Ar(a)da Turan

Simit Sarayı’nın yeni reklam filmini izlemişsinizdir. Türkiye’nin en başarılı ajanslarından Alametifarika imzası taşıyor reklam. Alametifarika’ya benim de özel bir ilgim ve sevgim vardır ama bu reklamı eleştirmeden duramayacağım. Bir izleyici gözüyle aklıma  takılan soru işaretleri var çünkü.

Öncelikle şunu söylemem lazım; artık reklamlarda ünlü görmeye alıştık ya da alıştırıldık desem daha doğru olur. Her marka muhakkak bir ünlüyle anlaşıp “bakın sizin için hiçbir masraftan kaçınmayıp Türkiye’nin en ünlü insanlarından birini oynatıyoruz reklamda, e  siz de bir zahmet satın alın şu ürünleri” mesajını veriyor son zamanlarda. Ünlü görmesek o reklamı izlemeyeceğiz neredeyse o kadar alıştık yani bu duruma. Aynı ünlüyü bir gün A markasında, ertesi gün B markasında görüp karışan akıllardan bahsetmiyorum bile. Hepsine tamam ama ünlü kullanımının da bir sınırı, bir adabı var.

Asıl işi oyunculuk olan ve sık sık farklı rollerle karşımıza çıkan ünlüler belki  farklı reklamlarda görünme konusunda biraz daha az göze batabilir. Zaten o kişi kafamızda belli bir role sahip değildir, değişkenlik gösterir hep ama  bir futbolcunun, üstelik futbolcu karakterinden de sıyrılmadan çeşitli   reklamlarda oynaması pek de doğru gelmiyor bana. Bu yüzden Arda Turan’ın oynadığı reklam filmlerini  ya da yer aldığı kampanyaları, kendisini ve kişiliğini çok beğendiğim halde inandırıcı bulmuyorum ve beğenmiyorum.(DeFacto reklamı faciasını hala atlatamadım)

Bu girişten sonra Simit Sarayı reklamında beni rahatsız eden noktalara gelebilirim. Önce filmi izleyelim;

httpv://youtu.be/pyS18slDhK4

Film,  Arda Turan’ın canı sıkkın bir şekilde Amsterdam sokaklarında dolaşmasıyla başlıyor. İçinden  “şimdi İstanbul’da olmak vardı” diye geçirirken oğlunun içindeki sıkıntıyı hisseden annesi Arda’yı arıyor ve ülkesini özleyen oğluna çare olarak Simit Sarayı’na gitmesini kaşarlı sucuklu bir simit söylemesini öğütlüyor. (Bu sırada Arda’nın annesi de Simit Sarayı’ndadır.) Arda  önce Amsterdam’da Simit Sarayı olmasına şaşırıyor, bu düşüncesini de “Simit Sarayı mı, Amsterdam’da mı?” sözleriyle dile getiriyor ki markanın ne kadar mühim bir başarı elde ettiği vurgulansın. (Kesinlikle Simit Sarayı’nı küçümsemiyorum, gerçekten Türkiye’nin en iyi markalarından biridir.)

Neyse sonunda kahramanımız Arda, annesinin sözünü dinleyip soluğu Simit Sarayı’nda alıyor, içeriye şöyle bir göz gezdirdikten sonra o talihsiz cümleyi sarfediyor: “Que bueno!” Yani İspanyolca ne güzel!. diyor memleket hasretiyle yanıp tutuşan ve bu hasreti bir nebze olsun gidermek için simit yemeye giden Arda’mız. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Az önce ah memleketim diye iç geçiren Arda ne ara asimile oldu da İspanyolca şaşırır oldu? Hadi bu reklam İspanya’da çekilse anlayacağım da elin Amsterdam’ında ne diye kendi dilinde şaşırmıyorsun? Que bueno diyeceğine “Vay arkadaş” desene. Tamam anladık İspanya’da oynuyorsun, dünya’ya açıldın da hiç oldu mu şimdi bu? Senin bu lafı söyledikten sonra simit değil tortilla yemen lazım.Yanında da çay yerine sangria. Tabi bu eleştiriler Arda’ya değil reklam filmini yapanlara. Ayrıca Arda Amsterdam’da ne yapıyor? Gezmeye gitti desek hiç öyle bir hali yok, bitik bir halde dolaşıyor sokaklarda. Antrenmana gitti desek o da değil. Madem hiçbiri değil ve memleketini özlüyor neden İspanya’dan kalkıp Türkiye’ye gelmiyor da Amsterdam’a gidiyor?

Eğer reklamda “illa ünlü kullanacağız, bizim diğerlerinden neyimiz eksik” düşüncesiyle hareket edilmeyip bir reklam oyuncusu kullanılsaydı bunların hiçbiri olmazdı. Amsterdam’da yaşayan gurbetçi bir gencin memleketine özlem duyması ve simit ile bu özlemi gidermeye çalışması çok daha doğal ve inandırıcı biçimde işlenebilirdi ya da Arda oynayacaksa izleyiciye Arda’nın İspanya’da oynayan  bir Türk futbolcusu olduğu düşündürtülmeden oynatılabilirdi. En azından İspanyolca konuşturulmayabilirdi. Arda çok arada kalmış reklamda. Ülkesi İspanya mı?; Türkiye mi? karar verememiş gibi duruyor.

Bunlar benim nacizane görüşlerim ve reklamda dikkatimi çeken konulardı. Simit Sarayı’na Amsterdam şubeleri hayırlı olsun diyelim ve başarılarının devamını dileyelim.

Paylaş
Reklam, marka ve pazarlama tutkunu.Bu alanlarda başarılı bir kariyer hedefi bulunmakta. Hayattaki en önemli görevin dünyadaki tüm çocukların mutluluğu için çaba göstermek olduğunu düşünüyor.

CEVAPLA