Tüm Zamanların En Büyük 50 İş Rekabeti

Rekabetler büyük hikâyeleri, en büyük rekabetler ise en büyük hikâyeleri oluşturur.  Günümüzde sektöründe öncü firmaların güçlü rekabetlerine tanıklık ettiğimiz gibi bireysel ölçekte yaşanan rekabetler de söz konusu. CNNMoney tarafından hazırlanan 50 Greatest Business Rivalries of All Time (Tüm Zamanların En büyük 50 İş Rekabetleri) adlı makale unutulmayacak rekabetleri gözler önüne seriyor.

Coca Cola – Pepsi

cokevspepsi_53664100 Küresel bazda içecek sektörü deyince aklımıza gelen ilk iki şirket Coca Cola ve Pepsi. İki şirketin logolarından tutun da global düzeyde pazar paylarını arttırmak için harcadıkları uğraşlar bizim kaliteli bir rekabete tanıklık etmemize vesile oluyor. Coca-Cola ilk kez 1886 yılında piyasa sürüldüğünde, sektöründe rakipsiz durumdaydı. Daha sonraki yıllarda Pepsi’nin ‘Pepsi Cola’ ticari satış unvanıyla piyasaya girmesi ile amansız rekabetin startı verilmiş oldu. Rekabetleri boyunca ilk defa 1980’lerin başlarında Pepsi’nin süpermarketlerde Cola Cola’nın satışlarını geçmeyi başardığını görüyoruz. Onun dışında 100 yılı aşkın bu rekabette genel olarak Coca-Cola’nın  rakibinin bir adım önünde olduğu aşikâr.

Coca-Cola’nın  Pepsi ile aralarındaki rekabete ilişkin Coca Cola CEO’su Muhtar Kent’in geçen yıl Harvard Business Review’a verdiği bir  söyleşisinde, global düzeyde Pepsi ile rekabet içinde olmayı sevdiklerini, bu durumun kendilerini daha iyi ve sağlıklı hissetmelerini sağladığını belirterek; “Bu bir rekabet mi? Buna da siz karar verin?” ifadelerini kullanmıştı.

McDonald’s – Burger King

Vakit nakittir! Hazla değil hızla yemek.

mcdonalds-vs-burger-king

 Türkçe’de ‘ayaküstü’ yemek olarak tabir edebileceğimiz, kriz dönemlerinde dahi her daim büyüyebilen bir pazar olarak karşımıza çıkıyor fast food.  Fast food segmentinden aklımıza ilk gelen ürün ise kuşkusuz hamburger. Günümüzde ekmek arası soslu köfte olarak tabir edilen hamburger neredeyse global bir besin haline geldi. Sektörün önde gelen oyuncuları ise dünya’da söz sahibi olan iki Amerikan şirketi McDonald’s ve Burger King.

Burger piyasası olarak tanımlayabileceğimiz bu iş alanı kaba bir tabirle insan midelerinin paylaşımından ibaret. Burger pazarında sıradışı, inovatif ürünler beklemek çok gerçekçi olmadığı gibi şirketlerin birbirlerinin ürünlerini taklit ettikleri de zaten aşikar. Örneğin; McDonald’s 1960’larda The  Big Mac’i tanıttığında Burger King’in buna cevabı Whopper’la oldu. Aslında McDonald’s – Burger King rekabetini Coca-Cola – Pepsi rekabetine benzetmek çok da yanlış olmaz. McDonald’s global anlamda Burger King’e büyük bir üstünlük sağlamış durumda. McDonald’s bugün 118’den fazla ülkede hizmet verirken Burger King sadece 58 ülkede yer alıyor. Her gün dünyada ortalama 58 milyon insan McDonald’s restoranlarını ziyaret ediyor. ABD’de nüfusun %98‘i ise yılda en az bir kere McDonald’s’a gidiyor. Fastfood sektöründe yaşanan bu ezeli rekabette McDonald’s ın açık ara önde olduğunu söyleyebiliriz.

Steve Jobs – Bill Gates

337_79d4c

Bazı ortak yönlerinin olmasına karşın aslında iki farklı kişilik Steve Jobs ve Bill Gates. En önemli kişisel farklılıklarından biri Gates’in varklıklı bir aileden gelişi ve eğitimini Harvard’ da tamamlaması, buna karşılık Jobs’ın ise daha mütevazı bir ailenin çocuğu olması ve eğitimini çoğu dersine katılmadığı Reed Koleji’nde tamamlaması.  Jobs’ın ‘Less is more’ felsefesini benimsemesi bunun en büyük kanıtı.

Aralarındaki rekabetin oluşmasına vesile olan olay ise kişisel bilgisayarın yaratılışı oldu. 1975’te kurulan Microsoft’un hemen ardından 1976’da Steve Jobs, Steve Wozniak ve Ronald Wayne tarafından Apple’ın kurulması bir bakıma bugüne dek sürecek rekabetin temellerinin atılması anlamına geliyordu. 1980’de Microsoft’un DOS (Disk Operating system) işletim sistemini piyasaya sürmesi ile Microsoft kişisel bilgisayar denince akla gelen ilk isim oldu. Diğer yandan, 1984 yılında Apple’ın Macintosh’u üretmesi ve sunduğu eşsiz grafik tasarımlar Apple’ın kısa süre içinde bilgisayar piyasasında önder bir konuma yükseltti. Steve Jobs’ın oluşturduğu Apple kurumsal kimlik anlayaşı ile Gates’in Microsoft kurumsal kimlik anlayışı çok farklı. Microsoft’un en önemli varlığı Windows ve Microsoft’un ürettiği ögeler Apple’dan daha fazla. Ancak Apple (Steve Jobs dönemi için) daha fazla öge yerine yenilikçi, kullanıcı dostu, tüketicinin mesajlarına uygun ürünlere ağırlık vermiştir. İkili arasında yaşanan bu rekabette kişisel görüşüm Jobs’ın bir adım önde olduğu yönünde. Eğer Steve Jobs ve Bill Gates arasındaki rekabet ilginizi çekiyor ve detayları merak ediyorsanız Steve Jobs, Domingo,2011 adlı kitabı okumanızı tavsiye ederim. Steve Jobs’ın biyografisinin anlatıldığı kitap birçok ilginç ayrıntıya sahip.

Aşağıdaki listede en büyük 50 iş rekabetlerini görebilirsiniz.

2

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Hedefini Uluslararası Finans Sektöründe kayda değer bir başarı yakalama üzerine kuran genç bir Ekonomist.

Bir Cevap Yazın

Beşiktaş’tan Ne Olursan Ol “Come To Beşiktaş” Reklamı

Beşiktaş tüm dünyaya Beşiktaş’ı tanıtmak ve herkesi Beşiktaş’a çağırmak için yayınlanacak global bir kampanyaya imza attı. Mevlana’nın “Ne olursan ol gel” felsefesinden esinlenerek yarattıklarını söyledikleri kampanya sosyal medyada ülke çapında çok beğeni topladı. İşte Beşiktaş’ın “Come To Beşiktaş” isimli reklam filmi:

CNN Türk’ün haberine göre, dünya televizyonlarında ve sosyal medyada yayınlanması için bu projeyi finanse edeceklerini söyleyen Fikret Orman, bu amaçla bir reklam kampanyası başlattıklarını söyledi.

Orman, “Beşiktaş markasını herkese açtığımızı anlatmaya çalışan bir reklam hazırladık. Mevlana’nın sözlerinin buna ışık tutabileceğini düşünerek ‘Ne olursan ol yine gel’ temasını kullandık” diye konuştu.

Daha sonra reklam filminin gösterimi yapıldı. Filmde Beşiktaşlı oyuncuların da rol alması dikkat çekti.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Marlboro’yu Batmaktan Kurtaran “Efsane” Strateji

Kesin olarak doğruluğundan emin olamasak da Marlboro’nun batmaktan kurtulabilmek için çok uzun yıllar önce  yaptığı viral bir kampanya hikayesi var. O yıllarda böyle bir kampanya yapılmışsa eğer amacından mütevellit duyurulmaması çok makul. Ancak bahsedilen kişinin Philip Morris olması işleri biraz karıştırıyor. Biz efsaneyi size anlatalım doğrulamak veya yalanlamak size kalmış. 

Gerilla Pazarlama Dehası

Hikayeye göre Marlboro firması ilk kurulduğunda işleri hiç de yolunda gitmiyormuş. Şirketin iflasın eşiğinde olduğu günlerden adamın biri, bir teklifle çıkagelmiş: “Satışları bir ayda üç katına çıkartırım. Bunun karşılığında da şirkete %50 ortak olurum. Bu vaadimi gerçekleştiremediğim takdirdeyse ömrümün sonuna dek fabrikanızda bedavaya tütün sararım.” 

Zaten çıkmaz sokakta olan Marlboro sahipleri, “Bir haftaya kadar iflas bayrağını çekeceğiz, kaybedecek bir şeyimiz yok” deyip, bu teklifi kabul etmişler. Adam hemen kolları sıvamış; şirketin deposuna inmiş, binlerce boş Marlboro kutusu ayağıyla tek tek ezmiş. Bir gece herkes evinde uyurken, kendisine tahsis edilen uçaktan tüm Kuzey Amerika şehirlerinin üzerine bu kutuları bırakmış. Sabah uyananlar, sokaklarda boş Marlboro paketlerini görünce “bu kadar çok tüketildiğine göre iyidir” diye düşünerek Marlboro satın almaya yönelmişler.

Bu cin fikirli adam böylece, kârını üç değil beşe katlayan şirketin ortağı oluvermiş. Peki bu gerilla pazarlama dahisi kimmiş dersiniz? Evet, bu adam Philip Morris imiş.

Hakiki Philip Morris 

Philip Morris (1835–1873)

Bu hikaye ortaya atılırken gerçeklikten ne kadar sapıldığını görmek için küçük bir araştırma yapmak yeterli oluyor. Zira Almanya’da İngiltere’ye göçen bir ailenin oğlu olarak 1835’te Londra’da doğan Philip Morris, yaşamı boyunca hiç ABD’de bulunmuyor. Morris, 1854’te Londra’da kendi ürettiği sigaraların satışına başlıyor. 1873’teki ölümü üzerine şirketin idaresini eşi Margaret ve kardeşi Leopold devralıyorlar. 

Şirket hisselerinin Amerikalı ortaklarca satın alınması, logosunun değiştirilmesi ve üretimin Londra’dan, Amerika’nın Virginia eyaletine taşınmasıysa 1919 yılını buluyor. Yani Philip Morris’in ölümünün üzerinden yaklaşık yarım yüzyıl geçtikten sonra. Marlboro markasıysa 1924 yılında ortaya çıkıyor ve zamanla şirketin en önemli markası haline geliyor.

İnternette; Forbes’a göre, günümüzdeki net değeri 176 milyar dolar olan şirketin doğuşuna dair türetilen bu efsanenin daha uç versiyonlarını bulabilmek de mümkün. Aşağıda, şirketi batmaktan kurtaran Philip Morris’in aslında 19. yüzyılda Osmanlı topraklarında doğmuş, Manisalı hayırsever iş adamı Moris Şinasi olduğunu iddia eden videoya ulaşabilirsiniz.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link