40. Denemede Ortaya Çıkan Milyar Dolarlık Şirket

  • 1953 yılında, Rocket Chemical Company’nin üç kişilik ekibi, havacılık endüstrisinde paslanmayı önleyici çözücü ve yağ çözücü olarak kullanılmak üzere bir formül geliştirmek için çalışmalara başladı ve ekibin mükemmel formülü meydana getirmesi için 40 deneme yapması gerekti.
  • 40. denemede başarıya ulaşıldığı için ürünün ismi, WD-40 olarak belirlendi.WD-40’ın formülü o kadar başarılı oldu ki, aradan geçen 65 yıla rağmen hala satılıyor. WD-40, şu anda iki binden fazla kullanım alanına sahip.
  • WD-40 Company’nin mevcut değeri, yaklaşık olarak 1,3 milyar dolar.
  • İlgili Yazı: Başarılı Olana Kadar Kaç Kez Denemelisiniz?

Büyük başarılara ulaşmak gerçekten sabır ister. Hatta söz konusu milyar dolarlık bir şirket kurmak ise sabırlı bir şekilde çok sayıda deneme yapmak gerekebilir. WD-40 Company isimli ABD’li şirket de tam da bu durumun en iyi örneklerinden biri. Bunun sebebini öğrenmek için WD-40 Company’nin geçmişine doğru kısa bir yolculuğa çıkalım.

1953 yılında, WD-40 Company’nin (ilk kurulduğundaki ismi Rocket Chemical Company) kurucusu Norm Larsen’in üç kişilik ekibi, havacılık endüstrisinde paslanmayı önleyici çözücü ve yağ çözücü olarak kullanılmak üzere su yer değişimi formülü meydana getirmek üzere çalışmaya başladı. Ve 39 başarısız denemenin ardından, ekip mükemmel formülü meydana getirmeyi başardı. 40. denemede başarıya ulaşıldığı için ürünün ismi, WD-40 olarak belirlendi. WD-40’ın formülü o kadar başarılı oldu ki, aradan geçen 65 yıla rağmen hala satılıyor.

Şirketin internet sitesinde yer alan bilgilere göre, WD-40, ilk kez Convair isimli havacılık yüklenicisi tarafından Atlas Füzesi’ndeki pas ve korozyonu önlemek için kullanıldı. Ve ürün o kadar işe yaradı ki, bazı çalışanlar evde kullanmak için gizlice tesisteki WD-40 kutularından aldılar. Daha sonra şirketin kurucusu Norm Larsen, işi büyütmek için yeni yollar aramaya başladı ve evde kullanım için WD-40’ı aerosol kutularını koymayı akıll etti. 1958 yılı itibarıyla ürün, San Diego şehrinde satışa sunuldu.

Sonraki on yıl içinde, ürün, donanım ve spor malzemeleri satan mağazalara dağıtılmaya başlandı. 1961 yılında, ABD’nin Körfez Kıyısı’nda gerçekleşen Carla Kasırgası’nın kurbanları tarafından su hasarı almış araçları ve ekipmanları yenilemek için kullanıldı. WD-40’ın satışları sürekli olarak artmaya devam etti ve 1969 yılında, Rocket Chemical Company, WD-40 ürününün bu başarısından ötürü şirketin ismini de WD-40 Company olarak değiştirdi.

1973 yılında ise şirket halka açıldı. WD-40 Company’nin şu anda yaklaşık olarak 1,3 milyar dolarlık bir değeri var. Bununla birlikte WD-40 ürünü ise iki binden fazla kullanım alanına sahip.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlamasyon İçerik Editörü

Bir Cevap Yazın

Fanta, Nazi Almanyası’nda Kolaya Alternatif Olarak Nasıl İcat Edildi?

  • Fanta, İkinci Dünya Savaşı sırasında, Nazi Almanya’sında Coca-Cola üretimi için gereken bileşenlerin kıtlığından ötürü ortaya çıkmış bir içecektir.
  • 1955 yılında, İtalya’nın Napoli kentinde bulunan bir şişeleme tesisi, yerel olarak tedarik edilen turunçgilleri kullanarak Fanta Portakal üretmeye ve satmaya başladı.
  • Fanta ismi, fantastik anlamına gelen Almanca “fantastisch” kelimesinden gelir.
  • İlgili Yazı: Kola Savaşları: Coca-Cola vs Pepsi

The Local gazetesinin yayımladığı yazıya göre, Fanta‘nın, Nazi Almanyası‘nda ortaya çıkan bir içecek olduğu yakın zamana kadar pek bilinmemekteydi. Marka, 2015 yılında, 75. kuruluş yıl dönümünü kutlamak için yayımladığı reklamla Nazi kökenini resmi olarak duyurmuştu. Bu reklamdaki anlatıcı, Coca-Cola’da çalışan bazı akıllı kişilerin, kola yapmak için gerekli olan bileşenlerin kıtlığından ötürü, Nazi Almanyası’nda Fanta’yı nasıl icat ettiklerini açıklıyordu. Ancak anlatıcı, bazı ülkeler savaş sırasında Naziler’e ambargo uyguladığı için bileşenlerin zor bulunduğundan bahsetmiyordu.

Bu reklamın yayımlanmasının ardından, Fanta adına konuşan bir sözcü, The Local’e yaptığı açıklamada, reklamın 1940’lı yıllara atıfta bulunmadığını ifade etti ve şunu söyledi:

“Tüketicilerimize çocukluklarını hatırlatmak istedik. Örneğin klasik halkalı şişenin kullanıldığı tasarım 1960’lardan geliyor.”

Bu açıklamaya rağmen, bu reklam hızlı bir şekilde yayından kaldırıldı. Ancak yayından kaldırılana kadar birçok kişi reklamı izlemiş ve bu kişilerin bir kısmı reklamın içerdiği mesajdan ötürü incinmişti.

Fanta, Coca-Cola Sayesinde Nasıl Ortaya Çıktı?

Fanta’nın ortaya çıkmasının ardındaki gerçek hikaye bazen yanlış anlaşılmaktadır. Efsaneye göre Hitler, askerlerinin faşist müttefiki İtalya’dan en iyi portakalları içmesini istemişti, fakat gerçek daha sıradandı.

Coca-Cola, savaş öncesi yıllarda Almanya ve Avrupa’nın geri kalanında hızlı bir şekilde büyüyordu. 1933 ila 1939 yılları arasında, Nazi Almanyası’nda satılan Coca-Cola kasalarının sayısı yılda 100 binden 4,5 milyona yükseldi ve Zeit gazetesine göre, bu yüksek talebi karşılamak için 50 fabrika inşa edildi. Marka o kadar popülerdi ki, Hitler için bir propaganda olayı olarak görülen, Berlin’deki 1936 Olimpiyatları’nın resmi sponsorlarından biri haline geldi.

Fakat 1939 yılında savaş patlak verdikten sonra, Nazi Almanyası’na yapılan ithalata getirilen çeşitli ambargolar nedeniyle kola yapmak için gerekli şurupları Alman fabrikalarına taşımak gittikçe zor bir hale geldi. Bu nedenle savaş sırasında Almanya’da Coca-Cola üretimi durdu.

Buna rağmen Almanya’da bulunan Coca-Cola şirketinin başındaki isim olan Max Keith, tamamen vazeçmek istemedi ve birkaç mevcut bileşeni kolayca bir araya getirdi. Bu yeni tarif, çeşitli endüstriyel işlemlerden gelen artıkları içeriyordu. Fanta’yı meydana getirmek için süt fabrikalarından elde edilen peynir altı suyu kullanıldı ve başta elma olmak üzere, meyve presleme fabrikalarından elde edilen çeşitli meyvelerin artıkları, diğer çeşitli bileşenlerle birleştirildi.

Bugün bildiğimiz turuncu Fanta, 1950’li yıllarda turunçgiller ile tatlandırıldı. The Local gazetesine konuşan bir şirket temsilcisinin belirttiğine göre, 1955 yılında, İtalya’nın Napoli kentinde bulunan bir şişeleme tesisi, yerel olarak tedarik edilen turunçgilleri kullanarak Fanta Portakal üretmeye ve satmaya başladı.

“Fanta” İsmi Nasıl Ortaya Çıktı?

Die Presse isimli gazetenin belirttiğine göre, Fanta ismi, fantastik anlamına gelen Almanca “fantastisch” kelimesinden geliyor. Bu isim, ABD’de yer alan Coca-Cola genel merkezi ile birlikte seçildi. ABD’deki tüketiciler, üründen etkilenmemişlerdi ve ürünün satması için heyecan verici bir kelimeye ihtiyacı olduğu düşünülüyordu.

Fakat içecek, Alman halkı tarafından fazlasıyla sevildiğini zaman içerisinde kanıtladı. Ancak buna rağmen, savaştan birkaç yıl sonra dünyanın geri kalanında da satışa sunuldu ve 1970’li yıllar itibarıyla global bir popülariteye ulaştı.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Tasarımdan Markaya Giden Yol: Nike

Her markanın bir hikayesi vardır. Kuruluşu, operasyonlara başlaması, büyümeye çalışması, kimi zaman tökezlemesi ve hedeflenen noktaya gelene kadar yapılan türlü mücadeleler bu hikayelerin temelini oluşturur. Nike’ın hikayesi de benzer yollardan geçiyor. Onu farklı kılan ise marka için çok kritik olan 1962-1980 arası dönem… Bu yazıda Nike’ın hikayesinden faydalanarak işletmeler için bazı önemli noktalara değinmeye çalışacağım.

Markanın kahramanı Phil Knight, Stanford Üniversitesinde öğrenci olduğu dönemlerde koşu ile ilgileniyor. İyi bir atlet olsa da ulusal düzeyde bir atlet olma özelliklerini gösteremiyor. Koşunun çok önemli bir spor olduğunu, onun hayatının önemli bir parçası olduğunu belirtiyor. Knight, ABD’de 1960’lı yıllardaki ayakkabı pazarının gelişmeye çok açık olduğuna inanıyor. Piyasada yer alan markaların talebi karşılamakta zorlandığını, aynı zamanda sporcular için daha iyi ayakkabılar üretilmesi halinde sektörde önemli yerlere gelinebileceğini düşünerek bu fikrini babası ile paylaşıyor. 1 sene sürecek Dünya turuna çıkıyor. Bu turda hem kendini ve hayattan beklentilerini keşfediyor hem de Asya’daki ayakkabı üreticilerini, fabrikaları ve olanakları araştırıyor.

Phil Knight, bir süre Japon markası Onitsuka’nın ABD doğu eyaletleri distribütörlüğünü yaptıktan sonra kendi markasını kuruyor. Uzun süren isim bulma sürecinde işletme çalışanlarından biri “Nike” ismini öneriyor. İsmin iki heceli olması, sert ünsüze sahip olması, Yunan zafer tanrıçasını simgelemesi ve Phil Knight’ın Yunan kültürüne hayranlığı örtüşünce Nike ismini tescil ettiriyor.

Nike’ın logosu ise Phil Knight’ın yarı zamanlı öğretim üyeliği yaptığı Portland State Üniversitesinde tesadüfen koridorda çizimlerini gördüğü bir öğrenci tarafından tasarlanıyor. Öğrenciye sadece “hareket” temasını vurgulayabilen Knight, öğrencinin eskizleri arasından şu anda da kullanılan ve “swoosh” adı verilen logoyu beğeniyor. Swoosh’un bir kelime anlamı yok, koşarken yanından geçen koşucunun çıkardığı sesi simgelediği düşünülen bir yansıma sözcük olarak kullanılıyor. Phil Knight bu tasarım için öğrenciye 35$ değerinde çek imzalıyor. Ürün logosu ve ayakkabı kutularında turuncu renk kullanmaya karar veriyor. Bu renk, göz alıcı ve dikkat çekici olması sebebiyle tercih ediliyor.

Nike’ın en önemli ürün özelliği, başta koşu olmak üzere tenis ve basketbol gibi spesifik özellikler gerektiren ayakkabı tasarımlarına cevap verebiliyor olması. Knight’ın üniversitedeki antrenörü ve markanın ortaklarından Bill Bowerman, koşucular için uygun tabanlı, destek tamponlarına sahip ve hafif malzemeden ayakkabı tasarımı için birçok deney yapıyor ve tasarım çalışmalarına uzun bir süre devam ediyor. Tenis ve basketbol ayakkabılarında ise 1977’de Nike’ı ziyaret eden ve ayakkabı tabanına havalı dolgu kullanarak hafifliği ve ayağı destekleyecek bir teknolojiyi markaya sunan 2 mühendis ile anlaşılıyor. Nike AIR teknolojisinin temeli bu şekilde başlıyor. Yeni, aykırı, geliştirilmeye açık fikirler her zaman markanın radarında tutuluyor.

1962-1980 yılları arasında Nike’ın kimliğini ve tasarımını yaratan ayakkabı serileri oluşuyor. Bu modeller Cortez, LD 1000, Pre Montreal ve Tailwind olarak karşımıza çıkıyor. Ürünlerin fonksiyonel faydasına çok önem veriliyor. Burada diğer markalardan farklılaşma oluşacağına inanılıyor. 1980’den itibaren de ürün odaklı bakış açısından tüketici odaklı bakış açısına geçiliyor. Tüketici beklentilerini anlamaya çalışmak, marka hikayesini ve marka ruhunu tüketicilere aktarmak için reklam çalışmalarına ve fuar katılımlarına azami önem veriliyor. Tüketicilerin Nike deneyimini hissetmesi amaçlanıyor.

Her şirkette olduğu gibi Nike’ta da kuruluş aşamasında değerli çalışanlar çalışıyor. Bunlardan bazıları Phil Knight’tan daha fazla markaya ve işletmeye inanıyorlar. Yaptıkları işi, kendi kimliklerinin önemli bir parçası olarak gören bu çalışanlar satış, pazarlama, ürün geliştirme, finans ve muhasebe departmanlarında işletmeyi ayakta tutuyorlar. Çalışanlar, marka hikayesini ve ürünün arkasındaki ruhu toptan ve perakende ağlarda tüketicilerle paylaşıyorlar. O dönemde sporcu sponsorluğu çalışmaları da başlıyor. İlerleyen süreçte, sporcularla oluşan ilişkiler, bir sponsorluktan ziyade aidiyet ruhunun arttığı ilişkilere dönüşüyor. Sporcular da ürünlerin gelişimi için katkıda bulunuyorlar. Uzun süre sadece ayakkabı üretimine odaklanan Nike, sporculara daha cazip görünebilmek, onların ihtiyacını karşılamak, marka görünürlüğünü artırmak ve rakiplerle daha iyi rekabet edebilmek için spor kıyafetleri üretimine 1978 yılında başlıyor.

Markanın yaşadığı en büyük problemlerden biri krediye dayalı büyüme yöntemini kullanmış olması. Knight, babasından aldığı 50$ ile şirketi kurduktan ve Bowerman ile ortaklık imzaladıktan sonra kazancın önemli kısmını yeni mal alımına yatırıyor. İlerleyen süreçlerde bankalar ve yatırım sermayesi firmaları ile kredi artırımına yönelik yoğun çalışmalar yapılıyor. Bu süreçte şirket iki kez kapanma noktasına gelse de yapılan ödemeler kapanmayı önlüyor.

Nike’ın üretimi ABD sınırları dışında gerçekleştiğinden, ithalata dayalı birtakım konularla ilgilenmek durumunda kalıyorlar. Üretim faktörlerinde en önemli 3 konu istikrarlı döviz kuru, işçi ücretleri ve istikrarlı hükümet olarak değerlendiriliyor. Bu doğrultuda Nike üretimine Japonya’da başlıyor. Sırasıyla Tayvan, Güney Kore, Porto Riko, İngiltere, İrlanda, Vietnam ve Çin’deki fabrikalarla çalışıyorlar veya fabrikaları satın alıyorlar. Çin’de ayakkabı üretimine başlayan ilk yurtdışı marka olarak giriş avantajlarını elde ediyorlar. Bu bölgelerde önemli üretim sorunları yaşanıyor. Fabrikalardaki çalışma koşulları, çalışan işçilerin hakları gibi konular medya tarafından gündeme taşınıyor. Bazı fabrikaların markanın sahte ürünlerini yaptığı bilgisine ulaşılıyor. Nike, bu fabrikaları kendilerine üretim yapmalarını sağlayarak sahte üretimin önüne geçme politikasını kullanıyor.

ABD iç pazarında ise büyük oyuncularla rekabete girişiliyor. Nike’ın bu dönemde rakiplerinden daha ufak olmanın getirdiği manevra kabiliyetini ve avantajlarını kullandığını düşünüyorum. Bu markalarla başlangıçta birebir anlamda rekabet mümkün olmasa da bu markaların değerlendirmeyi düşünmediği, gözden kaçırdığı veya geri plana ittiği alanlardaki fırsatları kullandığına inanıyorum.

Gümrük Bakanlığının 1970’lerin sonunda yaptığı ithalattan ötürü işletmeden 25 milyon $ vergi istemesi markanın 3. kez kapanma tehdidi yaşamasına sebep oluyor. Uzlaşma ile borç 9 milyon $’a indiriliyor. Ardından işletme düzenli nakit akışını sağlayabilmek ve ani oluşan borcu ödeyebilmek için halka arz yöntemine gidiyor. Şirket yönetimini yitirmemek ve marka ruhunu devam ettirmek için hisseler değerine göre sınıflandırılıyor ve hisseler için bir ücret belirleniyor. 1980 yılında yaklaşık 11 milyon hisse tanesi 22$’dan satılıyor. (Aynı yıl Apple hisseleri 24$’dan satıldı.)

Nakit akışı problemini bu şekilde çözen Nike, 1980’li yıllarda Michael Jordan ile yaptığı sponsorluk anlaşması ve kurduğu Air Jordan markası ile markayı bir üst noktaya taşıyor. 2006 yılında Phil Knight, CEO görevinden ayrılıyor. 2017 yılında Nike’ın toplam cirosu 34 milyar $’ı aşıyor.  

Yaklaşık 60 yıllık bir marka geçmişine sahip Nike’tan alınabilecek bazı dersler:

  • Sevdiğin işi yapmak, gelecek gördüğün bir pazarda başarılı olabileceğine inanmak.
  • İşinde uzman, tutkulu, işletmeyi ve markayı ileriye götürebilecek insanlarla çalışmak.
  • Üretim olanaklarını dikkatlice araştırmak.
  • Pazarın beklentilerini karşılamak için bütün çalışmaları gerçekleştirmek.
  • Zorluklardan yılmamak ve onları aşmak için sakin kalabilmek.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link