Anlaşılmayan Bir Kavram: Marka

Türkiye’de kavramlarla ilgili ciddi bir algılama ve yorumlama problemi var. Bu sorunun kaynağında sosyal bilimlerin yoruma açık olmasının etkisi olduğu kadar, yeni medya diye tabir edilen sürece hazırlıksız yakalanmamızın da etkisi var.

Geleneksel veya yeni nesil şeklinde bir ayrıma gitmeksizin söylemek isterim ki; reklam, pazarlama, iletişim ve medya alanlarında çalışan, bu alanlarda bilgi üreten ya da bu alanları yöneten kişi veya kurumların bazen bu alanlara dair kavramlara hoyratça davrandığını düşünüyorum.

Bilgi odaklı veya kavramsal bir karmaşa söz konusu olduğunda akademisyenlerin meseleye el atması istenir, fakat kavramların içinin boşaltılması sürecinde yapılan hatalardan hiç bahsedilmez.

2004 itibariyle yeni medya, dijital pazarlama, sosyal medya gibi yeni nesil kavramlar hayatımıza girdi. Bir taraftan da geleneksel kavramların yeniden yorumlanması çılgınlığı başladı. Bu şansız kavramlardan biri de “marka”dır. Marka odağında türetilen birçok yeni kavram, marka kavramının asıl anlamından adeta bağımsız şekilde yoluna devam ediyor. Oysa önce, marka kavramının tam manasıyla, ihmal edilmeksizin, doğru bir şekilde anlaşılması ve algılanması gerekiyor.

Türkiye’de her şey gibi kavramlar da çok hızlı şekilde tüketiliyor ve tüketime aşırı odaklandığımız için bir taraftan da üretim yapmamız gerektiğini genellikle unutuyoruz. Tüketim, aynı oranda üretimle desteklenmediğinde biliyorsunuz ki, bir çeşit enflasyon durumu yaşanıyor. Kavram enflasyonunda da durum aynıdır. Kavramları tüketiyoruz, lakin o kavramların akademik makalelerle, sektörel yorumlarla desteklenmesi gerektiğini gözden kaçırıyoruz.

İletişim odaklı bir kavramın ayakta durabilmesi için teorik ve pratik bilgi hemen hemen aynı oranda önem taşır. Lakin az önce belirttiğim gibi kavramları tüketirken bir yandan da üretmemiz gerektiğini ne yazık ki unutuyoruz. Bunun son yıllardaki başlıca sebebi ise yeni medyanın hayatımıza kattığı hız ve kullanıcılara sunduğu katılımcılık. Bu iki alt sebep, kavramlar üzerine derinlikli analizler yapmamızı engelliyor ve kavramlar üzerine baştan savma bir tavır takınmamıza ortam hazırlıyor.

Son kitabım olan “Stratejik Marka Yönetimi”nde sık sık marka konusunun her şeyden önce “nedir” ve “nasıl” olmak üzere iki boyutta değerlendirilmesi gerektiğini ve her ikisinin de kullanım alanının farklı olduğunu vurguladım.

Örneğin marka kavramını veya marka yönetimi kavramını akademik anlamda değerlendirirken “nedir” önemlidir. Oysa bir işletmenin markalaşma ve kurumsallaşma sürecinde marka yönetiminin “nedir”i değil “nasıl”ı önemlidir. Fakat tabii ki, bir olgunun “nedir”i bilinmeden “nasıl”ı kurgulanamaz. O yüzden “nedir”i bileceğiz, anlayacağız, kısaca “nedir”i önemseyeceğiz; lakin “nedir”i nerede ve hangi şartlarda önemsememiz gerektiğine de dikkat edeceğiz. Aksi halde marka yönetimi sürecinde ciddi bir tökezleme yaşarız.

Bu arada meselenin “nasıl”ını anlamak için “nedir”e ihtiyacımız olduğu gibi, her “nedir”in, içerisinde biraz “nasıl” barındırdığını da unutmamalıyız. Diğer bir ifadeyle “nasıl” işin hikâyesidir ve “nedir”ler anlatılırken meselenin hikâyeleştirilmesi, kavramı yapı ve içerik açısından koruyan önemli bir etkendir.

Şimdi marka kavramının “nedir”ine gelmeden önce işin hikâyesine bir göz atalım. Prof. Dr. Nurhan Tosun hocamın Marka Yönetimi kitabında geçen bir bilgiyi kısaca aktaracağım. Marka kavramı İskandinav dilinde “yanmak” anlamına gelen “brandr” sözcüğünden türemiştir. Peki “niye yanmak?” derseniz onun da bir hikayesi var. O da kitapta şöyle anlatılıyor: 19. yy ortalarında güneybatıdan orta batıya doğru olan sürü gidişinde sürüdeki hayvanlar, sahipleri tarafından kolayca tanınabilsin diye damgalanmıştır ve bu durum marka kavramının kökünü oluşturur. Sürü sahiplerinin hayvanları damgalama işleminin nedeni “farklılık” oluşturmaktı. Bugün de markalar, reklam ve pazarlama faaliyetleri için milyonlarca doları aynı nedenden dolayı harcamıyor mu?

Markanın kökenine dair hikâye bundan ibaret. Amerikan Pazarlama Birliği’nin tanımına göre ise marka; bir isim, terim, işaret, sembol veya diğer göstergelerin bir satıcının ürününü diğerlerinden ayırt edici / farklılaştırıcı niteliğe taşımasıdır. Bu tanımlama da göstermektedir ki; kısaca marka, bir ürünün diğerlerinden farklılaşmasının göstergeler vasıtasıyla gerçekleştirilmesidir.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Ajans Paradise - Genel Müdür / Dijital Pazarlama & Sosyal Medya Uzmanı, Marka Yöneticisi, Yazar

Bir Cevap Yazın

Müşteri Sadakati Oluşturmak İçin Gerekli Olan 3 Unsur

  • Havas Group’un yaptığı araştırmaya göre, tüketiciler, markaların %74’ü ortadan kaybolsaydı, bunu önemsemeyeceklerini belirtiyorlar.
  • Tüketicilerin %75’i ise markaların hayatlarına önemli bir katkı yapmasını bekliyor, ama sadece %40’ı markaların bunu başardığına inanıyor.
  • Markalar, uzun vadeli başarıyı sürdürmek ve büyümeyi sağlamak için müşteri sadakati oluşturmak zorundalar.
  • Abonelik tabanlı bir hizmete kaydolmaktan mutlu olan tüketiciler, meraklı, yeni bir marka denemeye istekli ve sadakatlerini değiştirmeye açıklar.
  • İlgili Yazı: Müşterinizin Sadakatini İstiyorsunuz. Peki, Markanız Yeterince Müşterisine Sadık mı?

Fransa merkezli, çok uluslu reklamcılık ve halkla ilişkiler şirketi Havas Group‘un 15 farklı sektörde ve 33 ülkede, 300 binden fazla insan ve 1.500 markayla yaptığı araştırmaya göre, tüketiciler, markaların %74’ü ortadan kaybolsaydı, bunu önemsemeyeceklerini belirtiyorlar. Tüketicilerin %75’i ise markaların hayatlarına önemli bir katkı yapmasını bekliyor, ama sadece %40’ı markaların bunu başardığına inanıyor. Günümüzde markalar, uzun vadeli başarının nasıl sürdürüleceği ve büyümenin nasıl sağlanacağı sorusuyla karşı karşıya kalmış durumdalar. Bunu yapabilmek için de günümüzün bilinçli tüketici tabanında sadakat geliştirmek zorundalar, ki bu da amaç odaklı bir yaklaşım benimsemeyi gerektiriyor.

PSFK’in müşteri sadakatiyle ilgili olarak geçtiğimiz günlerde paylaştığı yazıya göre, amaca yönelik yaklaşım, müşterilerin değerlerini, isteklerini ve tercihlerini öncelikle markaların ortak ihtiyaçlara ve ilgi alanlarına dayalı olarak kitlelerle bağlamasına olanak tanıyan özgün bir şekilde ilk sıraya koymak anlamına gelir. Basitçe söylemek gerekirse, müşteriler kendilerini, diğerlerini ve çevreyi her zamankinden daha fazla önemserler ve markaların da aynı şeyi yapmasını sadece istemezler, aynı zamanda da beklerler.

Direkt olarak tüketiciye yönelik markalarda, alışveriş yaparken mobil cihaz kullanımında, eş düzeyde pazarlada ve gelişmiş sosyal hedeflemedeki yükselişle birlikte; tüketiciler, abonelik tabanlı bir ürün ya da hizmete kaydolmaktan mutlu olurlar. Tüketiciler; meraklı, yetkili, yeni bir marka denemeye istekli ve sadakatlerini değiştirmeye açıklar.

PSFK tarafından hazırlanan ve müşteri ile marka arasındaki yolculuğa yönelik olarak yeni bir vizyon sunan “CX Playbook” (Kullanıcı Deneyimi Taktik Kitabı) isimli raporda ana hatlarıyla belirtilen stratejiler, herhangi bir sektörde faaliyet gösteren kuruluşların, müşterileri için bir numaralı seçim olarak statülerini sağlamlaştırmalarına ve bu müşterileri ömür boyu kullanıcılara dönüştürmelerine yardımcı oluyor. Bu rapora göre, markalar bunları başarmak için şunlara odaklanmalılar:

  • Gerçeklik: Markaların, tutarlı ve kolay bir şekilde kanıtlanabilir bir bakış açısına sahip olmaları gerekir. Herhangi bir kişi bu konuda Patagonia‘yı örnek olarak gösterebilir. Çünkü Patagonia, tutarlı bir şekilde çevre bilinci mesajlarının hakkını teslim eden bir markadır.
  • Şeffaflık: Yetkili tüketici, kaynakların kullanımı ve genel olarak internetteki bilgilere kolay erişim yoluyla mağazaya değer biçmek için gerekli araçlara sahiptir. Bu yüzden müşterilere bilinçli kararlar almaları konusunda izin veren şirketler, değerli ortaklar haline gelecekler.
  • Kolaylık: İnsanların, yoğun yaşamlarında markalarla etkileşime girmek için kısıtlı bir zamanları var. Bu yüzden kolaylık sunmak ve yan ürün olarak müşterilere zaman kazandırmak oldukça önemlidir. Whole Foods gibi markalar tarafından somutlaştırılan “tıkla ve topla” isimli büyüyen trend buna örnek olarak verilebilir.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Mutlaka Takip Edilmesi Gereken 7 Kişisel Pazarlama Blogu


Pazarlama sürekli değişen ve dönüşen bir alan. Dolayısıyla bu alanda çalışıyorsanız sürekli yeni trendleri takip ediyor olmanız ve kendinizi beslemeniz gerekir.

Günümüz sosyal medyasının en etkili araçlarından birisi de bloglar. Pazarlama alanında da karşımıza çok sayıda blog çıkıyor. Bizler de bu alanda takip edebileceğiniz en iyi 7 kişisel pazarlama blogunu sizler için araştırdık. Hazırsanız başlayalım.

1-  Seth Godin

Seth Godin, profesyonel bir konuşmacı, yazar ve değişim yöneticisidir. Aynı zamanda Squidoo’nun kurucusu ve CEO’su ve dünyadaki en popüler pazarlama blogunun sahibidir.

Siteye buradan göz atabilirsiniz: https://www.sethgodin.com/ 

2- Michael Hyatt

Michael Hyatt, blog sitesinde liderlik üzerine yazılar yazıyor. Forbes’ın 2013 yılının en etkili sosyal medya kahramanlarından biridir. Takipçilerine kişisel pazarlama üzerine etkili ipuçları veriyor.

Siteye buradan göz atabilirsiniz: michaelhyatt.com

3- Scott Stratten

Business Review USA tarafından Amerika’nın 10 Marketing Grubundan biri seçilen Scott Stratten, viral ve sosyal pazarlama konusunda uzman. Kitabıyla aynı isimli “Unmarketing” blog sitesinde pazarlama ve sosyal medya hakkında ilginç ve farklı bilgiler veriyor.

Siteye buradan göz atabilirsiniz: unmarketing.com

4- Ann Handley

Ann Handley, yazar, dijital pazarlama öncüsü ve Wall Street Journal’ın en çok satan yazarıdır. Ann Handley tarafından kurulan blog sitesi, pazarlamayı öğretmek üzerine kurulmuş bir bilgi kaynağıdır.

Siteye buradan göz atabilirsiniz: annhandley.com

5-Avinash Kaushik

Avinash Kaushik için bir “teknoloji bilgesi” diyebiliriz. Google’ın kurucusu olan Kaushik’in “Ockham’s Razor” (Ockham’ın Usturası) adlı bir de blog sitesi bulunuyor. Blogu’nda  dijital pazarlama stratejileri geliştirmek, veri tabanlı pazarlama hakkında yazılar yazmaktadır.

Siteye buradan göz atabilirsiniz: https://www.kaushik.net/avinash/

6- Neil Patel

Önceki Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Obama tarafından 30 yaşın altında ilk 100 girişimci ve Birleşmiş Milletler tarafından 35 yaşın altındaki en iyi 100 girişimcilerden biridir. Kissmetrics, sosyal medya takipçilerini dönüştürebilmek, içerik pazarlama ve site trafiğini yönetmek gibi konularda önemli bilgiler veriyor.

Siteye buradan göz atabilirsiniz: neilpatel.com

7- Scott Brinker

CBS Sportsline, Tribune, Miami Dolphins ve Fujitsu için web uygulamaları geliştiren bir web teknolojisinin danışmanlığını yapmıştır. Kendisini “çevik pazarlama savunucusu” olarak ifade eden Scott Brinker’in blog’u Chiefmartec’de geleneksel pazarlama ve teknolojinin pazarlama üzerindeki yansımaları üzerine birçok yazısını bulabilirsiniz.

Siteye buradan göz atabilirsiniz: chiefmartec.com

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link