Geçmişten Günümüze, Apple’dan Rakip Teknolojilerini Yakalama Hamleleri! 0

Think Different sloganı ile yola çıkan Apple, son yıllarda kendi mottosuna fazlaca uyan işlerle karşımıza çıkmadı. Bunu fark etmiş olacaklar ki ‘think outside the box’ imajı ile hareket etmek için, müzikte iPod and iTunes, mobil telefonda iPhone, tablet bilgisayar için de iPad ile kendi sınıfını kendi oluşturmasına rağmen iPhone ilk yükselişinden sonra bir duraklama hatta gerileme yaşıyor. Bu eksiyi artıya çevirmek ve kullanıcıların dikkatini çekmek için Google, Amazon’nun ses aktivesi ve öğrenme asistanı gibi özelliklerini kendi telefonlarına da uyarlayarak aynı gelişimi yakalamaya çalışıyor.

Siri de Neler Oluyor?

siri

Apple Siri ile sesli asistan uygulamasına rakiplerinden çok önce girdi, 2011 yılında Siri’nin adı duyuldu fakat  Amazon’un Alexa, Google tarafında da Google Asisstant ve Google Home ile beraber Siri bir nevi tahtını artık paylaşmak zorunda kaldı.

Bu konuda ivme kazanmak isteyen Apple, San Francisco Developers’ Conference sunumunun açılış kısmında ağırlığı Siri’ye verdi. Hepimizin tahmin ettiği gibi Siri artık diğer uygulamalarla bağlantı kurabilecek.(Uber, Domino gibi) bağlantı kurmasını sağladı. Ki Amazon Alexa ile bunu zaten gerçekleştirmişti.

Apple aynı zamanda Siri’nin kullanım alanları da genişleterek, Siri’yi Mac bilgisayarlarda da kullanıma sokacak . Rekabeti artıran bu hamle bizlere Google sesli asistanını bir çok yerde devreye sokmasını hatırlatıyor. Google Home ve Allo’da sesli asistan uygulamasının kullanıldığı yerler haline geldi. Microsoft’un sanal asistanı Cortana’da  Windows 10’da yerini aldı. Bu asistanların hepsinin kilit özelliği ise yapay zeka ve otomatik öğrenmeye sahip olmaları.

Apple Pay

apple-pay

Geçen seneki konferansta Apple, Apple Pay ile insanların artık mobil telefonları aracılığı ile çevrimiçi ödeme yapabileceklerini duyurmuştu. Bu sene ise Apple Pay’in internet sitelerinde de kullanılabilir hale getirilip, sitelere “Apply Pay ile ödeme” butonunun getirileceğini açıkladı. Bu buton PayPal ve kredi kartları ile rekabeti beraberinde getiriyor. Kullanıcılar ise cep telefonları aracılığı ile kimliklerini doğrulama işlemlerini halledecekler.

Apple TV

AppleTV

Hakkını vermek gerekir ki Apple TV yıllarca Amazon Fire Tv ve Google’un ChromeCast ile yarıştı ve onları defalarca yendi. Apple TV’de çok büyük yenilikler yapılmasa bile yeni tek oturum açma yeniliği ile kullanıcılara kolaylık sağlayacağı ise bir gerçek.

Apple Watch

apple-watch

Apple, Apple Watch için yeni işletim sistemi olan OS3’yi tanıttı. Aslında Nisan 2015’te ilk defa tanıtımı yapılsa da birçok kullanıcı tarafından kullanımının basit olmadığı ve ya da anlaşılmasının “kolay” olmasından dolayı eleştirildi. Apple ise bütün bu eleştirileri dikkate aldı ve geliştirdiği güncellemeyi kullanıcılara sundu. Kullanım açısından daha çok iPhone’un iOS işletim sistemini andıran bu güncelleme sayesinde Apple Watch kullanıcıları artık mesajlara yanıt vermek için yanıt verme butonunu kullanmadan direkt olarak mesaja yanıt vermeye başlamış oldu. Aynı zamanda dil seçenekleri ise İngilizce ve Çince olarak yenilendi. Bu aslında Apple’ın Çin pazarında büyüme isteği düşünüldüğünde bu hareket oldukça mantıklı bir hamle.

Maps

apple-maps

Apple’ın Maps’i artık daha fazla restoran ve diğer lokasyonları önermeye başlıyor ve bunu tam da kullanıcının takviminde nerelerde olacağı ve genellikle nerelerde vakit geçirdiğini baz alarak yapıyor.

Fotoğraflar

Apple, fotoğraflar için olan özelliklerini artırdı. Artık daha iyi organizasyonun olduğu görülen fotoğraflarda aynı zamanda “Anılar” adı verilen bir özellikle de otomatik olarak videoların birbirine eklenmesi sağlandı.

Ne dersiniz, tüm bu işler Apple ‘Think Different ‘ mottosuna ne kadar uyuyor?

2014'te Uluslararası İlişkiler lisansını birincilikle bitiren Burcu, global tecrübesine katkılarını 4 aylık ABD macerası ile perçinlemiştir Yazmayı düşünmeyi sorgulamayı ve üretmeyi hayatında tepelere koyar. Şimdilerde İstanbul Üniversitesi'nde Pazarlama tezli yüksek lisans programında öğrenimini sürdüren Burcu'nun ilgi alanları arasında girişimcilik, seyahat, markalar ve en büyük tutkusu olan California var!

Bir Cevap Yazın

Starbucks’larda iPhone X ve iPhone 8 İçin Kablosuz Şarj Desteği Sunulacak 0

Bildiğiniz gibi Apple, geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiği lansman ile yeni akıllı telefonlarını tanıttı. iPhone‘un çıkışının 10. yılı şerefine iPhone X modelini ve iPhone 8‘i duyuran Apple, yeni telefonlarında kablosuz şarj desteği bulunduğunu da belirtti. Apple’ın iki yeni telefonu Qi standardı aracılığıyla kablosuz olarak şarj edilebiliyor.

Ancak Apple markalı iki yeni telefonun Qi standardını desteklemesi Starbucks açısından bir sorun yarattı. Çünkü Starbucks şubelerinde yer alan Powermat markalı şarj cihazları, PMA standardını destekliyor. Starbucks da bu sorunu önemsiyor, zira markanın müşterilerinin önemli bir kısmının iPhone kullanıcısı olduğunu tahmin etmek zor değil.

Powermat CTO’su Itay Sherman ise bu sorunun çözülebileceğini belirtiyor. Sherman, SlashGear’a verdiği röportajda şarj cihazlarının tüm standartları kapsayabilmesi için mümkün olduğu kadar kapsamlı olarak tasarladığını, ayrıca cihazların Powermat’in backend’ine bağlı olduğunu ve bunun da cihazların yazılım güncellemelerini uzaktan yapmaya olanak sağladığını ifade etti. Bu da Starbucks’ın şarj cihazlarının Qi standardını desteklemesi için güncellenmesi işinin, yeni bir donanım kurulumu gerektirmeden kolaylıkla halledilebileceği anlamına geliyor.

Bununla birlikte Sherman, daha önce böyle bir güncellemeye gerek olmadığını, çünkü çoğu akıllı telefonun  hem PMA hem de Qi standardını desteklediğini belirtti. Ancak Apple’ın iPhone X ve iPhone 8 telefonlarının sadece Qi standardını desteklemesiyle birlikte, Starbucks’taki şarj cihazlarının da buna göre güncellenmesi kaçınılmaz hale geldi. Ayrıca Sherman, güncellemelerin yapılma zamanının şubeden şubeye değişeceğini belirtti.

Kriz Döneminde Ortaya Çıkan 5 Büyük Şirket 0

Kriz dönemlerinde kurulup, günümüze kadar var olan dev şirketlerin kısa ama etkili hikayeleri, riskler ve fırsatların nasıl kullanılması gerektiğini öğretiyor.

Büyük kriz dönemleri herkes için başarısızlık getirmiyor. Aksine krizi fırsat bilip, olumsuzluklarını lehine çeviren birçok kişi veya şirketin hikayelerine tanık oluyoruz.

Bugün kriz döneminde krizi fırsata çeviren ve günümüzde devleşen 5 şirketin kısa hikayesini sizlerle paylaşacağım. Benim yaptığım en net tespit, bu şirketlerin başında bulunanlar veya yönetimde büyük görev üstlenen kurucu isimler kesinlikle risk almaktan korkmuyor.

Her risk alanın başarılı olacağını var saymak veya her koşulda risk alınabileceğini düşünmek de büyük bir ahmaklık. Durum ve riski iyi analiz edip, orta yolu bulmak yapılabilecek en doğru hareket olsa da kriz döneminde ortaya çıkmak ve yıllar sonra dev şirketlere dönüşebilmek gerçekten büyük bir başarı.

Muhtemelen bu başarının en doğru formülü: risk, yaratıcılık, fırsat ve beceri.

Hewlett-Packard

Savaş krizi getirir, krizlerde her zaman iyi ya da kötü götürür ama bu herkes için geçerli değil!

Hewlett-Packard daha çok bilinen adıyla HP, bugün dünyanın en büyük bilgisayar donanım ve yazılım üretici şirketlerinden biri konumda yer alıyor. Şirketin adı kurucularının soyadlarının birleşiminden meydana geliyor. Stanford Üniversitesi’nden Bill Hewlett ve David Packard adında iki öğrenci tarafından 1939 yılında ABD’de bir evin garajında 538 dolar başlangıç sermayesiyle kurulan şirket küçük elektronik cihazların üretimini yapmaya başlıyor. İlk müşterilerinden biri de eğlence sektöründe dünyanın en büyük markalarından Disney oluyor.

Ne var ki, şirketin kuruluşundan birkaç yıl sonrası 40’lı yıllar savaş dönemine denk geliyor. II. Dünya Savaşı’nda Almanya zarar gören denizaltı filoları için askeri alanda radarlarla ilgili özel cihazlara ihtiyaç duyuyor. Bu anlamda kendini kısa sürede kanıtlayan Hewlett-Packard, savaşı ve savaşın olduğu kriz dönemini fırsata çeviriyor. Almanya’nın istediği cihazları başarıyla üreten HP, o yıllarda yaklaşık 45 kişilik bir kadroyla çalışmasına rağmen milyon dolarlık gelirler elde etmeyi başarıyor.

Ford Motor Company

Savaş sonrası yatırımcı bulmak mı? Kimileri için pek de zor görünmüyor.

İrlandalı bir mültecinin oğlu olarak ABD’de dünya gelen günümüzün büyük otomobil üreticileri konumunda bulunan Ford Motor Company’nin kurucusu Henry Ford, ABD’nin Büyük Buhran dönemi ve yeni biten İç Savaşı’nın hemen ardından otomobil üretebilmek için yatırımcı arayışına giriyor. Kriz dönemlerinde yatırımcı bulmak zorken; Henry Ford, 12 yatırımcıyı birden ikna ediyor. 1903 yılında 28 bin dolar başlangıç ​​sermayesi ile şirketi Ford Motor Company’i kuruyor ve şirket aynı yıl ilk otomobilini üretiyor.

I. Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan Amerika’daki Büyük Buhran yıllarında Amerika’daki birçok şirket gibi zor bir dönem geçirse de ayakta kalmayı başarıyor. II. Dünya Savaşı’nı da fırsata çeviren şirket tank üretimleriyle savaşlar öncesi dönemdeki popülerliğini geri kazanmayı başarıyor.

Pepsi

Krizleri herkesin fırsata çeviremeyeceğinin en önemli kanıtı.

Pepsi’nin hikayesi Şirketin kurucusu Caleb Bradham öncesi ve şirketin ticari ünvanını sonradan devralan Roy Megargel sonrası olarak iki döneme ayrılıyor.

Pepsi, Eczacı Caleb Bradham tarafından ABD’de kuruluyor ve ilk içecek 1898 yılında piyasaya sürülüyor. Pazarı elinde tutan büyük rakibi Coca-Cola’nın başarısı karşısında ilk etapta başarılı olan kurucu Bradham, 1923 yılında yüksek şeker fiyatları ve I. Dünya Savaşı sonrasındaki olumsuzluklarla mücadele edemiyor ve şirket iflas ediyor.

İflas eden şirketin ticari ünvanını satın alan Roy Megargel, dönem olumsuzluklarından dolayı şirketin 8 yıllık bir dönemden sonra tekrar iflas etmesine engel olamıyor. Son iflasın ardından tekrar kurulan Pepsi, sil baştan içeceği tekrar formüle ediyor. Rakibi Coca-Cola’nın 6 onzluk şişelerde 5 cente sattığı içeceklerinin karşısına aynı fiyata 12 onzluk şişeleri çıkarıyor. Pepsi, ekonomik kriz döneminde yaptığı kampanyalarla aradaki fiyat farkına sürekli göndermeler yapıyor. Bu dönemde popülerliğini artıran şirket 36-38 yılları arasında karını katlamayı başarıyor. Sonuç olarak şirket günümüzde hala ayakta.

McDonald’s

Her zaman her şey yolunda gitmiyorsa, çözüm bulmalı.

McDonald’s, II. Dünya Savaşı’nın başladığı yılın hemen ertesinde 1940 yılında ABD’de Richard ve Maurice McDonald tarafından küçük bir kafe olarak resmen kuruluyor.

Otomobil servisi o dönemlerde çok parlak iş fikirleri arasında yer alıyor. Richard ve Maurice McDonald kardeşlerde otomobil servisinin yanı sıra kafelerine yerleştirdikleri küçük masalara da servis yapıyorlardı. Kısa sürede popüler olan işletmeleri yıllık 200 bin dolara yakın satış yapıyordu. Fakat bir terslik vardı ve maliyetler çok fazlaydı. Müşteriler artıkça çalıştırılan garson sayısı da artıyordu. Aynı şekilde servis yavaşlıyor ve otomobil servisinde bekleyen araçlar yolu kilitliyordu.

Maliyetin sürekli yükselmesi ikiliyi tekrar düşünmeye itti. İşe mutfaktan başlayan McDonald kardeşler, servis pencerelerini genişleterek self servis yapmaya başladılar. Böylece garsonların bir kısmına artık gerek kalmamıştı. Kısa zamanda karton bardak ve paketlerle servise geçen  McDonald’s, bulaşıkları yıkayacak personel maliyetlerinden de kurtulmuştu. Onlar için tek sorun rakip kafelerle rekabet etmek gibi görünüyordu. Bu sorunu da kısa sürede çözdüler, önce menü alternatiflerini 10’a indirdiler böylece müşterilerdeki kafa karışıklığı azaldı. Ardından menülerin fiyatını yarı yarıya indirerek, rekabet edebilir hale geldiler. Menü fiyatları yarı yarıya indiğinde aynı şekilde maliyetin azaltılabilmesi açısından porsiyonlarda küçültüldü.

Sonuç olarak, McDonald’s bugün dünyanın en büyük restoran zincirlerinden biri konumunda. İstatistiklere göre Amerikalıların %98’i her yıl en az bir kere bu restorana gidiyor.

Adidas

Hayaller yarım kalınca tamamlama arzusu ne krizi, ne de savaşı tanımıyor.

I. Dünya Savaşı’nın ardından Almanya’da durumlar oldukça kötüydü. Alman ekonomisi, sefalet, işsizlik ve krizlerle boğuşur durumdaydı. 1920 yılında kriz ortamında Dassler kardeşler geçimlerini sağlayabilmek için ayakkabı atölyesi kurdular.

Kardeşler, 1924 yılında 12 işçiye sahip “Dassler kardeşlerin ayakkabı fabrikası” adlı şirketi faaliyete geçirdiler. Bu dönemde 200,000 çift ayakkabı satmayı başaran Dassler kardeşler, II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla cepheye yollandı.

Savaşın ardından her şeye sıfırdan başlayan kardeşler yeniden işe koyuldu.

1948 yılında iki kardeş arasında çıkan fikir ayrılığı bugün dünyanın en büyük iki spor markası Adidas ve Puma’nın ortaya çıkmasını sağladı. Kardeşlerden Adolf Dassler Adidas’la, Rudi Dassler ise Puma ile yollarına devam etme kararı aldılar. Bazı kaynaklara göre iki kardeş bu ayrılıktan sonra bir daha hiç konuşmamış. Belki de iki büyük marka arasındaki dev rekabetin altında yatan gerçek neden budur.

Kaynak: ekonomist.co
GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Hemen Kaydolun
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link