Bazı Popüler Markalar, Neden Bazı Ülkelerde Farklı İsim Kullanıyor? 0

Avusturalya’daki bir fast food restorana girdiğinizde, menü seçeneklerinde Whooper, Steakhouse Burger vs. görüp de “Ama burası Burger King değil ki Hungry Jack’s!” derseniz ortada bir yanlışlık olduğunu düşünmeyin. Çünkü küresel ölçekli markaların her ülkede aynı adla anıldığını düşünüyorsanız size yanıldığınızı söylemeliyiz. Tahmin edebileceğiniz gibi Burger King, marka ismi konusundaki tek örnek değil. Öyleyse gelin, günlük hayatımızda sıkça karşılaştığımız markaların çeşitli ülkelerde aldığı farklı adlara birlikte bakalım.

Burger King

İlk restoranını 1954’te, Miami’de açan dev fast food zinciri hızla isim hakkı kiralama sürecine (franchising) girişerek dünyanın dört bir yanında aynı adla ve logoyla şubeler açtı. Fakat gelin görün ki marka, Avusturalya pazarında mecburen durmak zorunda kaldı. Zira bu ülkede aynı adla açılmış bir fast food zinciri daha vardı. Hâl böyleyken bu ülkede farklı bir isim seçmek zorundaydı ve tercihi Hungry Jack’s oldu.

Axe

Unilever’in ünlü erkek parfümü markası Axe da bu kervana katılanlardan oldu. İlk kez 1983’te, Fransa’da piyasaya sürülen ürün, tıpkı Burger King örneğinde olduğu gibi, kimi ülkelerde aynı adla, farklı alanlarda üretim yapan firmalarla karşılaştı. Bunun yanı sıra, markanın adı İngilizce konuşan ülkelerde Axe (balta) anlamına geldiğinden, sözcüğün parfümeri alanıyla bir ilgi kurmasının zor olduğundan hareket ederek yeniden markalama sürecinin isabetli olacağını düşündü. Parfümün Birleşik Krallık, İrlanda, Avusturalya, Yeni Zelanda ve Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki raflarda Lynx ismiyle yer alması tam da bu yüzden!

Axe parfümleri, Çin'de Lynx olarak biliniyor.

Danone

İspanyol eczacı Isaac Carasso, Danone’yi kurarken marka isminde oğlunun adı Daniel’in aile içinde çağırılış şekli Dan’den ilham almıştı. Marka adı, ABD pazarına girdiğinde ise sözcüğün Amerikan söyleyişine daha da yaklaşması için “Danone” oldu. Fakat Amerikan tüketiciler bunu söylerken kelimeyi ikiye ayırarak “Dan-one” şeklinde söylemeye başladı. Böyle olunca da marka kendince bir orta yol bularak bu ülkedeki ismini Dannon yaptı.

New York’ta bir markete girdiğinizde “Danone’yi yanlış yazmışlar.” demeden önce düşünmenizi tavsiye ederiz.

Rexona

Ben Rexona’nın Türkiye’de “Reward” olduğu zamanlara yetişsem de uzun bir süre geçtiğinden artık hepimiz, özellikle buna yetişemeyen genç kuşaklar ürünü Rexona olarak tanıdı ve benimsedi. Tıpkı Axe gibi Unilever’ın bir başka parfümeri markası olan Rexona; Birleşik Krallık’ta Sure, ABD’de Degree, Japonya’da Rexena ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nde ise Shield olarak biliniyor.

Birleşik Krallık’ta parfümeri reyonlarını Rexona değil, Sure süslüyor.

Lay’s

Dalgalı şekli ve incecik yapısıyla bizi cezbeden Lay’s patates cipsinin ilk kez 1948 yılında Birleşik Krallık’ta, Walkers adıyla piyasaya çıktığını biliyor musunuz? 1989 yılında Pepsico.’nun Walkers’ı satın almasıyla adı, bu gruba ait Frito-Lay şirketine atfen Lay’s olarak değişen cips buna rağmen, uzun yıllardır İngiltere, Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda’da Walkers adıyla bilindiğinden bu ülkelerdeki ismini korudu.

Pepsico, ürünün adını diğer ülkelerde değiştirse de Birleşik Krallık’taki iç dinamikleri korumuş.

Twix

Lezzetli ikiz çubuklar olarak bildiğimiz çikolata barı Twix, aslında ilk kez Raider adıyla 1967’de, Birleşik Krallık’ta satışa sunuldu. Ürünün 1979’da Amerikan tüketicilerle buluştuğundaki adı ise Twix oldu. Ürün birçok Avrupa ülkesinde hâlâ Raider olarak bilinse de Türkiye’de Twix markasıyla tanınıyor.

Siz hangisini seçerdiniz: Raider mı, Twix mi?

Ülkeden ülkeye değişen marka adlarına baktığımızda farklı nedenlerin etkili olduğunu görüyoruz. Bu kimi zaman o ürünün belli ülkelerde yerleşik adını korumak, kimi zaman yeni bir pazara girerken o ülkede aynı isimle faaliyet gösteren başka bir markanın varlığı, bazen de kültürel kodlara göre hareket etme isteğinden kaynaklanıyor. Sebep ne olursa olsun, bu ürünleri üreten şirketlerin dünyanın farklı ülkelerinde, farklı tüketici profillerine karşı, farklı markalarla bile aynı performansı göstermesi, onların neden küresel marka olabildiğini kanıtlıyor.

2009 yılında Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden, 2015'te ise Anadolu Üniversitesi Marka İletişimi Bölümü'nden mezun olan yazar, 2013 yılından beri pazarlama ve reklamcılık üzerine çalışıyor. Geleneksel ve dijital reklam ajanslarındaki çizgi altı ve üstü çalışmalarda metin yazarlığı yapan, ulusal ve küresel ölçekte birçok markayla birlikte çalışan yazar, bir yandan da Anadolu Üniversitesi'ndeki Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimine de devam ediyor. En büyük tutkusunun edebiyat olduğu biliniyor, şehirdeki festivalleri yakından takip ediyor. Bir gün Patagonya'ya gitmenin hayalini kuruyor.

Bir Cevap Yazın

Ünlü Markaların QR Kod Tasarımları 0

QR kod, 1994 yılında Japon otomotiv firması Denso tarafından geliştirildi. QR kod adını ‘Quick Response’ yani ‘çabuk tepki’ kelimesinin baş harflerinden alıyor. Mobil cihazların kullanımının artmasıyla QR kodlar bir anda pazarlamacıların en çok tercih ettiği teknolojilerden biri haline gelmeyi başardı. İlk olarak otomotiv sanayi için tasarlanan QR kodlar, geniş hacimleri ile tüketiciler için paketin ve yaratıcılığın ötesinde ek bilgi taşıyabilme özellikleri ile bir hayli benimsendi.

E-maillerde, tabelalarda, billboardlarda ve reklamlarda sık sık karşımıza çıkan bu kodlar, tasarımcıların da üzerine sıklıkla çalıştığı, yaratıcılıklarını gösterdikleri bir alan halini aldı. Tasarımcıların marka logolarını kullanarak oluşturdukları QR kod tasarımlarının bazı örneklerini sizler için derledik.

Youtube

Nestea

Heinz

Nikon

Tinder

eBay

Heineken

BMW

Google

Apple

Mazda

Bershka

MTV

Gelecekte Bazı Robotları Sevip, Bazılarından Nefret Edeceğiz 0

11 Ekim’de İstanbul Ticaret Odası dünyanın önemli gelecek bilimcilerinden Thomas Frey, Hamish McRae ve Ben Hammersley’i İstanbul’a getirdi. Futurİstanbul adlı etkinlikte bu üç önemli isim geleceğe dair öngörülerini içeren birer sunum yaptılar, davetlilerin sorularını yanıtladılar.

Ben de bu önemli isimlerin katıldığı zirvede fırsatını bulmuşken Thomas Frey’le bir araya geldim. 15 yıl IBM’de mühendis ve tasarımcı olarak çalışan Thomas Frey, şu anda Colorado’da yer alan ve kurucusu olduğu DaVinci Institute’da direktörlük ve kıdemli analistlik görevlerini yürütüyor. Kendisi son on yılda, geleceğe yönelik doğru vizyonları geliştirme ve önümüzdeki fırsatları tanımlama becerisiyle tüm dünyada dikkat çekici bir takip edilirlik kazanmış durumda. Yaptığımız güzel sohbette Thomas Frey’e yakın gelecek öngörülerini sordum.

Pek çok fütürist risklere rağmen geleceğe olumlu bakar. Siz nasıl bakıyorsunuz? Adil, güvenli, yaşanılabilir bir gelecek ufukta gözüküyor mu?

Bugün dünyada yaşanan tüm sorunları göz ardı etmek istemem ama problemler aynı zamanda fırsatlar yaratır. Tüm bu gelişen teknolojiler bizlere yepyeni beceriler sağlıyor. Geçmiş problemlerimizi çözmek için yetenekler veriyor. Çevremizde daha yaşanılabilir bir ortam sağlıyor.

Tabi ki yanlış gidebilecek pek çok şey var. Mesela çok güçlü bir güneş fırtınası yaşanması ve bizi bir anda taş devrine götürmesi gibi olasılıklar her zaman mümkün. Ama bugün dünyada yaşananlara baktığımız zaman tüm bu teknolojiler yaşam kalitemizi yükseltiyor, dünyadan haberdar olmamızı sağlıyor, pek çok işi kolayca halledebilmemiz için beceriler sağlıyor.

Teknolojik fırsatlar sayesinde bundan 10 yıl sonra sıradan bir insan, 10 yıl öncekine göre 10 kat daha fazla iş yapabilme kapasitesine sahip olacak. Yani çok kısa bir sürede becerilerimizin düzeyi çok yükselmiş durumda. Geçmişe göre artık çok daha fazla çözüm bulabilecek, yeni işler halledebilecek düzeydeyiz. Biz kendi becerilerimizi geliştirdikçe başka insanları da bizimle birlikte taşıyıp başarıya ulaşacağız. Bu sayede de yeni nesiller için yeni işler, meslekler, yeni fırsatlar yaratacağız.

Gelecekte iş dünyası nasıl şekillenecek? İşsizlik ve suç oranları artacak mı? Eğer böyle olursa hükümetler bu sorunlara nasıl çözümler bulacaklar?

Makineler tarafından üretilen müzikleri mi yoksa insanlar tarafından üretilen müzikleri mi satın alacağız?

Makine tarafından yapılan sanatı mı satın alacağız, bir robotu bale yaparken mi izleyeceğiz, sürücüsüz arabaların olduğu bir yarışı mı izleyeceğiz, ya da robot atletlerin yarıştığı bir stadyumda mı oturacağız?

Böyle şeyler olduğu zaman, her ikisini de yapmayı seçeceğiz. Kesinlikle bir tanesini daha fazla seveceğiz ama insan sanatını da, robot sanatını da satın alacağız. Bir gün insanlar tarafından işletilen bir restorana gideceğiz, bir gün robotlar tarafından işletilene. Bazı arkadaşlarımızla insanlardan oluşan favori takımımızı destekleyeceğiz, bazı arkadaşlarımızla robot atletlerin olduğu favori takımımızı destekleyeceğiz.

Ayrıca bazı robotları sevip, bazılarından nefret edeceğiz.

Bir “ya – ya da” dünyasında yaşamıyoruz. Hatta bizim kültürümüz daha çok “ikisi – ve” ekonomisinde şekillenmiştir.

Evet, bu yeni opsiyonlar birbirini tamamlayacak, restoran başına düşen çalışan sayısını azaltacak ve bugünün talebini karşılayabilecek sayıda sanatçı ve müzisyen olmayacak. Fakat talep arttığı sürece, bu alanlarda daha çok insanın çalıştığını görebiliriz.

En büyük mücadelemiz en uygun dengeyi bulmak olacak. En iyi restoranlar verimliliği artırmak için robot kullanacaklar, en iyi sanatçılar daha iyi sanat üretmek için robot kullanacaklar ve en iyi müzisyenler ve atletler robotlara karşı olmak yerine onlarla birlikte çalıp oynayacaklar.

Teknolojide çok hızlı gelişmeler yaşanıyor ama pek çok anlamda en yıkıcı dönüşümü “yapay zeka” yaratıyor gibi gözüküyor. Sizce önümüzdeki 10-20 yılda yapay zeka günlük hayatımızı nasıl değiştirecek?

Yapay zeka aslında son birkaç on yılda geliştirdiğimiz teknolojilerin iç içe geçmesiyle ulaştığımız bir nokta ve artık tamamen kullanılabilir bir noktaya geldi. Bu teknolojinin kısa dönemde yapabilecekleri biraz abartılırken, uzun dönemde yapabilecekleri de göz ardı ediliyor.

Yapay zeka sürücüsüz araçlarda, insansız hava araçlarında kullanılacak. Bu aslında bizim dar kapsamlı yapay zeka diye tabir ettiğimiz, yani belirli bir beceriye yönelik yapay zeka kullanımı. Burada her şeyi yapabilen genel bir yapay zekadan bahsetmiyoruz.

Dolayısıyla çamaşırlarımızı katlaması için bir yapay zeka kullanırsak, sadece o beceriye sahip olacak. Bankadaki hesaplarımızı boşaltması, komşularımıza saldırması vs. mümkün değil.

Ama tabi ki bazı problemler de var.Yapay zekanın silah olarak kullanılması da mümkün. Şuan daha emekle aşamasında olsa da önümüzdeki yıllarda ciddi sorun oluşturması mümkün.

Bence yapay zeka çok iyi amaçlarla kullanılabilir ama her gelişmiş teknoloji gibi bunu kötü yönde kullanmaya çalışacak insanlar da olacaktır. Aslında bu tehlikenin çözümü de yine yapay zekada. Daha akıllı yapay zeka daha az akıllı olanı alt edecektir.

Sizce başka hangi yüksek teknolojiler önümüzdeki yıllarda bizi derinden etkileyecek?

Yapay zekanın etkili olacağı bir diğer gelişme robot öğretmenler olacak. Bunlar bizi çok iyi tanıyacak, ilgimiz olan konuları bilecek ve bir konuyu bize daha hızlı öğretmenin yöntemlerini keşfedecek.

Benim bir öngörüme göre 2030 yılında internet dünyasındaki en büyük şirket henüz adını duymadığımız bir eğitim şirketi olacak. Ben eğitim konusunun, internet dünyasının henüz çok da fazla çözemediği büyük fırsatlarından biri olduğunu düşünüyorum. Eğer her şey öngördüğüm gibi giderse bu şirket bir anda Facebook’tan, Google’dan, Apple’dan daha büyük bir şirket haline gelebilir.

Eğitim hepimizi derinden etkiler. Hepimizin düşünce şeklini, yeteneklerini geliştirmesi gerekiyor.

Peki eğitim demişken, yıkıcı dönüşümlerin yaşandığı bu çağda, değişime ayak uydurmak için insanların, özellikle de yeni neslin ne gibi niteliklere sahip olması lazım? Nasıl bir eğitim sistemine ihtiyacımız var?

En önemlisi programlama, kodlama becerilerine sahip olmamız. Eğitim sistemine bunu adapte etmek için hangi başlıklardan vazgeçeceğiz, bunu tartışmamız lazım. Kodlama sahip olmamız gereken temel beceri alanlarımızdan biri olacak.

Bence ciddi bir sorun bugün hala üniversitelerde insanlara girişimci olmayı öğretemiyor oluşumuz. Herkesin kendi işini yönetmeyi öğrenmesi lazım. Kendini nasıl tanıtacaksın, doğru kararları nasıl alacaksın, finansal analizleri nasıl yapacaksın, neyi yapmak istediğini nasıl seçeceksin? Yeni nesillere bunların hepsini öğretmemiz lazım.

Ortaya yeni meslekler çıkacak mı? Şu an popüler olan mesleklerden kaybolacak olanlar olacak mı?

Kısa ve orta vadede, makineleşmenin ana etkisi meslekleri ortadan kaldırmak değil, onları yeniden tanımlamak. Ekonominin gerektirdiği yetenekler ve görevler değiştikçe, buna karşı olan tepkimiz telaşa kapılmak ve korumacılık olmamalıdır, eğitime stratejik yatırımlar yapılmalıdır.

ATM makineleri, banka çalışanlarının görevlerinin çoğunu değiştirdi, ama hepsini değil. Sonuç olarak ATM’ler banka çalışanlarının başka işleri daha verimli yapmasına olanak sağladı.

Gelecekte pek çok benzer meslek olacak ama iş yapma şekillerimiz farklı olacak. Mesela sürücüsüz kamyonlar, şoförleri işsiz bırakacak diyoruz ama kamyon sürücüsü sadece kamyon kullanmaz. Aynı zamanda yükün güvenliğini sağlar, yükün gideceği yerle ilgili koordinasyonu sağlar. Dolayısıyla kamyon şoförlüğü ortadan kalkınca yük belki 10 saat otonom araçla gideceği yere gidecek ama varış noktasında koordinasyonu sağlamak için yeni insanlara ihtiyaç olacak. Dolayısıyla her şeyi otonom hale getirmek daha uzun zaman alacak.

Makineleşme, spesifik bir meslek için gereken insan sayısını azaltsa da o işi nadiren yok eder.

Bu yazı ilk olarak cnnturk.com.tr’de yayımlanmıştır.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link


 

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link