Bi’ Flash Mob Vardı… Sahi N’oldu Ona?

Son yıllarda eskisi kadar çok kullanılmayan, “farkındalık yaratmak” diye içi boşaltılmış bir tabir vardı. Birinin bir kampanyayı-hareketi görüp geçmesi farkındalık yaratmak demekti. Çok kişinin gözünün önünden geçtiyse iyiydi. “Farkındalık yaratmak” iyidir ama farkındalık yaratılan kaç kişinin o konuya eğildiği duyduğu sunumlarda çok anlatılmazdı bile. Ses olsun diye havaya kurşun sıkmak gibi.

Bu ifadenin sonucunda aslında başka bir başarı kriteri ortaya çıktı: Gerçek EylemX100/Yaratılan Farkındalık=Kampanya Başarısının Yüzdesi

Sene 2003, dergi editörü Bill Wassik ilk defa medya aracılığıyla 207 çılgın insanı gönüllüyü olarak bir araya getirip insanları şaşırtacak toplumsal bir hareket yapıyor. “Aniden toplanmak” anlamına gelen Flash Mob sosyal bir ortamda özgürlüğün sınırlarını zorlayarak politik amaç taşımayan tüm hareketlere deniyor.

Temel mantığı, “Bir araya gel + sıradan bir günde sıradışı bir şey yap + insanların tepkilerini kayıt altına al + kaydı yayınla” olan Flash Mob’un en önemli kısmı formülün ikinci basamağıydı. Türkiye’de bundan 3-4 yıl önce iyi örneklerini gördüğümüz Flash Mob’u artık göremiyoruz.

Viral pazarlamanın mantığı neydi? Markayla ilgili güçlü bir hikayeyi uygulamaya geçirmek, insanların bu hikayenin kendiliğinden katılması ve çığ gibi büyüyen bu katılımla markanın-ürünün değer kazanmasıydı. Acaba Flash Mob bir iki yıl önce andığımız gibi başlı başına bir reklam mecrası mıydı yoksa Ice Bucket Challenge, Gangnam Style gibi bir dönem hareketi miydi?

Neden Artık Eskisi Kadar Flash Mob Yok?

-Düşünün ki spor ayakkabı üreten bir markanın patronuna Flash Mob fikrini satacaksınız. Nasıl satarsınız? “Kadıköy iskelede çok enteresan ve maliyetsiz bir şey yapacağız, çılgınlar gibi paylaşılacak. Medya yatırımı olmadan marka bilinirliğine şu kadar katkısı olmasını ön görüyoruz. diyebilirsiniz mesela.

Ama biz çok bayat ve tekrar eden Flash Mob’ları sponsorlu içerikler olarak izledik genellikle. O işler zaten hiç olmamıştı ki.

-Kızılay’da sıradan bir gün… diye başlayan, bir yerlere gizli kamera monte eden usta görüntülerini gördüğümüz ve birilerinin aniden dans etmeye başladığı eylemler artık sıkıcı. Artık biliyorduk ki her an her yerden dans eden çıkabilir.

-Türkiye’de artık her eylemi siyasi zannediyoruz ister istemez. Taksim’de on kişi kamp sandalyesini yan yana açıp sesli kitap okusun bakalım ne oluyor?

-Bir de bu konuda yaratıcı olamadık. Çünkü açık alanda yapıldığı için dış sürprizlere çok açık. Ayrıca attığın taş da ürküttüğün kuşa değmiyor.

Küçük Flash Mob’lar en iyisiydi:

Flash Mob yazmak zor iş aslında. Düşünsenize yeni bir kameranın ön kamerasının çok iyi olduğunu anlatan flash mob yazacaksınız? Ya da üniversite tercih döneminde okulun çok iyi imkanları olduğunu anlatacaksınız? Bilimsel bir dayanağım yok ama beynimiz yüksek bütçeli işlerden daha büyük fikir çıkacağına inanmış durumda.

Küçük bütçeli ve yaratıcı işler, beklenti yaratmadığı için sürprizlerinin daha büyük olacağını düşünüyorum. Şehrin üstünde helikopter uçurursanız ağzı açık izleyenlere devamında daha büyük süpriz yapmazsanız zayıf kalır.

O yüzden ben bu minimal işleri başarılı bulmuştum:

Umumi bir tuvalette çocuklara cinsel istismar hakkında sosyal mesaj veren Flash Mob.

Belçika’da bir alışveriş merkezinde çocuklardan oluşan koro, ebeveynleri rahatsız eden bir şeyler söylüyor. Ve en sonunda “Çocukları kazanmak kolay değil, desteğe ihtiyaç duyarsanız şu numarayı arayın” diyor.

Artık her sürprizli outdoor uygulamaya Flash Mob dediğimiz için Brezilya’daki bu uygulamayı da ekliyorum.

Bu da bir Heineken sürprizi:

CEVAPLA