Askeri Markalaşma Nedir, Nasıl Yürütülmelidir?

‘’Bir ulusun ülkülerini, o ulusun gazetelerdeki reklamlarından anlayabilirsiniz.’’

Bu söz elbette ki boşuna söylenmemiş, hatta gelmiş geçmiş en gerçekçi cümlelerden biridir demek de mümkün. Bu anlayışın en iyi örneklerinden birini ordu çağrısı için kullanılan kampanyalardan anlayabiliriz.

Dünya sevsek de sevmesek de belli bir çarkın içinde dönmeye devam ediyor. Bu çarkın en dişlilerinden biri de ordular. Kapitalizmin her alana yayılmasının etkisi olarak, reklamın da ona dahil olabileceğini görmek şaşırtıcı değil. Türkiye gibi askerliğin zorunlu olduğu ülkelerde belki çokça görülmez. Algı yaratma stratejisi sadece PR üzerinden yürür, ancak Amerika gibi özel ordularda durum farklı işlemek zorunda kalır. Amacınız vardır, ‘gönüllü’ toplamak zorundasınızdır. Tıpkı ürününüzü almak isteyecek tüketiciler yaratma sürecine benzer. Zordur, zahmetlidir, emek ister.

Değeri ne olursa olsun, geçmişten günümüze, özellikle Amerika’da askerliğin bir reklam, bir pazarlama zinciri içine dahil edildiğini, dahası çok da etkili olduğunu biliyoruz. Bunun en büyük örneklerinden birisi, II. Dünya Savaşı sırasında askere daha çok insan çekebilmek, gönüllü alabilmek için ortaya çıkarılan ünlü kampanyadır. ‘Sam Amca’ yı hemen hemen herkes bilir. ‘U.S’ kısaltmasıyla beraber Amerika’nın bir simgesi haline gelen bu beyefendi, bu gönüllü asker toparlama kampanyasında büyük afişleri süsleyen karakter olmuştur. Belki herkes hatırlar, parmağını size doğru uzatmış, gözleriyle adeta hipnoz eden, uzun şapkalı bey; Sam amcanın ta kendisidir.

Uncle-Sam-wants-you‘I Want You’ kampanyası gelmiş geçmiş en etkili kampanyalardan biri olarak kabul görmüştür. Reklamcılık kitaplarının tartışılmaz en dikkat çeken örneklerinden biridir üstelik. Onun bu başarısı ise, millete mal olmuş bir simgenin, etkin bir şekilde kullanılmış olmasından geçer. Hemen hemen her vatanseverin kanını kıpır kıpır yapmayı başarmış bu kampanya, bilinen en başarılı askeri kampanyalardan biridir. İyi bir SWOT, hedef kitleni derinlemesine tanımak ve de dahası… Sam amca kimsenin tahmin edemeyeceği kadar genci çekmeyi başarmıştır yanı başına.

Bu düzen 1987-95 arasında da hızlı bir şekilde devam etmiştir. Hükümetin stratejisi olarak da güç bulmuştur. Amerika bu kez ordu dallarının; kadın ve erkek üzerinde ne konularla etkili olabileceğine kafa yormuş. Öyle ki bu yıllar arasında yapılan ordu kampanyaları ‘be all you can be’ ana başlığı altında çeşitlendirilmiştir. Yine hedef kitlesi eğitim seviyesi ikinci kademeye geçmeyen 16-20 yaş aralığındaki insanlardır. Ancak bu kez erkek merkezli değil, kadınları da bolca dahil eden bir düzene geçilmiştir. Dönem içindeki bu değişikliğin sonucunda raporlar gösteriyor ki, artık kadınların da oranları %7’lik bir algı farkındalığına neden olmuştur.

2006 yılından sonra McCann Ericson NY Ajansının başlattığı yeni ordu tanıtımı ‘Army Strong’ sloganını içerdi. Bu da aslında artık geçmiş miraslardan çok, yeni dünya düzeniyle beraber güçlenen insan figürünü temel almaya başladığı anlamına geldi. Artık daha güçlüydü. Orduda olmak, katılımcıları dışarıda, gerçekte olamayacakları kadar güçlü kılıyordu. Hayal güçlerinin ötesine taşıyordu. Yarattıkları bu evren günümüze kadar süre geldi. Yeni senede savunma bakanlığının yeni bir kampanya yolunda olduğu yazıları da ortalarda dolanıyor ancak şimdilik hala son dünya algımızda.

Bununla ilgili, Amerika dışında bir diğer örnek de; Beyaz ordu’dur. Onlar bunun etkisiyle daha kuvvetli bir adımla ‘Neden sen orduda yoksun?’ sorusunu soracak kadar baskın çıkmıştır. Rusya tabii ki şanına uygun bir tavırla, daha askeri, daha sert ve daha net bir sesleniş tonu yakalamayı uygun bulmuştur. Bir seslenişte yapmanız gereken hedef kitlenin, neyle hareket edebileceğini iyi kavramaktır. Nitekim her topluluk, büyüdüğü sosyo kültürel özelliklerle farklılaşır ve tepkileri, beyinlerinin aksiyon merkezleri bambaşka bir hal halır. Rusya ve Amerika arasındaki ton farkının temeli de buradan ileri gelmektedir.

Amerika’nın ‘Sam amcası’nın ya da diğer kampanyalarının başardıkları azımsanmamalıdır. Reklam tarihi ders çıkarılması gereken bir arşivi içerir. Hani bu küçümsediğimiz ‘300 senelik tarihleri var’ anlayışı, yeni dünya düzeni için ders çıkarma konusunda ne yazık ki çok zayıf kalıyor. Amerika tarihi pazarlama ve reklam için tarihinde onlarca, binlerce örneğe sahiptir. Başarıları azımsanacak gibi değildir. Aslında iki birbirinden zıt anlayışı birbirinin içinden geçirerek, paralel evrenleri yakalamak gibi bilim üstü bir başarıyı sahiplenir. Yapmak istediği ticari olmayan, gönüllülük içeren, sadece vatanseverliği arttırıcı bir adımdır. Oysa bunun aracı reklam tamamen ticari odaklı bir hareket tarzıdır. Bu iki birbirinden nefret eden kavram, Amerika’da mucizevi bir başarıyla bir arada kullanılır. Bu noktada başarıyı en iyi gözlemi yaparak, analiz ederek, birbirine güvenen ekipler olmayı başararak ve hep okuyarak kazanmışlardır.

Sadece son cümledeki yetkinliklerini düşündüğünüzde bile pazarlama ve reklam kavramlarının Türkiye’de neden istenildiği noktaya gelemediğinin çıkarımını yapmak mümkün.

Eh belli oluyor ki artık reklamın burnunu sokmadığı bir boşluk yok. Kendisi biraz hadsizdir ama bu kudret, onu her seferinde daha da çok sevilen bir fırsatlar diyarı haline getirmektedir. Reklam ve PR ordunun vazgeçilmez iki ana üyesidir. Onları görmezden gelmek, kuşkusuz ki saflık olacaktır.

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Eskişehir Anadolu Üniversitesi Reklamcılık ve Halkla İlişkiler Bölümü mezunu olan Zümrüt Tanrıöven; Pazarlamasyon'da pazarlama ve reklam üzerine yazılar yazmaktadır. Futbol Extra'da yazar olmasının yanında, bunun bir devamı olarak spor pazarlama konusunda oldukça derin eğitimler almış, bu konuda bir çok araştırmada ve projede bulunmuştur. İstanbul Bilgi Üniversitesinde bitirdiği yüksek lisansıyla beraber kültür ve sosyolojik yönetimlere de odaklanmaya çalışmış, bu alanları birbiri içinde kullanmaya yönelmiştir. Alamet-i Farika, Show Tv gibi yerlerin ardından son 5 yılında TTNET, Tivibu'da İçerik Pazarlama'cı olarak çalıştı. Şimdi Türk Telekom Pazarlama İletişiminde yolunda devam etmekte.

Bir Cevap Yazın

Oscar Adayı Film Londra’da Gerçek Oldu

Bu yılki Akademi ödüllerinde En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (iki adaylık), En İyi Özgün Senaryo, En İyi Kurgu, En İyi Film Müziği olmak üzere tam 6 kategoride Oscar adayı olarak, sinema dünyasının en saygın ödülü için favori gösterilen Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri (Three Billboards Outside Ebbing, Missouri) filmi, Londra’daki Grenfell Kulesi yakınında gerçek oldu.

Tecavüz edilerek öldürülen kızının katilini bulmak için adalet arayan bir annenin, olayın yaşandığı yerdeki üç reklam panosunu kiralayarak mücadelesini kamusal alana açmasını anlatan filmden ilham alan Justice4Grenfell adlı bir grup, kendi üç panolu kampanyasını başlattı.

Başrolde Frances McDormand’ın harika bir performans sergilediği filmden esinlenen grup, her biri bir reklam panosu taşıyan üç kamyon kiralayıp “Nasıl oldu da hâlâ kimse tutuklanmadı? 71 ölü.” ifadesini söz konusu bölgede dolaştırıyor. Oscar adayı da olmasıyla iyice ünü yayılan filmin rüzgârını arkasına alan projenin, grubun köklü reklam ajansı Bartle Bogle Hegarty’nin Londra ekibiyle yaptığı iş birliğiyle hayata geçtiğini de belirtelim.

Geçen yılın Haziran ayında Grenfell Kulesi’nde çıkan yangında 71 kişi hayatını kaybetmiş, daha çok işçilerin ve göçmenlerin kaldığı bu sosyal konuttaki ihmaller zinciri ve soruşturma sürecindeki adaletsizlikler, Birleşik Krallık’ta büyük tepki uyandırmıştı. Avukatlar tarafından kurulan grubun diğer isteği ise hem sevdiklerini hem de evlerini kaybetmiş sakinler için binanın onarılması ve yeniden yaşanacak bir hâle getirilmesi. Justice4Grenfell (Grenfell İçin Adalet) grubu, şehri yöneten yetkilileri ve hükümeti, kurbanların evsiz kalan aileleri için konaklama imkânı sunmasını ve olay yeri civarındaki yangına dayanıksız 297 binanın güvenliğini sağlamasını da talep ediyor.

Binada çıkan yangından bir kare.

Bu açık hava çalışması hem sosyal sorumluluk anlamında en iyi örneklerden birini alarak harekete geçmesi hem de Oscar ödül törenine çok yaklaştığımız bu dönemde harika zamanlamasıyla övgüyü hak ediyor.

Oscar
Film, bu yılki Oscar adayları arasında en büyük favorilerden biri olarak kabul ediliyor.

Three Billboards Outside Ebbing, Missouri filmi baskın ve muhafazakâr kasaba kültürünün, güvenlik güçlerinin ve adalet sisteminin nasıl kör olabileceğini göstermesi ve olayı örtbas etmeye çalışan yozlaşmış, hatta ırkçı sisteme dikkat çekmesiyle pek çok kesim tarafından beğeniyle karşılanmıştı. Filmin, Hollywood’daki pek çok kadın oyuncunun Harvey Weinstein tarafından taciz ve tecavüze uğradığını öne sürmesiyle başlayan #metoo (ben de) hareketinin de etkisiyle Oscar gecesinden ödüllerle döneceğine kesin gözüyle bakılıyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Facebook ve Google’ın Siyasi Reklamlarla Başı Dertte

Facebook

Facebook, Google ve diğer çevrimiçi platformlarda yayınlanan siyasi propaganda içerikli reklamlar, artık Federal Seçim Komisyonu tarafından çizilen çerçeve kapsamında ve daha sıkı kurallarla denetlenmek isteniyor.

Komisyonda Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Demokrat Parti üyesi Ellen Weintraub’un paylaştığı teklif radyoda, televizyonda ve basılı reklamlarda yayınlanan siyasi içerikli reklamlarda olduğu gibi, internette yer alan politik reklamların da kaynağının açıklanmasını şart koşuyor. Kongre, konuyla ilgili ciddi bir düzenleme olarak kabul edilen tasarıyı, 8 Mart’taki halka açık oturumda tartışacak.

Siyasi içerikli internet reklamları ABD’de oldukça popüler durumda.

Hatırlayacağınız üzere, Rusya’nın Donald Trump’ın kazandığı 2016 yılındaki ABD Başkanlık Seçimi‘ni sosyal ağlarda ve dijital ortamlarda manipüle ettiğine, Amerikan halkı üzerinde algı operasyonu yaptığına, hatta belli yöndeki propagandalara seçim sonuçlarını değiştirecek derecede maddi destek verdiğine dair iddialar hâlen sürüyor.

Kongrenin gündemine getirilen tasarı buradan hareketle, hem bu iddiaları daha yakından inceleyebilmek hem de benzer şüphelerin tekrarlanmaması için Facebook ve Google gibi dijital alandaki dev platformların, yayınladıkları siyasi içerikli reklamların sponsorlarının kim olduğu, bu reklamlara ne kadar para harcandığı, reklamların hangi kesimleri hedeflediği ve benzeri birçok noktada hem Beyaz Saray’a hem de Kongre’ye açıklama yapması kuralını getiriyor.

Federal Election Commission
Federal Seçim Komisyonu’nun gündeme getirdiği tasarı, siyasi içerikli internet reklamlarına sıkı denetim getiriyor.

Federal Seçim Komisyonu’nun teklifi, siyasal propaganda çalışmalarını, siyasi partileri ve teknoloji şirketleri de dahil olmak üzere federal seçimleri etkileyebilecek diğer kurumları kapsıyor. Bu durumda, söz konusu kapsamda faaliyet gösteren taraflara ait platformların ilgili mevzuata uyum sağlayacak hâle gelmesi gerekecek.

Yine de hikâyenin burada başlamadığını, konunun tâ 2011’e kadar uzandığını da belirtmemiz gerekiyor. Facebook o yıl, reklamlardaki “sponsorlu” ifadesinin sponsorun kimliğine dair bilgi vermediğini ve sponsorun internet sitesine yönlendirme yapmadığını belirterek Federal Seçim Komisyonu’ndan bu konuda muafiyet talep etmişti. Konu komisyonda görüşülmüş ama herhangi bir karar bağlanamamıştı.

Vladimir Putin
Rus manipülasyonuyla ilgili başı en çok ağrıyan platformlardan biri de Facebook.

2015 ve 2016 yıllarında Facebook, Google ve diğer bazı önemli internet sitelerinin Ruslar tarafından, Amerikan halkını politik konularda etkilemek amacıyla kullanıldığının ortaya çıkması, doğal olarak bu konunun komisyon tarafından yeniden gündeme getirilmesine yol açtı. Açıkçası komisyon bu sefer, sert kurallar koymakta ve sıkı denetim getirmekte kararlı görünüyor.

Nitekim söz konusu tasarı, internette metin veya görsel grafik biçimindeki siyasi içerikli reklamlarda reklamverenin adının yeterli büyüklükte ve açıkça okunabilir harflerle yazılmasını zorunlu tutuyor. Dijital müzik platformları ve internet radyolarında verilen politik reklamlar da düzenlemeden nasibini alacak. Zira buralarda verilen siyasi reklamlar sözlü feragatnameleri içermek zorunda olacak ve çevrimiçi video ve sesli mesaj yoluyla reklam veren adayların ad ve soyadlarını tam olarak belirterek “Bu mesajı onaylıyorum” ifadesini ekleyecek. Tasarı yasalaşırsa, internetteki ücretsiz içerikleri de etkileyecek. Örneğin YouTube’a ücretsiz bir şekilde video yükleyen siyasi kuruluş veya kişi, içerikten sorumlu olduğunu belirtecek. Mevcut yasada bu durum yalnızca reklamlı olarak paylaşılan politik videolarda sınırlı.

Tasarı yasalaşırsa, yeni düzenlemeden YouTube da derinden etkilenecek. Sponsorlu ya da sponsorsuz her siyasi reklamda yeni kıstaslar aranacak.

Komisyondan geçmesi için Cumhuriyetçi Parti’nin desteği gereken tasarı, sanal ve artırılmış gerçeklik konuları da dahil olmak üzere, teknolojik gelişmelerin yasal çerçevede düzenlenmesi yolunda önemli bir adım olarak kabul ediliyor.

Federal Seçim Komisyonu’nun (FEC) internetteki politik reklamların yasal yönden düzenlenmesine ilişkin ilk girişimi elbette bu değil. Komisyon 2006 yılında Youtube’dan, bu platformda bireyler veya kimi gruplar tarafından satın alınan çevrimiçi siyasi reklamların ne kadara mal olduğuna dair bilgi vermesini istemişti. Hatta bu istek, başka sitelerde banner olarak bulunan ücretli politik reklamların tamamını da kapsar nitelikteydi. Komisyon, blog ve benzeri kişisel görüş içeren bazı dijital iletişim kanallarını ise bundan muaf tutmuştu.

Görünüşe göre, 2011 yılında FEC’in taleplerine direnen Facebook’u bu sefer daha zor bir mücadele bekliyor.

Tasarının yasalaşıp yasalaşmayacağı şimdilik meçhul. Fakat kendi durumumuza dönüp baktığımızda, bilişim hukuku konusunda henüz yeterli sayıda ve nitelikte insan kaynağının bile olmadığı ülkemizde, buna benzer çalışmaları görmek şimdilik yalnızca bir hayal olarak duruyor. Çünkü bilişim hukukunun genellikle sansüre yasal dayanak olarak kullanıldığı ve bunun kanıksandığı bir ortamda, politik reklamların kaynağını sorgulamak üst düzeyde bir şeffaflık ve hesap verebilirlik anlayışı ile özel uzmanlık gerektiren kalifiye insan kaynağına ihtiyaç duyar.

Peki, ABD’de gündeme gelen bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Siyasi amaçla verilen çevrimiçi reklamların kaynağının ayrıntılı bir şekilde sorgulanması ve en derin noktalarına kadar devlet kurumlarına bilgi verilmesi bir şeffaflık göstergesi mi, yoksa siyasi propaganda özgürlüğünü gelecekte kısıtlayabilecek bir düzenleme mi?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link

MARKETING MEETUP 2018



Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
Erken Kayıt Fırsatı
close-link












Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
BU ETKİNLİKTE OLMALIYIM
19 Nisan'da Uniq Istanbul'da Sophia'nın da katılımı ile Marketing Meetup'ta buluşuyoruz.
close-link