EasyJet Neden Dünyada En Fazla Veriye Sahip Olan Havayolu Şirketi Olmak İstiyor?

  • Verinin ve müşteri deneyiminin hakim olduğu yeni nesil pazarlama dünyasında easyJet dünyada en fazla veriye sahip olan havayolu şirketi olmak istediğini duyurdu.
  • “Müşteri deneyimi sadece bir kişinin işi değildir, herkesin işidir.” Ünlü veri bilimci Michael Wu.
  • Müşteri kaybının nedeni kötü kalitedeki müşteri hizmetleri kaynaklı olmasına rağmen kuruluşların yalnızca % 31’inde, müşteri deneyimini iyileştirmek için şirket genelindeki çalışanlar takdir ediliyor ve ödüllendiriliyor.
  • İlgili yazı; Şirketlerin Müşteri Deneyimini Geliştirmek İçin Kullandığı 5 Yöntem

“Büyük veri”, “müşteri deneyimi” gibi kavramların şirketlerin ve markaların kaderini belirlediği artık su götürmez bir gerçek. Starbucks, Netflix, Spotify gibi başarılı yeni nesil markaların müşterilerine sunduğu farklı deneyimler toplumdaki beklentiyi de bu yöne çekti. Günümüzde pek çok marka bu farkındalıkla yoluna devam etmeye hazırlanıyor ve easyJet de bunlardan birisi.

easyJet’ten kısaca bahsetmek gerekirse; şirket İngiltere’nin en büyük ve Avrupanın ikinci en büyük tarifeli havayolu şirketi. 1995 yılında Sahibi olan Stelios Haji-Ioannou adlı İngiliz bir iş adamı tarafından İngiltere merkezli olarak kuruldu.

easyJet‘in şu anki CEO’su Johan Lundgren dün yaptığı konuşmada göre şirketin veri kullanımını üst düzeye çıkararak, tatilleri, iş müşterilerini ve sadakat programını kapsayan bir model ile büyüme sağlayabileceğine inandıklarını belirtti. Johan Lundgren, düşük maliyet ile geliri ve müşteri sadakatini artırıp dünyanın en fazla veriye sahip hava yolu şirketleri olacaklarına dair söz verdi.

Şirket son çeyrekte %8,8 artışla 36,8 milyon yolcuya sahip olmasına rağmen, Lundgren şirketin müşteri deneyimi ve müşteri korumasının geliştirilmesi ile ilgili “daha ​​iyisi yapılabilir” dedi. Çünkü yaşadığımız çağda daha iyisini yapmanın yolu olabildiğince çok veriye sahip olup bu verileri doğru kullanmaktan geçiyor. Markanıza sadık müşteriler kazandırmak istiyorsanız onlara kaliteli deneyimler yaşatmanız gerekiyor.

Lundgren konuşmasına “Sadık düzenli müşteriler bir marka için en yüksek değeri yaratıyor ve şu anda müşterilerimizin %46’sı bizimle yılda bir kez uçuyor, bu da büyük bir fırsat yaratıyor.” şeklinde devam etti. Bağlılık ve sadakat büyümeyi etkileyen en önemli faktör olduğu için Lundgren kendilerine üç kilit noktası belirlediklerini söyledi. Bunlar; tatil, iş ve sadakat.

Veri kullanımının “mükemmel” olmasını sağlamak için easyJet, havayolu şirketinin yönetim kuruluna katılacak olan Luca Zuccoli’deki ilk ana veri memurunu işe aldı. Lundgren, müşteri deneyimini geliştirmek için uçuş sürelerini de optimize etmeyi planladıklarını açıkladı. Ayrıca Lundgren müşterilerinin tatil deneyimini artırmak için konaklama hizmetlerini de kapsayan tatil paketlerini artıracaklarını söyledi. 

easyJet’in bu açıklamaları ve attığı adımlar büyümek ve yeni nesle ayak uydurmak isteyen diğer şirketler için güzel bir örnek teşkil edebilir. Zira markanız bu zamana kadar Starbucks, Netflix olamadı diye bundan sonra olamayacağı anlamına gelmiyor. Tek yapmanız gereken rakiplerinizden farklılaşmak ve Johan Lundgren’ın da dediği gibi olabildiğince çok veriye sahip olmak.

Nisan 2018’de gerçekleştirdiğimiz Marketing Meetup’a dünyaca ünlü veri bilimci Dr. Michael Wu’yu davet etmiştik. Konuşmasında müşteriye sunulan hizmet ile müşteri beklentisinin arasında fark olduğunu belirten Dr. Michael Wu, günümüzde müşteri beklentisinin artmasından ötürü hayal kırıklığının da arttığını ifade etmişti.  Buradan rahatlıkla şu sonucu çıkarabiliriz diye düşünüyorum: Müşterilerinizin beklentilerine uygun hizmet verebilmeniz için müşterilerin ne beklediğini anlayacak kadar veri toplamalısınız. Elde ettiğiniz verileri doğru kullandığınız takdirde büyümenizin önünde fazla engel kalmayacaktır.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bir Cevap Yazın

Gelecekte İş Değil, İşveren Arayacağız

  • İşveren markalaşması son zamanlarda iş dünyasında en önemli alanlardan biri olarak öne çıkıyor.
  • Bugün işveren markasına sahip olan işletmeler, çalışanların motivasyon ve yeteneklerinin artması sonucu nitelikli işgücü elde ediyor ve bunun sonucunda şirketler bir çok yönden avantaj elde ediyor.
  • İlgili Yazı: People Make the Brand Konferansının Ardından

İşveren Markalaşması Nedir?

İşveren Markalaşması istihdam çerçevesi içinde çalışanların yetenekli işgücünün çekilmesi ve bağlılığının sağlanması yönelik yeni yaklaşım olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle kurumun çalışmak için cazip bir yer olduğunu, potansiyel çalışanların ve paydaşların farkındalığını arttıran uzun dönemli bir stratejidir. İşveren markalaşmasına giden yol aslında bir işletmenin önce markasını daha sonra kurumsal markasını oluşturarak adım adım işveren markasını yaratmasıdır. İşveren markalaşması tüm bu adımların bir sonucu olarak karşımıza çıkar. İşveren markalaşması örgütün kimliğinin ve kültürünün bir yansımasıdır.

Kaynak: Backhous ve Tikoo:2004

İşveren markası yaratmanın önceliklerine bakacak olursak ; basitleştirme ve bunlara odaklanma, verimliliği artırma ve işe alım, çalışanları elde tutma ve onların bağlılığını geliştirme konusunda tutarlı olmaktır.

İşveren Markalaşması Neden Önemli

Bir  Brezilya atasözüne göre “Tek başına kurulan hayal, yalnızca bir hayaldir. Birlikte kurulan bir hayal ise artık bir hayal değil, gerçeğin başlangıcıdır.” Eğer buradan yola çıkacak olursak, işverenler çalışanlarına güvenerek hep birlikte gerçek bir takım çalışması sağlayabilmesi, çalışanların işletmeye bağlanmasını ve bunun sonucunda işletmenin bir inovasyon yaratma yoluna kadar giden bir deneyim yaşamaları mümkün olabilir.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Enerjisini Kahveden Alan Minik Dunkin’ Donuts Evi

  • Dunkin’ Donuts, kahvenin gücüne dikkat çekmek için Hill Holiday isimli ajans ile birlikte hazırladığı kampanya kapsamında, tüm enerjisini büyük kısmı kahveden oluşan bir biyoyakıttan elde eden bir ev tasarladı.
  • Blue Marble Biomaterials isimli şirket tarafından geliştirilen ve eve enerji sağlamak için kullanılan bu biyoyakıt, %80 oranında Dunkin’ kahve yağı ve  %20 oranında alkolden meydana geliyor.
  • İlgili Yazı: Kahve Dükkanı Zincilerinin Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’ne Göre Dağılımı

Belki bilenleriniz vardır, çöpe attığımız kahve telvelerinde çok fazla enerji bulunuyor. Kullanılmış kahve çekirdeklerindeki doğal yağ ustalıkla çıkarıldığında, oldukça güçlü bir biyoyakıtta ana bileşen olarak kullanılabiliyor. Bu biyoyakıt o kadar güçlü ki, içinde jakuzi yer alan şık ve modern tasarımlı küçük bir evin enerji ihtiyacını karşılayabiliyor. Adweek’in paylaştığı habere göre, Dunkin’ Donuts’ın Hill Holiday isimli ajans ile birlikte hayata geçirdiği “Dunkin’ ile Çalışan Ev” isimli kampanya kapsamında, tabir-i caizse gücünü kahveden alan küçük bir ev inşa edildi.

Dunkin’ Donuts’ın bu küçük evi için kullanılan yakıt, Blue Marble Biomaterials isimli şirket tarafından geliştirildi ve %80 oranında Dunkin’ kahve yağı ve  %20 oranında alkolden meydana geliyor. Bu biyoyakıt sadece verimli bir şekilde yanmakla kalmıyor; aynı zamanda tamamen işlevsel bir mutfak, bir banyo, bir AC ünitesi ve daha fazlasına güç sağlamak için yeterli enerji sağlıyor. Bu küçük ev, ABD’nin Boston şehrinin Nahant isimli bölgesinde yer alıyor ve sınırlı bir süre için Airbnb aracılığıyla gecelik 10 dolar gibi son derece uygun bir fiyata kiralanabiliyor.

Şık bir tasarıma sahip olan bu ufak evde, yukarıda yer alan son derece büyük bir yatak ile alandan mükemmel bir şekilde yararlanılıyor ve böylece konuklar, rahat mobilyalar ve portatif yemek alanı içeren alt seviyede rahat bir şekilde gezinebiliyorlar. Evin samimi dekorasyonu için şirket, House dizisinden tanıdığımız aktris Olivia Wilde ile iş birliği yaptı. Olivia Wilde bu projeyle ilgili olarak yaptığı açıklamada, “Dunkin’ ile Çalışan Ev’in açılışının bir parçası olmam için bana fırsat veren Evdeki Dunkin’ Donuts Kahvesi ile iş birliği yapmaktan heyecan duyuyorum.” dedi.

Bütün bu güzel taraflarına rağmen, bu minik evin olumsuz bir tarafı da mevcut. Ev, tekerlekli sandalye erişimine uygun değil. Bu açıdan engelli insanların seslerini ve deneyimlerini koruma ve yeşil girişimlerle ilgili tartışmalara dahil etmeye daha fazla ihtiyaç duyulduğuna dikkat çekiyor.Ancak yine de Dunkin’ Donuts’ın bu şık ve minik evi, kahvenin gerçek gücünü harika bir şekilde gözler önüne seriyor.

Dünya’nın En Büyük Kahve Zincirleri

Dunkin’ Donuts, Dunkin’ ile Çalışan Ev kampanyasını kısa bir süre önce başlatmıştı. Şirket bu kampanya kapsamında, bu ayın başında New York’ta bulunan kahve düşkünleri için bu tarzda bir evi ziyarete açmıştı. Bu evi merak edenler, buraya tıklayarak ilgili sayfaya ulaşabilir ve evi 360 derece olarak gezebilirler. Bu arada Dunkin’ Donuts’un bu evlerinde ziyaretçiler için kahve demliği ve sınırsız Dunkin’ Donuts kahvesi bulunduğunu da belirtelim.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?