Marka Olmak İçin Etkileşim ve Güncellik Şart 0

Televizyonlarda yayınlanan ve sabah kuşağının vazgeçilmezi olan yerli ve yabancı “sağlıklı yaşam” programlarında şuna benzer bir uyarı duyarız; “zamanında / erken teşhis, pahalı tedaviden kârlıdır.” Düşündüm de acaba bu ikazı “grip olmuş markalar”a uyarlamak mümkün müdür? Daha açık ifadeyle, hastalanmış olan bir markanın tedavisi için herhangi bir özel formül, deyim yerindeyse, markayı iyileştirecek mucizevi bir şurup var mı? 

Bugüne dek reklam, pazarlama ve marka odaklı birçok zirveye katıldım. Workshop ve konferanslarda hem dinleyici hem de anlatıcı olarak  bulundum fakat marka yöneticilerinin veya reklamcıların bu soruya net bir cevap verdiklerini duymadım.

Okuduğum ve duyduğum kadarıyla şunu çok açık bir şekilde söylemek isterim ki markanın iyileşmesi için mucizevi bir tedavi yöntemi yok.

Öyleyse ne yapacağız?

Tıpkı o gündüz kuşağı sağlık programlarındaki uzman doktorun söylediği gibi; pahalı tedavidense, hiç hastalanmamak daha iyidir.

***

Modern insanın, milenyum bakış açısıyla meseleleri değerlendirdiğinde, girift problemleri çözmek noktasında daha aktif, umutlu ve kreatif olduğu görülmüştür. Hele bu kişiler birer marka yöneticisi veya PR uzmanıysa, çözüm içinde yeni çözümler üretme yetenekleri tabiri caizse kusursuzdur.

Dijitalin tüm sektörleri kuşatması, yalnızca markaları değil kişileri de dönüşüme mecbur bırakması girift problemlerin çözümünde marka yöneticilerine yeni ufuklar kazandırmıştır.

Kısacası bugün biz artık markaların insanlardan bir farkının olmadığını rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Sözün özü bugün artık “Marka = İnsan” kavramı olağan bir eşleşme olarak kabul ediliyor. Bir dijital pazarlama uzmanı olarak her zaman söylediğim bir şey var; bana göre bir reklamcının amacı “kişileri markalaştırmak, markaları da kişiselleştirmek” olmalıdır. Çünkü her marka tıpkı bir insan gibi; hasta olabilir, tedaviye ihtiyaç duyabilir ve hatta ölebilir.

storytelling_02-560x383

 “Marka = İnsan” fenomenine göre; insanın konuşmaya, duygularını ifade etmeye, beğenmeye ve beğenilmeye, kısacası hayatını sürdürmek için gerekli olan ihtiyaçlarını karşıladıktan sonraki “kişisel tatmin” noktasında, doyuma ulaşmaya hakkı olduğu gibi bir markanın da varlığını sürdürmek için gerekli olan çeşitli yatırımların ardından; konuşmaya, kendini ifade etmeye, beğenmeye ve beğenilmeye ihtiyacı vardır.

Dolayısıyla “kişisel (insani) tatmin” fenomeni bugünlerde yerini “marka tatmini” tabirine kaptırmıştır.

Bunun arkasında az önce belirtmiş olduğum “olağan eşleşme (Marka = İnsan)” yatar. Yani artık yalnızca markalar, müşterileri değil müşteriler de markaları memnun etmek zorunda.

Karşı tarafın memnun edilmesi hususunda ihalenin büyüğü her zamanki gibi büyük kardeşe düşüyor, yani markaya…

İnsanlar bu konuda daha şımarık ve bencil. Markayı övmenin ve el üstünde tutmanın onu şımartacağını düşünüyorlar. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde müşterilerin tutumu ve durumu ne yazık ki böyle…

Şimdi en başa dönelim: Marka nasıl hastalanır, hastalığın belirtileri nelerdir?

Marka, geçmişindeki popüler ve kârlı günlerine güvenip güncelliği önemsememeye başlar. Bu bir hastalık belirtisidir. Akabinde markanın zihninde, “güncellik olmayacaksa reklama da gerek yok” düşüncesi oluşur ve sonuç olarak PR; “gereksiz harcama” kategorisine alınarak tanıtıma harcanan bütçe, “var olan konumu koruma”ya aktarılır. Buna da “niteliksiz savunma” denilebilir.

Bilhassa 2009 – 2013 arasında, 50. yaşını kutlamış veya 50 yılı geçmiş “yerli” markalar, 2000’lerde doğan “genç” markalara göre daha çok hastalandı. Bu bir yaşlılık hastalığı değildi. Yarım asırlık markaların “dijitalleşme” sürecini benimsemesi zor oldu. Yani geleneğe hastalık derecesinde bağımlı olmaları onların başarı grafiğini negatife çekti.

Çağa ayak uydurmak konusunda ayak direyen yerli şirketler / markalar, hazindir ki bugün dahi “aile şirketi” anlayışından kopamadığından, global oyuncularla mücadele etmeyi erteliyorlar.

Bu birazcık da kırsallıkla ilgilidir.

Yeniliğe kapalılık diğer bir deyişle kırsal düşüncenin bir ürünü olan radikal veya niteliksiz “özgüven”, markanın hastalığının ileriki, yani ölümcül boyutudur. Diyebiliriz ki marka bu aşamada kansere yakalanmıştır ve tedavisi gerçekten sabır ve maliyet gerektirir. Üstelik tüm bu tedaviye rağmen markanın kesin olarak eski sağlıklı günlerine kavuşacağı garanti değildir.

Şimdi reçeteyi yazalım: Hastalanan marka nasıl tedavi edilir, hangi şurubu kullanmalıdır?

Unutmayın ki insanlar yani tüketiciler, sizin 30, 40 veya 80, 90 küsur yıllık marka olmanızı değil onlara “bugün” ne verdiğinizle ilgilenirler.

Diğer taraftan insanlar / tüketiciler, kâr amacı gütmeyen organizasyonlara ve sosyal sorumluluk projelerine harcadığınız paraları değil, bu projelerin devamlılığıyla veya projeyle olan samimiyetinizle ilgilenirler.

Ve yine unutmayın ki insanlar bugün; iletişim kurmaktan ciddi anlamda hoşlanıyorlar. Sırf bu nedenle tüketiciler her gün bir yenisi çıkan sosyal ağları sıkı sıkıya takip etmekten ve bunları aktif bir biçimde kullanmaktan zevk alıyorlar. Hayatımıza her gün bir fenomen, blogger, vlogger giriyor. Çünkü tüketiciler satın aldıkları herhangi bir ürünün, gömleğin, pantolonun, aksesuarların, elbisenin, eteğin, orta veya lüks seviye bir arabanın, bestseller olmuş bir kitabın, akıllı telefonların, teknolojik ürünlerin, makyaj malzemelerinin, koltuk takımının, sık sık gittikleri mekânın, kahvenin, çayın, yemeğin kısacası insanlar; giyindikleri, yedikleri, içtikleri dolayısıyla kullandıkları ürünlerin üreticisi olan markalarla iletişim kurmak istiyorlar

Tüketicinin bu beklentisini karşılamanın en pratik yolu markanın, dijitalde yani sosyal medyada yani Facebook’ta, Twitter’da, Instagram’da, Tumblr’da, Pinterest’te, Google Plus’ta, Youtube’da, Linkedin’de, Snapchat’te, Vine’da, Periscope’da, sözlüklerde, forumlarda, bloglarda vs. aktif olmasıdır.

Marka hastalanmadan önce veya hastalığında, tüketiciyle iç içe olacağı platformları iyi kullanmalıdır. Zira hastalanmış olan bir markanın tedavisi için moral şarttır.

Çünkü, mutlu markalar hasta olmazlar

Çünkü, mutlu markalar yıllara rağmen dinç ve genç kalırlar

Çünkü, mutlu markalar bir hastalığa yakalanmış olsalar da çabuk iyileşirler.

Madem öyle şimdi buyurun hep birlikte tekrarlayalım; “Uzun ömürlü bir marka olmak için etkileşim ve güncellik şarttır.”

Ajans Paradise - Genel Müdür / Dijital Pazarlama & Sosyal Medya Uzmanı, Marka Yöneticisi, Yazar

Bir Cevap Yazın

Twitter, Kullanıcılarına Popüler Makaleler Önerecek 0

Her ne kadar “mikroblog” dediğimiz kavramla bizi tanıştırıp kullanıcılarına diğer sosyal ağlara göre farklı bir deneyim sunsa da Twitter’ın zamanla kendini yenilemede sıkıntılar yaşadığını, son dönemlerde sosyal medya kullanımında değişen eğilimlere genellikle geç cevaplar verdiğinin farkındasınızdır. Buna rağmen dev sosyal ağ, güncellemeler yoluyla kullanıcılarının isteklerine daha işlevsel çözümler bulmak için çabalıyor. Bu çabaların son örneği ise Twitter’ın, takip ettiğiniz kişilere ya da kurumlara tarafından beğenilen veya paylaşılan içerikler arasından popüler makale seçip size önerecek olması.

Twitter şimdi ise takip ettiğiniz kişi ya da kurumlara ait hesaplar tarafından beğenilen veya paylaşılan makaleleri size önermeye hazırlanıyor. Şirket, özelliğin deneme aşamasında olduğunu ve belli bir süre sonra iOSve Android kullanıcılarının tamamına açılacağını belirtiyor. Bu özelliğin gündeme taşınmasında, elbette Twitter’ın yoğun olarak haber paylaşma amacıyla kullanılması etkili. Yayılımın çok kolay ve hızlı olması, içeriklerin kısa ve net bir şekilde dolaşıma girmesi, haber yayma açısından Twitter’ı oldukça câzip bir platform hâline getiriyor.

Takip edemeyeceğimiz kadar fazla içeriğe ve uyarana maruz kaldığımız Twitter’da, makale önerme özelliği işlevsel ve özelleşmiş bir yaklaşım olarak öne çıkıyor.

Her ne kadar Twitter’ın makale önerme özelliği, bazıları tarafından Nuzzel’in sunduğu hizmetin bir kopyası olarak görülse de Paper.li de buna benzer bir özellik gösteriyordu. Fakat bana göre her iki oluşum da yoğun metin içermesi ve ekran kullanımında oldukça sıkışık bir görünüm sergilemesi nedeniyle, kullanıcının gözünü korkutan türden bir tasarıma sahipti.

Aslında Twitter’ın, sıradanlaşma eğilimi gösteren kullanıcı deneyimini artırmak için yaptığı güncellemeler yeni değil. Hatırlanacağı üzere dev sosyal medya platformu, uzun içerikleri 140 karakterlik parçalara sığacak ve daha düzgün şekilde bağlı olarak paylaşmaya (flood) olanak veren “tweet fırtınası” (tweetstorm) özelliğini de test etmişti. Özellik, sınırlı sayıda kullanıcı hesabı üzerinde de olsa denenmiş ve çokça konuşulmuştu. Twitter bunun ardından yeni girişimlerini sürdürmüş, doğrudan mesaj (direct message) özelliğinden ayrı olarak, kullanıcıların takip etmedikleri hesaplardan da mesaj alabilmelerini sağlayan yeni bir gelen kutusu oluşturmuştu.

Twitter, doğası gereği taşıdığı viral etki potansiyeli sayesinde, her yıl dünyanın farklı yerlerinde, hemen her konuda gündemin nabzını tutuyor. Dileyelim ki platform, bahsettiğimiz bu yeni özelliği hayata geçirirken, içerik kadar tasarımın da bir kullanıcı deneyimi unsuru olduğunu unutmaz ve bize makaleleri hem kullanışlı hem de kolay bir yoldan aktarır.

Facebook’un Harvard Yurdundan Dünya Hakimiyetine Yükselişini Gösteren 33 Fotoğraf 0

Mark Zuckerberg tarafından Harvard yurdunda sadece bir fikirden dünyanın en güçlü ve etkili şirketlerinden biri ortaya çıkarıldı. Bugünlerde  ise Facebook yaklaşık 500 milyar dolar değerinde ve her ay 2 milyardan fazla kişi Facebook sosyal ağını kullanıyor.

İşte Şubat 2004’ten günümüze kadar Facebook’un yükselişinin hikayesi.

1. Facebook’un ilk adımları Harvard Kirkland House yurdunda atılmaya başlandı.

2. 2003 yılında Harvard’da 2. sınıf öğrencisi olan Mark Zuckerberg, Face mash adlı bir web sitesi kurdu.

2003 yılında Harvard ikinci sınıf öğrencisi Mark Zuckerberg “Face Mash” isimli bir program kurdu. Okul yönetiminin kimlik dosyalarını hackleyerek, sınıf arkadaşlarının fotoğraflarını kullanan bir çeşit ifşa uygulamasıydı ve çıktığı ilk 4 saat içinde 450 kişi tarafından 22.000 sayfa görüntülemesi almıştı. Birkaç gün sonra Harvard telif hakkı ve güvenlik önlemleri nedeniyle uygulamanın kaldırılmasını emretti. Zuckerberg, Harvard disiplin işlemi ile karşı karşıya kaldı ancak okulda kalmasına izin verildi.

3. Facemash’ın kapatılmasından sonra Zuckerberg, 4 Şubat 2004’te “The facebook” ı kurdu.

4. Çıkış tarihinden altı gün sonra, Harvard’lı üç son sınıf öğrencisi Zuckerberg’in kendileri için bir site oluşturma sözleşmesini reddettiğini ve fikirlerini çaldığını iddia etti.

Piyasaya çıkmasından 6 gün sonra 3 Harvard son sınıf öğrencisi Cameron, Tyler Winklevoss, Divya Narendra Zuckerberg ile kendileri için HarvardConnection.com‘u yapacağına dair anlaşmaya vardıklarını ancak Zuckerberg’in onları dışlayarak onların fikrini kullanıp Facebook’u ortaya çıkardığını iddia ettiler. Aralarındaki dava 2008’de 1.2 milyon değerinde Facebook hissesi verilince anlaşmaya bağlandı. Bu hisseler Facebook ilk halka arzını yaptığında 300 milyon $ değerindeydi.

5. Harvard öğrencilerinin yarısı bir ay içinde The facebook üyesi olmuştu.

Bir ay içinde Harvard öğrencilerinin yarısı The Facebook’un üyesiydi. Mart 2004’te Yale, Columbia ve Stanford üniversitelerine de yayılmıştı. Zuckerberg Harvard Üniversitesi’nden arkadaşları olan öğrenciler Dustin Moskovitz (solda), Eduardo Saverin, Andrew McCollum ve Chris Hughes’u kurucu ortak olarak büyüme ve sitenin yapılandırmasının devamlılığı için getirdi.

6. Facebook’un ilk banner alanı sitenin piyasaya sürülmesinden birkaç ay sonra ortaya çıktı ve erken büyümenin kanıtı oldu.

7. Facebook hala Zuckerberg’in yurt odasında organize ediliyordu fakat artık ciddi bir adım atmanın zamanı gelmişti. Zuckerberg 2004 yılında Harvard’ı bıraktı, tıpkı ondan önce Bill Gates’in yaptığı gibi.

8.2004’ün ortalarında Zuckerberg Napster kurucu ortağı Sean Parker’ı şirketin ilk başkanı olarak işe aldı.

9. Bununla birlikte 2004 Haziran ayında Facebook, Kaliforniya’da yer alan şehir merkezindeki küçük bir ofise taşınmıştı.O zamanlar şirket ciddi bir girişim olmasının yanı sıra çılgın partilerin merkezi olarak da biliniyordu.

10.Bu ofis, Palo Alto şehrinde mütevazi bir ofisti.

11. Mark Zuckerberg ofiste genellikle çıplak ayak ve elinde bira ile dolaşıyordu.

12. Ekip olarak birayı gerçekten seviyorlardı. Andrew McCollum kız arkadaşıyla Facebook çalışanıyken ofis fıçısından bira alıyor.

13. Ayrıca ofis duvarlarında müstehcen grafitilerde yer alıyordu.

14. Bu ofise taşındıkları ay Facebook ilk yatırımını eski Paypal yöneticisi Peter Thiel’den (solda, arkadaşı Paypal yöneticisi ve daha sonra Tesla kurucusu Elon Musk ile birlikte) 500.000 $ gibi bir ücretle almıştı.

15. Bununla birlikte Facebook uluslar arası olarak da hızlı bir yükselişe geçti. Mayıs 2005’te Facebook 13.7 Milyon $ fonlamaya yükseldi ve 2006’da Facebook ikonik, dönüm noktası olan insanların arkadaşlarının gerçek zamanlı olarak neler yaptığını görmesini sağlayan Haber Kaynağı’nı yarattı.

16. 2007’nin sonlarına doğru Zuckerberg bir yılbaşı partisinde Sheryl Sandberg isimli bir Google yöneticisi ile tanıştı. O zamanlar The Washington Post ile yeni bir pozisyon almayı düşünüyordu. Fakat Sandberg ile tanıştıktan sonra Zuckerberg, Facebook’un bir operasyon şefine ihtiyaç duyduğuna karar verdi ve 2008’in başlarında onu Facebook’ta çalışmaya ikna etti.

17. Facebook hızlıca büyüyordu fakat akıllı telefonların yükselişi bir çok kullanıcıyı da beraberinde getirmişti. Ardından 2009 yılında Facebook Stanford Research Park’taki daha büyük bir ofise geçiş yaptı ve 2010’un sonlarına doğru bir ayda trilyonlarca sayfa görüntülenmesine ulaştı.

18. Facebook 2011 yılında yeniden harekete geçti. Bu kez, Sun Microsystems’in bulunduğu şirketler kampüsünde bir ofis kurdu.

19. Facebook, Zuckerberg’in aynı isimli felsefesini (Hızlı hareket et ve bir şeyleri hackle.) örnek göstererek kampüsün ana yolunun ismini “Hacker Way” olarak belirledi.

20. Facebook ayrıca kendini bu noktada büyük politik bir güç olarak da ilişkilendirdi. Bu muhtemelen 2011’de yaşanan Mısır ayaklanması ile ilgiliydi. Ki ayaklanmanın çoğu Facebook gibi sosyal ağ siteleri üzerinden organize edilmişti.

21. Diğer taraftan Zuckerberg, dünya liderleriyle dünyanın her yerine internet erişiminin desteklenmesi için buluşarak yıllardır politikanın içinde yer alıyordu.

22. Facebook ayrıca uzun süredir LGBTİ bireyler için evlilik eşitliliğini ve eşit hakların savunucusuydu.

23. Sosyal ağ, durdurulamaz bir hale geldi. Facebook 22 Mayıs 2012’de tarihi bir rakam olan 5 milyar $ ile halka arz edildi.

24. Aynı yılda Facebook çalışanlarına “Küçük Kırmızı Kitap”tan verilmeye başlandı.

25. 2012’nin sonlarına doğru Zuckerberg, Harvard’da görüştüğü uzun süredir kız arkadaşı olan Priscilla Chan ile evlendi.

26. Facebook hep kendini tehdit eden bir sonraki girişimi aradı. Böylece şirket birçok dikkat çekici girişimi satın aldı. Fotoğraf paylaşma servisi Instagram, 2012 yılında 1 milyar $’a satın alındı ve şimdi 400 milyonun üzerinde kullanıcıya sahip.

27. Ayrıca sanal gerçeklik kulaklık seti üreticisi olan Oculus Mart 2014’te 2 milyar dolara satın alındı.

28. Mobil mesajlaşma servisi WhatsApp Şubat 2014’te 19 Milyon $’a satın alındı. Jan Koum, şimdi Facebook yönetim kurulu üyesi ve servisin şu an 900 milyon kullanıcısı var.

29. Facebook 3 Şubat 2014’te 10 yaşına girdiğinde, 1.23 milyar insan her ay Facebook’u ziyaret etmekteydi ve bunların bir milyarı kendi mobil cihazlarından siteyi ziyaret etmişti. Bununla birlikte Facebook giderek büyümeye devam etti.

 30. Tüm bu büyümeyi desteklemek için Facebook ofislerini büyütmeyi devam ediyor. Sadece bu yıl Facebook efsanevi mimar Frank Gehry tarafından tasarlanan 2.800’ün üzerinde çalışanı destekleyen yeni bir kampüs açtı. Facebook’un yatırımcılara yazdığı mektupta da belirttiği gibi: “Basitçe söylemek gerekirse: biz para kazanmak için hizmetler üretmiyoruz, daha iyi hizmet vermek için para kazanıyoruz.
31.Ve, şirket Zuckerberg’in dünyadaki herkesi birbirine bağlama misyonuyla hareket etmeye devam ediyor.

32. Aralık 2015’te Zuckerberg büyük bir hayırseverliğe adım atacağını belirtti. O ve eşi, servetlerinin %99’uyla dünyayı değiştiren nedenlere yeniden yatırım yapmayı planladıkları, dünyaya karşı sorumluluk sahibi olan Chan Zuckerberg Girişimi’ni kurdu.

33. Ve böylelikle Harvard yurdunda kurduğu şirketin denetimini kaybetmiyor.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link
DIGITAL EXCELLENCE PROGRAM 

Dijital Mükemmelliği Yakalayın!

KAYDOL
close-link