Basit Yaşa: The 100 Thing Challenge Trendi ve Değişen Tüketim Alışkanlıkları 0

Sadece 100 adet eşyayla yaşamak… Tüketim çılgınlığı kalıbını bir yaşam biçimi haline getiren neslimiz için imkânsız gibi görünse de ABD’li üreticileri panikletiyor. Neden mi? Çünkü bir trend halini alması an meselesi!

Kimi, insanoğlu yeni eşyalar satın aldıkça kendine yeni kimlikler satın alır görüşünü savunurken kimi, insan sadece mutlu olmak için alışveriş yapıyor diyor. Bazıları, sürekli yeni bir şeyler alabilmek için daha çok çalışmanın daha fazla kazanmak, daha fazla kazanmanın da daha çok sömürmek olduğunu savunurken bazıları ise sadece kazandığını harcamak olarak bakıyor olaya. Tanımı nasıl olursa olsun tüketim çılgınlığının temelinde ‘yenisini almak’ yatıyor.

dave

Son yıllarda sürekli duyduğumuz bir terim tüketim çılgınlığı. Özellikle teknolojik ürünler ve lüks tüketim mallarının pazar paylarındaki artış da bu terimin çok farklı bir boyut aldığını destekler nitelikte. İnsanlar sürekli satın alıyor. Neredeyse her ay yeni bir teknolojik ürün piyasaya çıkıyor ya da yeni bir moda akımı başlıyor. Peki bu kadar çok satın almak insanları mutlu ediyor mu?

Thomson Reuters/University of Michigan tüketici güven endeksi araştırmasına göre Aralık ayında ABD tüketicisinin güven endeksinde büyük bir düşüş yaşandı. Malum krizden sonra insanlar hem paralarını biriktirmek için hem de daha yüksek vergiler geleceğini düşünerek tüketim alışkanlıklarını değiştirmeye başladı. İşte Dave Bruno’nun öncüsü olduğu “The 100 Thing Challenge” akımı da bu noktada daha çok insana ulaşmayı başardı.

San Dieogolu bir yazılım uzmanı ve aynı zamanda bir blogger olan Dave Bruno varlıklı, evli ve üç çocukluydu. Bir gün evlerinden taşınmaya karar verdiler ve her şey o zaman başladı. Evlerinde dolaplar dolusu eşya vardı ve bu eşyalara neden sahip olduklarını ya da bu eşyaları ne zaman aldıklarını hatırlamıyorlardı bile. En önemlisi de bu eşyaların hiç biri onların mutluluk sebebi değildi. Dolayısıyla Dave Bruno 2008 yılında hayatında köklü bir değişiklik yapmaya karar verdi ve tüm bu gereksiz eşyalardan kurtuldu. Sahip olduğu 100 eşyayı seçti ve çok eşyası olan mutsuz bir adam olmaktansa az eşyalı ama mutlu bir adam olmaya karar verdi.

i have

Dave Bruno’nun kendi benliğini saran gereksiz eşyalarından kurtulma adımı yüz binlere ilham kaynağı olmuş gibi görünüyor çünkü insanlar http://guynameddave.com adını verdiği ve hayatındaki sadeleşme çabasını anlattığı blogunu büyük bir ilgiyle takip ediyor. Hatta onu örnek alarak işine bisikletle giden, evini satıp karavanlarda yaşamaya başlayan insanlar var. Dört kişilik bir aile yalnızca kendilerinin sığabileceği bir kulübeye taşınıp sadece 4 çatal-kaşık, 4 bardak ve 4 tabaktan oluşan bir yemek setiyle mutlu olmayı öğrenebiliyor. Paralarını yeni bir bilgisayar almaya harcamaktansa biriktirerek kişisel gelişimlerine katkı sağlayacak yoga, şan, tiyatro kursu gibi derslere katılmaya harcamanın ya da tatile gitmenin onları daha mutlu ettiğini söylüyorlar.

İnsanların bu adımı bir trende dönüştürmeye çalışması aslında çoğunluğun bu tüketim çılgınlığından ne kadar sıkıldığını da gösteriyor. Bir mal almaktansa bir hizmet almanın insanı daha mutlu ettiği sonucuna ulaşmak da mümkün. Tüketim çılgınlığına adapte olabilen insanoğlu neden ‘life simply’ akımını da benimsemesin? İşte bu düşünce ABD üreticisinin korkmasına neden oluyor. Aslında korkması gereken sadece ABD üreticisi değil… Böyle bir durumun varlığı tüm dünyada bir devrim niteliği taşır. Tüketim dinamiklerini kökten değiştirecek dolayısıyla tüketimle ilgili her şeye (üretim, pazarlama, istihdam vs.) doğrudan etki ederek sistemi yerinden oynatacak böyle bir devrimin gerçekleşme olasılığı hakkında siz ne düşünüyorsunuz?

Anadolu Üniversitesi, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü mezunu. Bölümünün adı ne kadar uzun olsa da işin özünde o bir ‘iletişimci’. En büyük hayali, bir gün dünyayı yeniden keşfetmek.

Bir Cevap Yazın

Cinemaximum Seyircileri Sınırsız Patlamış Mısırla Tavladı 0

Son birkaç yıldır Türkiye’deki sinema sektörünün önce konsolide olması, sonrasında ise tekelleşmesi mâlumunuz. Mars Entertainment Group’a bağlı Cinemaximum salonları, artık neredeyse her alışveriş merkezinde karşımıza çıkıyor. Bunun en büyük yansıması da sinema deneyiminin alışveriş merkeziyle eş anlamlı hâle gelmesi oldu. Her yerde Cinemaximum ve onun beraberinde getirdiği konsept olunca, birbirinin kopyası, özgün bir ortamı olmayan salonlar türemeye başladı. Üstüne bir de bu sinemaların yiyecek-içecek bölümlerindeki yüksek fiyatlar eklenince durum, bazı seyirciler tarafından çekilmez bir hâl almaya başladı.

Ülkemizin en büyük sinema zinciri muhtemelen bu gidişatı fark etmiş olacak ki yeni açılan alışveriş merkezlerinden olan Emaar Square Mall’daki salonunun cazibesini artırmak için kolları sıvadı. 20 Eylül 2017 tarihini “Kendi Kabıyla Gelene Sınırsız Popcorn” günü ilan etti ve saat 18:00’e kadar, izleyicilerin getirdiği kap ne kadar büyük olursa olsun, 5 TL karşılığında sınırsız patlamış mısır verileceğini söyledi.

Sınırsız Popcorn Günü, aslında ülkemizdeki kampanyacı ruhun bir yansıması.

İşin renkli tarafı, sınırsız patlamış mısır vaadini duyan izleyicilerin, sıra dışı paketler ve kaplarla gelmesi oldu. Giyim mağazasından alınan büyük karton torbalardan tutun da hasır sepetlere, yoğurt kutularına, ev yapımı kocaman paketlere kadar çeşit çeşit kaplarla Emaar Square Mall Cinemaximum’a gelen izleyiciler, toplumumuzdaki kampanyacı ruhun ne kadar üst düzeyde olduğunu kanıtladı.

Seyirciler, akla hayale gelmeyecek paketlerle salona geldiler.
Sınırsız patlamış mısır, her yaştan izleyiciyi çekmek için işe yarar bir fikre benziyor.

Bazı izleyiciler, Cinemaximum’un bu konuda yaptığı paylaşımların altına, 5 TL karşılığında patlamış mısırın satılabildiği bir yerde neden normal zamanda kendilerinden 20-25 TL arasında ücret alındığını sorgulasa da markaya günden kalan, izleyicilerin kaplarıyla oluşturduğu gülümseten kareler oldu.

Sınırsız patlamış mısırı duyanlar, getirdikleri “kap”larda da sınır tanımadı.

Sinema salonları çok kurumsal ortamlar sayılmaz. O yüzden kendi açımdan bu görüntülerin markanın imajına zarar verdiğini düşünmüyorum. Hatta belki de Apple’ın sinema salonlarındaki filmleri yayınlama isteğiyle daha zor şartlar altında faaliyet gösterecek sinema salonları seyircileri, gelecekte bu tür promosyonlarla salonlara çekmeye çalışacak. Çünkü keskin rekabet doğal olarak bunu gerektirecek.

Getirilen kaplar arasında ev yapımı olanlar da vardı.

Peki, Cinemaximum’un bu çalışması hakkında sizin görüşünüz nedir? Yoğurt kabıyla gelip patlamış mısır alan bir müşteri, bir sinema salonuna renk katar mı, yoksa tersine bir etki mi yaratır?

Walt Disney’in Minik Fareyle Başlayan Başarı Öyküsü 0

Çocukluk yıllarımızın vazgeçilmez çizgi film karakteri Mickey Mouse’un yaratıcısı Walt Disney’in minik bir fareyle tamamen değişen hayatı ve sizi mucizelere inandıracak kadar sefil bir hayattan karikatür filmlerinin öncüsü olmaya kadar yükselen başarı hikayesini anlatacağız.

İrlanda göçmeni bir ailenin oğlu olan Walt Disney, hasta olan babası çalışamadığından ve ekonomik durumlarının kötü olması nedeniyle sürekli çalışmak, para kazanmak zorundaydı. Ayrıca ailesi sürekli taşındığı için düzenli bir hayata da sahip değildi.

Disney, maddi yetersizlikten okula devam edemediği için herhangi bir mesleğe de sahip değildi. Bu nedenle girdiği işlerin hepsi geçici olduğu için ayrılmak zorunda kalıyordu. Babasının ölümü ile derin bir sarsıntı yaşayan Walt, babasını tedavi ettiremediği için kendini suçladı ve bir süre bunun etkisinden kurtulamadı.

Walt tam bir kitap kurduydu ve kazandıklarının bir miktarını kitaplara ayırıyordu. Bir gün kitapçıdan aldığı kitabın arasında bir reklam kağıdı gördü. Kağıtta “Kansas City Sanat Enstitüsü sizi ücretsiz kurslara çağırıyor yazıyordu. Yazıyı okuyan Walt hiç düşünmeden kursa yazılmaya ve çizim konusunda kendisini geliştirerek bir meslek edinmeye karar verdi. Üstelik kurs için herhangi bir ücret ödemek zorunda değildi.

Walt çizim dersleri öğreniyor hatta bazı ajanslara karikatür çizerek az da olsa para kazanıyordu. Kansas Sanat Enstitüsü’ndeki eğitimini tamamladıktan sonra ailesinin yanına dönen Walt, çizimlerini gazete ve dergilere yolluyor ancak hala bir sonuç alamıyordu. Bu kadar maddi imkansızlıkların ardından çalıştığı işinden de yeterince yaratıcı olmadığı için kovulan Walt tekrar karamsarlığa geri döndü.

Tüm olumsuzluklara rağmen vazgeçmeyen Walt çizim yapmaya devam etti ve bir gün çizim yaptığı sırada odasında küçük bir fare gördü. İlgisini çeken bu fareyi bir süre izlemeye ve beslemeye başladı. Ardından bu ikili arasında bir arkadaşlık oluştu ve bir gün onu çizmeye karar verdi. İşte bu çizim Walt Disney için bir dönüm noktasıydı.

Elindeki fare çizimleriyle Hollywood’a doğru yola çıktı ve Kansas Sanat Enstitüsü’den arkadaşı Iwerks’i bularak ona fare çizimlerinden söz etti. Walt bu fareye ilk olarak ‘Mortimer’ adı verilmiş ancak ilerleyen zamanlarda Walt Disney’in eşi Lilly’nin önerisiyle ‘Mickey Mouse’ olarak değiştirilmiş. Mickey Mouse adını verdikleri fare ilk olarak 1928 yılında ‘Steamboat Willie’’de yer aldı.

Walt Disney ve Iwerks ellerinde bulunan son paralarına kadar harcadıkları bu filmde büyük bir başarı elde ettiler ve film izlenme rekorları kırdı. İlk filmden sonra Walt Disney ve kardeşi Roy, Walt Disney Productions’ı kurdu. Ardından birçok çizgi film çekerek başarılarına başarı kattılar. Bir anda dünyanın en ünlü animasyonu haline gelen Mickey Mouse 100’den fazla çizgi filmde baş karakter olarak yer aldı. Bunu takip eden dönemlerde; Donald Duck (1934), Pinokyo (1940), Aslan Kral, Kayıp Balık Nemo, Külkedisi, Winnie The Pooh, Sindrella (1950), Uyuyan Güzel (1958), 101 Dalmaçyalı (1961) ve daha birçok başarılı çizgi filmde Walt Disney imzası yer aldı. 1938 yılında gösterime giren ve 1.5 milyon dolar harcanarak yapılan “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” 8 milyon dolarlık bir hasılata ulaştı.

1955 yılında Los Angeles’ta çalışanların çocuklarıyla birlikte eğlenebileceği büyük bir eğlence parkı olan Disneyland projesini hayat geçirdi. Walt Disney bu projenin yapımında çalışan mühendislere “Disneyland’ın dünyadaki en inanılmaz yer olmasını ve içinde parkı boydan boya gezen bir tren olmasını istiyorum dedi.

Walt Disney Productions bugün 30 milyar dolarlık yıllık gelire sahip. Walt Disney Company, American Broadcasting Company (ABC) ve Entertainment and Sports Programming Network (ESPN) gibi kuruluşları da bünyesine katıp Kaliforniya merkezli çalışan devasa bir medya şirketi haline geldi.

Hayatın getirdiği zorluklar karşısında yılmadan, yorulmadan mücadele eden, hayal ettiklerinden her ne pahasına olursa olsun vazgeçmeyen Walt Disney zoru başardı. Çizgi film dünyasına adını altın harflerle yazdırdı. 65 yaşında akciğer kanseri sebebiyle hayatını kaybettikten sonra ardında medya devi bir şirket bıraktı.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Bugün, 'Blind Date' İndiriminde Son Gün!
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link