Star Wars’ın İletişim Stratejisi Gerçekten Doğru mu Konumlandırıldı?

‘Bilim Kurgu filmlerinden pek hoşlanmam’ cümlesi Türkiye’deki kalabalıkların dilinden düşmez normalde. Bu bilinen bir şeydir. Bilim Kurgu edebiyatının, prodüksiyonun, filmlerinin gelişememesi diye bir gerçek varken, bazı çılgınlıklar karşısında ‘nasıl yani?’ demeden duramıyor insan.

Bu sene Jurassic Park filminin en yüksek açılış rekorunu 208.8 dolar ile kırmayı başaran Star Wars marka olmanın farklı yönlerini yaşattı bize. Bu furya karşı konulamaz bir çılgınlığın başlangıcını oluşturdu. Bir sürü anlaşma yapıldı. Ürünler, sponsorluk anlaşmaları imzalandı. Disney’in gücü çığır açtırırcasına Star Wars’u yeniden ateşledi, hiç kuşkusuz. Yeni bir marka yaratırmış gibi oynadı taşlarını.Yine de bazı açılardan maruz kalma anlamında kirlilik olduğu da reddedilemez.

İletişimciler bir konuda anlaşmaya çalışıyor. Bunca emek, efor, harcanan iletişim bütçeleri sadece lisans için ödenilen paranın Disney’e geri kazanımı mı? Yoksa tüm bunlar markayı, zaten var olan bir kültürü daha da derinleştirmek için mi yapılıyor?

Bu durum bir çok hayranı, hatta tüm bu pazarlama aktivitelerine mesafeli duran 30 yaş üstü kitleyi iğreti etmiş durumda. Bu, zaten oturmuş olan bir marka algısını kirletmekten daha fazlası demek. Bugüne bakıldığında ticari anlamda ve tüketime itilen insanlar manasında korkunç bir başarı elde edildiği ortada. Ancak uzun vadede markanın gördüğü zarar ve yeni nesillerin bu marka algısının çok zayıf, popülarist ve zayıf kalacağı gerçeği de reddedilemez.

Filmin yapımı sonunda, henüz filmi gösterime girmeden, bu kültürün ve tüm Star Wars sisteminin yaratıcısı George Lucas’a sorulan ‘Filmi beğendiniz mi?’ sorusuna cevabı belki de herşeyi anlatır nitelikte. ‘Seyirci beğenir.’

star-wars-force-awakens-banner-full(1)

Bu cevap aslında bir şeylerin eskisi gibi olmayacağının kanıtı olarak algılanabilir. İletişim yönünden bakmak lazım, hayran olarak eleştirmeyelim diyenler için cevaplamalarını istediğim soru şu; ‘İletişim sadece ticari başarı daha çok kazanmak için mi yapılmalı?’

Hiç bir kitle gözetmeksizin, hatta konumlandırma yapmadan satışa sunulan onlarca ürün ve sponsor uygulamalar, bazı alanlarda o kadar alakasız ki, markayı kafamızda nereye yerleştirmemiz gerektiğini bulamıyoruz. ‘genel’ kitle diyerek, kolaya kaçmak da çok amatörce olurdu sanırım. Çünkü biliyoruz ki, hiç bir şey, özellikle de bu derece spesifik bir konu ‘genel’ olarak konumlandırılamaz.

Pazarlama iletişimi dünyasının bir kısmı Star Wars süreci için en çok şu sıfatı kullandı; ‘saçma’

Bu hiç bir düzeneğe oturmayan iletişim planlaması neye göre yapıldı gerçekten çözümlenemiyor. ‘Covergirl’ ojelerinin başlığı üstünde neden Star Wars yazdığını ya da en kaliteliden, en kalitesize heryerin neden Star Wars battaniyesi dolduğuna akıl sır ermiyor. Bunca maruz bırakılma şimdiki zamanda ‘herkes yapıyor, ben de yapacağım’ algısı yaratıyor ancak uzun vadede muhtemelen ‘yüz eskimesi’ sorunu altında kaybolma riski taşıyor mu? Hiç bir filmini bile ilgiyle izlemeye enerji harcamayan onlarca insan bugün sokaklarda star wars pardüsüleri ya da oyuncaklarıyla geziyor. Dahası hiç bir tutkusu olmadığı için inanılmaz paraları ürünlerine döküyor. Amaç hayran olmayan, hayranlar yaratmak ise Disney gelmiş geçmiş en kolay ve büyük başarılardan birini elde etmiş olmalı.

Bu bir kesimin görüşü.

star-wars-0_fjuh.1920

Bir diğeri görüş ise, Disney’in muhteşem bir bütünleşik pazarlama örneği ortaya koyduğu. Öyle ki aslında hedef kitle şimdiye kadar Star Wars için kalbi atmamış olanlar. Onların da duygusal bağlarını sağlamak için çok çalışmak, çok efor sarf etmek gerektiğini ve herşeyin başında iyi bir dijital iletişim planlaması yönetmenin öneminin farkında olmuşlar. Üstelik sponsorluklar sonucu gösteriyor ki, etkileşim içinde olunan markalar da, Star Wars ile birlikte korkunç bir ticari artış sağlamış durumda. Sosyal medyanın gücü sayesinde yepyeni yüzlerce hayran kazanılırken, ister istemez zaten hayranı olanlar bile bu furyadan üzerine düşeni aldı. Her ne kadar kızgın olurlarsa olsunlar, etraflarında her an ve her saniye bir Darth Vader olmasından kim rahatsız olurdu ki? Bu yeni neslin pazarlama kuralı artık hedef kitlenin ne istediğine, kişiselleştirmeye yönelik çalışılması gerektiği. Kısaca her yerde, herkese göre olmak zorunluğu. Disney’in bu dahiyane anlaşmaları, pazarlama iletişim konumlandırmaları sayesinde zaten kültürü oturmuş bir marka, korkunç bir kâra dönüştürüldü. Bunu da tercih etmeyecek kimse olamaz herhalde?

Bardağın dolu ve boş tarafları olarak görebilirsiniz bu iki fikri ancak hangisinin gerçekten dolu olduğunu da kesinleştirmek oldukça zor.

Benim şahsi fikrim iksinin arasında. Hem muhteşem bir bütünleşik pazarlama örneğine şahit olmuş, hem de kâr etme amacı azıcık abartılmış yoğun maruz kalma kirliliğinin ortasında kalmış durumdayız. İlki oldukça zor bir süreci yönetmek demekti. Her koldan iletişime hakim kalmak ve zaten var olan bir marka algısından, cürretkârca kâr elde etmek. İkincisi ise yeni nesillerle beraber, uzun vadede yüzünün eskimesi riskinin ortaya çıkmış olması. Eğer bu algıyı, gerektiği zamanlarda frekansı kısarak yönetebilen bir Disney görürsek, o zaman gelmiş geçmiş en başarılı markanın Star Wars olmaması içten bile olmayacak.

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Eskişehir Anadolu Üniversitesi Reklamcılık ve Halkla İlişkiler Bölümü mezunu olan Zümrüt Tanrıöven; Pazarlamasyon'da pazarlama ve reklam üzerine yazılar yazmaktadır. Futbol Extra'da yazar olmasının yanında, bunun bir devamı olarak spor pazarlama konusunda oldukça derin eğitimler almış, bu konuda bir çok araştırmada ve projede bulunmuştur. İstanbul Bilgi Üniversitesinde bitirdiği yüksek lisansıyla beraber kültür ve sosyolojik yönetimlere de odaklanmaya çalışmış, bu alanları birbiri içinde kullanmaya yönelmiştir. Alamet-i Farika, Show Tv gibi yerlerin ardından son 5 yılında TTNET, Tivibu'da İçerik Pazarlama'cı olarak çalıştı. Şimdi Türk Telekom Pazarlama İletişiminde yolunda devam etmekte.

Bir Cevap Yazın

EasyJet Neden Dünyada En Fazla Veriye Sahip Olan Havayolu Şirketi Olmak İstiyor?

  • Verinin ve müşteri deneyiminin hakim olduğu yeni nesil pazarlama dünyasında easyJet dünyada en fazla veriye sahip olan havayolu şirketi olmak istediğini duyurdu.
  • “Müşteri deneyimi sadece bir kişinin işi değildir, herkesin işidir.” Ünlü veri bilimci Michael Wu.
  • Müşteri kaybının nedeni kötü kalitedeki müşteri hizmetleri kaynaklı olmasına rağmen kuruluşların yalnızca % 31’inde, müşteri deneyimini iyileştirmek için şirket genelindeki çalışanlar takdir ediliyor ve ödüllendiriliyor.
  • İlgili yazı; Şirketlerin Müşteri Deneyimini Geliştirmek İçin Kullandığı 5 Yöntem

“Büyük veri”, “müşteri deneyimi” gibi kavramların şirketlerin ve markaların kaderini belirlediği artık su götürmez bir gerçek. Starbucks, Netflix, Spotify gibi başarılı yeni nesil markaların müşterilerine sunduğu farklı deneyimler toplumdaki beklentiyi de bu yöne çekti. Günümüzde pek çok marka bu farkındalıkla yoluna devam etmeye hazırlanıyor ve easyJet de bunlardan birisi.

easyJet’ten kısaca bahsetmek gerekirse; şirket İngiltere’nin en büyük ve Avrupanın ikinci en büyük tarifeli havayolu şirketi. 1995 yılında Sahibi olan Stelios Haji-Ioannou adlı İngiliz bir iş adamı tarafından İngiltere merkezli olarak kuruldu.

easyJet‘in şu anki CEO’su Johan Lundgren dün yaptığı konuşmada göre şirketin veri kullanımını üst düzeye çıkararak, tatilleri, iş müşterilerini ve sadakat programını kapsayan bir model ile büyüme sağlayabileceğine inandıklarını belirtti. Johan Lundgren, düşük maliyet ile geliri ve müşteri sadakatini artırıp dünyanın en fazla veriye sahip hava yolu şirketleri olacaklarına dair söz verdi.

Şirket son çeyrekte %8,8 artışla 36,8 milyon yolcuya sahip olmasına rağmen, Lundgren şirketin müşteri deneyimi ve müşteri korumasının geliştirilmesi ile ilgili “daha ​​iyisi yapılabilir” dedi. Çünkü yaşadığımız çağda daha iyisini yapmanın yolu olabildiğince çok veriye sahip olup bu verileri doğru kullanmaktan geçiyor. Markanıza sadık müşteriler kazandırmak istiyorsanız onlara kaliteli deneyimler yaşatmanız gerekiyor.

Lundgren konuşmasına “Sadık düzenli müşteriler bir marka için en yüksek değeri yaratıyor ve şu anda müşterilerimizin %46’sı bizimle yılda bir kez uçuyor, bu da büyük bir fırsat yaratıyor.” şeklinde devam etti. Bağlılık ve sadakat büyümeyi etkileyen en önemli faktör olduğu için Lundgren kendilerine üç kilit noktası belirlediklerini söyledi. Bunlar; tatil, iş ve sadakat.

Veri kullanımının “mükemmel” olmasını sağlamak için easyJet, havayolu şirketinin yönetim kuruluna katılacak olan Luca Zuccoli’deki ilk ana veri memurunu işe aldı. Lundgren, müşteri deneyimini geliştirmek için uçuş sürelerini de optimize etmeyi planladıklarını açıkladı. Ayrıca Lundgren müşterilerinin tatil deneyimini artırmak için konaklama hizmetlerini de kapsayan tatil paketlerini artıracaklarını söyledi. 

easyJet’in bu açıklamaları ve attığı adımlar büyümek ve yeni nesle ayak uydurmak isteyen diğer şirketler için güzel bir örnek teşkil edebilir. Zira markanız bu zamana kadar Starbucks, Netflix olamadı diye bundan sonra olamayacağı anlamına gelmiyor. Tek yapmanız gereken rakiplerinizden farklılaşmak ve Johan Lundgren’ın da dediği gibi olabildiğince çok veriye sahip olmak.

Nisan 2018’de gerçekleştirdiğimiz Marketing Meetup’a dünyaca ünlü veri bilimci Dr. Michael Wu’yu davet etmiştik. Konuşmasında müşteriye sunulan hizmet ile müşteri beklentisinin arasında fark olduğunu belirten Dr. Michael Wu, günümüzde müşteri beklentisinin artmasından ötürü hayal kırıklığının da arttığını ifade etmişti.  Buradan rahatlıkla şu sonucu çıkarabiliriz diye düşünüyorum: Müşterilerinizin beklentilerine uygun hizmet verebilmeniz için müşterilerin ne beklediğini anlayacak kadar veri toplamalısınız. Elde ettiğiniz verileri doğru kullandığınız takdirde büyümenizin önünde fazla engel kalmayacaktır.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Tarihin En Başarılı 8 Marka Sloganı

Markanın kendilerini ifade ederken kullandıkları  en önemli araçların başında gelen sloganlar, zaman zaman da sadece  markaya ait olmaktan çıkıp insanların  kullandığı söz öbekleri haline dönüşüyor. Bazen sloganın yaratıcılığı bazen akılda kalıcı olması bazen de içerisinde komik unsurlar bulunması nedeniyle günlük hayatta birçok kez markaların sloganlarını duyabiliyoruz.

Peki şu ana kadar yapılmış ve dünya çapında ses getirmiş sloganlar hangileri? Pazarlamasyon olarak en başarılı 8 sloganı araştırdık;


Just Do It! – Nike – 1988

Nike’ın reklam ajansı Wieden and Kennedy ve bir grup Nike çalışanı tarafından 1988 yılında geliştirilen slogan ve slogan etrafında şekillenen promosyonlar sayesinde, Nike’ın %18 olan spor ayakkabısındaki pazar payı %43’e ulaştı. Zamanın Reebok & Nike rekabetinde Nike’ın dominasyonunu sağlayan bu slogan artık Nike ile özleşleşti ve hala Nike’ın en önemli kozlarından biri.


Because I’m worth it – L’oreal – 1973

70’lerdeki sosyal evrim ve feminizm sonucunda L’oreal tarafından oluşturulan ‘Çünkü ben buna değerim‘ sloganı aradan 40 yıl geçmesine rağmen hala kullanılıyor.

O dönemin koşullarını anlamak için küçük bir not; L’oreal’ın rekabet ettiği markalar, reklamlarında dahi erkek sesi kullanıyordu. Düşünün, erkek sesiyle kadınlara yönelik ürünler satıyorsunuz! L’oreal, reklamında kadın sesi kullanan ilk marka özelliğini taşıyor.


 Connecting People – Nokia- 1992

Finli cep telefonu üreticisinin ilk olarak 1992 yılında düzenlemiş olduğu reklam kampanyasında duymuş olduğumuz Connecting People sloganı, yıllarca Nokia’yı cep telefonu sektöründe lider koltuğunda oturttu. O zamandan bu güne tam 21 yıl geçse de cep telefonu dendiğinde birçoğumuzun aklına  Nokia’nın sloganı ve ses tonu geliyor.


Refreshes the parts other beers cannot reach – Heineken – 1973

Carlsberg’in 1973’teki ‘Probably the best beer in the world‘ sloganı ile aynı dönemde yaratılan ve 2005 yılına kadar kullanılan slogan dünya çapında bir başarı yakaladı ve Heineken’in rekabet gücünü arttırdı.


Open happiness – Coca Cola – 2009

Coca-Cola-open-happiness1

Coca Cola’nın yıllardır gerçekleştirmek için çaba sarfettiği ‘insanları mutlu etme’ temasının ilk filizlerinden olan Mutluluğa Kapak Aç, 2009 yılında McCann Erickson tarafından yaratıldı. O günden bu güne geçen süre zarfında bu sloganın bilinçaltına yerleşmesi için binlerce pazarlama faaliyetinde bulunan Coca Cola, “mutluluk” kelimesi ile kendini özdeşleştirmeyi başardı.


Think Different! – Apple – 1997

Bu listede Apple’ın ‘Think Different’ sloganına yer vermemek büyük bir hata olurdu. Sloganın yarattığı başarıyı anlatmaya gerek yok sanırım. Sloganın kullanıldığı reklam filmi hala akıllarda taze bir yer kaplıyor.


Think Small – Volkswagen – 1959

1959 yılında  Helmut Krone tarafından yaratılan ‘Think Small’ kampanyası, Volkswagen’ın Beetle (Vosvos) modeli için tanımlanabilecek en iyi slogandı. Marka bu slogan-ürün uyumu sayesinde milyonlarca kişiyi Vosvos sevdalısı yaptı. Bu model günümüzde bile birçok insan için ‘bir otomobilden fazlası’nı anlatıyor.


Beanz Meanz Heinz – Heinz- 1967

1967’de üretilen ve 30 yıl kullanılan bu slogan, birçok otoriteye göre Dünya’da en çok tekrarlanan ve akılda kalan slogan olma özelliği taşıyor. Slogan,  özellikle Birleşik Krallık’ta bir efsane olarak nitelendiriliyor. 60’larda iletişim, tek kanallı olduğundan insanların bilinçaltına adeta kazınmış bir slogandı.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link