Almadan Vermenin Gücü

“Beşinci sınıf öğretmeni bana, öğrencilerine; geçmiş, şimdiki ve gelecek zamanın doğru kullanımı ile ilgili yaptığı sınav hakkında yazmıştı. “Veriyorum” cümlesinin gelecek zaman hali nedir sorusuna genç bir adam “alıyorum” diye cevap vermiş. Dil bilgisi kuralını yanlış anlamış olabilir ancak büyük bir toplumsal kuralı çok doğru anlamıştır.”  

En insani yanlarımızdan biridir iyiliğe iyilik ile cevap verme isteğimiz; iyilik karşısında mahcubiyet hissetmemiz.  Samimiyet ile iyiliğin buluştuğu her ortamda kendini gösterir. Komşunun ikramından, tanımadığının birinin günaydınına kadar…

Tüketicinin satın alma davranışında da kendini gösterir vermenin gücü. Ve haliyle markaların/işletmelerin davranışında da.

Elbette en önemli kısım, samimiyettir. Karşılık beklenerek yapılan iyiliklerin geri dönüşünde hayal kırıklıklarına uğrayabilirsiniz. Vermenin gücünün pazarlama boyutundan kastettiğim, marketlerde “sucuğumuzdan tatmak ister misiniz” demek veya promosyon ürünleri vermek değil. Bunlarda samimiyeti çok hissedemezsin. Buralarda marka, “Al bak ne kadar güzel, ben sana şimdi bunu veriyorum ama beğen ve sonra gel daha fazlasını satın al tamam mı?” der.

İyiliğin odağına ürünü, markayı koyarsanız samimiyet noktasının biraz uzağında kalırsınız. Çıkış noktası, gerçekten bir iyilik, karşılık beklenmedik bir fayda sağlamak olmalı.

fft99_mf1281635

Üniversite yıllarımda o zamanların Google Ülke Pazarlama Müdürü, şimdinin Google Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölge Müdürü olan Mustafa İçil, katıldığım bir konuşmasında Amerika’da yaşadığı bir deneyimini aktarmıştı. Müzik aletleri satan bir markette gitar incelerken yanına gelen satış görevlisi, o gitar ile eve gidebileceğini ve dilediği kadar rahatça deneyimleyebileceğini, kararını verdiğine inandığında da geri getirebileceğini belirtmiş. Gayet sıcak bir dille bunu yaparken samimi bir vücut diline de sahip olduğunu belirttiğini hatırlıyorum. Ayrıca ne olur ne olmaz anlaşılmamış olmamak adına da bu deneyim sonrasında kesinlikle satın almak gibi bir zorunluluğun olmadığını iletmiş kendisine.

Mustafa İçil’in hikâyeyi anlatırken bile gözlerindeki hayranlığı görebiliyordunuz. Tabi ki salonun hayreti ve hayranlığı ile de salondaki enerji hissedilebilir seviyelere ulaşmıştı.

Yıllar önce kardeşimin rahatsız olduğu bilgisayar sandalyesi yerine yenisini almaya çıktığımızda, mağaza sahibinin bize o yeni sandalyeyi satmayışını da unutmam asla. Önce mevcut sandalyedeki rahatsızlığı sormuş, sonra rahatsız olduğumuz ürünün benzerini getirerek yükseklik ve yaslanma ayarlarının nasıl olduğunu sormuştu. Ardından kendi ayar tavsiyelerini bize söyleyerek, “bu şekilde de bir deneyin, yine rahat edemezse o zaman gelirsiniz yeni bir sandalye veririz” demişti. Tavsiye ettiği ayarlar işe yaramış ve kardeşim yeni sandalye almaktan vazgeçmişti.

Mustafa İçil’in o gitarı alıp almadığını veya o mağazadan alış veriş yapıp yapmadığını hatırlamıyorum ama biz o sandalye satan abiden çok şey satın aldık. İhtiyacımız olduğunda veya çevremizde ihtiyacı olan olduğunda da aklımıza ilk o geliyor her zaman.

Karşılık beklemeden, almadan vermenin gücünden kastım, tam da bu hikâyelerdeki gibi. Samimiyet içeren ve içinde önce “sen” olan düşünce. Elbette uzun vadede harika dönüşler yaratacak ama sen onları bekleyen olma!

Hangi pazarlama stratejisi kullanılırsa kullanılsın, içerisine koyacağın “almadan verme” düşüncesi, onu çok daha mükemmel kılacaktır. Elbette bu düşünce ile planlı yola çıkmak, almadan verme düşüncesinin özü ile çelişecektir. O nedenle önce markanın ve markayı temsil edenlerin iyi olması, insana ve topluma fayda yaratma düşüncesini kârdan bağımsız düşünebiliyor olabilmesi gerekir. Kurumsal sosyal sorumluluk projelerinde, müşteri ilişkileri yönetiminde, satış sonrası hizmette ve diğerlerinde; iyi ve samimi olun markalar… Yazının başında Robert Cialdini imzalı İknanın Psikolojisi adlı kitaptan aktardığım hikâyedeki gibi, bugünün “veriyorum”u, yarının “alıyorum”udur.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

5 yildir bankacilik/finans sektorunde finansal analiz ve kredi degerlendirme profesyoneli olarak calisan yazar, 2007 yilindan itibaren de pazarlama uzerine yazilar yazmaktadir.

Bir Cevap Yazın

Airbnb, Trump’ın Pislik Yuvası Olarak Tanımladığı Ülkelerin Reklamını Yaptı

Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanlık koltuğuna oturduğundan beri, yaptığı birçok hamle hem kendi ülkesindeki hem de dünya çapındaki çok büyük bir kesim tarafından eleştirilen Donald Trump, zaman zaman da belli kesimlere yönelik olarak yaptığı aşağılayıcı yorumlarla dikkatleri üzerine çekiyor. Kendisinin bu kapsamda son olarak yaptığı açıklama da oldukça tepki topladı.

Donald Trump, iddia edildiğine göre geçtiğimiz hafta Beyaz Saray’da gerçekleştirilen bir toplantı sırasında Haiti, El Salvador ve bazı Afrika ülkelerini hafifletilmiş tabirle “pislik yuvası” olarak tanımladı. Doğal olarak bu açıklama, son günlerde medyada kendine fazlaca yer buldu ve birçok kişi, Donald Trump’ın bu açıklamasına tepki göstererek söz konusu ülkeleri savundu. İnsanların konaklama yeri bulmasına yardımcı olan bir online platform olan Airbnb de kritik bir hamleyle Amerika Birleşik Devletleri başkanının bu açıklamasını bir reklam kampanyasına dönüştürdü.

Fortune’un yaptığı habere göre Airbnb, Donald Trump’ın kötülediği bu ülkelerin reklamını yapmak için en az 100.000 dolar katkıda bulunacağına söz verdi. Airbnb’nin kurucu ortağı ve CEO’su olan Brian Chesky, resmi Twitter hesabından attığı tweet’lerle bu ülkelerin kendileri için olan önemine dikkat çekti ve dolaylı bir şekilde de olsa Trump’ın açıklamasını eleştirdi. Brian Chesky; Haiti, El Salvador ve Afrika’nın belli bölgelerinde yaklaşık olarak 75.000 ev sahibi bulunduğunu ve toplamda 2,7 milyon Airbnb kullanıcısının Haiti, El Salvador ve Afrika ülkelerinin “ziyaret etmeye yetecek kadar güzel” olduklarına karar verdiklerini vurguladı.

Airbnbn CEO’su, attığı tweet’lerden birinde bu ülkelerde bulunan 75.000 ev sahibinin toplamda 170 milyon dolar gelir elde ettiğini de belirtti.

Bununla birlikte Brian Chesky, söz konusu ülkelerin güzelliklerini ön plana çıkartmak için bu ülkelerden bazı manzaraların yer aldığı fotoğraflar paylaşmayı da ihmal etmedi.

Ayrıca Airbnb’nin resmi Instagram hesabı da aynı şekilde benzer şekilde bahsi geçen ülkelerin bazılarının fotoğraflarını paylaştı.

Bu, bir markanın, Donald Trump’ın açıklamasından faydalandığı ilk olay değil. Daha önce de fast food restoran zinciri KFC, Trump’ın Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’a yönelik olarak attığı bir tweet’i kullanarak McDonald’s’a göndermede bulunmuştu.

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Kind, Cesur Pazarlama Faaliyeti Kapsamında 10.000 Kişiye Rakiplerinin Ürünlerini Gönderdi

Bir markanın ürününe sonuna kadar güvenmesi çok önemli bir olaydır. Markalar sürekli olarak kendi ürünlerinin en iyisi olduğunu ve ürünlerine güvendiklerini söyleseler de, bu güveni göstermek yürek ister. Kind isimli marka ise son yaptığı pazarlama faaliyetiyle böyle bir yüreğe sahip olduğunu gösterdi.

Protein barı ve granola bar gibi sağlıklı atıştırmalıklar üreten bir marka olan Kind, protein barı pazarına girişini doğrudan rakiplerini hedef alan bir pazarlama hamlesiyle duyurdu. Yeni ürününü insanlara denettirmek isteyen marka, internet sitesi üzerinden kayıt olan 10.000 kişiye kendi ürününden göndermekle kalmayıp kendisi gibi protein barı üreten Clif, Quest, ThinkThin ve Power Crunch gibi çeşitli rakiplerinin ürünlerinden de gönderdi. Tabii ki Kind’in bunu yapmaktaki amacı, insanların iki ürünü de deneyip hangisinin daha iyi olduğuna karar vermelerini sağlamaktı.

Kind, kendi protein barlarında ana protein kaynağının fındık olduğunu ve bu yüzden otomatik olarak kendi protein barlarının, yoğun olarak yapay protein karışımları, yapay tatlandırıcı ve şeker alkolü barındıran diğer protein barlarından daha iyi olduğunu belirtiyor. Kind şirketinin entegre iletişimden aorumlu başkan yardımcısı Drew Nannis, bu pazarlama faaliyetiyle ilgili olarak şunları ifade etti:

“Yeni bir kategoriye girdiğimizden beri, insanları ilgi uyandıran bir şekilde değişiklik yapma konusunda ikna etmeye ihtiyaç duyuyoruz. Tat oldukça subjektiftir, bu yüzden insanların ürünümüzü denemelerini sağlayarak iyi bir etki yaratmak için elimizden gelenin en iyisini yapmak istedik.”

Protein barları, marka için net bir büyüme fırsatı barındırıyor. Bununla birlikte Kind, kendisini meydan okuyan bir marka olarak görüyor ve yerleşik rakiplerle boy ölçüşmekten hiçbir şekilde kaçınmıyor. Ayrıca belirtilene göre bu pazarlama faaliyetleri onlar açısından oldukça iyi sonuç verdi. Bununla ilgili bir örnek vermek gerekirse, Drew Nannis’in belirttiğine göre bu pazarlama faaliyetinin başlatıldığı hafta boyunca şirketin internet sitesinin trafiği %61 oranında arttı.

Tüm bunların yanı sıra Kind, Korkunç Bir Film’deki Cindy Campbell rolüyle tanınan Anna Faris’in rol aldığı bir dijital reklam kampanyası da yürütüyor. Bu reklam videosunda Anna Faris, Amazon kullanıcılarının piyasada yer alan lider protein barları hakkında yaptıkları ve tamamen gerçek olan kötü yorumları okuyor. Birkaç farklı dijital kanal üzerinden yayımlanan bu reklam videosunu aşağıdan izleyebilirsiniz.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link