Yeni Dünya Düzeninde Markalar Ne Kadar Politik Olmalı?

Kriz yönetimi konusu PR var oldu olalı tartışılan bir konu.

Bu işi layığıyla yapmak için standart bir prosedür yok. Bilinmesi gereken tek şey, pratik olmak zorunluluğu.

Bu, koşulları ne kadar iyi gözlediğine, trendleri ne kadar yakından takip ettiğine ve insan psikolojisi konusunda ne derece gelişip gelişmediğine bakıyor.

Yeni dünya düzeni apolitik yetişen bir sürecin ardından, yeniden ideolojik boyutlara taşındığı için, artık ne yazık ki kriz yönetimi marka duruşunun, neye karşı olduğunu da önemsemeli.

En zenginler ve insanlık için farklılaşan konuların altında markalar da kendi duruşlarını sergiliyorlar.

Hatta öyle bir dünya düzeni içine giriş yaptık ki, yerini belirlemeyen markalar da eleştirilere maruz kalıyor. Bu kez de sadece para kazanmayı amaçlayan zavallılar olarak nitelendiriliyorsunuz. Düzen artık politik olmayı şart kıldı. Belki de dönem itibariyle her alanın bu derece politik düzen içine dâhil olduğu başka bir zaman olmadı. Bu çok fazla iletişime maruz kalmak anlamına gelmeye başladı.

Artık kutuplaşmalar dünyanın her yerinde çılgın bir noktaya doğru gidiyor. Güç kazananlarla, gücün altında kalanlar, doğru olan için savaşmaya devam ediyor. Savaşın tanımı değişti. Eskiden kılıçlarla sonrasında ateşli silahlarla, sonrasında tehditlerle yapılan savaşlar şu anda artık hak hukuk savaşına, belki de gelmiş geçmiş en adaletsiz mücadelelere dönüştü.

İşin siyasi boyutuna bakarsak; kriz yönetimi aslında artık güç ve hak arasındaki mükemmel dengeyi sağlayabilmekle mümkün. Markanızın duruşunu belli etmek zorunluluk olmasa bile, insanlara konuları umursamıyor etkisini bırakmamanız çok önemli. Yeni dünya düzeni, sizi insanlardan uzak bilmek istemez. Samimi görünmeyi önemser.

İnsanlar artık paranın ne kadar önemli olduğunun farkında, daha doğrusu kendisinin kalabalığa rağmen ne kadar fark yaratacağının farkında. Bunu düşünen milyonlar, bir anda dijital ortamda birlik olup yıllık cironuzu alaşağı edebilir bilinçte ve güçte.

Suya sabuna dokunmayayım felsefesi artık hiçbir yerde işe yaramıyor. Artık en büyük markaların bile o ya da bu sebeple içeriklerinin etkileri, sağlığa zararları ve en önemlisi dünya üzerindeki canlılara etkisi ortaya koyuluyor. Nutella, bunun en yakın örneklerinden biri. Yılların yıkılmayan devinin, birden patlayan palmiye yağı konusu sağlıktan çok ormanlara etkisinden dolayı tepki çekiyor. Aynı şekilde Starbucks da buna benzeyen bir karalanma sonucu, büyük marka olmanın, sallantıda olmadan yaşamaya devam edileceği anlamına gelmediğini kanıtladı.  Bunun için çok yakın zamanda kendi müşteri profilinin tepkisini çeken bir olay yakaladı. ‘Trump’ mülteciler ve Müslümanlar konusunda keskin bir karar açıkladı. Buna karşı çıkan milyonlarca insan, çoğu zaman elinde ya da evindeki çöp kutusunda Starbucks bardağı olan insanların oluşturduğu hassas kalabalığın yanında durmak için, üstelik de çok yakın zamanki karalamasını unutturacak harika bir projeyle geldi karşımıza. Starbucks 10 bin mülteciyi istihdam edeceği açıkladı. Bu, iyi kalplilikten öte; zekice bir hareketti.

Çağ, problemler çağı, yani dünyayı tüketen insanların ne yapacağına karar vereceği çağ olarak nitelendiriliyor.

Dünya ölüyor.

Peki biz bu konuda kriz yönetimini nasıl yapacağız?

Markalar bu süreci nasıl yönetecek?

Artık kazanmaktan fazlası, güç sahibi olanların güçlerini nasıl kullanacağı konusu önemli oluyor.

Markalar, dünyanın ölmesine karşı nasıl bir kriz yönetimi planladı? Ürünler artık büyük ve güçlü marka olmanın, her istediğini yapabileceği anlamına gelmediğinin farkında. Zaman ‘iyi’ olmak ya da ‘kötü’ olmak arasında seçim yapmak zorunda olduğumuz bir dönemi kapsıyor.

Kriz yönetimini de bu şekilde yapmak önem kazanıyor.

‘İyi’ miyiz? Yoksa ‘Kötü’ mü?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Eskişehir Anadolu Üniversitesi Reklamcılık ve Halkla İlişkiler Bölümü mezunu olan Zümrüt Tanrıöven; Pazarlamasyon'da pazarlama ve reklam üzerine yazılar yazmaktadır. Futbol Extra'da yazar olmasının yanında, bunun bir devamı olarak spor pazarlama konusunda oldukça derin eğitimler almış, bu konuda bir çok araştırmada ve projede bulunmuştur. İstanbul Bilgi Üniversitesinde bitirdiği yüksek lisansıyla beraber kültür ve sosyolojik yönetimlere de odaklanmaya çalışmış, bu alanları birbiri içinde kullanmaya yönelmiştir. Alamet-i Farika, Show Tv gibi yerlerin ardından son 5 yılında TTNET, Tivibu'da İçerik Pazarlama'cı olarak çalıştı. Şimdi Türk Telekom Pazarlama İletişiminde yolunda devam etmekte.

Bir Cevap Yazın

iPhone Xs, iPhone Xs Max ve iPhone Xr Tanıtımı ve Satış Fiyatları

Apple merakla beklenen yeni ürünleri iPhone Xs, iPhone Xs Plus, iPhone Xr ve Apple Watch Series 4‘ü Getting Round etkinliğinde tanıttı. Apple’ın ürün tanıtım etkinliği California’daki Steve Jobs Theatre’da düzenlendi. Yeni Apple ürünleri 21 Eylül’de ABD’de satışa çıkacak. Türkiye için tarih henüz açıklanmadı. iPhone Xs’in bayi karı hariç fiyatı yaklaşık 10 bin 800 TL olacak. iPhone Xs’in başlangıç modelinin yaklaşık 4.140 TL’si vergi olacak. iPhone Xr ise 749 dolardan başlayan fiyatlarla satılacak.

Apple’ın CEO’su Tim Cook ilk açıklamasında, daha etkileyici bir dünya yaratmak istediklerini söyledi.  Apple Watch Series 4’ün ardından yeni iPhone modellerini tanıtan Apple, iPhone XS ve büyük ekranlı modelin iPhone XS Max modeliyle karşımıza çıktı.

Apple’ın tanıttığı yeni iPhone modellerinin en üst versiyonu iPhone Xs Max oldu. 6.5 inçlik OLED ekranı ile Apple’ın en büyük akıllı telefonu olan iPhone Xs Max, A12 Bionic işlemci barındırıyor. iPhone XS Max’te de 64 GB, 256 GB ve 512 GB depolama kapasitesine sahip seçenekler sunuluyor.

Apple’ın yeni saati Series 4, Saat EKG çekebilmesiyle dikkat çekiyor. Aynı zamanda kişi düştüğü zaman ambulansı arayabiliyor. Series 4 bir insanın düştüğünü tespit edebilecek. Böylece düşüşün nasıl olduğuna ilişkin veriler toplayacak. Acil servise otomatik çağrı gönderebilecek.

Dünyada 21 Eylül’de satışa çıkacak olan cihazın Türkiye’de ne zaman satışa çıkacağı bilinmiyor.

Türkiye Satış Fiyatları Ne Olacak?

Türkiye’de ne zaman satışa sunulacağı henüz açıklanmamasına karşın, dolar kurunun bugünkü seviyesi ve vergiler ile  perakende satış kanalındaki marjlar dikkate alındığında, yeni iPhone Türkiye’de de fiyat rekoru kıracak. Apple’ın birkaç saat önce Türkiye’deki iPhone 8 ve iPhone 7 modellerine yaptığı zam da dikkate alındığında iPhone Xs Max’in en düşük kapasiteli modelinin Türkiye’deki  satış fiyatının 10 bin TL’yi aşmasına kesin gözüyle bakılıyor. Üstelik bu fiyat 64 GB’lik iPhone Xs Max için söz konusu.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Google’ın İlk Günleri Hakkında 5 İlginç Gerçek

  • Bu yazımızda, kuruluşunun üzerinden tam 20 sene geçen Google’ın kurulduğu ilk günlerle ilgili bazı ilginç gerçekleri sizlerle paylaştık.
  • Google’ın ilk sunucusu, Lego parçalarından yapılmış bir kasa içerisinde yer alıyordu.
  • Google’ın tarihteki önemli olayları ya da kişileri anmak için hazırladığı doodle’ların ilki, Burning Man festivalini temsil eden bir sopa figürüydü. Bu, şirketin ziyaretçilerine, tüm çalışanlarının festivalde olduğunu ifade etme şekliydi.
  • İlgili Yazı: Google, Alibaba’nın Rakibine 550 Milyon Dolarlık Yatırım Yaptı

Şu anda dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden biri olan Google, bundan tam 20 sene önce üniversite yurt odalarında çalışan iki doktora öğrencisinin bir arama motoru geliştirme fikriyle ortaya çıktı. Bir Silikon Vadisi yatırımcısından 100.000 dolarlık bir yatırım alan Google, 4 Eylül 1998’de faaliyetlerine başladı ve sadece birkaç yıl içinde birçok kişinin bildiği bir şirket haline geldi. Şu anda ise Google, 50 ülkede yaklaşık olarak 60.000 çalışanı bulunan dev bir şirket. World Economic Forum geçtiğimiz günlerde paylaştığı bir yazıda, ABD’li teknoloji şirketinin ilk günleri hakkında bilmiyor olabileceğiniz bazı ilginç gerçekleri paylaştı.

1. Google’ın Kurucuları, Brin, Page’e Okulu Gezdirirken Tanıştılar

Dünyanın en başarılı şirketlerinden biri olan Google’ın arkasındaki iki adam, ilk kez 1995 yılında Stanford Üniversitesi’nde birbirleriyle karşılaştılar. İkinci yıl bilgisayar bilimi öğrencisi olan Sergey Brin, kampüsü potansiyel öğrenci adaylarına göstermek için gönüllü oldu. Bu sırada Larry Page de kampüsü gezenlerden biriydi ve ona kampüsü gezdiren kişi de Brin idi. Brin, Wired dergisine Page ile olan ilk zamanlarını anlatırken “İkimiz de birbirimizi iğrenç bulduk.” gibi ilginç bir itirafta bulundu. Ancak ikili, buna rağmen tanışmalarından kısa bir süre sonra bu kalıcı ortaklığın ilk adımlarını attılar.

2. Google’ın İlk Sunucusu, Lego’dan Yapılmış Bir Kasadaydı

1996 yılında, doktora öğrencileri Page ve Brin, Stanford Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Bölümü’nün Dijital Kütüphane Projesi kapsamında Pagerank algoritmalarını geliştirdiler. İkili, algoritmalarını test etmek için o anda mevcut olan 4 GB maksimum disk kapasitesinden daha fazla depolama alanına ihtiyaç duyuyordu. Her zaman alışılmadık iş uygulamalarıyla tanınan ikili, 10 adet 4 GB diski, Lego parçalarından yapılmış düşük maliyetli, parlak renkli bir kasaya sığdırdı ve böylece dünyanın ilk arama motoru ortaya çıktı.

3. Google’ın Orjinal İsmi Backrub (Sırt Masajı) İdi

Google arama motorunun ilk adı Backrub (sırt masajı) idi. Ancak neyse ki, bu isim kalıcı olmadı. Arama motorunun şimdiki ismi olan Google, aynı zamanda bir fiil görevi görüyor. “Google’lamak” fiili özellikle yurt dışında yıllardır yaygın bir şekilde kullanılıyor. Ancak arama motorunun orijinal ismi kalmış olsaydı, onu fiil olarak kullanmamız biraz garip olabilirdi.

4. Google İsmi, Çok Büyük Bir Sayı Olan “Googol” İfadesinden Türetildi

Backrub isminden vazgeçerek yeniden adlandırılan arama motoru yeni ismini bir kelime oyunundan aldı. Daha da spesifik olmak gerekirse, Google ismi, 1 sayısının yanına 100 adet sıfır eklendiğinde ortaya çıkan sayısı ifade etmek için kullanılan matematiksel bir terim olan “googol” kelimesinden türetilmiştir. Zira googol’un büyük ölçeği, şirketin bilgi dünyasını organize etme, işleme ve buna erişme hedefini yansıtıyor gibi görünüyordu.

5. Google’ın İlk Doodle’ı, Burning Man Festivalini Temsil Eden Bir Sopa Figürüydü

Google’ın, tarihi figürlerin başarılarını kutlamak ya da dünya tarihindeki önemli olayları anmak için zaman zaman ana sayfasında yer verdiği doodle’ları mutlaka hatırlıyorsunuzdur. Ancak doodle’ın ilk kullanım amacı aslında bu değildi. Google’ın ilk doodle’ı, 1998 yılında Burning Man festivalinin temsili kuklasını tasvir eden bir sopa figürü olarak kendini gösterdi. Bu doodle, Google’ın site ziyaretçilerine, tüm personelin Nevada çölündeki etkinliğe katılmak için görevlerini terk ettiğini söyleme şekliydi.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?