Zamanında “Nasıl oluyor da yol tarif ederken kullanılacak kadar çok şubesi olan Amerika menşeili küresel sermaye Starbucks’ta biz Türklerin geleneksel içeceği “Çay” bulunuyor da %100 Türk sermayeli bu toprakların markası Kahve Dünyası’nda “Çay” bulunmuyor?” diye sormuştuk. Tabi bu soruyu sadece Kahve Dünyası değil; ülkemizde kahve perakendeciliği yapan tüm işletmelere yöneltmiştik aslında. Zira bu konu, ülke olarak en çok sahiplendiğimiz, değer verdiğimiz, tükettiğimiz ürünümüz ile ilgiliydi.

Gel zaman git zaman yıl oldu 2016…

Geçtiğimiz günlerde Jale Özgentürk’ün yazısına denk geldim. Yazıda Starbucks’ın, şu anki menülerindeki çay ürünlerinden bağımsız olarak, geçtiğimiz dönemlerde 620 milyon dolara satın aldığı Atlanta menşeli ünlü Teavana çay zincirini ülkemize getirmek için çalışmalara başladığı yazıyordu.

teavanaDahası, Starbucks’ın genel müdürlüğünü halen sürdüren Schultz, Starbucks olabilmek için kahve kategorisinde ne tür stratejiler izlendiyse; Teavana’da da çay özelinde aynı stratejilerin izleneceğini söylemişti. Anlayacağınız önümüzdeki dönemlerde çay kaşığından fincana kadar ‘çay’ ile ilgili aklınıza gelebilecek her nesneye sahip olan Teavana mağaza konseptlerini İstanbul’da görebileceğiz.

Tüm Türkiye’ye hayırlı olsun (!)

Bizim ülkemizin girişimcileri için yazılı olmayan bir kural var. O kural der ki; “Eğer bir caddede yeni açılan bir dükkanın işleri iyi gidiyorsa mutlaka tam karşısına aynı dükkanı sen de aç ki onun kadar para kazanabilesin.” Gerçekten de böyle değil mi? Starbucks, Gloria Jeans, Nero Türkiye’ye geldiğinde hemen karşılarında yerli kahve zincirleri türemedi mi? hem de aynı ürünler, aynı mağaza konseptleri ile!

Teavana’nın Türkiye’ye girişiyle birlikte muhtemelen bu kuralı uygulayan yeni yerli çay zincirleri görmeye başlayacağız; şimdiden Çay Dünyası, Çay Evi, Çay Ateşi, Çay Diyarı, Çay Durağı gibi isimleri görmeye hazırlıklı olun derim. Zira Teavana Türkiye’de yepyeni bir pazar açacak.

Yurdumun sudan sonra en çok tüketilen içeceği olan çayı Amerikalı’ların sayesinde yeniden yudumlayacak olmamızın verdiği üzüntü bir yana dursun, dünya çapında marka yaratma olasılığımızın en yüksek olduğu pazarlardan birinde yardımcı oyuncu olmaktan öteye gidemeyeceğimiz gerçeği beni epey sinirlendiriyor.

Neyse…

Biz en iyisi global oyuncuların bizi pohpohladığı replikleri TV spotlarında izleyip gururlanalım (!);

“Aslansın Türkiye, kaplansın Türkiye… Bu arada, Bi’ çay daha Türkiye?

6 YORUMLAR

  1. Necip tekniğin iyi ama geliştirmen gerek. Mustafa’nın dediği gibi yazmadan önce ufak bir araştırma yapsaydın çok iyi olabilirdi. Şayet yazılım sektöründen gelip Türkiye’de Çaycı adında bir girişim kuran Veysel Berk, bu konuda çok güzel bir adım attı. Hatta bu adımları teknoloji ile besleyip stratejik olarak pazarlama faaliyetlerini de anlık olarak yansıtıyor. https://www.youtube.com/watch?v=LxU1Izld-xM adresindeki 10 dakikalık videoda bahsettiğim stratejik adımlar konusunda bilgi edinebilirsin.

    • “Necip tekniğin iyi ama geliştirmen gerek.” derken hangi teknikten bahsettiğini anlayamadım. Belki bir gün tekniğimi geliştirmek adına senden ders alırım ha?

      Çaycı’yı ilk defa senden duydum. Kaç şubesinin olduğunu merak edip Google’da arattırdım. Sıralamaları yetersiz. Bence SEO hizmetine ihtiyaçları var. Naçizane tavsiyem markalaşmadan ziyade SEO tarafı ile ilgili yorum yapman ;) Diğer tarafları pazarlamacı ya da marka uzmanları halletsin ;)

CEVAPLA