Apple’ın iPhone’da yaptığı en başarılı hamlesi en yanlış hamlesi miydi? 0

Son zamanlarda Apple hakkında yazılan yazıların çoğunun içeriğinde genellikle olumsuzluk gözlüyoruz. Peki Apple bunları hak ediyor mu veya hak edecek ne yaptı? Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, Apple’ın ilk ürettiği telefonlar aslında o zamanki telefon markalarından pek çok ayırt edici özelliğe sahip iken çoğumuz bundan haberdar olamadık. İnternetteki alt yapı eksiklikleri, 3G’yi geç tanımamız vb. nedenlerden ötürü iPhone rüzgârı esintisini hissettirmekte gecikti.

İncelemeye biraz daha yakın tarihlerden başlayalım…

iPhone 3GS akıllı telefon mantığıyla Amerika’da o zamanlar aktif kullanılmasına rağmen pek çok ülkede hala daha ‘’Nokia N97 mi yoksa 58-00 XpressMusic mi alınmalı?’’ tartışmaları yapılıyordu. Teknoloji hayranlarının birçoğu Nokia’yı piyasadaki tek güç olarak görüyordu. Peki Apple, iPhone ile nasıl parladı da piyasada bir numara olmayı başardı? İşte tam burada Apple’ın en başarılı hamlesi ve daha sonralarda ise başına bela olacak hamlesi devreye giriyor.

Iphone 4 serisinin keskin hatlarla dizayn edilmiş siyahla griyi buluşturan tasarımı insanları baştan çıkartmaya yetmişti. Bu dizayn, arkasında pek çok tasarım ve başarı ödülünü de peşinden getirmek için yeterliydi. Telefonun iç özelliklerine bakacak olursak 3GS’den çok fazla ayırt edici bir özelliğe sahip olmadığını görüyoruz. Tıpkı  4 ile 4S ve 5 arasında olduğu gibi  (ilk üç modelin özellikleri kısmen aşağıdaki tabloda yer almaktadır)… Fakat tasarım noktasında âdeta dünyada yeni bir dönem açılmıştı. Cep telefonları küçülmek yerine daha da büyüyeceklerinin ilk sinyallerini vermişlerdi.

3GS’den sonra Apple, iPhone 4 ile satışlarını %125’lik bir oranda arttırmıştı. Peki 4’ten sonra neden bir şeyler ters gitmeye başladı ve Apple sert eleştirilere maruz kaldı? (Bu terslikler dönem içi satışlara çok yansımasa da şirketin gelecekteki satışlarına ve imajına ciddi zararlar verecekti.)

Bir çırpıda birkaç sebep oluşturabiliyoruz aklımızda:

  •  Piyasada Samsung’un güç kazanmış olması
  • Apple’ın 4’ten sonra müşterinin beklentilerini karşılamayacak kadar yeterli özelliğe sahip olan bir telefon üretememesi
  • Piyasaya sürülmeden sanal ortamda iPhone 4S hakkındaki beklentilerin yüksek tutulması

Yukarıdaki sebepleri saniyeler içinde arttırabilmemiz mümkün. Yazının başından beri anlatmak istediğim şey de tam olarak burada başlıyor. Apple şirketi ne Samsung’dan dolayı ne de yetersiz özelliğe sahip olmasından dolayı eleştirilere maruz kalıyor. Eleştirilerin en büyük sebebi dizayndaki yetersizlik.

3GS den sonra başarılı bir dizayn ve ardından 4 ile 4S arasında nerdeyse sıfıra yakın farklılık…

apple-black-logo-wallpaperİşin gerçek yüzü Apple 3GS’den 4’e geçerken ne kadar özellik geliştirdiyse 4 ile 4S arasında da hemen hemen bir o kadar daha değişiklik gerçekleştirdi. Tasarımda bir değişiklik olmaması tüketicileri  büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. Iphone 5 tasarımı, kendini göstermeyen ince yapısı, iphone 4 serisine göre 1 cm’ye yakın bir büyüklüğü ile kısmi bir fark arz etti. Aslında 4S’in tasarımı 5 şeklinde olsaydı muhtemelen bu denli eleştirilere maruz kalmayacaktı. Apple tam bir iPhone hastalığı oluşturmuşken kendisini iyi anlatamaması sebebiyle elindeki fırsatı kaçırmak üzere görünüyor.

Apple şirketi insanlığa Think Different’ı öğretti. Hâl böyle olunca tüketici  ister istemez çok farklı bir şeyler bekliyor. Apple, eğer kendi yarattığı efsanenin devam etmesini istiyorsa,  çok ciddi yenilik getirmeden  yeni bir seri arzına girmemesi gerekiyor.

nee

[Bu yazı Burak Kırkkılıç tarafından kaleme alınmıştır]

Pazarlama alanında Türkiye'nin en çok okunan blogu : Pazarlamasyon'un kurucusu.

Bir Cevap Yazın

Cinemaximum Seyircileri Sınırsız Patlamış Mısırla Tavladı 0

Son birkaç yıldır Türkiye’deki sinema sektörünün önce konsolide olması, sonrasında ise tekelleşmesi mâlumunuz. Mars Entertainment Group’a bağlı Cinemaximum salonları, artık neredeyse her alışveriş merkezinde karşımıza çıkıyor. Bunun en büyük yansıması da sinema deneyiminin alışveriş merkeziyle eş anlamlı hâle gelmesi oldu. Her yerde Cinemaximum ve onun beraberinde getirdiği konsept olunca, birbirinin kopyası, özgün bir ortamı olmayan salonlar türemeye başladı. Üstüne bir de bu sinemaların yiyecek-içecek bölümlerindeki yüksek fiyatlar eklenince durum, bazı seyirciler tarafından çekilmez bir hâl almaya başladı.

Ülkemizin en büyük sinema zinciri muhtemelen bu gidişatı fark etmiş olacak ki yeni açılan alışveriş merkezlerinden olan Emaar Square Mall’daki salonunun cazibesini artırmak için kolları sıvadı. 20 Eylül 2017 tarihini “Kendi Kabıyla Gelene Sınırsız Popcorn” günü ilan etti ve saat 18:00’e kadar, izleyicilerin getirdiği kap ne kadar büyük olursa olsun, 5 TL karşılığında sınırsız patlamış mısır verileceğini söyledi.

Sınırsız Popcorn Günü, aslında ülkemizdeki kampanyacı ruhun bir yansıması.

İşin renkli tarafı, sınırsız patlamış mısır vaadini duyan izleyicilerin, sıra dışı paketler ve kaplarla gelmesi oldu. Giyim mağazasından alınan büyük karton torbalardan tutun da hasır sepetlere, yoğurt kutularına, ev yapımı kocaman paketlere kadar çeşit çeşit kaplarla Emaar Square Mall Cinemaximum’a gelen izleyiciler, toplumumuzdaki kampanyacı ruhun ne kadar üst düzeyde olduğunu kanıtladı.

Seyirciler, akla hayale gelmeyecek paketlerle salona geldiler.
Sınırsız patlamış mısır, her yaştan izleyiciyi çekmek için işe yarar bir fikre benziyor.

Bazı izleyiciler, Cinemaximum’un bu konuda yaptığı paylaşımların altına, 5 TL karşılığında patlamış mısırın satılabildiği bir yerde neden normal zamanda kendilerinden 20-25 TL arasında ücret alındığını sorgulasa da markaya günden kalan, izleyicilerin kaplarıyla oluşturduğu gülümseten kareler oldu.

Sınırsız patlamış mısırı duyanlar, getirdikleri “kap”larda da sınır tanımadı.

Sinema salonları çok kurumsal ortamlar sayılmaz. O yüzden kendi açımdan bu görüntülerin markanın imajına zarar verdiğini düşünmüyorum. Hatta belki de Apple’ın sinema salonlarındaki filmleri yayınlama isteğiyle daha zor şartlar altında faaliyet gösterecek sinema salonları seyircileri, gelecekte bu tür promosyonlarla salonlara çekmeye çalışacak. Çünkü keskin rekabet doğal olarak bunu gerektirecek.

Getirilen kaplar arasında ev yapımı olanlar da vardı.

Peki, Cinemaximum’un bu çalışması hakkında sizin görüşünüz nedir? Yoğurt kabıyla gelip patlamış mısır alan bir müşteri, bir sinema salonuna renk katar mı, yoksa tersine bir etki mi yaratır?

Bireysel Olarak Marka Olmaya Çalışmak Ruhta Tahribata Yol Açar Mı? 0

BENİM ADIM BİR MARKADIR

İş hayatına girdiğim günden beri, kurumların markalaşma süreçlerinin ucundan kıyısından içerisinde yer aldım. Bu üzerine epey kafa yorduğum bir konu, sonuçta ekmeğimi bundan kazanıyorum. İlk günden beri, kafamda markalaşma adına şimşekler çaktıran diğer bir soru ise bir insanın markalaşması. Marka olabilmek için bütüncül bir pazarlama çalışması yapmak gerekiyor. Yani, temelinde bireyin kendini pazarlaması gerekliliği ortaya çıkıyor, eğer marka olmak gibi bir arzusu var ise…

Bugün yaşadığım bir olay, bu konuda çok uzun zamandır derinlerde kalmış olan yazma isteğimi tekrar gün yüzüne çıkardı. Birlikte çalıştığımız bir doktor hanım şu şekilde bir feryat attı. Gerçek isim vermemek faydalı olacak… “Benim adım Aydan Gürbüz, ben bir markayım…” aslında konuşması, marka olduğunu biraz daha vurgulayıp, ses tonunu yükselterek devam ediyor. Ama, en önemli kısmı almak yeterli olacaktır. Şartlar uygun olsaydı da, nasıl bir markasınız peki, diye sorabilseydim. Aslında kişisel marka oluşturmaya en yatkın mesleklerden biridir doktorluk. Zor bulunan bir çocuk psikiyatrisi uzmanı veya neredeyse yarım gün ameliyatta kalarak, organ nakli yapan bir cerrah iseniz, marka olmak çok daha kolay olacaktır. Ki, hemen aklıma 7-8 tane alanında marka doktor ismi gelmeye başladı. Bu, mimarlık, aşçılık gibi meslekler içinde geçerlidir. Aslında doktor hanım işini iyi yaptığını düşündüğüm bir kişi, hatta kardeşimin tedavisini zamanında kendisine emanet etmiştim. Ancak, işinizi iyi yapmak ile marka olmak arasında güçlü bir bağlantı olsa da, yeterli olmadığını hepimiz biliriz.

Aklımı kurcalayan bir diğer soru ise, bireysel marka yolculuğunun gerekliliği üzerine… Bir pazarlamacı olarak buna inansam da, bunun insan ruhunda bir tahribata yol açabileceğini düşünüyorum. Marka olmak için neleri feda edebiliriz veya yapmak istemediğimiz ne çok şeyi yaparız… Gerçekten kim olduğumuzla ilgili bir ikileme düşer miyiz?

Aslında insanın marka olma süreci, hep gözümüzün önünde oluveriyor. Bir ortama yeni girmiş olan bir kişi, kendi markasını anlatmaya başlar. Nasıl mı, birkaç örnek verelim;

  • Yirmi yıldır bu işin içerisindeyim. Sektör küçük. Beni çok kişi tanır. Bir yer edinmişimdir artık.
  • Anlaşabildiniz mi o şirketle, yöneticisi yakın arkadaşımdır, cebi var. İstersen arayabilirim.
  • Onlarla biz rakı masası arkadaşıyızdır. Bak rehberime hepsinin numarası var, görüyor musun.
  • Mezun olurken, üniversitede kalmamı istediler. Hocanın asistanıydım ben. Ama istemedim.

Eminim sizin örnekleriniz daha çoktur. Eski iş yerimde aslında bir marka olduklarını düşündüğüm iki kişiden biri olan, hanım yönetici ile aramızda şöyle bir konuşma geçmişti; “Neden gözlüğünüzü takmıyorsunuz. Bence, gözlük size yakışıyor. Sizin imajınız gözlüklü. İnsanların hatırında böyle kalıyorsunuz. Bence takın.” Bunun üzerine gözlüğümü devamlı takmaya başlamıştım.

Daha çok para kazanabilmek, itibar görebilmek, güzel kızlarla/erkeklerle takılabilmek, network elde edebilmek için hepimiz marka olmaya ihtiyaç duyuyoruz. Ama, bu bazen çok yorucu olabiliyor. Akyaka’da sabah denize girip, kahvaltı yaptıktan sonra esen hafif rüzgarda, boş veriyorsun… Kendin oluyorsun, bir an için.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link
DIGITAL EXCELLENCE PROGRAM 

Dijital Mükemmelliği Yakalayın!

KAYDOL
close-link