Tesla, ABD Dışındaki İlk Fabrikasını Çin’de Kuruyor

Tesla’nın Çin’de bir üretim fabrikası kurmak istediği uzun bir süredir gündemdeydi. Bunun için bazı girişimlerde de bulunan Tesla son olarak Çin’de fabrika kuracağının kesinleştiğini açıkladı. Fabrika Çin’in Şanghay kentinde olacak.

Şirket, Şanghay’da inşa edilecek fabrikada üretimin 2 ila 3 yıl sonra başlayacağını ve yılda 500 bin araç üretilmesinin planlandığını açıkladı. Fabrika ABD’nin sınırları dışında kurulan ilk “Gigafactory” de olacak.

Şanghay kent yönetiminden yapılan açıklamada da Tesla Üst Yöneticisi Elon Musk, Şanghay Belediye Başkanı Ying Yong ve diğer yetkililer arasında fabrikanın kurulması konusunda anlaşma imzalandığı bildirildi.

ABD’den sonra en büyük pazar Çin

Açıklamada, fabrikanın, Şanghay’daki en büyük yabancı yatırım olacağı belirtildi.

Çin’de 2014 yılında elektrikli araçlarını satmaya başlayan Tesla’nın California’dan ülkeye gönderdiği araçlara yüzde 15 ithalat vergisi ekleniyor. Buna rağmen Çin’in Tesla için ABD’den sonra en büyük ikinci pazar olduğu ifade ediliyor.

Tesla, ABD Başkanı Donald Trump’ın gümrük vergilerini yükseltmesine misilleme olarak Pekin yönetimi tarafından ilave yüzde 25 ithalat vergisi uyguladığı şirketler arasında yer alıyor.

Tesla’nın satışları artıyor

Şirketin Çin’de elektrikli araç satışlarının geçen yıl yüzde 82 artarak 468 bin olduğu belirtiliyor.

Tesla’nın Şanghay’da bir de araştırma tesisi kuracağı ifade edildi.

Bu arada Tesla’nın Çin’e yatırımının ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşının olduğu bir dönemde açıklanması dikkati çekti.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bir Cevap Yazın

Yeşil Kundura Konkordato İstedi

TÜRKİYE’nin en eski ayakkabı markalarından Yeşil Kundura, konkordato başvurusunda bulundu. Şirket hakkında dün karar veren mahkeme, Yeşil Kundura’yı hacizlere karşı korumaya aldı. Üç ay geçici mühlet verilen Yeşil Kundura‘nın faaliyetlerinin denetimi için de iki kişilik konkordato komiser heyeti atandı.

HOTİÇ Ayakkabı’nın bu ayın başında yaptığı konkordato başvurusu sonrası ayakkabı sektörünün bir diğer önemli oyuncusu Yeşil Kundura Sanayi AŞ de, yaşadığı mali darboğazı aşamayınca mahkemeye başvurdu.

Haciz Yok

13 Eylül günü İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesine başvuran şirketin talebi dün karara bağlandı. Mahkeme, şirkete yönelik yeni haciz yapılmasını yasakladı. Şirkete üç ay geçici mühlet veren mahkeme, şirket faaliyetlerinin denetimi ve onayı için de iki kişilik konkordato komiseri atadı.

Satışlar Giderek Azaldı

Yeşil Kundura Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Kızanlıklı, mahkemeye yaptıkları başvurunun gerekçesine ilişkin şunları söyledi: “Son dönemde, ülkemizde yaşanan; yüksek faizlerin uzun vadeli yatırımlara imkan vermemesi, TL’de yaşanan değer kaybı neticesinde satışların giderek azalması, ithal girdilerin kurdaki dalgalanmalardan etkilenmesi ve bunun gibi birçok olumsuz ekonomik gelişme nedeni ile, kısa vadeli ödemelerimizde yaşanan güçlükleri bertaraf etmek, ticari faaliyetlerimizi korumak, müşterilerimizin, tedarikçilerimizin, bayilerimizin ve diğer iş ortaklarımızın bu zorlu süreçten daha da olumsuz etkilenmesini önlemek amacı ile Av. Ertuğrul Kılınç aracılığı ile konkordato başvurusu yapma kararı almış bulunmaktayız.”

Ayakkabı sektöründe 1948 yılından bu yana sektörde bir çok ilke imza attıklarını aktaran Kızanlıklı, Konkordato süreci ile mevcut borçlarımızın vadelerini uzatarak işimize odaklanmayı, bu sayede ileriye dönük çalışmalarımızı müşteri, tedarikçi ve bayilerimizin nezdinde -bugüne dek yaratmış olduğumuz güven çerçevesinde- sürdürebilmeyi hedefliyoruz” dedi. Kızanlıklı, sahip oldukları varlıkların da borçları ödemeye yeter seviyede olduğunu kaydetti.

Kaynak: Hürriyet.com

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Küresel Ticaret Savaşlarının Yeni Cephesi: Marka ve İtibar Yönetimi

Ticaret savaşlarıyla birlikte dünyada kartlar yeniden karılırken, şirketler, marka ve itibar riski taşıyan kriz durumlarını yönetemediklerinde yıllar içerisinde elde ettikleri kazanımlarını bir çırpıda kaybedebiliyor. Bu konuda hazırlıklı olmak risk yönetimini şirket içi bir kültür olarak benimsemek ve profesyonel danışmanlık almaktan geçiyor.

Son dönemde kutuplaşan dünya ve başlatılan küresel ticaret savaşları ile birlikte, marka itibarı konusu iş dünyasında hiç olmadığı kadar dikkatleri üzerine çekiyor. Yönetim Kurulu toplantılarının gündemlerinden neredeyse hiç düşmeyen marka itibarı konusu büyük ve köklü şirketlerin bile her an karşı karşıya kalabileceği riskleri de beraberinde getiriyor. Risk, sigorta, reasürans, emeklilik, insan kaynakları çözümleri, sağlık ve yan haklar konularında profesyonel hizmetler sunan Aon’un 64 ülkedeki 33 farklı sektörde faaliyet gösteren 1843 şirketin katılımıyla gerçekleştirdiği Aon 2017 Global Risk Yönetimi anketine göre marka ve itibar riskleri birinci sırada yer alıyor. Ancak, anket sonuçları önemli bir gerçeği de gözler önüne seriyor: Araştırmaya katılan şirketlerin yüzde 51’i marka ve itibar riskleriyle baş etmeye yeterince hazır olduklarını düşünüyor.

Bu sonucu değerlendiren Aon Risk Yönetim Danışmanlığından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Eryaman şunları söyledi: “Aon’un Global Risk Yönetimi anketinden çıkan sonuçların geneli bugüne kadar risk yönetim uzmanlarının ve hemen hemen tüm sektörlerin aşina olduğu risklerden oluşuyor. Ancak, detaylı bir inceleme yaptığımızda firmaların yeni yeni konuşmaya başladığı marka ve itibar riski gibi risklerin geleneksel olarak gündemden düşmeyen risklerle iç içe geçerek firmalar nezdinde daha ciddi endişelere yol açtığını görüyoruz. İş dünyasının başarılı ismi Warren Buffet’ın o meşhur sözü marka ve itibar konusunun önemini en güzel şekilde özetliyor: ‘İtibar kazanmak 20 yıl sürer; kaybetmekse 5 dakika!’ Şirketler, yıllar içinde çok yoğun çaba ve dikkatle oluşturdukları tüm varlıkları, itibar ve marka değeri riski doğuran kriz durumlarını doğru şekilde yönetemediklerinde bir çırpıda yitirebiliyor. Bu noktada marka ve itibar risklerinin ön görülerek hesaplanması ve bu konuda gerekli profesyonel çözüm ve danışmanlık hizmetlerine başvurulması büyük önem arz ediyor. Bizim de tecrübe edip gözlemlediğimiz üzere risk yönetimini şirket politikalarında önceliklendirip kültür haline getiren ve risk yönetimi ve transferi konusunda profesyonel danışmanlık alan şirketlerin marka itibarı yükseliyor. Dünyanın önder marka değerlendirme şirketi Brand Finance’in Türkiye’nin 2018’deki En Değerli 100 Markası raporunda ilk 50 sırada yer alan markaların büyük bir kısmının profesyonel risk yönetim ve hizmetlerine başvurarak risk yönetimini kurum içi stratejik politikalarla önemli bir odak noktası haline getirdiklerini görüyoruz.”

Aon’dan, marka ve itibar risklerine karşı şirketlere 5 etkin tavsiye

Aon, şirketleri iflas ve batma noktasına götürebilecek büyük çaplı siber saldırılar, veri ihlalleri, kaçınması zor endüstriyel kazalar ve skandallara karşı şirketleri öngörülmesi zor marka ve itibar kayıplarına karşı hazırlayacak önemli öneriler sunuyor.

  1. Geçmiş krizlerden ders çıkarmak: Kurumlar geçmişi anlayarak ve hatalarından ders çıkararak, marka ve itibar riski içeren kriz durumlarında doğru hareket edebilme imkanına sahip olabilir. Bunun için kurumların, ne tür zafiyetlere sahip olduklarını ve faaliyet gösterdikleri sektörün ne tür krizli durumlara eğilimli olduğu, geçmişte yaşanan olaylardan yola çıkarak bütüncül bir yaklaşım ile analiz etmesi önem arz ediyor.
  2. Stratejik ekipler kurmak: Her şeyden önce, kurumların kriz durumlarında koordineli, hızlı ve etkin bir şekilde harekete geçebilmesi gerekiyor. Bu sebeple Aon, kriz zamanında ilk elden sorumluluk alması gereken strateji takımları oluştururken, özellikle iç ve dış iletişimin doğru ve etkili yönetimi için kurumsal iletişim ekiplerinin yanı sıra, Hukuk ve Uyum departmanları ile İnsan Kaynakları departmanlarından da temsilcilere bu ekipler içerisinde yer verilmesini öneriyor. Organizasyonun kilit noktalarından temsilcileri bir araya getirecek strateji ekipleri kriz durumunun doğru koordine edilebilmesini ve kararların doğru ve hızlı bir şekilde alınmasını mümkün kılıyor.
  3. Kriz eğitimleri planlamak: Kurumların karşılaşabilecekleri kriz türlerine dair sahip oldukları güçlü farkındalık ile, krize müdahaleye yönelik tatbikatlar, müdahale senaryoları ve uygulamalı eğitimler düzenlemesi büyük önem arz ediyor. Bu tür eğitim ve hazırlıklar krizin oluşmasına engel olmasa da kurumların doğru tepki vermesine ve krizin etkilerinin azaltılmasına yardımcı oluyor.
  4. Müşteri ve çalışanlara kulak vermek: Günümüzde kesintisiz bilgi akışı ve sosyal medyanın egemen konumu, kurumların iletişim kanallarını hiç olmadığı kadar büyük bir dikkat ile ele alması gerekliliğini de beraberinde getiriyor. Kurumların, kriz iletişim stratejilerini, müşterilerin ve çalışanların endişe ve sorunlarını dikkate alarak şekillendirmeleri krize müdahalede etkili sonuçlar elde edilmesini sağlıyor.
  5. Sosyal medyayı etkin kullanmak: Kriz dönemlerinde, sosyal medyanın baş edilmesi zor bir faktör olduğu düşünülse de aslında etkili bir sosyal medya kullanımı kriz iletişiminde son derece önemli bir rol oynuyor. Sosyal medya kanallarını etkin kullanmak, şirketin krizle ilgili tepkileri ve krizin nasıl bir seyir gösterdiğini gerçek zamanlı olarak tespit etmesini sağlıyor. Aynı zamanda, kamuoyuyla doğrudan ve kısa sürede diyalog oluşturmak için gerekli zeminin oluşturulmasına yardımcı oluyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?