Kişisel Markanız İçin Etkili LinkedIn Taktikleri 0

Kişisel markanızı en iyi yaratabileceğiniz platform şüphesiz ki LinkedIn. Ancak bu platformun son zamanlarda amacından saptığını hepiniz fark etmişsinizdir. Facebook ile yetinmeyip burada da özlü söz paylaşanları, hayırlı haftalar dileyenleri bolca görmeye başladık. Bu durumla ilgili yazdığım yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Bu yazımda ise kendi gözlemlerim ve araştırmalarım neticesinde LinkedIn’de etkili kişisel marka yaratmak için bazı taktikleri paylaşacağım. Çok fazla lafı uzatmadan başlamak istiyorum:

1) Kurumsal Fotoğraf Kullanın:

“E herhalde yani, bu mu tüyo?” demeyin. Ben de normalde sizin gibi düşünüyorum ancak hala Facebook profilindeymiş gibi güneş gözlüklü, araba içinde veya yazlık bir mekanda çekilmiş fotoğraflarını LinkedIn profilinde kullananlar azımsanmayacak seviyede. Çok büyük bir hata. Mümkün olduğunca profesyonel poz verdiğiniz ve yüzünüzün net olduğu fotoğrafları tercih edin.

2) Güçlü Profesyonel Başlık Tercih Edin:

Bu alana çalıştığımız şirketi ve o şirketteki pozisyonumuzu yazıyoruz genel olarak. Buraya kadar bir yanlışlık yok. Ancak profilinizi ziyaret eden kişilerin ilk gördükleri yerlerden bir tanesi de bu alan. Bulunduğunuz pozisyon dışında güçlü olduğunuz yanlara da 110 karakter sınırı içerisinde yer vermeye çalışın. “Dijital Pazarlama | Sosyal Medya” yazmak gibi. Ayrıca bu alanın hemen altında bulunan sektör bilginizi de doğru seçin. Sektöre göre çok fazla arama yapıldığını unutmayın.

3) Özet Alanından Faydalanın:

Gözlemlediğim kadarıyla burası çok ihmal ediliyor. Bu alanda neler yaptığınızı, bugüne kadar neler başardığınızı, öne çıkan ve sizi farklılaştıran özelliklerinizi, ilgi alanınıza giren sektörleri ve irtibat bilgilerinizi 5 farklı başlık halinde sıralayın. Burada ilgi çekmeyi başarabilirseniz CV’nizin tamamına bakılma ihtimali artacaktır.

4) İletişim Bilgileri’ni Doldurun:

Profil fotoğrafınızın olduğu alanın sağ altında bulunan “İletişim Bilgileri” bölümüne tıkladığınızda karşınıza iki farklı başlık çıkacak. Bunlar hangi bilgilerinizin sadece bağlantılarınıza, hangilerinin tüm herkese gözükeceğini gösteren alanlar. Buraya Twitter hesabınızı veya kişisel blogunuzun adresini ekleyerek mevcut ve potansiyel bağlantılarınızı diğer platformlara da taşıyabilirsiniz.

 

5) Profil URL’inizi Oluşturun:

Normalde LinkedIn profil linkinizin sonunda sayıların yer alırız. Bu durumu değiştirerek kendinize özel bir kullanıcı adı alabilirsiniz.

  • Yine profil fotoğrafınızın bulunduğu alandaki “Profili görüntüleyin” butonunun hemen yanında bulunan ok işaretine tıklayın,

  • Açılan menüden “Genel profil ayarlarını yönet” başlığına tıklayın,

  • Sonrasında karşınıza gelecek olan sayfanın sağ tarafına bulunan “Genel profil URL’niz” alanından kendi kullanıcı adınızı oluşturabilirsiniz.

Bu tekil kullanıcı adınız, sizin hem LinkedIn’de hem de Google aramalarında daha kolay bulunmanızı sağlayacaktır.

2d34b87

6) Aktif Olun:

Tabii bu demek değil ki alakalı alakasız şeyler paylaşın. Ama istikrarlı bir şekilde paylaşım yapın. Bu; yazdığınız bir yazı olabilir, sektörünüzle alakalı bir yazının linki olabilir, katılacağınız bir seminerin bilgisi olabilir, yine alanınızla alakalı yararlı bir bilgi olabilir veya kazandığınız bir başarı olabilir. Her ne olursa olsun (alakasız olmadığı müddetçe) mutlaka aktif olun. İnsanların sizi unutmasına izin vermeyin. Yaptığınız her aktivite bağlantıda olduğunuz kişilerin haber akışına düşeceği için sürekli göz önünde bulunmuş olacaksınız.

7) Profil Ziyaretleri Yapın:

Çalışmayı istediğiniz bir şirket varsa, o şirketteki ilgilendiğiniz departmanın başındaki kişinin veya o şirketin İK biriminden birinin profilini ziyaret edin -tabii ki taciz seviyesinde değil. Hangi pozisyonda olursa olsun herkes kendi profiline kimlerin baktığını muhakkak kontrol eder. Bu sayede o kişilerin sizi görmelerini sağlayabilirsiniz.

8) Linkedin Gruplarına Katılın:

Bu gruplar profesyonel çevrenizi genişletmek için çok elverişlidir. Burada kendi sektörünüzden kişilerle daha kolay iletişim kurabilir, onlarla bilgi alışverişi yapabilir ve uzmanı olduğunuz konularda bildiklerinizi paylaşarak kişisel markanızı güçlendirebilirsiniz. Üstelik LinkedIn gruplarının sağladığı bir başka avantaj neticesinde, aynı grupta olduğunuz kişilerle bağlantı içerisinde olmasanız bile onlara direkt mesaj gönderebilirsiniz.

9) Pulse’ı İhmal Etmeyin:

Pulse’da bir yazı yayınladığınızda, bağlantılarınız arasında Pulse’ı kullananlara bildirim gidiyor. Bildirim giden kişilerin yazınızı beğenmesi oranında yazınızın yayılma hızı artıyor. Yazınız ne kadar beğenilirse profilinizin görüntülenmesi ve aldığınız bağlantı talepleri, yani bir bakıma fark edilmeniz artıyor. Pulse’ı, uzmanı olduğunuz konularda yazılarına yer vermek üzere muhakkak kullanın, çok faydasını görebilirsiniz. Tecrübe ile sabittir.

10) Yetenekler&Onaylar, Projeler, Sertifikalar:

Bu alanları önemsemiyor olabilirsiniz ama kişisel markanız için oldukça etkili bilgiler olduğunu belirtmek istiyorum. Yetenekler alanına güçlü olduğunuz yönleri anahtar kelimeler ile sıralamanız, Projeler alanına tek başınıza veya bir ekip ile tamamladığınız projeleri yazmanız, Sertifikalar alanında da aldığınız sertifikalara yer vermeniz karşı tarafa sizin ne kadar donanımlı olduğunuz hakkında çok önemli fikirler verecektir.

11) Gizlilik Ayarlarınızı Gözden Geçirin:

Eğer bazı ayarlarınızı gizlerseniz yukarıda bahsettiğim aktif olun, profil ziyaretleri yapın, gruplara katılın gibi tüyolar bir işe yaramayacaktır. Çünkü bu gizlenen ayarlar, sizin yaptığınız aktivitelerin ve profilinizin görünmesini engelleyecektir.

  • Faaliyet yayınını etkinleştirin/devre dışı bırakın: Mutlaka “Açık” durumuna getirin. Bu sayede grup katılımlarınız, beğendiğiniz sayfalar vb. aktiviteleriniz bağlantıda olduğunuz kişilerin haber akışında görünecektir.

 

  • Siz başkalarının profilini görüntülediğinizde onlar ne görüyorlar: “Adınız ve unvanınız” seçeneğini seçin. Bu sayede profiliniz ziyaret ettiğiniz kişiler sizin kim olduğunu görebilecektir. Ayrıca unutmayın ki siz profilinizi gizlerseniz, siz de sizin profilinizi görüntüleyen kişileri göremezsiniz.

 

Bir Cevap Yazın

Facebook’un Harvard Yurdundan Dünya Hakimiyetine Yükselişini Gösteren 33 Fotoğraf 0

Mark Zuckerberg tarafından Harvard yurdunda sadece bir fikirden dünyanın en güçlü ve etkili şirketlerinden biri ortaya çıkarıldı. Bugünlerde  ise Facebook yaklaşık 500 milyar dolar değerinde ve her ay 2 milyardan fazla kişi Facebook sosyal ağını kullanıyor.

İşte Şubat 2004’ten günümüze kadar Facebook’un yükselişinin hikayesi.

1. Facebook’un ilk adımları Harvard Kirkland House yurdunda atılmaya başlandı.

2. 2003 yılında Harvard’da 2. sınıf öğrencisi olan Mark Zuckerberg, Face mash adlı bir web sitesi kurdu.

2003 yılında Harvard ikinci sınıf öğrencisi Mark Zuckerberg “Face Mash” isimli bir program kurdu. Okul yönetiminin kimlik dosyalarını hackleyerek, sınıf arkadaşlarının fotoğraflarını kullanan bir çeşit ifşa uygulamasıydı ve çıktığı ilk 4 saat içinde 450 kişi tarafından 22.000 sayfa görüntülemesi almıştı. Birkaç gün sonra Harvard telif hakkı ve güvenlik önlemleri nedeniyle uygulamanın kaldırılmasını emretti. Zuckerberg, Harvard disiplin işlemi ile karşı karşıya kaldı ancak okulda kalmasına izin verildi.

3. Facemash’ın kapatılmasından sonra Zuckerberg, 4 Şubat 2004’te “The facebook” ı kurdu.

4. Çıkış tarihinden altı gün sonra, Harvard’lı üç son sınıf öğrencisi Zuckerberg’in kendileri için bir site oluşturma sözleşmesini reddettiğini ve fikirlerini çaldığını iddia etti.

Piyasaya çıkmasından 6 gün sonra 3 Harvard son sınıf öğrencisi Cameron, Tyler Winklevoss, Divya Narendra Zuckerberg ile kendileri için HarvardConnection.com‘u yapacağına dair anlaşmaya vardıklarını ancak Zuckerberg’in onları dışlayarak onların fikrini kullanıp Facebook’u ortaya çıkardığını iddia ettiler. Aralarındaki dava 2008’de 1.2 milyon değerinde Facebook hissesi verilince anlaşmaya bağlandı. Bu hisseler Facebook ilk halka arzını yaptığında 300 milyon $ değerindeydi.

5. Harvard öğrencilerinin yarısı bir ay içinde The facebook üyesi olmuştu.

Bir ay içinde Harvard öğrencilerinin yarısı The Facebook’un üyesiydi. Mart 2004’te Yale, Columbia ve Stanford üniversitelerine de yayılmıştı. Zuckerberg Harvard Üniversitesi’nden arkadaşları olan öğrenciler Dustin Moskovitz (solda), Eduardo Saverin, Andrew McCollum ve Chris Hughes’u kurucu ortak olarak büyüme ve sitenin yapılandırmasının devamlılığı için getirdi.

6. Facebook’un ilk banner alanı sitenin piyasaya sürülmesinden birkaç ay sonra ortaya çıktı ve erken büyümenin kanıtı oldu.

7. Facebook hala Zuckerberg’in yurt odasında organize ediliyordu fakat artık ciddi bir adım atmanın zamanı gelmişti. Zuckerberg 2004 yılında Harvard’ı bıraktı, tıpkı ondan önce Bill Gates’in yaptığı gibi.

8.2004’ün ortalarında Zuckerberg Napster kurucu ortağı Sean Parker’ı şirketin ilk başkanı olarak işe aldı.

9. Bununla birlikte 2004 Haziran ayında Facebook, Kaliforniya’da yer alan şehir merkezindeki küçük bir ofise taşınmıştı.O zamanlar şirket ciddi bir girişim olmasının yanı sıra çılgın partilerin merkezi olarak da biliniyordu.

10.Bu ofis, Palo Alto şehrinde mütevazi bir ofisti.

11. Mark Zuckerberg ofiste genellikle çıplak ayak ve elinde bira ile dolaşıyordu.

12. Ekip olarak birayı gerçekten seviyorlardı. Andrew McCollum kız arkadaşıyla Facebook çalışanıyken ofis fıçısından bira alıyor.

13. Ayrıca ofis duvarlarında müstehcen grafitilerde yer alıyordu.

14. Bu ofise taşındıkları ay Facebook ilk yatırımını eski Paypal yöneticisi Peter Thiel’den (solda, arkadaşı Paypal yöneticisi ve daha sonra Tesla kurucusu Elon Musk ile birlikte) 500.000 $ gibi bir ücretle almıştı.

15. Bununla birlikte Facebook uluslar arası olarak da hızlı bir yükselişe geçti. Mayıs 2005’te Facebook 13.7 Milyon $ fonlamaya yükseldi ve 2006’da Facebook ikonik, dönüm noktası olan insanların arkadaşlarının gerçek zamanlı olarak neler yaptığını görmesini sağlayan Haber Kaynağı’nı yarattı.

16. 2007’nin sonlarına doğru Zuckerberg bir yılbaşı partisinde Sheryl Sandberg isimli bir Google yöneticisi ile tanıştı. O zamanlar The Washington Post ile yeni bir pozisyon almayı düşünüyordu. Fakat Sandberg ile tanıştıktan sonra Zuckerberg, Facebook’un bir operasyon şefine ihtiyaç duyduğuna karar verdi ve 2008’in başlarında onu Facebook’ta çalışmaya ikna etti.

17. Facebook hızlıca büyüyordu fakat akıllı telefonların yükselişi bir çok kullanıcıyı da beraberinde getirmişti. Ardından 2009 yılında Facebook Stanford Research Park’taki daha büyük bir ofise geçiş yaptı ve 2010’un sonlarına doğru bir ayda trilyonlarca sayfa görüntülenmesine ulaştı.

18. Facebook 2011 yılında yeniden harekete geçti. Bu kez, Sun Microsystems’in bulunduğu şirketler kampüsünde bir ofis kurdu.

19. Facebook, Zuckerberg’in aynı isimli felsefesini (Hızlı hareket et ve bir şeyleri hackle.) örnek göstererek kampüsün ana yolunun ismini “Hacker Way” olarak belirledi.

20. Facebook ayrıca kendini bu noktada büyük politik bir güç olarak da ilişkilendirdi. Bu muhtemelen 2011’de yaşanan Mısır ayaklanması ile ilgiliydi. Ki ayaklanmanın çoğu Facebook gibi sosyal ağ siteleri üzerinden organize edilmişti.

21. Diğer taraftan Zuckerberg, dünya liderleriyle dünyanın her yerine internet erişiminin desteklenmesi için buluşarak yıllardır politikanın içinde yer alıyordu.

22. Facebook ayrıca uzun süredir LGBTİ bireyler için evlilik eşitliliğini ve eşit hakların savunucusuydu.

23. Sosyal ağ, durdurulamaz bir hale geldi. Facebook 22 Mayıs 2012’de tarihi bir rakam olan 5 milyar $ ile halka arz edildi.

24. Aynı yılda Facebook çalışanlarına “Küçük Kırmızı Kitap”tan verilmeye başlandı.

25. 2012’nin sonlarına doğru Zuckerberg, Harvard’da görüştüğü uzun süredir kız arkadaşı olan Priscilla Chan ile evlendi.

26. Facebook hep kendini tehdit eden bir sonraki girişimi aradı. Böylece şirket birçok dikkat çekici girişimi satın aldı. Fotoğraf paylaşma servisi Instagram, 2012 yılında 1 milyar $’a satın alındı ve şimdi 400 milyonun üzerinde kullanıcıya sahip.

27. Ayrıca sanal gerçeklik kulaklık seti üreticisi olan Oculus Mart 2014’te 2 milyar dolara satın alındı.

28. Mobil mesajlaşma servisi WhatsApp Şubat 2014’te 19 Milyon $’a satın alındı. Jan Koum, şimdi Facebook yönetim kurulu üyesi ve servisin şu an 900 milyon kullanıcısı var.

29. Facebook 3 Şubat 2014’te 10 yaşına girdiğinde, 1.23 milyar insan her ay Facebook’u ziyaret etmekteydi ve bunların bir milyarı kendi mobil cihazlarından siteyi ziyaret etmişti. Bununla birlikte Facebook giderek büyümeye devam etti.

 30. Tüm bu büyümeyi desteklemek için Facebook ofislerini büyütmeyi devam ediyor. Sadece bu yıl Facebook efsanevi mimar Frank Gehry tarafından tasarlanan 2.800’ün üzerinde çalışanı destekleyen yeni bir kampüs açtı. Facebook’un yatırımcılara yazdığı mektupta da belirttiği gibi: “Basitçe söylemek gerekirse: biz para kazanmak için hizmetler üretmiyoruz, daha iyi hizmet vermek için para kazanıyoruz.
31.Ve, şirket Zuckerberg’in dünyadaki herkesi birbirine bağlama misyonuyla hareket etmeye devam ediyor.

32. Aralık 2015’te Zuckerberg büyük bir hayırseverliğe adım atacağını belirtti. O ve eşi, servetlerinin %99’uyla dünyayı değiştiren nedenlere yeniden yatırım yapmayı planladıkları, dünyaya karşı sorumluluk sahibi olan Chan Zuckerberg Girişimi’ni kurdu.

33. Ve böylelikle Harvard yurdunda kurduğu şirketin denetimini kaybetmiyor.

Kriz Döneminde Ortaya Çıkan 5 Büyük Şirket 0

Kriz dönemlerinde kurulup, günümüze kadar var olan dev şirketlerin kısa ama etkili hikayeleri, riskler ve fırsatların nasıl kullanılması gerektiğini öğretiyor.

Büyük kriz dönemleri herkes için başarısızlık getirmiyor. Aksine krizi fırsat bilip, olumsuzluklarını lehine çeviren birçok kişi veya şirketin hikayelerine tanık oluyoruz.

Bugün kriz döneminde krizi fırsata çeviren ve günümüzde devleşen 5 şirketin kısa hikayesini sizlerle paylaşacağım. Benim yaptığım en net tespit, bu şirketlerin başında bulunanlar veya yönetimde büyük görev üstlenen kurucu isimler kesinlikle risk almaktan korkmuyor.

Her risk alanın başarılı olacağını var saymak veya her koşulda risk alınabileceğini düşünmek de büyük bir ahmaklık. Durum ve riski iyi analiz edip, orta yolu bulmak yapılabilecek en doğru hareket olsa da kriz döneminde ortaya çıkmak ve yıllar sonra dev şirketlere dönüşebilmek gerçekten büyük bir başarı.

Muhtemelen bu başarının en doğru formülü: risk, yaratıcılık, fırsat ve beceri.

Hewlett-Packard

Savaş krizi getirir, krizlerde her zaman iyi ya da kötü götürür ama bu herkes için geçerli değil!

Hewlett-Packard daha çok bilinen adıyla HP, bugün dünyanın en büyük bilgisayar donanım ve yazılım üretici şirketlerinden biri konumda yer alıyor. Şirketin adı kurucularının soyadlarının birleşiminden meydana geliyor. Stanford Üniversitesi’nden Bill Hewlett ve David Packard adında iki öğrenci tarafından 1939 yılında ABD’de bir evin garajında 538 dolar başlangıç sermayesiyle kurulan şirket küçük elektronik cihazların üretimini yapmaya başlıyor. İlk müşterilerinden biri de eğlence sektöründe dünyanın en büyük markalarından Disney oluyor.

Ne var ki, şirketin kuruluşundan birkaç yıl sonrası 40’lı yıllar savaş dönemine denk geliyor. II. Dünya Savaşı’nda Almanya zarar gören denizaltı filoları için askeri alanda radarlarla ilgili özel cihazlara ihtiyaç duyuyor. Bu anlamda kendini kısa sürede kanıtlayan Hewlett-Packard, savaşı ve savaşın olduğu kriz dönemini fırsata çeviriyor. Almanya’nın istediği cihazları başarıyla üreten HP, o yıllarda yaklaşık 45 kişilik bir kadroyla çalışmasına rağmen milyon dolarlık gelirler elde etmeyi başarıyor.

Ford Motor Company

Savaş sonrası yatırımcı bulmak mı? Kimileri için pek de zor görünmüyor.

İrlandalı bir mültecinin oğlu olarak ABD’de dünya gelen günümüzün büyük otomobil üreticileri konumunda bulunan Ford Motor Company’nin kurucusu Henry Ford, ABD’nin Büyük Buhran dönemi ve yeni biten İç Savaşı’nın hemen ardından otomobil üretebilmek için yatırımcı arayışına giriyor. Kriz dönemlerinde yatırımcı bulmak zorken; Henry Ford, 12 yatırımcıyı birden ikna ediyor. 1903 yılında 28 bin dolar başlangıç ​​sermayesi ile şirketi Ford Motor Company’i kuruyor ve şirket aynı yıl ilk otomobilini üretiyor.

I. Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan Amerika’daki Büyük Buhran yıllarında Amerika’daki birçok şirket gibi zor bir dönem geçirse de ayakta kalmayı başarıyor. II. Dünya Savaşı’nı da fırsata çeviren şirket tank üretimleriyle savaşlar öncesi dönemdeki popülerliğini geri kazanmayı başarıyor.

Pepsi

Krizleri herkesin fırsata çeviremeyeceğinin en önemli kanıtı.

Pepsi’nin hikayesi Şirketin kurucusu Caleb Bradham öncesi ve şirketin ticari ünvanını sonradan devralan Roy Megargel sonrası olarak iki döneme ayrılıyor.

Pepsi, Eczacı Caleb Bradham tarafından ABD’de kuruluyor ve ilk içecek 1898 yılında piyasaya sürülüyor. Pazarı elinde tutan büyük rakibi Coca-Cola’nın başarısı karşısında ilk etapta başarılı olan kurucu Bradham, 1923 yılında yüksek şeker fiyatları ve I. Dünya Savaşı sonrasındaki olumsuzluklarla mücadele edemiyor ve şirket iflas ediyor.

İflas eden şirketin ticari ünvanını satın alan Roy Megargel, dönem olumsuzluklarından dolayı şirketin 8 yıllık bir dönemden sonra tekrar iflas etmesine engel olamıyor. Son iflasın ardından tekrar kurulan Pepsi, sil baştan içeceği tekrar formüle ediyor. Rakibi Coca-Cola’nın 6 onzluk şişelerde 5 cente sattığı içeceklerinin karşısına aynı fiyata 12 onzluk şişeleri çıkarıyor. Pepsi, ekonomik kriz döneminde yaptığı kampanyalarla aradaki fiyat farkına sürekli göndermeler yapıyor. Bu dönemde popülerliğini artıran şirket 36-38 yılları arasında karını katlamayı başarıyor. Sonuç olarak şirket günümüzde hala ayakta.

McDonald’s

Her zaman her şey yolunda gitmiyorsa, çözüm bulmalı.

McDonald’s, II. Dünya Savaşı’nın başladığı yılın hemen ertesinde 1940 yılında ABD’de Richard ve Maurice McDonald tarafından küçük bir kafe olarak resmen kuruluyor.

Otomobil servisi o dönemlerde çok parlak iş fikirleri arasında yer alıyor. Richard ve Maurice McDonald kardeşlerde otomobil servisinin yanı sıra kafelerine yerleştirdikleri küçük masalara da servis yapıyorlardı. Kısa sürede popüler olan işletmeleri yıllık 200 bin dolara yakın satış yapıyordu. Fakat bir terslik vardı ve maliyetler çok fazlaydı. Müşteriler artıkça çalıştırılan garson sayısı da artıyordu. Aynı şekilde servis yavaşlıyor ve otomobil servisinde bekleyen araçlar yolu kilitliyordu.

Maliyetin sürekli yükselmesi ikiliyi tekrar düşünmeye itti. İşe mutfaktan başlayan McDonald kardeşler, servis pencerelerini genişleterek self servis yapmaya başladılar. Böylece garsonların bir kısmına artık gerek kalmamıştı. Kısa zamanda karton bardak ve paketlerle servise geçen  McDonald’s, bulaşıkları yıkayacak personel maliyetlerinden de kurtulmuştu. Onlar için tek sorun rakip kafelerle rekabet etmek gibi görünüyordu. Bu sorunu da kısa sürede çözdüler, önce menü alternatiflerini 10’a indirdiler böylece müşterilerdeki kafa karışıklığı azaldı. Ardından menülerin fiyatını yarı yarıya indirerek, rekabet edebilir hale geldiler. Menü fiyatları yarı yarıya indiğinde aynı şekilde maliyetin azaltılabilmesi açısından porsiyonlarda küçültüldü.

Sonuç olarak, McDonald’s bugün dünyanın en büyük restoran zincirlerinden biri konumunda. İstatistiklere göre Amerikalıların %98’i her yıl en az bir kere bu restorana gidiyor.

Adidas

Hayaller yarım kalınca tamamlama arzusu ne krizi, ne de savaşı tanımıyor.

I. Dünya Savaşı’nın ardından Almanya’da durumlar oldukça kötüydü. Alman ekonomisi, sefalet, işsizlik ve krizlerle boğuşur durumdaydı. 1920 yılında kriz ortamında Dassler kardeşler geçimlerini sağlayabilmek için ayakkabı atölyesi kurdular.

Kardeşler, 1924 yılında 12 işçiye sahip “Dassler kardeşlerin ayakkabı fabrikası” adlı şirketi faaliyete geçirdiler. Bu dönemde 200,000 çift ayakkabı satmayı başaran Dassler kardeşler, II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla cepheye yollandı.

Savaşın ardından her şeye sıfırdan başlayan kardeşler yeniden işe koyuldu.

1948 yılında iki kardeş arasında çıkan fikir ayrılığı bugün dünyanın en büyük iki spor markası Adidas ve Puma’nın ortaya çıkmasını sağladı. Kardeşlerden Adolf Dassler Adidas’la, Rudi Dassler ise Puma ile yollarına devam etme kararı aldılar. Bazı kaynaklara göre iki kardeş bu ayrılıktan sonra bir daha hiç konuşmamış. Belki de iki büyük marka arasındaki dev rekabetin altında yatan gerçek neden budur.

Kaynak: ekonomist.co

Haftanın En Çok Okunan 10 İçeriği

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Hemen Kaydolun
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link