Pazarlama ve Reklam Konularında Okunması Gereken 8 Kitap

Montesquieu “Okumayı sevmek, hayattaki can sıkıcı saatleri güzel saatlerle değiştirmektir” derken konuyu özetlemişti. Çünkü ilgilendiğiniz konu ne olursa olsun, iyi bir kalemden çıkmış, size her açıdan değer katacak, sizi yenileyecek, okuruyla bütünleşen bir içerik sunan her kitap ufkunuzu açar. Sadece okuyup geçmekle kalmadığınız, satır aralarında okuduklarınızın daha fazlasını keşfetmeye sizi davet eden, bugüne kadar bildiklerinizi sorgulatan ve okuyana yeni bir bakış açısı sunan kitaplar, hem günlük hayatınızda hem de kariyerinizde yol gösteren en önemli rehberlerdir. İş pazarlama ve reklamcılık alanına geldiğinde de böyledir. Biz de pazarlama kitapları ve reklamcılık üzerine yazılan kaynaklardan oluşan bir liste hazırladık. Bu alanda kariyer hedefleyen genç kuşak temsilcilerinin ve deneyimini bilgiyle yoğurmak isteyen profesyonellerin işine yarayacağını düşündüğümüz bu derlemeye birlikte bakalım mı?

Unmarketing

Dijital pazarlama ve reklamcılık henüz günümüzde geldiği noktanın çok uzağındayken bile öngörüleriyle dikkat çeken Scott Stratten’in yazdığı bu kitap, geleneksel reklam ve pazarlama yöntemlerinin yerini dijital dünyanın almasını yorumlarken, düşük maliyetle viral etki yaratmanın nasıl olabileceğine dair sorular soruyor. Özellikle sosyal medya hakkında önemli noktalara değinen Unmarketing, müşterileriyle bağ kurmak isteyen marka ekiplerine oldukça yararlı bir kaynak.

pazarlama

İsyan Pazarlanıyor

Küreselleşen dünyada herkesin refaha ulaşacağı beklenirken, kontrolsüz gelişen pazarlar ve yasal düzenlemelerin yetersiz kalması sonucu oluşan balon ekonomiler, ekonomi piramidinin altındakilerle üstündekiler arasındaki mesafeyi daha da açtı. Hatta kapitalizm, bu duruma verilen tepkileri bile metalaştırıp pazarlayarak toplumsal hareketlerden kazanç sağlar oldu. Piyasa ekonomisinin tek tipleştirdiği tüketim toplumu itirazını dillendiren idoller çıkarsa da onlar da bu düzene yenildi. Joseph Heath ve Andrew Potter ikilisinin yazdığı İsyan Pazarlanıyor, tam da toplumların haykırdığı isyanın yine onlara ”pazarlanışının” dramatik öyküsünü anlatıyor.

Bilinçaltımdaki Reklamlar

İzleyene ya da bakana fark ettirmeden yapılan reklamların hep en zor ve en güzel çalışmalar olduğunu düşünürüm. Robert Heath’in yazdığı Bilinçaltımdaki Reklamlar kitabı tam da bu noktadan hareket ediyor. Biz fark etmeden bilinçaltımızda bir yerlere ulaşan bazı reklamlar, verdiği bilinçaltı mesajlarla hiç ummadığımız bir yerde ve zamanda hafızamıza kazınıyor ve bizimle görünmez bir bağ kuruyor, dahası satın alma tutumumuzu değiştiriyor. Logolardan tabelalara, televizyon reklamlarından afişlere değin uçsuz bucaksız bir alanda maruz kaldığımız bu reklamlar, içgüdülerimizi harekete geçirebiliyor. Heath’in kitabında nörolojik ve psikolojik etki açısından yorumlarda da bulunduğu bu konu, aslında olayın ne kadar karmaşık ve algı yönetimi ağırlıklı olduğunu ortaya koyuyor.

Az Aslında Çoktur

Basit düşünmek, basit oynamak, az lafla çok şey söyleyebilmek, sadece giyimde değil hayatın her alanında “gösterişli bir sadeliği” yakalayabilmek; bunlar her pazarlamacının veya reklamcının harcı değil.
Leo Babauta’nın kaleminden çıkan Az Aslında Çoktur’un dikkat çekmek istediği asıl nokta da bu işte! Kitap özetle, her koşulda bolluğun, bir şeye fazla sayıda sahip olmanın daha iyi sayıldığı bir dünyada daha büyük evlerin, daha pahalı arabaların, ender bulunan kumaşlardan elbiseler giymenin, kocaman alışveriş merkezlerinde zaman öldürmenin bize öğretildiği gibi iyi olmayabileceğini anlatıyor. Bunu aşmak isteyenlere de az olanın gücünden yararlanmayı tavsiye ediyor.

Mad Men ve Felsefe

Madison Square’in dahi reklamcılarını bizimle tanıştıran, 50’li yıllardan 70’li yıllara varan nostaljik ama unutulmayacak bir serüveni bize hayranlıkla izleten Mad Men dizisini unutmak mümkün mü? Fakat bu sefer, idealist reklamcıların altın çağına götüren yapımın alt metinlerine odaklanacağız. James B. South ve Rod Carveth’in belki de türünün tek örneği sayılabilecek bu kitapta, diziyi izlerken sadece çarpık insan ilişkileri ve fırtınalı özel hayatları merak etmeyenlere güzel bir pencere açıyor. Amerikan halkının tüketimle olan ilişkisi, politik ve sosyal dinamiklerin reklam ajanslarındaki çalışma ilişkilerine etkisi, ırkçılık, tüketmeye zorlanan bir toplum ve daha pek çok şeyin altında, karakterlerin kişilik özelliklerinin yattığını vurgulayan eser, bu noktayı felsefi boyutlarda ele alıyor. Don Draper, Pete Campbell, Peggy Olson diğer Mad Men karakterlerine Platon, Nietzsche ve Aristoteles gibi filozofların objektifinden bakmak istiyorsanız, bu kitap tam size göre!

İknanın Psikolojisi

Bazı kitaplar zamansızdır, her dönemde okunabilir ve referans olma niteliğinden hiçbir şey kaybetmez. Robert Cialdini’nin zamana meydan okuyan kitabı İknanın Psikolojisi de zamana meydan okumayı başaran kült bir kitap olarak, hâlâ önemini koruyor. Kitap, markanın kitleyle bağ kurması ve sonrasında satın alma kararı oluşturması için izlediği yolda atması gereken ilk adım olan ikna etme sürecini yaşanmış örneklerden ve hatta laboratuvar deneylerinden yola çıkarak anlatıyor. Cialdini’nin anlaşılır bir dille yazdığı eser, kitle-ürün-marka üçgeninde pazarlama ekiplerine ve reklamcılara hâlâ çok şey söylüyor.

Bu Topraklardan Dünya Markası Çıkar Mı?

Eh, listemize bu topraklardan da kitaplar eklesek olmaz. Marka iletişimi ve satış psikolojisi üzerine oldukça derin bir birikimi olan, ülkemizin sayılı markalaşma uzmanlarından Güven Borça’nın yazdığı bu kaynak, aslında az sayıdaki Türkiye kaynaklı pazarlama ve reklamcılık kitapları arasında uzun süredir muazzam bir boşluğu dolduruyor. Yerel düzeyde olup da uluslararası kimliğe bürünme potansiyeli taşıyan pek çok kültürel değerimizin olduğunun altını çizen Borça, neden bunun küresel çapta bir başarı hikâyesine dönüşemediğini soruyor ve olası sebepleri kendince açıklıyor. Markalaşamamızın altında yatan alışkanlıklar, risk alamama güdümüz ve daha birçok noktaya dikkat çeken yazar, bu topraklardan bir dünya markası çıkıp çıkamayacağına kafa yoruyor ve buna bizim de ortak olmamızı istiyor. Kitabı okuduktan sonra, yine Borça’nın yazdığı “Bu Topraklardan Dünya Markası Çıkar Ama…” adlı eseri de okuyarak bilgilerinizi daha kalıcı hâle getirebilirsiniz.

Benden Sonra Devam

Biraz da iş dünyasına kulak verelim. Garanti Bankası Eski Genel Müdürü Akın Öngör’ün, kariyer basamaklarını nasıl çıktığını ve Türkiye’nin en büyük bankalarından birinin tepesinde yer alırken yaşadığı zorlukları ve mutlu anları anlattığı anı türündeki bu kitabı okurken; verilen büyük emeklerin ve birlikte çalışılan insanların profesyonel yaşamda nasıl başarıya dönüştüğünü göreceksiniz. “Benden sonra tufan” demek yerine “devam” demeyi seçen Öngör, tam da bu nedenle deneyimlerini yeni nesile aktarmak istemiş, bize de okuması kalmış.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

2009 yılında Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden, 2015'te ise Anadolu Üniversitesi Marka İletişimi Bölümü'nden mezun olan yazar, 2013 yılından beri pazarlama ve reklamcılık üzerine çalışıyor. Geleneksel ve dijital reklam ajanslarındaki çizgi altı ve üstü çalışmalarda metin yazarlığı yapan, ulusal ve küresel ölçekte birçok markayla birlikte çalışan yazar, bir yandan da Anadolu Üniversitesi'ndeki Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimine de devam ediyor. En büyük tutkusunun edebiyat olduğu biliniyor, şehirdeki festivalleri yakından takip ediyor. Bir gün Patagonya'ya gitmenin hayalini kuruyor.

Bir Cevap Yazın

Takım Yönetmek İçin Sahip Olmanız Gereken 8 Beceri

1- Çalışanlarınızı İş Yerinde Güvende Hissettirmelisiniz.

Büyük liderler kendi çıkarlarını her zaman çalışanlarının çıkarlarının arkasına koyar ve iş yerinde çalışanlarının kendilerini güvende hissetmelerini isterler. Çalışanlar haklarının asla yenilmeyeceğinden emin olmalıdır. Uğradıkları başarısızlıklardan ders çıkarıp ilerleme amaçlı kullanmaları için kendilerini güvende hissetmeli ve yöneticilerinin onlara güvendiğini bilmelidirler. Bu da her zaman daha yüksek düzeyde bir güvenle sonuçlanır.

Bir lider, çalışanlarını korumak ve iyileştirmek için kendini riske atar ve feda ederse, çalışanları da marka ve onun için hareket ettirmeye razı olurlar.

2-  Gerektiğinde Fikrinizi Değiştirebilmelisiniz

En zeki insanlar bile hata yapabilir ancak iyi bir lider yanlışını kabul edebildiğinde belli olur. Ne yazık ki pek çok lider tam bu noktada zayıf görünmemek için yanlış olduğunu anlasa bile kararını ya da fikrini değiştiremiyor. Fakat bir şeyin yanlış olduğunu itiraf etmek ve takımızını ve şirketi bu şekilde kurtarmak daha büyük bir güç gerektiriyor.

3- Takım Bağının Önemini Anlamanız Gerek

Bazen takım ile yapılacak aktiviteler zorlamaymış veya akraba buluşmasıymış gibi gelebilir. Önce gitmek istemezsiniz sonra da eve dönmek…

Takımla aranızda gerçek bir bağ kurabilmek için kişisel hikayelerini öğrenmeniz gerek. Hikayeleri paylaşmak ve olumlu sosyal deneyimlere sahip olmak, bir liderin takımlarıyla güven geliştirmesinin en iyi yoludur. Her iki şey de, insanlarla empati kurmamıza yardımcı olan hormon oksitosinin serbest bırakılmasını tetikler ve bize ailelerimiz için yaptığımız gibi başkalarına yardım etmemizi, onlarla ilişki kurmamızı ve onlarla ilgilenmemizi sağlar. Başka bir deyişle, bağlanmamızı sağlar ve bu iyi bir yoldur. 

Sizin ve takımınızın tutkulu olduğu, yaşam tarzınız ve kariyer motivasyonlarınız hakkında gerçek sohbetler yapmak, engelleri aşacak ve ekibinizin birbirleriyle ve liderinizle olan güvenini oluşturacaktır.

4- Empati Kurmalısınız

Beyninizin empatiyi tetikleyen kısmı ayna sistemidir. Bir insanın bir şey yaptığını gördüğünüzde ve aynı şeyi yaptığınızda ortaya çıkan düşünceleri ve niyetleri harekete geçirir. Bu, o kişinin eylemlerini neyin motive ettiğini anlamanıza yardımcı olur. Ancak, diğerlerinin üzerine güce sahip olduğunuzda, çoğu liderlik rolünde olduğu gibi, ayna sistemi çok fazla uyarılmıyor ve bu durum kendinizi diğer insanların kalıbına girmeye zorlamamanıza neden olur. 

İş yerinde birisi sizin sinirinizi bozacak bir şey söylediğinde bir adım geri çekilin ve o kişinin pozisyonuna bakın. Nasıl hissediyorsunuz? Bu bakış açısıyla bir şeyler mutlaka değişecektir. Bu şekilde çözüme çok daha rahat varabilirsiniz.

5- Takıma Meydan Okutmalısınız

1988-89 NHL Hokey sezonunda Brett Holl, 41 gol attı. Sezon bittikten sonra, baş antrenörü Brian Sutter ile birlikte çıkışta bir toplantı düzenledi. Toplantıda övgüden başka bir şey beklemiyordu fakat Koç Sutter ona övgü dolu sözler etmedi, Hull’a maçlarda daha iyi olmasını söyledi. Hull en iyi bir şekilde St. Louis’e geldi ve ikinci sezonun başlamasıyla neredeyse 72 gol atarak birinci dönem attığı gol sayısını ikiye katladı. Başarısı gittikçe arttı ve üçüncü sezonda ise 86 gol atarak kendi başarısını Koç Sutter sayesinde yükseltti.

6-  Duygularınızın Karar Verme Sürecinizi Etkilemesine İzin Vermemelisiniz

Büyük liderler çok fazla duygusal acıya sebep olsalar bile doğru olanı yaparlar. Eğer birinin gitmesine izin vermeleri gerekiyorsa, kendileri gibi olsalar bile gitmelerine izin verirler. Birisine yapıcı eleştiriler vermeleri gerektiğinde, duygularını incitmek istemeseler bile, onlara neyin gelişmesi gerektiğini söylerler.

7. Şeffaf Olmalısınız

İyi liderler çalışanlarına güvenir. Çalışanların da liderlerine güvenmesi için yöneticilerin açık olması gerekir. Şeffaf ve açık olunmadan işler saklanıp gizlendiğinde bu çalışanları korkutur ve bir belirsizliğe sürükler.

Büyük liderler genellikle bilgi ile insanlığa güvenir. Takımlarının organizasyonlarında ki sorununlarının anlaşa bilerek çözüleceğini biliyorlar.

8- En İyi Performansları Taktir Etmelisiniz

Lider olarak takımınızı nasıl değerli hissettireceğinizi bilmelisiniz. En önemli duygusal ihtiyaçlardan birisini yapmazsanız ekibiniz işten memnun kalmaz. “Çalışan memnuniyetsizliği” en yaygın nedenlerden biridir. Çalışanı takıma önemli hissettirmek, kendisini geliştirmeye devam etmesini dile getirmek ve çalışanları ödüllendirmek diğer çalışanlarınızın da motivasyonunu arttırmada faydalıdır.

Kaynak: HubSpot

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Instagram’a “Bana Soru Sor” Özelliği Geldi

  • Instagram, beklenen özeliği “Bana Soru Sor” aktif hale getirdi. 
  • Kullanıcıların hikayeler bölümünde paylaştıkları içerikleri bana soru sor butonu üzerinden soru yöneltmeyi mümkün kılan yeni özelliğin, popüler sosyal ağ üzerindeki etkileşimi geliştirdi. 
  • İlgili yazı: Instagram, Hikayelerine Müzik Ekleme Özelliği Getiriyor

Her geçen gün popülerliğini arttıran Instagram aylık 1 milyar kullanıcıya sahip. Fotoğraf ve video paylaşımlarının ardından hikayeler özelliğiyle üst seviyeye ulaşan Instagram, sosyal medya kullanıcılarının en çok tercih ettiği sosyal medya platformu olarak biliniyor. Instagram, geçtiğimiz günlerde ilk olarak 1 dakikalık video paylaşım süresini aktifleştirmiş ardından ise IGTV’yi tanıtmıştı, 1 saati bulan videolarla YouTube’a rakip bir platform yaratmıştı.

Instagram geçtiğimiz haftalardan bu yana testlerini sürdürdüğü “Bana Soru Sor” özelliğini bugün itibari ile aktifleştirdi. Kullanıcılar arasındaki etkileşimi artıracak bu yeni özellik sayesinde, bir kullanıcının hikaye bölümünde paylaştığı içerik üzerine direk mesaj atmak yerine özel soru kutusundan soru sormak artık mümkün.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Haftanın En Çok Okunan 10 İçeriği

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link