Terör Olaylarından Sonra Markaların Sosyal Medya Paylaşımları

Sosyal Medya  ajanslarında son dönemlerde sıkça karşılaşılan dialoglardan biri olsa gerek:

“-İçerik hazır,

-Güzel oldu.. içimize sindi, marka da beğendi…

-İyi o halde, bir aksilik  olmazsa paylaşırız…”

Eğer istenmeyen bir olay olmadıysa patlama, saldırı, kaza, bela ve terör kapımızı yine çalmadıysa yönettiğimiz markaların sosyal medya sayfalarında geliştirilen içerikleri paylaşmaya devam ediyoruz ancak kötü günlerde “ne yapalım? Nasıl aksiyon alalım?” soruları markaların sergilemek istediği duruşa ve hedef kitlesine göre değişebiliyor. Sosyal medyada takipçiler tarafından saniyelik olarak tüketilen içeriklerden  2 gün ürün ya da markaya ait içerik paylaşıyorsak sonra yayını kesip  yas, başsağlığı gibi içeriklere de yer vermek durumunda kalıyoruz.

Ne kadar samimi?

Sosyal Medya duygu ve düşüncelerimizi paylaşarak günlük rutinimizi takipçilerimize aktardığımız bir platform olduğuna göre  tüketici de takip ettiği markalardan aynı samimiyeti bekliyor. Hatta bunu sosyal medyada değil aynı şekilde PR ve tanıtım faaliyetlerinde, müşteri temsilcileri ile olan iletişiminde de bekliyor artık. Tüketicinin bizden en büyük beklentisi gerçeklik, açık iletişim ve samimiyet. İşte bu nedenle sosyal medyada “yaşayan marka” duruşu sergilemek için  ise kriz anlarında ve ortak duyguyu paylaştığımız zamanlarda  gündeme uyum sağlamak ve tüketicisiyle birlikte hareket eden içerikler geliştirmek durumundayız. Pek tabii bunun takipçiler tarafından ne kadar samimi bulunduğu konusu ise büyük bir soru işareti.  Bugün yasta olup, içimiz kan ağlıyor deyip ertesi gün “bu gece gelirseniz çok eğleneceğiz” diyerek ya da “bu lezzeti yediğinde mutluluktan uçacaksın” diyerek rutin hayatına devam eden markalar takipçileri tarafından değişik tepkiler alabiliyor.

“Hassas konulara bulaşmasak mı? Siyasi bir duruş sergilemiş olur muyuz? Kınasak mı? Başsağlığı mı dilesek sadece ?” derken markalara kimlik oturtmak için ciddi bir çaba sergiliyoruz.

Digital Age Şubat 2017 sayısında Murat Toz tarafından  “Türk Halkı Kötü günlerinde markalardan ne bekliyor?” başlığıyla kaleme alınan yazıda  hem güzel bir araştırma hem de bazı analizler kafalardaki sorulara cevap bulur nitelikte.  Somut verilerin bulunduğu araştırma yazısında, bu gibi kriz durumlarında  “Duygusal olarak baktığımızda iletişimi durdurmak saygı meselesi”  fikrine katılmadan edemiyorum.

Markalara Görev Düşer mi?

Aslında asıl olan herhangi bir sebeple markanın sosyal medya sayfasını takip ederek sadık kalan müşterinin ya da takipçinin ne beklediği? Gönül bağı kurduğu, belki ürünlerini tanımak için, belki bilgi edinmek için takip ettiği sayfada ne görmek istediği konusu.

Son zamanlarda sıkça rastladığımız bu acı olaylarda marka yöneticileri genellikle firma sahiplerine daha güvenli bir duruş sergilemeleri gerektiği için sessizliği tavsiye ediyorlar. Çünkü başsağlığı ya da acı duyguları ifade eden  herhangi bir paylaşım içeriğinin metninde  kullanılacak dilden, görselin içeriğine kadar siyasi duruş sergilemek ve tüketicinin tepkisini çekmek sıkıntılı durumlar yaratabiliyor düşüncesi hakim olsa da tüketicinin beklentisi daha dürüst yaklaşımlar.

Henüz çok yeni yayınlanan bir pazarlamasyon yazısıyla bu paragrafı pekiştirmek yerinde olabilir:

Yeni Dünya Düzeninde Markalar Ne Kadar Politik Olmalı?

Araştırma sonuçlarına göre samimi  olan, duygularını ifade eden aynı kendisi gibi yeri geldiğinde  üzülen ancak sonra satışlarına kaldığı yerden devam eden markaların daha güvenilir markalar olarak hissedildiği yönünde. Müşteriniz takipçisi olduğu markanın onunla aynı duyguları paylaştığını görmek ve yalnız kalmak istemiyor.

Sonuç olarak ; Bir markanın sosyal medya sayfasında  doğal, yaşayan bir canlı gibi gözükmesini bekleyen bir tüketici kitlesi var. Bunun sebebi ise o markaları yönetenlerin de sayfaya içerik hazırlayanların da orada çalışanların da aslında birer insan olduğu gerçeği aslında hep takipçilerin kafasında yer ediniyor.

Ayrıca her konuda olduğu gibi bu konuda da hız bekleyen de bir takipçi kitlesi olduğu gerçeği. “Bakalım diğer markalar ne yapacak ona göre aksiyon alalım?” denirse de geç kalınıyor. Uluslar arası markaların bu gibi kriz durumlarda genellikle iletişimi durdurarak sessiz kalmayı tercih ettiğini görsek de genelleme yapılması yerine her olayın kendi içinde ayrı iletişim şekli gerektirebileceğini düşünüyorum.

Kriz iletişimini yönetmek; önce gündemi iyi analiz etmek ve sonra esneklik ve samimiyet dengelerini kurmaktan geçer ve marka yöneticileri ya da iletişim danışmanları da bu nedenle varlardır.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

1983 Eskişehir doğumlu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu ve Anadolu Üniversitesi Pazarlama Anabilim Dalı Yüksek Lisans öğrencisi.
Televizyon Haberciliği, Prodüksiyon, Reklam ve Perakende Mağazacılık sektörlerindeki 10 yılı aşkın yöneticilik deneyimlerinden sonra girişimcilik serüvenine girenler arasında. Girişimiyle kurduğu ve Gıda üzerine faaliyet gösteren şirketinde ortaklığı devam etse de reklamcılık sektörüne bağlılığı sebebiyle şu an bir Reklam Ajansında Genel Koordinatör olarak çalışmakta ve iş hayatına Marka ve Kurumsal İletişim Yöneticisi olarak devam etmektedir.

JCI, ESGGK, ESGİAD ve Eskişehir Ticaret Odası’nda devam eden üyelikleriyle edindiği deneyimlerini iş hayatına yansıtma çabasında.

“Kendinden başkasını görmeyenin değil, gördüğünü paylaşanın peşine düş” fikrinden hareketle kendini yazarlar değil, yazanlar kategorisinde nitelendiriyor.
https://medium.com/@ezgioktas

1 Comment

Bir Cevap Yazın

İnsanlara Acı Çektirerek Satışlarını Arttıran Marka

Bugün sizleri 1960’lı yılların sonunda yaşanan gerçek bir hikayeye götüreceğiz. Biliyorsunuz, çocukluk yıllarımızda herhangi bir yara aldığımızda eve gitmemek için her yolu denerdik. Çünkü evde bizi tentürdüyot ile bekleyen annelerimiz vardı. Bu durum çocuklar için düştüğünüzde çektiğiniz acıdan daha büyük bir eziyetti.

Pazarlamacılar, noktaları birbirine kolaylıkla bağlayabilen, akıllı insanlardır; Johnson&Johnson da yukarıdaki içgörüden yola çıkarak tüm ufak çaplı yaralara karşı kullanılan tentürdiyotun veya kolonyanın yakıcı etkisinden kurtarmak için bir antiseptik krem geliştirdi. Yani artık düştüğünüzde acı yok, mutluluk vardı. Bu mucizevi bir üründü, beklenenden çok daha fazlasıydı.

Johnson & Johnson şirketi muhteşem bir başarı yakalamıştı. Tahmin edilenden çok daha fazla satış yapıldı, ürünü satın alan herkes üründen çok memnun kaldı. Gerçekten hiç acı vermeden yaraları tedavi edebiliyordu. Krem satış rekorları kırdı.

Fakat bir süre sonra satışlar azaldı. İnsanlar ürünü ikinci kez almıyorlardı. Şirket bu tüketici davranışının sebebini anlayamadı. Herkes üründen memnun kalmıştı neden satışlar durmuştu?

Bunun üzerine Johnson & Johnson bir tüketici araştırması yapıp neler olup bittiğini anlamak istedi. Araştırmanın sonuçları ise çok ilginçti: “İnsanlar iyileşme sürecinde acı hissetmediklerinde gerçekten iyileştiklerine inanmıyordu.”

Bu sonucu elde eden Johnson & Johnson şirketi ürettikleri kreme bir miktar alkol ekleyip kremi o şekilde piyasaya sürdüler ve sonuç: Satışlar inanılmaz bir ivme ile yükseldi.

Tamamen pürüzsüz ürünler veya hizmetler bazen kusursuz olmaları nedeniyle kusurlu olabiliyor. Bu gibi durumlarda yapılan yavaşlatma ve kusur ekleme taktiği genelde başarıyla sonuçlanır.

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Twitter, Video Izlenme Sayısı Gösterecek

Mikroblog kavramını hayatımıza sokarak, özellikle de haber yayılımında çığır açan dev sosyal ağ Twitter, video izlenme sayısı göstermeye başladı. Bu yeni özellik küçük bir değişim gibi görünse de, sosyal medya devinin kullanıcıları video paylaşmaya daha fazla teşvik etmek istediğini gösteren önemli bir gelişme olarak yorumlanıyor.

Twitter, paylaştığı video içeriğin geniş bir kitleye ulaştığını gören kullanıcıların motivasyonunun artacağını umuyor. Yeni özelliğe, video popülerliğini somut olarak görmek isteyen medya şirketleri ve yayıncılar da oldukça olumlu bakıyor. Madalyonun öbür yüzünde ise video izlenme sayısının iç açıcı olmadığı paylaşımlarda, özellikle de reklam verilen içeriklerde, paylaşımcının motivasyonunu düşürme ihtimali de mevcut.

Twitter video view count
Twitter’ın video izlenme sayısını gösterecek olması, markaların bugün de ulaştıkları bir bilgiyi yeni bir özellikmiş gibi göstermesi olarak yorumlanıyor.

Reklamverenler içinse değişen bir şey olmadığını söyleyebiliriz. Zira çoğu marka, kullandığı özel araçlar ya da aldıkları bazı hizmetler yoluyla, Twitter’da paylaştıkları videoların izlenme sayısını hâli hazırda öğrenebiliyor. Hatta Twitter’ın getirdiği bu özellik, kimilerince gösterişten başka bir şey olmayan ve “yeni” olarak tanıtılan bir özellikten başka bir şey değil.

Yeri gelmişken, Twitter’ın izlenme sayısı kıstaslarında Medya İzlenme Konseyi (Media Rating Council) standartlarına bağlı olduğunu da belirtelim. Bu standartlara göre, video süresinin yarısı ekrandayken iki saniyelik bir seyir bir izlenme olarak hesaplanıyor. Ayrıca Twitter video izlenme sayısının canlı yayınlarda ve platformun BuzzFeed ya da Bloomberg gibi medya ortaklarına ait özel yapımlarda kullanılamayacağı belirtiliyor.

Twitter video
Twitter, video izlenme sayısını göstererek kullanıcıları, video içerik paylaşmaya teşvik etmek istiyor.

YouTube ve Facebook başta olmak üzere pek çok platform zaten izlenme sayısını gösteriyor. Fakat bunlar ne kadarlık bir sürenin “izlenme” sayılacağını belirlerken kendi kriterlerini uyguluyor. Bu da çoğu zaman, organik olarak paylaşılan bir video ile ödeme yapılarak öne çıkarılmış bir video arasında izlenme sayısı farkına neden oluyor.

YouTube, video izlenme sayısının kötü niyetli kişilerce şişirilebileceğini öne sürerek, nasıl bir izleme eyleminin gerçekten “izleme” olarak kabul edileceğine dair bir kriter getirmeyi reddediyor. Facebook ise paylaşılan video izleyenlerin ekranında bir saniyeliğine oynatılsa bile bunu “izlenme” olarak kabul ediyor.

Kısacası, kulağa tuhaf gelse de, sosyal medya platformlarında paylaşılan video izlenme sayısı kavramının tam olarak ne olduğuna dair herhangi bir kıstas bulunmuyor. Twitter her ne kadar bunu yeni bir özellik olarak tanıtsa da pazarlama ekiplerinin kullandıkları yöntemlerle bu veriye eriştiği zaten bilindiğinden, bu yeniliğin heyecan yaratmadığı da bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Platformun tweet fırtınası gibi daha işlevsel yenilikler üzerine odaklanması gerekiyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link