Markaların Tasavvur Edebileceği En Büyük Vizyon; Mit Olmak!

Bir markanın uzun vadede gelebileceği en son nokta tüketicilerinin zihninde bir “mit” haline gelmektir. Yani tıpkı ev işlerini yapmaya kadınların “doğal” olarak daha yatkın oldukları miti gibi, markalar da tüketicilerinin hayatının doğal bir parçası olabilmeyi hedefleyebilir.

Mit kelime anlamı olarak bir kültürün, gerçekliğin ya da doğanın bazı görünümlerini açıklamasını ya da anlamasını sağlayan bir öyküdür. Barthes, mitlerin ana işlevinin, tarihi doğallaştırmak olduğunu savunmuştur. Mitler tarihsel olarak doğdukları dönemin izlerini taşırlar. Ancak mitlerin işleyebilmeleri için yaydıkları anlamların tarihsel ya da toplumsal değil, doğal olduğunun vurgulanması gerekmektedir. Mitlerin kökenleri, siyasal ya da toplumsal boyutları gizlenir. Bu şekilde mitler “doğal” (doğada var olan) olarak, sanki insanoğlu ile yaşıtmış gibi algılanır. Dolayısıyla hayatımızdaki en kuvvetli tutum ve algılarımız hep mitler üzerinde şekillenir.

Aile içerisindeki iş bölümü bir mit gibi sunulur bize.

Hayatımızın odağındaki en kuvvetli mitlerden biri üzerinden daha da netleştirelim mit kavramını. Küçük yaşlardan itibaren ilk öğrendiğimiz temel kural; kadınlar ev işlerini yapar, erkekler evin geçimini sağlamak için para kazanır, kuralıdır. Bu durum bize normal gelir. Sorgulamayız. Erişkin bir birey olduğumuzda bile erkeklerin ev işlerini yapamayacağını, kadınların doğuştan ev işlerine daha yatkın olduğunu savunuruz. Bu düşünce beyinlerimize kazınmıştır. Bu durumun aksini pek düşünmeyiz. Aile içerisindeki bu iş bölümü bir mit gibi sunulur bize. İşin tarihsel, siyasal ve ekonomik boyutu gizlenerek bize doğanın bir parçasıymış gibi sunulur. Böylece ailedeki iş bölümüyle ilgili bu anlamlar evrenselleştirilir; bunların yalnızca değişmez değil, aynı zamanda, âdil ve makul görünmeleri de sağlanır. Ayrıca kadınların ev içerisine hapsedilişinin kapitalizm ile yaşıt olması durumun arka planını açıklıyor yeterince.

tumblr_lunec3EPP41qfbd70o1_500

Biz Türklerin çaya düşkülüğü ve onu hayatımızın vazgeçilmezi gibi görmemiz de bir mit aynı şekilde. Sanmayın ki biz Orta Asya’dan beri çay içiyoruz. Çayın ülkemizdeki kitleselleşmesi hepi topu 50-60 yıllık bir süreç içerisinde gerçekleşti. Oysa biz çayı, günün her anında sorgusuzca tüketiyoruz ince belli bardaklarımızda.

Bir markanın tüketicisinin zihninde elde etmeyi hayal edebileceği en başarılı durum, vaadinin bir mit gibi algılanmasıdır.

Markalar vaatlerini hedef kitlelerine aktarmak için her yıl milyarlarca dolar harcıyor. Tüketicisinin hangi sorununa, nasıl bir çözüm sunduğunu, farklı ama bütünleşik yollarla anlatıyor. Bütün bu uğraşların sonunda marka, tüketicilerin zihninde kendisiyle ilgili istediği gibi, net, olumlu bir imaj inşa eder. Zihinde oluşan bu imajın da markasını tercih edilebilir kılmasını bekler. Oluşan bu çerçeve içerinde, bir markanın tüketicisinin zihninde elde etmeyi hayal edebileceği en başarılı durum, vaadinin bir mit gibi algılanması olacaktır. Yani tüketicinin, markayı, hayatının değişmez bir parçası gibi algılaması, hayatındaki yerini doğal bir durummuş gibi düşünmesidir bahsettiğim durum.

Bahsini ettiğim mertebeye ulaşabilen bir marka olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden bir vizyon olarak nitelendirdim. Ama iş üzerinde olan birkaç marka ve ürünü üzerinden zihninizi biraz daha berraklaştırmaya çalışacağım.

“Coca Cola her şey ile iyi gider!”

marcas,de,bebida-af27e87630df918c41bf611b558c6ca2_h

Coca Cola, kurulduğu günden beri dünyanın hemen hemen her yerinde, yaz kış insanları serinletme ihalesini elinde bulunduruyor. Serinlemek istediğimizde aklımıza ilk gelen seçeneklerden biri bir şişe Coca Cola. Son çeyrek asırlık dönemde artık ürünlerinin fiziksel faydasından neredeyse hiç bahsetmediler. Sadece, ham maddesini bile bilmediğimiz bir içeceği hayatımızın ortasına yerleştirmeye çalıştılar. “Coca Cola her şey ile iyi gider!” dediler. Serinleme ve tazelenmenin tek seçeneği olmak için gayret gösterdiler. Niye tükettiğimizi düşünmeden her an bir şişe açmamızı istediler. Böylelikle Coca Cola içmenin doğal bir ihtiyaç gibi algılanması onlar için listenin en üstünde duran bir amaç her zaman. İşte o zaman marka tam bir mit haline gelecek ve zirveye ulaşacaktır.

McDonald’s, Starbucks, Red Bull…

762b3b9770ad359a3dda28a191b8ca01_1275936145

Bu konuya örnek olarak McDonald’s ve Starbucks’ı da verebiliriz. En hızlı ve doyurucu yemek yemenin adresi haline gelmeye çalışan McDonald’s benzer şekilde kendi mitini oluşturma gayretinde.

İnsanların her yemek yeme ihtiyacı hissettiğinde kendisini tercih etmesini istiyor. Böylece dünya üzerindeki istinasız her insanın ihtiyaç duyduğu yemek yemeye, doğal bir ortak haline gelmeye çalışıyor. Bu gayretleri geçmişte onları Berlin Duvarı’nın faili yaptı. 

Starbucks bu iki markaya oranla çok daha az yol kat etmesine rağmen o da kahve ile kendisi arasında bir mit yaratma peşinde açık açık.

einstein2

Belki son olarak da Red Bull’u ekleyebiliriz yolun başındakiler listesine. Onlarda kendilerini başarma hissiyle özdeşleştirip, insanları cesaretlendirmeye çalışıyorlar.

Sonuç olarak bir markanın tüketicisinde yaratabileceği en güçlü etki onu hayatında bir mit gibi algılaması olacaktır. Mitler gibi zihinlerimizi atmosfer gibi çevreleyen düşünce kalıpları kadar kuvvetli marka imajları oluşturmak elbette ki çok zor. İşte bu yüzden yapılması zor gibi görünen ama orada olması bir motivasyon kaynağı olan bu tip vizyonlar, markaları günün sonunda daha ileri bir noktaya taşıyacaktır.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık bölümünden 2013 yılında mezun oldum. Marka İletişimi ve Stratejik Planlama üzerine çalışmalar yapıyorum. Bu topraklarda dünya markası çıkarma gönüllüsüyüm. Ayrıca siyasete, bilime ve tarihe özel bir ilgim var.

Bir Cevap Yazın

Cif’ten Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Vurgu Yapan Proje

  • Bu zamana kadar genelimize dayatılmış ve öğretilmiş olan ”ev işlerini kadın yapar” mottosuna karşı son zamanlarda markaların toplumsal cinsiyet eşitliğine daha fazla değindiği görüyoruz.
  • Cif’te hepimizin elinde projesiyle aslında bu mottoyu yıkmak isteyen markalardan biri.
  • İlgili Yazı: Hornbach’tan Cinsiyetçi Klişileri Yıkan Reklam Filmi

Hepimizin elinde projesi  17 Ekim Çarşamba günü Unilever Ev Bakım Kategorisi Pazarlama Direktörü Duygu Ersoy ve proje elçisi  Arzum Onan’ın katıldığı basın toplantısı ile tanıtılmıştı. Proje ev işlerinin yalnızca kadına ait olmadığı ve aile bireyleri arasında dağılımın yapılması gerektiği vurguluyor. Kadınların iş ve sosyal hayatta daha fazla yer almasını ve bu projeyle bir farkındalık yaratmak Cif markasının ana amaçlarından biri olarak gözüküyor.

Kadının Görevi

Verilere göre insanların yüzde 86’sı ev işlerini, yüzde 77’si temizliği, yüzde 79’u çamaşır yıkamayı, yüzde 69’u bulaşık yıkamayı, yüzde 72’si ise yemek yapmayı ‘kadın görevi’ olarak tanımlıyor.

Kadın, reklamda gerçek dışı bir varlık olarak tanımlanıyor. Ayrıca reklamda bugüne kadar sıkça duyulan ”kadın dediğin parfüm değil, çamaşır suyu kokacak arkadaş”, ” yemek yapmayı,bulaşık yıkamayı bilmeyen kendine kadın demesin” gibi söylemlere ironik bir eleştiri yapılırken, kadın görevi diye adlandırılan, kadınlardan beklenen temizlik işlerinin verileri sıralanıyor. Reklamda gördüğümüz heykel ise,  farkındalık artırmayı hedefleyen bu proje için Arzum Onan tarafından yapılan gerçek üstü kadın heykeli olarak adlandırılan heykel. Altı kolu ve dört bacağı bulunan kadın heykeli, ev işleri konusunda kendisinden beklenen tüm sorumlulukları en iyi şekilde yerine getirmeye çalışan gerçek üstü güçteki bir  kadını temsil ediyor.

 

 

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Coca-Cola’dan “Ölümcül” Kelime Hatası

Global markalar yeni bir ülkede pazara girmeden önce oranın kültürünü ve dilini iyice anlamaya yönelik pazar araştırması yaparlar. Coca-Cola Yeni Zelanda’da yerli halk için koyduğu otomatın üzerine yazacağı cümle için yeterince araştırma yapmamış olacak ki önemli bir hata meydana gelmiş.

Coca-Colanın Yeni Zelanda halkına “Arkadaşça” ulaşma çabası “Ölüme merhaba” anlamına gelecek bir yerel dil karışıklığına yol açtı. Otomatın üzerine “Kia Ora, Mate” şeklinde bir mesaj yazan Coca-Cola’nın amacı; yerel dilde merhaba demek olan “Kia Ora” ile İngilizce’de arkadaş, eş anlamına gelen “Mate”i birleştirmek ve halkı sıcak bir dille selamlamaktı ancak Maori dilinde “Mate” kelimesinin “Ölüm” anlamına gelmesi hoş olmayan bir karışıklığa yol açtı.

“Ölüme Merhaba” sloganı kolanın ölümcül bir içecek olduğuna yormaya çok müsait bir slogan ve elbette Coca-Cola gibi büyük bir marka için 2018 yılında kabullenmesi zor bir hata oldu.

Coca-Cola sonrasında duruma yönelik bir açıklama yaparak İngilizce ile yerel dili birleştirdiklerini ve bir sorun olmadığını belirtti.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?