Rekabette Ayakta Kalmanın Formülü :Yaratıcılık 0

Markanızın tüketicilerin mesaj karmaşası yaşadığı bu dönemde rekabette ayakta kalmasının yolunun yaratıcılıktan geçtiğini biliyor olmalısınız.

Peki tüketici gözünde nasıl ayakta kalabileceksiniz? Tüketici gerçekten sizi başarılı buluyor mu, ya da çalışmalarınız markanızı gerçek anlamda tüketiciye yansıtıyor mu?

Tüm bu soruların yanıtı için aşağıda markaların tüketicilerine sunduğu çalışmalardan sizler için bir derleme yaptık. Buyrun :)

Dove

“Dove Farklıdır” hepimiz bu slogana aşinayızdır. Dove diğer kişisel bakım ürünleri satan markaların yaptığından ziyade mükemmel bir güzelliğe ve kusursuzluğa vurgu yapmak yerine doğal güzelliğe odaklandı. Adeta bu dünyanın dayattığı güzellik algısına bir protesto olarak doğan Dove bu sloganı yaptığı çalışmalar ile de desteklemeyi unutmadı.

Özellikle bu konuda yaptığı çalışmalar hem hedef kitlesine özgüven aşılarken hem de sadece YouTube bir çok kez paylaşıldı ve çok ses getirdi.

Burada bahsettiğimiz, rakiplerinizden farklılaşmanız ve bunu kendi yolunuzdan özgün bir şekilde yapmanız.Bu anlamda her zaman çoğunluğun odaklandığı nokta doğru olmayabilir, Dove’un yaptığı bu stratejinin bir benzerini de Omo sürdürdü aslında. Tüm temizlik markaları muhteşem temizliğe odaklanırken Omo’nun “Kirlenmek Güzeldir” diyerek kirlenmeye odaklanması oldukça ilgi toplayan ve akılda kalan bir çalışma oldu. Önemli olan hedef kitlenizi hiç beklemediği bir noktadan yakalayarak etkilemenizdir ve bunu da kendi tarzınızla yaptığınızda tüketici algısında rakiplerinizden farklı ve olumlu bir yere konumlanmanız kaçınılmaz olacaktır.

Cuties

cuties

Cuties sizi bekliyor peki siz neyi bekliyorsunuz?

Cuties aslında bildiğimiz mandalin. Türkiye’de değil Amerika Birleşik Devletlerinde California’daki tarlalarda üretilen mandalinleri çocuklar için sağlıklı bir atıştırmalık konsepti ile sunan marka mandalin ve diğer meyveleri kullanarak hazırladığı sevimli meyve tabakları ile fast food’a yatkın ABD tüketicisini sağlıklı bir atıştırmalıkla tanıştırıyor. “Çocuklar Cuties sever, çünkü Cuties çocuklar için üretiliyor” diyerek hedef kitlesini satın alma kararının etkileyicileri olan çocuklar olarak belirliyor. Süpermarketlerde diğer mandalinlerden çok daha pahalıya satılan Cuties mandalinleri en fazla satış rakamına ulaşan meyvelerden de biri aynı zamanda.

Doritos Locos

taco-bell-doritos-tacos

Bir diğer örneğimiz yine ABD’den geliyor. Amerika’nın Meksika tadı fast food restoranı Taco Bell menüsünde sürekli olan Taco Supreme ile Doritos cipslerini harmanlayarak yeni bir ürün yaratıyor. Müşterilerin bayılarak tükettiği bu yeni üründen Taco Bell bir yılda yaklaşık yarım milyar satmaya başlıyor. E bu da doğal olarak günlük bir milyon Doritos Lacos sattıkları anlamına geliyor ki bu çok fazla taco demek!

Wedit

wedit

Wedit ise düğün haftalarından önce çiftlere 5 el kamerası göndererek istedikleri kadar video çekmeleri için olanak sağlayan bir startup, sonrasında çekilen görüntülerle beraber gönderilen kameralardan Wedit ekibinin editlediği videolar normal bir düğün videosundan kat be kat ucuza geliyor.

Ağızdan ağıza iletişimin gücü ile reklama herhangi bir bütçe ayırmadıklarını belirten CEO, Pinterest’ten duyarak gelen yeni müşterilerin gün geçtikçe arttığını belirtiyor. Hedef kitlesinin hangi sosyal mecralarda vakit geçirdiğini bilmenin avantajını kullanan Wedit, geçtiğimiz Eylül’de Haziran satışlarına göre %976 artış sağlamış.

2014'te Uluslararası İlişkiler lisansını birincilikle bitiren Burcu, global tecrübesine katkılarını 4 aylık ABD macerası ile perçinlemiştir Yazmayı düşünmeyi sorgulamayı ve üretmeyi hayatında tepelere koyar. Şimdilerde İstanbul Üniversitesi'nde Pazarlama tezli yüksek lisans programında öğrenimini sürdüren Burcu'nun ilgi alanları arasında girişimcilik, seyahat, markalar ve en büyük tutkusu olan California var!

Bir Cevap Yazın

Kafamızda Bir Tuhaflık: Boyner Okula Dönüş Reklamı 0

Gerçekçi olalım, hiçbirimizin birbiriyle eşit olmadığı bir dünyada yaşıyoruz ve bundan sonra da muhtemelen böyle olacak. Farklı düşünenlerimiz olabilir ama ben tam da bu nedenle, çocuklar da dâhil olmak üzere insanlar arasındaki eşitsizliklerin yapay yöntemlerle kaldırılabileceğine inanmıyorum ve örneğin çocukları düşünürsek, yalnızca okul saatleriyle sınırlanmış bir eşitlik hâlini de inandırıcı bulmuyorum. Gelin görün ki bazı şeyleri de kör gözüne parmağım şeklinde yapmamak gerektiğini de hepimiz biliyoruz. Başta giyim olmak üzere büyük mağazacılık alanındaki en büyük markalardan biri olan Boyner, geçtiğimiz günlerde yayınladığı okula dönüş temalı televizyon reklamında ne yazık ki bunun tam tersini yaptı.

Şimdi reklamımıza bir bakalım. Reklam, bir kız çocuğunun “Boyner’de ders çalışılır mı? Bence çalışılır.” diyerek mağazaya girmesiyle başlıyor. Soruyu sorduktan sonra gözlerini yukarı doğru dikmesi ve mimikleri, yaşından çok daha büyük bir tepki yansıtıyor. Abartmıyorum, bu yaştaki bir çocuktan âdeta bir Instagram fenomeni havasında bir yapmacıklık ve tuhaflıkla karşılaşıyoruz. Evet, bu imajın muadilleri birçok sosyal medya platformda var ama bu imajı bir ikon olarak seçip markanın vitrini sayılan reklamda ortaya koymanın âlemi var mı?

Daha ilk andan hafif hafif başlayan gariplikler dizisi, kahramanımız mağazanın içinde gezinmeye başladığında gelişiyor. Çocuk, “Boyner’de nasıl ders çalıştığına” dair ipuçları veriyor. Örneğin, mağazayı, öğrenim hayatına yön veren bir pusula gibi düşünüyor olacak ki coğrafyadan bahsederken “Okul kıyafetleri güneyde, çantalar kuzeyde.” diyor. İnsanlığın birikimli ilerleyişinin öyküsünü anlatan tarih kavramını, Nike marka bir spor ayakkabıya indirgeyerek “Ayakkabılarda yükselme devri!” (Ne kadar da moda dergisi manşeti bilen bir çocuk!) gibi bir başka gereksiz replikle ifade ediyor. Evrenin işleyişinden tutun da arabanızı park etme açınıza kadar her şeyin özündeki matematiği kullanmayı ise iş ancak hediye çeki almaya yetecek o minik ürünün fiyatını hesaplamaya gelince kullanıyor.

Reklam, başlangıçtan sonuna dek birçok tuhaflıkla dolu.

Mağazadaki yolculuğun sonunda ise tam anlamıyla bir “Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı.” durumuyla karşılaşıyoruz. Alışveriş çılgınlığıyla müthiş bir heyecan fırtınası yaşayan çocuk, annesini gördüğünde “Selam anne!” diyor. Hanımlar beyler, Türkiye’de yaşıyoruz. Kaç çocuk bu yaşlarda annesine “Selam anne!” diyor? Diyenler olabilir de kaçı yani? Hani yalıda veya köşkte oturan Berkcanlar ya da Melisalar ebeveynlerine bu şekilde seslenebilir de ülkemizde standart şartlarda yaşayan kaç çocuk böyle? Kaldı ki Boyner, ana hedef olarak bu kesimi hedefleyen bir marka mı? Tabanı çok daha geniş bir topluluğa yayılıyor. Hani biraz daha zorlasa kahramanımız “What’s up dude?” diyecek, öyle zorlama, öyle bu topraklara yabancı bir seslenişle karşı karşıyayız. Burada gerçekten büyük bir kafa karışıklığı var ki kafamızdaki tuhaflık da esasen bu.

Eğitimin ilgisiz bir şekilde ve bu denli metalaştırılması, reklamı izlerken rahatsız edici boyuta ulaşıyor.

İşin bir de tüketime teşvik boyutu var. Bunca ürünün ve hizmetin sunulduğu, sınırların kalktığı bir dünya düzeninde elbette tüketim teşvik edilecek ve reklamlar da bunun en büyük katalizörü olacak, buraya kadar her şey tamam. Çünkü “reklam” dediğimiz çalışma, en temel işleviyle tüketimi amaçlar ve bu zaten onun için varoluşsal bir meseledir. Fakat bazı noktalar var ki üzerinde hassasiyetle durulması, kaş yaparken göz çıkarılmaması gerekir. Meselâ, çocukların başrolde olduğu reklamlarda, birbirleri arasında herhangi bir üstünlük hissinin söz konusu olmaması lâzımdır. Yani çocuklara yönelik pazarlama, önemli ölçüde duyarlılık ister ve bu yüzden de belli bir usulü olması gerekir değil mi? İşte reklamdaki en büyük sorunlardan biri de bu zaten.

Reklamda tüketim, öyle bir dozu kaçmış şekilde, tabiri caizse rayından çıkmış ölçüde teşvik ediliyor ki bir yerde çocukların Boyner’den satın aldıkları ürünlerle akademik başarıları arasında bağ kuruluyor. Hatta bunun da ötesine geçiliyor ve alınan ürünler dersleri gölgede bırakır şekilde sunuluyor. Yoksa sizin çocuğunuz hâlâ elinize bir spor ayakkabı aldığınızda kendisini tarihte iz bırakan bir hükümdar gibi hissetmiyor mu? Gerçekten zor bir durum olmalı, sizin adınıza ne kadar üzücü bir durum (!)

Türkiye’nin en değerli 26. markası olan Koton bunun daha da kötü bir hâlini, büyük bir kriz olarak yaşamış ve Koton Kids koleksiyonu için yaptığı tüm tanıtım çalışmalarını geri çekmek zorunda kalmıştı. Bu reklamı hatırlıyoruz değil mi? Tanrı aşkına ahbap, yaşlıların elini öpüp alnına götürmeyerek bize İngiliz asilzadeliği dersi veren o örnek çocuğu nasıl unutabilirsin ki!

Birer Y kuşağı üyesi olarak, tabii ki bizden sonra gelen nesillerin farklı bir şekilde büyümesini reddetmeye veya eleştirmeye hakkımız yok. Fakat kantarın topuzu kaçmışsa, bir sürü gariplikler taşıyan ve hatta yer yer etik sorunları olan bir çalışma mevcutsa, bunu göz ardı etmemek gerekiyor. Tabii ki Boyner’in bu reklamı hazırlayan ajansını eleştirirken, herhangi bir sakınca görmeden bu çalışmayı kabul eden markanın da payını es geçmeyelim.Kaldı ki Koton Kids örneğini gördüğümüz bir ülkede Boyner gibi bir markanın bundan ders çıkarması gerekirdi.

İyi bir müşterinim Boyner, her yıl giyim alışverişimin neredeyse tamamını senden yapıyorum ama bu durum kötü reklamını eleştirmeme engel değil, üzgünüm. Kendini toparladığında tekrar konuşalım, olur mu?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link
DIGITAL EXCELLENCE PROGRAM 

Dijital Mükemmelliği Yakalayın!

KAYDOL
close-link