BCG Araştırdı: Türk Tüketiciler Dünya’nın En Çok Harcama Yapan Milletleri Arasında

Dünyanın önde gelen yönetim danışmanlığı şirketlerinden The Boston Consulting Group (BCG) her yıl yaptığı Tüketici Hissiyatı Araştırması’nın 2013 yılı Türkiye sonuçlarını açıkladı. 12 şehirde her gelir seviyesinden tüketici gruplarıyla yüz yüze görüşülerek yapılan araştırma, Türk tüketicilerin dijital dünyayı kullanma ile alışveriş ve tasarruf alışkanlıklarına ışık tutuyor. Araştırmaya göre, alışveriş konusunda son yıllarda eskisine göre çok daha bilinçli bir tutum sergileyen Türk tüketiciler internetten alışveriş yapma konusunda ise hala temkinli davranıyor.

Tansan: Türk tüketiciler internet üzerinden alışveriş yapmak konusunda hala temkinli

The Boston Consulting Group (BCG) Tüketici Hissiyatı Araştırması, Türk tüketicilerin hayatlarında dijitalin yerine dair de çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor. Araştırmaya katılanların toplam yüzde 62’si iş dışında günde 1 saatten fazla zamanını internet başında geçiriyor. Ancak bu yoğun kullanım, Türkiye’yi internet üzerinden etkin bir şekilde alışveriş yapılan ülkeler arasına sokmaya yetmiyor. Türk tüketicilerin yüzde 64’ü interneti bilgi kaynağı olarak kullanırken, yüzde 53 de çoğunlukla sosyal medyada aktif olmayı tercih ediyor. Tüketicilerin yüzde 21’i internette film ve video izlediğini belirtirken, internetten alışveriş yapanların oranı ise sadece yüzde 8’de kalıyor.

Türkiye’nin internetten alışveriş konusunda hala dünyanın çok gerisinde olduğunun altını çizen BCG Türkiye Genel Müdürü ve Yönetici Ortağı Burak Tansan, “Türk tüketiciler internet üzerinden alışveriş yapmak konusunda hala temkinli. Araştırmamıza göre sadece küçük bir kesim alışveriş konusunda interneti bir aracı olarak kullanıyor. Ödeme sistemleri ve güvenliği bu kesimin kararsızlığının temel nedeni olarak ortaya çıkıyor. Bu nedenle, ROPO (Research Online Purchase Offline) yani internetten araştırıp mağazadan satın almak ülkemizde yaygın bir alışkanlık. Ancak yine araştırmamızdaki verilere göre, daha önce internet üzerinden alışveriş yapmamış ancak bu davranışa sıcak baktığını belirtenlerin oranı yüzde 34’lere dayanıyor. Bu da ülkemizde bu trendin değişebileceğini gösteriyor” dedi.

Çalışmanın özet bulgularına göre;

  • Türkiye’de, ROPO (Research Online Purchase Offline), yani internetten araştırıp mağazadan satın alma, internetten satın almanın oldukça önünde. İnternet kullanıcılarının %8’i internetten satın alma yaptığını söylüyor.
  • İnternetten alışveriş yapmayan kişilerin gösterdiği en önemli sebep, ödeme sistemlerine güven duymamaları
  • Türkiye, dünyanın en çok harcama yapan ülkeleri arasında yer alıyor.
  • Türk tüketiciler, alışverişlerinde daha ‘akıllı’ davranmayı, indirimleri ve promosyonları takip etmeyi planlıyor. Bu durumun indirim marketlerinin artan başarısını daha da desteklemesi bekleniyor.
  • Türk tüketiciler, imaj (kıyafet, araba, mücevher-takı gibi) ve sağlıklı gıda ürünlerinde (organik ve taze) daha pahalı alternatiflere yönelmeyi planlıyor.

Türkiye’de tüketiciler internet için televizyon ve romantizmden vazgeçiyor

İnternet üzerinden alışveriş yapanların daha sonrasında sosyal medya üzerinde aldıkları ürün hakkında paylaşımlarda bulunması da araştırmada dikkat çeken bir başka unsur olarak göze çarpıyor. Buna bağlı olarak sosyal medya, Türkiye’de tüketicilerin satın alma kararlarında en önemli etkenlerden biri. ‘Alışveriş yaparken en çok kimlerden etkileniyorsunuz?’ sorusuna sosyal medya, blog paylaşımları ve forumlar olarak cevap verenler, Tüketici Duygusu Araştırması’na katılanların yüzde 20’sini oluşturuyor.

  • %44       Sevgili
  • %20      Sosyal medya/Bloglar
  • %18       Aile
  • %11       Arkadaş
  • %7          Diğer

Araştırmaya katılanların “Teknoloji, internet ve sosyal medyadan önce nelerden vazgeçersiniz?” sorusuna verdikleri yanıtlar da yine çarpıcı veriler ortaya koyuyor.

  • %39       Şeker (Tatlı)
  • %38       Televizyon izlemek
  • %38       Arkadaşlarla vakit geçirmek
  • %38       Çikolata
  • %37       Spor karşılaşmalarını izlemek
  • %35       Romantizm ve dışarıda akşam yemeği
  • %34       Egzersiz yapmak
  • %34       Çay-kahve alışkanlıkları
  • %33       Araba

 

Türk tüketiciler dünyanın en çok harcama yapanları arasında

Tüketici Hissiyatı Araştırması’nda harcama alışkanlıklarına ilişkin sonuçlara bakıldığında ise bir çarpıcı sonuç daha ortaya çıkıyor. Türkiye, dünyanın en çok harcama yapan ülkeleri arasında yer alıyor. Buna rağmen son yıllarda tüketicilerin alışveriş alışkanlıklarının daha bilinçli olduğu da gözlemleniyor. “Gelecek 12 ayda, geçmiş 12 aya göre harcamalarınızda nasıl bir değişiklik olacak?” sorusuna araştırma kapsamındaki kişilerin yüzde 41’i “Daha az harcayacağım” cevabını verirken, 2011 yılında yapılan aynı araştırmada bu oran yüzde 49 olarak belirlenmişti. Diğer yandan aynı soruya 2011 yılında “Daha fazla harcama yapacağım” cevabını verenlerin oranı yüzde 4 iken, bu yıl yapılan araştırmada oranın yüzde 8’e yükseldiği gözlemleniyor.

Dışarıda yemekten ve tatilden vazgeçip, giyim ve araba için daha çok harcıyoruz

Dünyayı etkileyen mega trendlerden biri olan ‘Trade up/Trade down’ (satın alma tercihlerinde tüketicilerin bir kısmının daha pahalı ürünlere diğer kısmının ise daha ucuz ürünlere yönelmesi ile orta fiyat grubunun yok olması) diğer ülkeler gibi Türkiye’de de geçerli. Türk tüketiciler gıda-dışı kategorilerde kıyafet, araba, mücevher-takı gibi imaj ürünlerinde daha pahalıya, tüketici elektroniği, dışarıda yemek, tatil harcamalarında ise daha ucuz alternatiflere yönelmeyi planladıklarını belirtiyorlar. Gıda kategorilerinde ise artan sağlıklı yaşam tercihlerinin etkisini organik ve taze gıdada pahalı alternatiflere yönelme; şekerleme, donmuş gıda, hazır gıda gibi kategorilerde daha ucuz alternatiflere yönelme planı kapsamında gözlemleniyor.

BCG Türkiye Genel Müdürü ve Yönetici Ortağı Burak Tansan, çalışmanın özet bulgularını şu şekilde değerlendirdi: “Türk tüketicilerin diğer ülke tüketicilerinden, özellikle gelişmiş ülkelerdekilerden, farklılaştığını görüyoruz. Evinde mutlu olan ve evini kalesi olarak gören Türk tüketiciler yaşadığı hayattan memnun ve tasarruf etmektense alışveriş yapmayı tercih ediyor. Harcama yapmak konusunda dünyanın önde gelen ülkelerinden biriyiz. Bu harcamalarda artık daha bilinçli tercihlere yönelsek de alışverişi hala geleneksel yöntemlerle gerçekleştirmeyi tercih ediyoruz. Mesela internetten bir ürün beğensek de onu gidip mağazadan almayı tercih ediyoruz. Bunlar, Tüketici Hissiyatı Araştırması’nın çarpıcı sonuçlarından sadece birkaçı. Bu araştırma bize her yıl tüketicilerin ekonomik koşullara ve kendi harcama kararlarına dair yapmayı planladıkları değişiklikleri görme imkânı sunuyor. Tüketicinin planlarını anlayıp bunlara uygun önerilerle yaklaşan şirketlerin rakiplerinin önünde yer alacağına inanıyoruz.”

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlama alanında Türkiye’nin en çok okunan blogu : Pazarlamasyon‘un kurucusu.

Bir Cevap Yazın

Steve Jobs’ın Kendi Çocuklarına Kullandırmadığı iPad, Bizim Çocuklarımıza Ne Yapıyor?

Akıllı telefonlar günümüzün vazgeçilmez-taviz verilmez kurtarılmış bölgeleri. Hepimiz orada yaşamaya öylesine alıştık ki, Vodafone’nun yapmış olduğu araştırmaya göre, günde ortalama 250 kez akıllı telefonlara bakma ihtiyacı hissediyoruz. Bu bir alışkanlıktan öte bir bağımlılık hali aslında. Ruhların üzerinde çökmüş bir karabasan misali. Yatağınızdasınız, dış dünyayı hissedebiliyorsunuz, korna çalan arabaların sesleri, bir seyyar satıcı geçiyor apartmanın önünde, duyabiliyorsunuz bunların hepsini, hatta duymanın da ötesinde, bedeniniz sanki yeni bir süper güç kazanmış gibi, duvarların arkasını dahi görebiliyorsunuz ancak hareket edemiyorsunuz. Yatağınızda sıkışıp kalmış bir durumdasınız ve elinizi dahi kaldıramıyorsunuz. Bu bir rüya hali değil eminsiniz, duyduklarınız, gördükleriniz, hissettikleriniz olduğundan daha gerçek ancak ruhunuz bedeninizi ayağa kaldırmaya yetmiyor. Ne kadar çok isteseniz de kolunuzu bile kaldıramıyorsunuz.

Bu durum hepimizin çocukluğunda mutlaka yaşadığı, halk arasında karabasan olarak bilinen, bilimsel açıdan ise uyku felci olarak adlandırılan, gayet doğal bir durum aslında. Abartılacak ya da korkulacak bir durum yok. Bugünün dünyasında, insanların yoğun olarak içine düşmüş olduğu durumun ise abartılacak, endişelenecek hatta korkulacak bir yanı var. Bu, bir alışkanlığın ya da bağımlılığın ötesinde bir durum.

 

 

İnsanoğlu hep daha az efor ile daha fazlasını elde etme eğiliminde oldu. Bugünün teknolojisinin altında yatan ve teknolojinin buralara gelmesini tetikleyen iç güdü de bu aslında bakıldığında. Ancak teknoloji artık öyle bir noktaya geldi ki, insanların yaşamını tehdit etme potansiyelinin de ötesine geçti. Amerika’da yapılan bir araştırma konunun ne kadar vahim boyutlara ulaştığını çok net gösterir nitelikte. Project Wild Thing’in yaptığı araştırmaya göre, sokakta harcanan zaman bir nesilde tam yüzde 50 oranında azaldı! Binlerce yıldır süre gelen alışkanlıkları terk etmiş, dünyayı yeniden yaratma eğiliminde olan bir nesil yetişiyor. Abarttığımı düşünebilirsiniz ancak kafanızı akıllı telefonunuzdan kaldırıp etrafınıza dikkatlice baktığınızda, bu durumu anlamanız çok sürmeyecek.

Tüm bu yazdıklarımdan teknolojinin gelişmesini zararlı ya da şeytani bulan biri olduğum anlaşılmasın. 6 yaşımda tanıştım bu sihirli dünyayla ve internete bağlı olduğunda ev telefonun meşgul olduğu dönemden beri de internetle iç içeyim. Benim anlatmak istediğim durum, tüm bu yeni teknolojilere karşı olmak ya da desteklememek değil, bu teknolojilerin insan yaşamını, binlerce yılda oluşmuş ortak kültürü, gelenekleri, hayatta kalma güdüsünü çok kısa bir sürede yok etme potansiyeline sahip olması. Çocuğunuzla balık tutmak için sandalla denize açıldığınızı ve çocuğunuzun bir kaza sonucu denize düştüğünü düşünün. Çocuğunuzun bu durum karşısında nasıl davranmasını beklersiniz? Tabi ki, hayatta kalma iç güdüsüyle çırpınmasını ve su üstünde kalmak için efor sarf etmesini. Peki ya çocuğunuz çırpınıp su üstünde kalmaya çalışmaktan ziyade hiçbir çaba göstermeyip boğulmayı en baştan kabullendiyse? İşte o zaman telaşlanır, çocuğunuzu kurtarmak için suya atlarsınız. Bu durum uç bir örnek olarak gözükebilir ancak içinde bulunduğumuz durum tam da bu aslında. Çocuğunuz suya düştü ve hayatta kalmak için hiçbir çaba göstermiyor ancak siz o kadar meşgulsünüz ki bunun farkında değilsiniz!

Gelişen teknoloji bilgiye ulaşım alışkanlıklarını da kökten değiştirmiş durumda. Yıllardır süre gelen bir söylem var: Tüm dünya bir tık ötenizde. İstediğiniz her bilgiye yalnızca saniyeler içinde ulaşmanız mümkün. Bir problem mi yaşıyorsunuz Google’a yazmanız yeterli ya da tamir edilmesi gereken bir alet var ancak nasıl yapılacağını bilmiyor musunuz? Youtube’da araştırmanız yeterli. Peki bunları yapıyor muyuz? İnsanlığın binlerce yılda oluşturduğu o bilgi hazinesine erişiyor muyuz? Yoksa tüm bunların yerine sosyal medya hesaplarımızda popüler kültüre ait yüzeysel ve tek lokmalık değersiz içerikleri tüketmeyi mi tercih ediyoruz?

Tüm bu söylediklerim sisteme yönelik bir saldırı değil aslında. Keza binlerce yıldır karşısına çıkan tüm sorunlara deneme-yanılma yöntemiyle de olsa çözümler bulmaya başarabilmiş insanoğlu, karşısına çıkan bu soruna da çözümler bulmayı elbette başaracaktır. Ancak önemli olan nokta, bu deneme-yanılma süreci içerisinde, insanoğlunun kazanmak uğruna kaybetmeyi göze aldığı değerler, yapacağı bu değiş tokuş, geleceğin hiç de umulduğu gibi bir yer olmayacağı sonucunu doğurmakta.

Toparlamak gerekirse, çocukların tablette geçebildikleri bölüm kadar zeki olarak nitelendirildiği bir dünyada yaşıyoruz artık. Düşünmeyen, sorgulamayan, fikir üretmeyen, üretmek yerine tüketmeye alışmış yeni bir nesil yetişiyor ve bu nesil, insanlığın bugüne taşıdığı tüm değerleri yıkmak için çok istekli. Peki ne yapılabilir? Yetişen bu yeni nesil nasıl üretmeye teşvik edilebilir. Aslına bakılırsa bu göründüğü kadar kolay bir iş değil ve yeni neslin kullandığı iletişim araçlarına dahi hakim olamayan, eski neslin üyeleriyle gerçekleştirilebilecek bir olgu değil. Yeni nesli üretmeye teşvik edecek insanları, ideolojileri, fikirleri yine yeni yetişen neslin içinden çıkan bireyler oluşturacak. E-ticaret dersi verip de, internetten alışveriş yapmamış profesörlerle bu işler olmaz ne yazık ki. Önemli olan yeni nesle, içinden bu tarz kişileri çıkarabilmesi için imkanlar yaratmak, onları okumaya, araştırmaya yeni fikirler üretmeye teşvik edecek altyapıları hazırlamak.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bugüne Dek Yapılmış En İlginç 5 İş Mülakatı

Genel olarak iş mülakatlarının hepsi birbirine benzer ve iş mülakatı, iş başvurusu yapan adaylar için sıkıcı ve stresli bir süreçtir. İş için başvurulan şirket ne kadar büyük ve pozisyon ne kadar yüksek olursa mülakat süreci o kadar sıkıntılı ve stresli bir hal alır. Ancak bazı şirketler, bu alışılmış kalıpların dışına çıkarak çok daha yenilikçi ve yaratıcı bir mülakat süreci meydana getirebiliyorlar. Böylelikle sıradan, sıkıcı ve stresli iş mülakatlarından sıyrılarak hem şirket hem de çalışan adayları açısından çok daha verimli bir işe alım süreci gerçekleştirilebiliyor. Şimdi bu yenilikçi ve sıra dışı iş mülakatlarından beş tanesine birlikte göz atalım.

Mercedes-Benz

Alman otomotiv markası Mercedes-Benz, geçtiğimiz kasım ayında Portekiz’in başkenti Lizbon’da düzenlenen Web Zirvesi isimli etkinlik boyunca 100’den fazla web geliştiricisiyle görüşme yaptı ve bu görüşmelerin tamamı, Mercedes-Benz’in C63 AMG model aracında gerçekleştirildi. Mercedes-Benz Portekiz’in gerçekleştirdiği viral bir kampanya kapsamında yapılan bu iş görüşmeleri, iş başvurusu yapan adayların mülakat sırasında yaşadığı stresi bambaşka bir noktaya taşıyor. Profesyonel bir sürücünün zorlu bir parkurda tam gaz sürdüğü Mercedes marka aracın ön koltuğunda bulunan adaylar, zorlu şartlar altında Mercedes-Benz CEO’sunun sorulara cevap vermeye çalışıyorlar.

Heineken

Hollanda merkezli bira üreticisi Heineken, 2013 yılında bir etkinlik ve sponsorluk stajyeri işe almak için 1734 adayın yer aldığı sıra dışı işe alım kampanyası gerçekleştirdi. İş görüşmesi için şirkete gelen stajyer adayları, görüşme sırasında birtakım stres dolu olaylara maruz bırakıldı ve adayların tepki gizli kameralar aracılığıyla kaydedildi. Bu olaylardan biri iş görüşmesini gerçekleştiren şirket çalışanının kalp krizi geçirir gibi yere yığılmasıydı. Bir diğer kurgusal olayda ise adaylar, kendilerini bir binanın çatısından atlamayı planlayan bir adam için yapılan kurtarma çalışmasının ortasında buluyorlardı. Bu sıra dışı mülakat sırasında soğukkanlığını koruyarak yardımcı olmak için elinden geleni yapanlardan biri olan Guy Luchting isimli aday işe alındı.

Popeyes

Aslında bu iş görüşmesi, bu listedeki kurgusal olmayan ve tamamen gerçek bir olaya dayanan tek iş görüşmesi ve sıra dışı olduğu için listede yer verdik. 2016 yılında fast food restoran zinciri Popeyes’ın, ABD’nin New Orleans şehrinde bulunan bir şubesinde gerçekleştirilen iş görüşmesi sırasında Pablo Ciscart isimli bir şahıs restorana girerek kasada bulunan 300-400 dolar tutarında bir parayı zorla aldı. Mağazanın müdür yardımcısı Dominique Griffin, Ciscart’ı kaçmadan yakalamaya çalıştı, ancak başarılı olamadı ve bunun üzerine mağaza müdürü Danyanna Metoyer, restoranın kapısını kapadı. Bu sırada iş görüşmesi için mağazada bulunan 18 yaşındaki Devin Washington isimli genç, hırsızı arkadan yakaladı ve polis gelene kadar bırakmadı. Yaptığı bu cesur hareket onun işe alınmasına yardımcı oldu. Mağaza müdürü Danyanna Metoyer, yaptığı açıklamada soygundan önce Washington’ı işe almaya karar verdiğini, ancak kendisinin soygunu önlenmesinin işi bitirdiğini ifade etti.

Google

2009 yılından beri ABD merkezli kitlesel medya şirketi AOL’in CEO’su olan Tim Armstrong, Business Insider ile gerçekleştirdiği bir podcast sohbeti sırasında, zamanında Google’ın kurucuları Larry Page ve Sergey Brin ile yaptığı sıra dışı iş görüşmesinden bahsetti. Armstrong’un bahsettiğine göre bu iş görüşmesi sırasında Page ve Brin, daha görüşmenin başında “Sana ne soracağımızdan emin değiliz. Soruları kendi kendine sor. Eğer biz olsaydın, kendine hangi soruları sorardın?” demişler. Armstrong daha sonradan bu durumun, ikilinin hazırlıksız bir şekilde görüşmeye gelmesinden kaynaklanmadığını öğrenmiş. Bu, Page ve Brin’in, bir adayın karakterini anlamaya yardımcı olması için sıklıkla kullandıkları bir taktikmiş.

Grant’s

Bir İskoç viskisi üreticisi olan Grant’s, 2018 yılı için bir marka elçisi arıyor ve doğru kişiyi işe almak için oldukça sıra dışı ve adayların seve seve katılacağı bir mülakat süreci belirlemiş. Şirket, marka elçisi adaylarını tüm masrafları karşılanmış 10 günlük bir dünya turuna gönderiyor. Şirketin marka elçisi olmak için başvuruda bulunan adayların sayısı, birtakım elemeler sonrasında üçe indirilecek ve sona kalan üç aday, Grant’s marka viski ile dolu bir valiz ile birlikte Kolombiya’dan Polonya’ya ve Hindistan’dan Güney Afrika’ya kadar uzanan çeşitli ülkelerden üç tanesine seyahat edecek. Bu süreç sonucunda da Grant’s viskilerini dünyaya tanıtmak için görevlendirilecek kişi belirlenecek.

Bonus: İsmail Abi’nin Işık Hızında İş Görüşmesi 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link