibi durumlarda kişilere hizmet vererek yetiştirme ve pişirme hizmetleri sağlayacak. 

Örneğin bahçe sistemi, Evelyn’in bahçesinde nane, domates ve salatalık buluyor. (Bahsedilen sebzeler bilindik sebzeler ancak nasıl kullanılacağı bilinmeyen bitkiler için çok daha faydalı bir sistemden söz ediyoruz.) Bulduğu malzemeler ile bir Yunan Salatası tarifi verebiliyor ve böylece Evelyn Amazon’dan salata için gerekli olan diğer beyaz peynir ve zeytinyağı gibi malzemeleri de alabiliyor ve Amazon baştan sona bir hizmet sağlamış oluyor. 

Hizmetin çok daha ilginç kısmı, bahçede büyüyen engeller olduğunu (örneğin bahçenin bir bölümünü gölgeleyen bir ağaç) tanımlayabilmesi ve bu koşullar altında iyi sonuçlar veren bitkiler için tavsiyelerde bulunması. Yani sistem size eğer bahçenizde büyük ağaç varsa bu ağacın gölgesinde zencefil yetiştirebileceğiniz gibi detay bilgileri bile verebilecek!

Coğrafi olarak konumunuza erişebilen hizmet size bahçenizde yetişme potansiyeli en çok ve en az olan bitkileri de gösterebilecek. Yetiştirmek istediğiniz bitkileri bahçenizin neresinde konumlandırmanız gerektiğiyle ilgili bir sanal bahçe uygulaması da sistemin içerisinde olacak. Bunun dışında bahçenizdeki bitkileri ne sıklıkta sulamanız gerektiği gibi detaylarla da size yardımcı olabilecek.

Amazon Whoole Foods’u satın aldığından beri sitede yiyeceğe çok daha fazla yer verirken bu yiyecekleri pazarlamak için de değişik yöntemler uygulamaya çalışıyor. Bu hizmetin ne zaman kullanılmaya başlanacağı ise henüz bilinmiyor.

Emekli olup Güney’e yerleşme hayallerine su serpen bu sistem ile kim kendi meyve ve sebzesini yetiştirmek istemez ki?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Steve Jobs’ın Kendi Çocuklarına Kullandırmadığı iPad, Bizim Çocuklarımıza Ne Yapıyor?

Akıllı telefonlar günümüzün vazgeçilmez-taviz verilmez kurtarılmış bölgeleri. Hepimiz orada yaşamaya öylesine alıştık ki, Vodafone’nun yapmış olduğu araştırmaya göre, günde ortalama 250 kez akıllı telefonlara bakma ihtiyacı hissediyoruz. Bu bir alışkanlıktan öte bir bağımlılık hali aslında. Ruhların üzerinde çökmüş bir karabasan misali. Yatağınızdasınız, dış dünyayı hissedebiliyorsunuz, korna çalan arabaların sesleri, bir seyyar satıcı geçiyor apartmanın önünde, duyabiliyorsunuz bunların hepsini, hatta duymanın da ötesinde, bedeniniz sanki yeni bir süper güç kazanmış gibi, duvarların arkasını dahi görebiliyorsunuz ancak hareket edemiyorsunuz. Yatağınızda sıkışıp kalmış bir durumdasınız ve elinizi dahi kaldıramıyorsunuz. Bu bir rüya hali değil eminsiniz, duyduklarınız, gördükleriniz, hissettikleriniz olduğundan daha gerçek ancak ruhunuz bedeninizi ayağa kaldırmaya yetmiyor. Ne kadar çok isteseniz de kolunuzu bile kaldıramıyorsunuz.

Bu durum hepimizin çocukluğunda mutlaka yaşadığı, halk arasında karabasan olarak bilinen, bilimsel açıdan ise uyku felci olarak adlandırılan, gayet doğal bir durum aslında. Abartılacak ya da korkulacak bir durum yok. Bugünün dünyasında, insanların yoğun olarak içine düşmüş olduğu durumun ise abartılacak, endişelenecek hatta korkulacak bir yanı var. Bu, bir alışkanlığın ya da bağımlılığın ötesinde bir durum.

 

 

İnsanoğlu hep daha az efor ile daha fazlasını elde etme eğiliminde oldu. Bugünün teknolojisinin altında yatan ve teknolojinin buralara gelmesini tetikleyen iç güdü de bu aslında bakıldığında. Ancak teknoloji artık öyle bir noktaya geldi ki, insanların yaşamını tehdit etme potansiyelinin de ötesine geçti. Amerika’da yapılan bir araştırma konunun ne kadar vahim boyutlara ulaştığını çok net gösterir nitelikte. Project Wild Thing’in yaptığı araştırmaya göre, sokakta harcanan zaman bir nesilde tam yüzde 50 oranında azaldı! Binlerce yıldır süre gelen alışkanlıkları terk etmiş, dünyayı yeniden yaratma eğiliminde olan bir nesil yetişiyor. Abarttığımı düşünebilirsiniz ancak kafanızı akıllı telefonunuzdan kaldırıp etrafınıza dikkatlice baktığınızda, bu durumu anlamanız çok sürmeyecek.

Tüm bu yazdıklarımdan teknolojinin gelişmesini zararlı ya da şeytani bulan biri olduğum anlaşılmasın. 6 yaşımda tanıştım bu sihirli dünyayla ve internete bağlı olduğunda ev telefonun meşgul olduğu dönemden beri de internetle iç içeyim. Benim anlatmak istediğim durum, tüm bu yeni teknolojilere karşı olmak ya da desteklememek değil, bu teknolojilerin insan yaşamını, binlerce yılda oluşmuş ortak kültürü, gelenekleri, hayatta kalma güdüsünü çok kısa bir sürede yok etme potansiyeline sahip olması. Çocuğunuzla balık tutmak için sandalla denize açıldığınızı ve çocuğunuzun bir kaza sonucu denize düştüğünü düşünün. Çocuğunuzun bu durum karşısında nasıl davranmasını beklersiniz? Tabi ki, hayatta kalma iç güdüsüyle çırpınmasını ve su üstünde kalmak için efor sarf etmesini. Peki ya çocuğunuz çırpınıp su üstünde kalmaya çalışmaktan ziyade hiçbir çaba göstermeyip boğulmayı en baştan kabullendiyse? İşte o zaman telaşlanır, çocuğunuzu kurtarmak için suya atlarsınız. Bu durum uç bir örnek olarak gözükebilir ancak içinde bulunduğumuz durum tam da bu aslında. Çocuğunuz suya düştü ve hayatta kalmak için hiçbir çaba göstermiyor ancak siz o kadar meşgulsünüz ki bunun farkında değilsiniz!

Gelişen teknoloji bilgiye ulaşım alışkanlıklarını da kökten değiştirmiş durumda. Yıllardır süre gelen bir söylem var: Tüm dünya bir tık ötenizde. İstediğiniz her bilgiye yalnızca saniyeler içinde ulaşmanız mümkün. Bir problem mi yaşıyorsunuz Google’a yazmanız yeterli ya da tamir edilmesi gereken bir alet var ancak nasıl yapılacağını bilmiyor musunuz? Youtube’da araştırmanız yeterli. Peki bunları yapıyor muyuz? İnsanlığın binlerce yılda oluşturduğu o bilgi hazinesine erişiyor muyuz? Yoksa tüm bunların yerine sosyal medya hesaplarımızda popüler kültüre ait yüzeysel ve tek lokmalık değersiz içerikleri tüketmeyi mi tercih ediyoruz?

Tüm bu söylediklerim sisteme yönelik bir saldırı değil aslında. Keza binlerce yıldır karşısına çıkan tüm sorunlara deneme-yanılma yöntemiyle de olsa çözümler bulmaya başarabilmiş insanoğlu, karşısına çıkan bu soruna da çözümler bulmayı elbette başaracaktır. Ancak önemli olan nokta, bu deneme-yanılma süreci içerisinde, insanoğlunun kazanmak uğruna kaybetmeyi göze aldığı değerler, yapacağı bu değiş tokuş, geleceğin hiç de umulduğu gibi bir yer olmayacağı sonucunu doğurmakta.

Toparlamak gerekirse, çocukların tablette geçebildikleri bölüm kadar zeki olarak nitelendirildiği bir dünyada yaşıyoruz artık. Düşünmeyen, sorgulamayan, fikir üretmeyen, üretmek yerine tüketmeye alışmış yeni bir nesil yetişiyor ve bu nesil, insanlığın bugüne taşıdığı tüm değerleri yıkmak için çok istekli. Peki ne yapılabilir? Yetişen bu yeni nesil nasıl üretmeye teşvik edilebilir. Aslına bakılırsa bu göründüğü kadar kolay bir iş değil ve yeni neslin kullandığı iletişim araçlarına dahi hakim olamayan, eski neslin üyeleriyle gerçekleştirilebilecek bir olgu değil. Yeni nesli üretmeye teşvik edecek insanları, ideolojileri, fikirleri yine yeni yetişen neslin içinden çıkan bireyler oluşturacak. E-ticaret dersi verip de, internetten alışveriş yapmamış profesörlerle bu işler olmaz ne yazık ki. Önemli olan yeni nesle, içinden bu tarz kişileri çıkarabilmesi için imkanlar yaratmak, onları okumaya, araştırmaya yeni fikirler üretmeye teşvik edecek altyapıları hazırlamak.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link