2016’da en az zarar yeme içme ve kozmetik sektöründe yaşandı

Yapılan araştırmalara göre , sıkıntılı geçen 2016 yılını en az hasarla kapatan perakende kolları yeme-içme sektörü ve kozmetik oldu.

Ticari gayrimenkul ve finansal hizmetler veren JLL Türkiye’nin, Türk ekonomisinin ve Türkiye ticari gayrimenkul pazarının 2016 görünümü ile 2017 beklentilerini ayrıntılı olarak özetlediği “2016 Yıl Sonu Raporu” yayınlandı.

Rapora göre 2016’da organize perakendedeki ziyaretçi sayısı bir yıl öncesine göre aynı seviyede kaldı. Sektör bağlamında bakıldığında ise yeme-içme ile kozmetik sektörlerindeki markalar krizden en az etkilenen perakendeciler olarak öne çıktı. Oyuncak gibi ürünlerin de sunulduğu çocuk marketleri ve spor giyim markaları da yıl boyunca iyi performans gösterdi.

Küresel perakende görünümünde yeme-içme sektörüne ayrılan alanlar her yıl artış gösterirken, Türkiye organize perakende pazarında son dönemde açılan alışveriş merkezlerindeki gastronomi alanlarının yüzde 30 seviyesine ulaştığı görüldü.

JLL’nin çalışmasına göre, yatırımcı tarafından bakıldığında 2017 yılı boyunca gündemin en tepesinde “tasarruf” olacak. Perakendecilere sağlanan kur sabitleme ve kira indirimi gibi kısa dönemli teşvikleri kabul eden yatırımcıların, azalan gelirlerinin yanında artan işgücü ve operasyonel giderleri nedeniyle tasarruf eğilimde olması bekleniyor.

Diğer yandan TL’nin diğer para birimleri karşısında değerindeki gidişatının perakendecilerin fiyatlandırma politikalarını etkilemesi bekleniyor. 2016 yılı boyunca TL’nin değerindeki keskin düşüşün 2017 yılı ilk çeyreğinin sonlarına doğru piyasada etkisini göstermesi, başta yabancı markalar olmak üzere perakendecilerin ürünlerini kayda değer bir zam oranı ile yeniden fiyatlaması öngörülüyor.

JLL’nin 2016 raporunda, cadde perakendeciliği bölümüne de yer verildi. Çalışmaya göre, siyasi ve makroekonomik gelişmelerden olumsuz açıdan en az etkilenen bölge Nişantaşı olarak belirlendi. Teşvikiye nin en üst segmente, Rumeli Caddesi’nin ise orta gelir grubuna hitap ettiği dengeli marka karmasını muhafaza eden Nişantaşı, City’s Alışveriş Merkezi’nin katkıları ile önemli bir ayak trafiği çekiyor.

Diğer yandan en az etkilenen alışveriş caddeleri Nişantaşı’nda gözükse de, buradaki caddeler de gündemden etkilendi. Nişantaşı’nda alışveriş caddeleri 2015 yılında yüksek müşteri talebine arz bağlamında cevap veremiyorken, 2016’da düşen talep karşısında boş mağazalara ev sahipliği yaptı.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlamasyon Pazarlama, Sosyal medya, Marka Yönetimi, Pazarlama İletişimi, Dijital Pazarlama ve İş Dünyası konularına odaklı bilgi kaynağı.

Bir Cevap Yazın

Kahvaltının En Önemli Öğün Olduğunu Pazarlamacılar mı Uydurdu? [Video]

Yıllardır babalarımız, annelerimiz, dedelerimiz bize “kahvaltının en önemli öğün” olduğunu söyledi durdu. Peki, bunun bilimsel bir temeli var mı ya da bu algı nasıl ortaya çıktı? Bu hafta, kahvaltı yapma algısı ile ilgili keyifli bir sohbet ettik. Gelin hep beraber kahvaltı yapmanın kilo vermeyle, sağlık sorunlarıyla ya da düşük performansla bir ilgisinin olup olmadığını video haberimizde görelim.

Sohbetimize konu olan haberin linkine şuradan ulaşabilirsiniz. Yeni videolardan anında haberdar olmak adına Pazarlamasyon’un Youtube hesabını takip etmenizi öneriyoruz. Buraya tıklayarak Youtube hesabımızı takip edebilirsiniz. Keyifli seyirler.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Yılların İkonu ‘Converse’ İhtişamlı Geçmişini Kurtarabilecek Mi?

Hayat iniş çıkışlarla dolu, bizler nasıl dibe vuruyorsak markalar da vurabiliyor. Geçtiğimiz dönemlerin arzu nesnesi haline gelen onlarca marka  bugün arzın çeşitliliği, trendlerin hızla değişimi, kötü yönetim ya da basit bir reklam kampanyası yüzünden bile ihtişamlı günlerini geride bırakabiliyor. Bu yazı dizisinde hep beraber kötü talihle yüzleşen markaların hikayelerine bakacağız.

Hazırsanız Converse ile başlıyoruz.

Herşey Marquis Mills Converse’in 1908 yılında Malden Massachusetts’de Converse Rubber Shoe Company’i kurması ile başladı.  İlk iki yılında kendini idame ettirecek kadar sipariş alan şirket bir adım daha öteye giderek kültürel bir ikon haline gelen basketbol ayakkabılarını üretmeye başladı.

 

Chuck Taylor

1971’de ilk basketbol ayakkabısı The All Star’ı üreten Converse, hafif ve ön kısmı destekli bu ayakkabının tanıtımı için ünlü basketbol oyuncusu Charles Hollis Taylor bizim bildiğimiz adıyla Chuck Taylor ile anlaştı. Böylelikle 1921’de Converse’in ilk basketbol ayakkabısı The All Star Chuck Taylor ismine kavuştu.

Rüzgarın markadan yana olduğu bu dönemde özellikle 1936 Olimpiyatlarında basketbolda Amerika Kanada’ya karşı algısının da faydası ile markanın benimsenmesi hem de NBA’in kurulması ile ligin en popüler ayakkabısı haline gelen Converse piyasada Nike, Adidas, Puma gibi markalarla amansız bir rekabetin içindeydi.

1950’lerde adeta dönem gençlerinin üniforması haline gelen, eskidikçe güzelleşen bu ayakkabı James Dean gibi bir ikonun ayağında basketbol ekseninden popüler kültür eksenine doğru yol almaya başladı. 1957’de ise Converse tek başına “sneaker” piyasanın %80’ini elinde tutuyordu.

The One Star

1970’lerde Converse The One Star ismini verdiği sağ tarafında tek yıldız bulunan ve bir anda markanın diğer en iyi satan model, haline gelecek süet ayakkabısını tanıttı.  Bu ayakkabı kısa kesimli basketbol performans ayakkabısı olarak sahneye çıksa da sörf ve kaykaycıların fazlaca tercih ettiği bir ayakkabı haline geldi.

 1980 ve 1990’lar Grunge Etkisi

Converse’in kritik dönemlerinden bir diğeri 1984’te resmen Los Angeles Olimpiyatları’na sponsor olması ile başladı.  1980’lerin ortasında Converse Nirvana’dan Kurt Cobain, Pearl Jam’den Eddie Vedder gibi ünlü rock yıldızlarının tercihi haline gelerek daha geniş bir kitleye yayıldı. Şirket daha sonra 1997’de 550 milyon çift Converse sattığını duyuracaktı.

2001’de şirket için durumlar kötü gitmeye başladı. Hızla para kaybeden ve borçları artan şirketi 2003’de rakibi Nike satın alarak bir ikonun yok olmasını kısmen engelledi ve The Chuck Taylor II’yi tanıttı.

Günümüzde ise özellikle sneaker kültürünün neredeyse tüm dünyada trend olması, smart-casual giyinme biçimin günümüz gençliği tarafından da benimsenmesi ile spor ayakkabılar daha günlük yaşamda kullanılabilir bir hal almaya ve ofislere bile adım atmaya başladı. Converse rüzgarının nispeten daha yavaş estiği bu dönemlerde devir, Converse’in ürün bakımından rakibi sayılabilecek, daha çok kaykaycıların tercih ettiği bir bez ayakkabı markası olan Vans, piyasada birçok markada bulabileceğimiz “beyaz sneaker” lara kaldı gibi.

Bugün ayağında Converse ile dolaşan kişi sayısı gözle görülür derece azalırken, ikon markanın yeniden ayağa kalkacağı günleri sabırsızlıkla beklediğimizi de ekliyoruz.

 

 

 

 

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link